İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

17.10.1987 - Muhabbeti Artıran Üç Şey, Selam Vermek, Yer Vermek, İsmiyle Hitap Etmek

17.10.1987 - Muhabbeti Artıran Üç Şey, Selam Vermek, Yer Vermek, İsmiyle Hitap Etmek
Hadisler Deryası

17.10.1987 - Muhabbeti Artıran Üç Şey, Selam Vermek, Yer Vermek, İsmiyle Hitap Etmek

18.03.2026
22 dk 54 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi’l evvelîne ve’l âhirîne Muhammedini’l Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin zevi’s sıdkı ve’l vefâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:  

Selâsün yüsaffîne leke vudde ehîke tüsellimu aleyhi izâ lekîtehû ve tüvessiu lehû fi'l-mecâlisi ve ted'ûhu bi-ehabbi esmâihî.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

El-Beyhakî’nin rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri buyurmuşlar ki;

Selâsün. "Üç şey vardır." Yüsaffîne leke vudde ehîke. "Sana arkadaşının muhabbetini, sevgisini arttırmaya vesile olurlar."

Nedir bu üç şey? Senin davranış şeklin?

Birisi;

Tüsellimu aleyhi izâ lekîtehû. "Kardeşinle karşılaştığın zaman ona, es-selâmu aleyküm, es-selâmu aleyküm ve rahmetullah veya es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû diye selam verirsin, güleç yüz gösterirsin."

Ve tüvessiu lehû fi'l-mecâlisi. "Toplantıya geldiği zaman, 'Gel kardeşim.' diye yanında yer açarsın, yer gösterirsin." O da "Bak, bu kardeşim beni yanına alıyor, oturtuyor. Sıkıntı çekmeyeceğim. Meclise oturmakta yer bulamayacağım gibi bir şey kalmıyor." diye sevinir. Selam verdiğiniz zaman sevinir.

Ve üçüncüsü;

Ve ted'ûhu bi-ehabbi esmâihî ileyhi. "Ona, onun en hoşlanacağı isimleriyle hitap edersin."

Burada dikkat edilirse üç basit şey söyleniyor ama bunlar bir âdet olarak, töre olarak muntazaman yapılması gereken şeyler. Cemiyetlerin âdâb-ı muaşereti böyle birtakım kaidelere dayanıyor. İslâm âdâb-ı muaşeretini de Peygamber Efendimiz bize hadis-i şeriflerinde öğretmiştir. Küçük şeylerden büyük şeylere, imanın en önemli meselelerinden hayatın en küçük detayına kadar Peygamber Efendimiz bize hadis-i şeriflerde öğretmiş oluyor.

O bakımdan hadis-i şeriflerin öneminin çok büyük olduğunu her zaman sizlere ifade ediyoruz. Aman hadisleri okuyun çünkü Peygamber Efendimiz her şeyi öğretiyor. Titiz bir babanın, şefkatli bir annenin evladını en terbiyeli tarzda yetiştirmek için neler söylediğini bilirsiniz.

"Aman evladım yemek yerken önünden ye, aman başkasının tabağına bakma, başkasının eline bakma, aman sağ elinle ye, aman üstüne dökmemeye dikkat et, şeker ikram ederlerse bir defa al, aman ikincisini avuçlama, çok ayıp olur…" diye çocuklarımıza detayı öğretiriz. Bu detay bilgiler öğrenile öğrenile çocuk -maşallah- herkesin beğendiği, kibar, zarif bir çocuk olur. "Aile terbiyesi görmüş. Maşallah! Görgülü bir ailenin çocuğu olduğu el öpüşünden, hatır soruşundan, davranışından, yemek yiyişinden belli oluyor." derler. Derhal fark eder. Şair; "Kenarın dilberi nazik olsa da nazenin olmaz." diyor yani insanlar arasında adaptan, erkândan, zarafetten yana farklar oluyor.

Ben de kendi hayatımdan bunu o kadar net olarak görüyorum ki… Anadolu'nun muhtelif kasabalarına gidiyorum; kardeşlerimizi, ihvanımı ziyaret ediyorum. Onlar da "Hoş geldin." diyorlar. Her birisinin kendisine göre bir misafir ağırlama tavrı, tarzı var. Bakıyorsun kimisi hakikaten ne kadar ince, zarif, leb demeden leblebiyi anlıyor, halden anlıyor, en güzel tarzla derhal ikramlarını ona göre yapıyor. Misafirin gözünün içine bakmak lazım! Misafir yorgun argın gelmiş… Hocamız derdi ki:

"Misafir gelir gelmez 'aç mısın' filan diye sorulmaz. Hemen evde ne varsa bir siniye hazırlarsın. Tıkır tıkır koyarsın. Reçel, peynir, zeytin, ekmek… Hemen ikram edersin."

Eski fıkralarda anlatılıyor; gelen misafire, "Aç mısın, susuz musun, uykusuz musun?" diye ev sahibi sormuş. O da demiş ki; "Yolda gelirken çeşme başında su içtim, uyudum geldim." Demek ki susuzluğu gitmiş, uykusuzluğu gitmiş, ne kaldı? Belli ki karnı aç. Tabi yolda [yemek yemediği] için karnının aç olduğu anlaşıldı, sormaya lüzum yok. Koyarsın, yiyişinden karnının açlığı tokluğu belli olur, daha fazla takviye getirirsin. Bunlar ince edeplerdir. Bir insan bunları gezdikçe, büyüklere baktıkça ve bilhassa hadis-i şerifleri okudukça öğrenir.

Emin olun, hadis-i şerifler her türlü âdâb-ı muaşereti öğretiyor. O kadar kıymetli bir hazine var ki elimizde… " Bu hazineden nasıl gafil duruyoruz, nasıl bunu sabah akşam okumuyoruz, niçin çoluk çocuğumuza anlatmıyoruz, niçin ezberlemiyoruz, niçin toplantılarımızda sözümüz, konuşmamız, sohbetimiz bunlar üzerinde olmuyor?" diye hayret edilir. Çok güzel! Bakın işte burada çıkıyor.

Senin, sana karşı arkadaşının muhabbetinin artması için ne yapman lazım?

Peygamber Efendimiz üç tane şey öğretiyor. Ama dikkat ederseniz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin öğretim tarzında bir rahatlık, hafiflik var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öğretirken; "Arkadaş bu işin çerçevesi budur. Bunun için seksen dokuz tane madde vardır. Şunu şöyle yapacaksın, bunu böyle yapacaksın." diye detaylı bir şey gözünün önüne serse öğreteceği kimsenin gözünü korkutur. Seksen dokuz tane maddeyi insan okuyamaz, hatırında tutamaz.

Peygamber Efendimiz nasıl yetiştiriyor sahabesini?

Üç tane, beş tane malzeme vererek… Sen 'hasta iyi olsun' diye doktorun verdiği hapların hepsini hastanın avucuna doldurup yutturur musun? Hayır! Öyle yaparsan hasta ölür, iyi olmaz. Hapların hepsini yuttu, midesini yıkamaya hastaneye götürürler, kurtulursa kurtulur, kurtulamazsa innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn… Cenaze merasimi yapılır.

Demek ki hepsi birden olmuyormuş. İnsana da terbiye hepsi birden 'pattadak' verilmez. Efendimiz öyle öğretiyor, kademe kademe…

Niçin Kur'ân-ı Kerîm cümleten vâhideten semadan pırıl pırıl, nurani bir kitap olarak Peygamber Efendimize melekler tarafından getirilip verilmedi?

Allah isteseydi karanlık bir gecede nuru belli olsun diye ışıl ışıl, pırıl pırıl kanatlı melekler uçarak Kur'ân-ı Kerîm'i Peygamber Efendimiz' e getirirlerdi. Peygamber Efendimiz; "Gökten Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm indirdi. Ey Müslümanlar! Buna uyun!" derdi.

Niye öyle olmadı?

Kezâlike li-nüsebbite bihî fuâdeke ve rettelnâhu tertîlâ.

Hem öğreten kimse olan Peygamber Efendimiz' in hem de öğrenen kimseler olarak ümmetin hazmetmesi için terbiye, yirmi üç yıla yayılmış. Yirmi üç yılda Efendimiz onlara oturmasını, kalkmasını, konuşmasını, yemesini, içmesini, düşünmesini, sevmesini, niyet etmesini, riyasızlığı, gösterişsizliği, tevazuu; iyisini kötüsünü her şeyini öğretmiş.

Burada da diyor ki; kardeşinin sana karşı sevgisi saflaşsın ve tertemiz, pak, halis olsun diye istersen şunlara riayet et. Üç tane kaide:

Gördüğün zaman selam ver; selâmün aleyküm. Tebessüm ediver, bir şey olmaz, hiçbir şeyin eksilmez. Peygamber Efendimiz, tebessümüke sadakatün dediğine göre, sadaka vermiş gibi sevap kazanırsın. Güleç yüzlü olacağız, tatlı dilli olacağız, selâmün aleyküm diyeceğiz, halini hatırını soracağız. Bir insan birisine selâmün aleyküm dediği zaman on sevap kazanıyor; az bir şey değil. Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah deyince yirmi; es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû dediği zaman otuz sevap kazanıyor.

Bir çarşıda, pazarda yürüsen selâmün aleyküm, selâmün aleyküm, selâmün aleyküm, selâmün aleyküm diye gitsen otuz, altmış, doksan, yüz yirmi… İnsan bir sürü sevabı alıp gelir. Bir Ramazan'da kazanılacak sevabı bir çarşıda kazanır gelir.

Bu benim fikrim mi?

Hayır! Abdullah İbn Ömer arkadaşından birisine demiş ki; Hz. Ömer'in oğlu Abdullah; ebâdile-i erbaadan, ulemanın ileri gelenlerinden, sahabenin alimlerinden mübarek bir kimse.

"Haydi gel, seninle çarşıya gidelim." O da "Allah Allah!" diye şaşırıp kalıyor. Diyor ki;

"Yâ Ömer'in oğlu! Ben senin huyunu bilirim. Sen titiz bir Müslümansın, çarşıyı pazarı sevmezsin. Çarşı pazarda yalan yere yeminler edilir, tartıda hileler yapılır, insanlar aldatılır, gözler boyanır; şeytanın çok dolaştığı bir yer. Niye gitmek istiyorsun, söyle bakalım?"

Sıkıştırıyor. "Ağzından baklayı çıkart" deriz ya biz, niyetini anlamak istiyor. Abdullah İbn Ömer diyor ki;

"Orada çok insan var. Selam verir, sevap kazanırız."

Ben dün akşam bir kasabadaydım.

"Yukarıdaki camiye namaz kılmaya gidelim."

Pekâlâ! Çarşıdan geçiyoruz. Kimisi oturmuş kahvenin önüne, sigaraları tüttürmüşler, tellendirmişler, bacak bacak üstüne atmışlar; kimisi orada, kimisi burada. Ben yanlarından geçiyorum, mahsustan takkeyi de çıkartmadım, sakalım da zaten alamet-i fârika… Takkeyle, uzun cübbeli bir gerici adam caddede yürüyor. Selâmün aleyküm diyorum, adam şaşırıyor; kendisine selam verilmesine alışmamış. Çünkü belki namazsız niyazsız filan olduğu için oradaki Müslüman kardeşlerimiz gördüğü zaman sırtını da çeviriyor olabilir.

Ben önüme gelene, selâmün aleyküm, selâmün aleyküm, selâmün aleyküm dedim, yukarıya kadar çıktım. Çeşitli davranışlar ama umumiyetle selâmün aleyküm deyince şaşırıp kalıyorlar. Bir iki tanesi de hiç cevap vermedi. Ya ben yavaş söyledim ya da duydu, "Şu gericiye selam vermeyim." dedi, bilmiyorum. Ben de o zaman ve aleyne's-selâm dedim, selâmı kendi üzerime aldım. Bir verdiğim için sevap kazandım, bir de aldığım için sevap kazandım. Yallah yürüdüm gittim, isterse alsın isterse almasın. Ben, "Allah'ın selâmı senin üzerine olsun." diyorum almıyor, kendisi bilir.

Onun için selam vereceğiz; bir. Selam vermenin çok faydası var ve Peygamber Efendimiz' in selam hakkındaki tavsiyesinin Medine-i Münevvere' ye ilk gittiği günlerde başlaması çok enteresan. Mekke-i Mükerreme'den muhacirler müşriklerle kavga etmişler, yerlerinden yurtlarından çıkartılmışlar, mübarekler yeni bir şehre gelmişler. O şehrin ahalisi var. Yabancılara bakıyorlar; memnun olanlar var, olmayanlar var.

Peygamber Efendimiz gelmeden önce iki kavga eden kabile birbiriyle anlaşmış, birisini kendilerine reis seçmek üzerelermiş. Peygamber Efendimiz geliverince reis seçme işi suya düşüyor, olmuyor. Tabi o adam, münafık Peygamber Efendimiz' in geldiğine kızıyor.

Kızanlar var, merak edenler var… Abdullah İbn Selam o zaman Yahudi alimi imiş. Henüz daha Müslüman olmamış. "Mekke'den birisi gelmiş, peygamber olduğu dillerde dolaşıyor." tarzında haberi işitince, "Gideyim şu şahıs kimmiş, bir bakayım." diyor. O da Yahudi alimi olduğu için peygamber nedir az çok bilen bir kimse, ehl-i kitaptan… "Dur bakayım, şu kimmiş." diye kalkıyor, gidiyor.

Kendisi sonra Müslüman oldu, radıyallahu anh… Şöyle anlatıyor;

Fe izâ vechühû leyse bi-vechi kezzâb. "Yüzüne bir bakıverdim ki o yüz hiç öyle yalan söyleyecek bir insan yüzü değil."

Efendimiz' in bir kere görünüşüne hayran kalmış, pırıl pırıl nûrâniyetinden hemen [anlamış]. "Sözüne dikkat ettim, sözü şuydu…" diyor;

Efşu's-selâm. "Aranızda selâmı aşikâre eyleyiniz, yaygınlaştırınız."

Selamun aleyküm selamun aleyküm.

Bakın, Peygamber Efendimiz' in Medine'ye gelince tavsiyesi bu;

Efşu's-selâm. "Selâmı yayınız, ifşa ediniz, aşikâre ediniz." Ve et'amu't-taam. "Yemek yediriniz." Ve sallû bi'l-leyli ve'n-nâsü niyâm. "İnsanlar gece uyurken kalkın ibadet edin, Allah'a tazarru ve niyaz eyleyin." diye tavsiye etmiş.

Muhterem kardeşlerim!

Selâmın çok önemi var ki Efendimiz ısrarla üzerinde durmuş. Bunun da ben çok faydasını görüyorum ve Müslümanların hepsi selâmın çok faydasını görürler. Trene girersin, selâmün aleyküm dersin, kompartımana oturursun… Otobüse girersin, kahveye girersin, lokantaya girersin, çarşıya gidersin, pazara gidersin, dükkâna girersin; selâmün aleyküm dersin. Bir sürü dost, bir sürü ahbap iyi yüz gösterirler; dostluk, ahbaplık olur. "Haydi bizim eve gidelim, çorbayı bizde içelim. Bu akşam bizde kalmaz mısınız?" Böyle şeyler oluyor.

Bazen de ters oluyor. Tek tük ters oluyor, dünyanın halidir. Biz bir yerden bir tapu alacaktık, dışarıda bekledik, arkadaşımız işlemleri yaptı, tapu memurunun huzuruna gideceğiz. Artık resmî işlem; hâkim edasıyla ibareyi okuyacak, "imzala şurayı" diyecek filan… Tam o safhaya gelmiş, selâmün aleyküm dedim, ben içeri girdim. Selâmün aleyküm dedi, abim içeriye girdi. İkimiz içeri girince adam başını kaldırdı bir baktı, ben sakallıyım. Biraz durdu, bir yutkundu. "Daha işlem tamam değil, çıkın dışarı." dedi. Öteki memura, "Siz çağırmadınız mı?" dedik. Öteki memur da kıpkırmızı kesildi. O işleri, her şeyi tamamlamıştı, çağırmışlardı bizi, "gel imzalayalım" diye. Ama adam bizim selâmımıza, selâmün aleyküm dememize kızdı. Layık değil o selama! Biz, "Allah'ın selâmı senin üzerine olsun." diyoruz, ahirette saadet bulacak; ona yaramadı, o selam ona gitmedi. Ondan sonra biz yine işimizi yaptık ama o selama o nail olamadı. Böyle de olur.

Olsun! Onlar insanın ümidini kırmamalı, kesmemeli, dikkat etmeli. Tabi günah üstündeki bir insana da selam vermek doğru değil. Biz hüsnü zan eyledik, rüşvet almayan bir tapucudur diye düşündük, selam verdik ama layık değilmiş, ne yapalım? Selam vereceğiz, bir.

Ve tüvessiu lehû fi'l-mecâlisi. "Meclise, toplantımıza geldiği zaman yer gösteriverirsen sever."

"Gel gel, yanıma otur, şuraya gel. Rica ederim yere oturma. Bak, şu yastığı arkana al…" filan. Küçük şey bu ama bu küçük jestten o arkadaşın sana karşı muhabbeti, sevgisi artar. Çünkü sen ona ilgi gösterdin o da sana yakınlık duyar. Bu da bir [incelik…]

Bir kardeşimiz meclise geldiği zaman -meclis, Büyük Millet Meclisi değil yani meclis demek toplantı, toplantı yeri demek, toplantı yerine geldiği zaman- ona yer göstermek. Sıkışıksa adam kapıda duruyor, bakıyor, herkes bir köşeye oturmuş. Herkes de onun gözünün içine bakıyor, o ayakta kaldı. Olmaz! Mübarekler biraz [sıkışıverin] bu da otursun.

Anlaşılan Peygamber Efendimiz' in meclisleri kalabalık olduğu için bu gibi durumlar çok oluyordu. Tabi tenha bir yer olsa, o zaman herkes gelir bir yere oturur da bilhassa kalabalık yerde, kalabalık zamanda mecliste yer göstermek büyük iş görür. "Buyur kardeşim, şuracığa oturuver. Biz sıkışırız, gel sen de yerleş." filan demek güzel olur. Bu sevgiyi arttırıcı oturum edeplerinden, topluluk edeplerinden bir edeptir.

Üçüncüsü;

Ve ted'ûhu bi-ehabbi esmâihî ileyhi. "İsimlerinin ona en sevgili olanı ile hitap edersin."

Muhterem kardeşlerim!

Bunun da üzerinde biraz durmak istiyorum. Genel müdürlük ve bakanlık yapmış çok sevdiğim, hürmet ettiğim bir dostum var. Hareketlerine dikkat ediyorum; çok seviliyor, muhiti geniş, Müslüman mütedeyyin bir kimse. Bu kimseye dikkat ediyorum, konuştuğu kimselerle selamlaşırken, söze başlarken öyle güzel hitap buluyor ki… Hitap ediş tarzı, ilk hitabı… "Hocam" diyor, "efendim" diyor; ne diyecekse muhatabının hoşuna en çok gidecek hitabı buluyor.

Eğer onu bulamazsan ters tesir yapabilir. Mesela sakallı gördüğü için adam bana diyor ki; "Hafız, geç şuraya otur." Hafızlık kötü bir sıfat değil ama bu devirde "hafız" deyince herkes nedense pek şey yapmıyor. Beni de sakallı gördüğü için tahakküm edici bir edayla, "Hafız, geç şuraya otur." diyor mesela. Geçip oturuyorsun, birazcık zaman geçiyor, birisi geliyor, "hocam" diyor, ötekisi geliyor, el öpüyor. Neticede tanışma oluyor ki biz üniversitede profesörmüşüz. O zaman ceketini ilikliyor, "hocam" diyor, bilmem ne diyor; geçmiş ola… O geçti. İlk başta o güzel muameleyi yapmadın, hor gördün, hakir gördün, tepeden baktın; kaybettin.

İnsanın kardeşini sevmesi ve ona uygun bir hitap tarzı ile hitap etmesi lazım. Sinirlendirici bir hitap tarzı ile hitap etmemek lazım.

Mesela bir kimseye Ahmet Efendi desen -o da bir unvan olmuş, yerine göre- Ahmet Efendi ise "Ahmet Bey" desen olmuyor. Ahmet Bey ise "Ahmet Efendi" desen olmuyor. Kimisine "bey" de desen olmuyor, "efendi" de desen olmuyor; "beyefendi" demek gerekiyor. Yani unvanların rolü ve tesiri var. Mesela bugün maiyetindeki bir kimseye "efendi" diyorlar. Yüksek olursa "bey" diyorlar. Bunlara dikkat etmek lazım!

Kardeşe en çok memnun edecek, en memnun kalacağı ifade ile hitap etmek lazım. Mesela gidip de "Nasılsın kör kadı?" dersen yandın. Adamın bir gözü kör olabilir ama sen "kör kadı" dediğin zaman yandın. Öyle demeyecektin. Öyle deyince yanarsın. Demek ki doğru olan bir şeyi bile söylesen olmaz. Sevgi ve saygı ifade eden bir isim ve bir hitap ile hitap etmeye dikkat edin.

Başarının, tutunmanın, muhit kazanmanın, başka insanlar tarafından sevilmenin inceliklerinden birisi neymiş?

Muhatabına onun hoşlanacağı bir sıfat ile hitap etmekmiş. Fazla bir şeyle hitap edebilirsiniz, ziyanı yok. Ama azla hitap edersen kalbi kırılır. Mesela diyorlar ki Almanya'da bir kimseyle tanıştırıldığın zaman -kitaplar öyle yazıyor- rahatlıkla, "Nasılsın doktor bey?" diyebilirsin. Çünkü adamlar umumiyetle doktora yapmışlardır. Okuyorlar, derhal bir sahada ihtisas yapıyorlar, doktor unvanını alıyorlar, diye rahatlıkla diyebilirsin.

Doktor olana doktor demezsen kızar. Adamın doktorası varsa, "Niye buraya 'Dr.' yazmadın?" diye dırdır ediyor. Yani profesör diyeceksin, doktor diyeceksin. Adama birisini tanıtıyorsun, doçent demiyorsun bir başka şey söylüyorsun, yanlış oluyor. Unvanları iyi öğrenmeli, eksiksiz söylemeli, hoşuna gidecek ifade ile hitap etmeli. Sevgiyi arttırıcı önemli hususlardan birisidir.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA