İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

12.10.1986 - Cennete ve Cehenneme Gireceklerin Miktarı, Müslümanların Arasındaki Ayrılıklar

12.10.1986 - Cennete ve Cehenneme Gireceklerin Miktarı, Müslümanların Arasındaki Ayrılıklar
Hadisler Deryası

12.10.1986 - Cennete ve Cehenneme Gireceklerin Miktarı, Müslümanların Arasındaki Ayrılıklar

09.12.2019
19 dk 41 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Lâ tezâlü cehennemü yulkâ fîhâ ve tekûlü: Hel min mezîd? Hattâ yedaa fîhâ rabbü’l-izzeti kademeh, feyenzevî ba’duhâ ilâ ba’d, ve tekûlü: Kattu kattu, ve izzetike ve keremik. Ve lâ yezâlü fi’l-cenneti fadlun hattâ yünşia’llâhu bihâ halkan âhara feyüskinühüm fî fudûli’l-cenneh.

Bu hadis-i şerif cennet ve cehennemle ilgilidir.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Hazretleri buyurmuşlar ki:

Lâ tezâlü cehennemü yulkâ fîhâ. Cehennemin içine bu mahlukat atılır durur. İnsanları günahkarları, müşrikleri, münkirleri, suçluları cehennemin içine atılır atılır atılır durur.

Ne kadarı atılacak? Bu hadis-i şeriften ayrı bir başka hadis-i şeriften biliyoruz kardeşlerim. Bütün insanların hepsi bir sığır derisinin üzeri gibi olsa, bu sığır derisinde ne kadar kıl olduğunu düşünün. Bu sığır derisinin üzerinde bir beyaz kıl gibidir cennete girecek insanlar. Böyle buyuruyor Peygamber Efendimiz. Yani bütün insanlar o sığır derisindeki kıllar kadar çoktur, bunların içinden cennete girecek olanların miktarı ne kadarmış? Tek bir kıl kadar. Siyah bir sığır derisinde bir tek beyaz kılcık ,ne kadar yer tutarsa cennete girecekler o kadar.

Ve mâ ekserü’n-nâsi velev haraste bi-mü’minîn. Ey Resulüm; ne kadar istesen, temenni etsen haris olsan da insanların çoğu böyle yanlış yolda giderler inanmazlar diye Kur’an-ı Kerîm bildiriyor.

O zaman ne geliyor hatıra? Şu geliyor muhterem kardeşlerim. Sen kalabalığa bakma. Bu kalabalığın ekseriyeti, kahir ekseriyeti hem de. Çok büyük ekseriyeti Allah etmesin, eylemesin, bizi düşürmesin- cehenneme girecek. Herkese uyarsan, herkesin peşinden gidersen, “Ne yapayım, herkes yapıyor!” dersen sen de paldır küldür o kalabalığın içinde cehenneme yuvarlanır gidersin. Allah etmesin.

Allah bizi cehenneme düşürmeden, azabına ikabına uğratmadan hatta hesap için defterimizi açarsa mahcup oluruz, defterimizi deaçtırmadan bi gayri hisap cennetine dahil eylesin.

Şimdi bu hadis-i şerife dönelim. Diyor ki:

Cehenneme daima, insanlar atılıp durur. İnsanlar ve cinler ,atılır durur cehenneme. Atılır, atılır. Atıldıkça cehennem der:

Ve tekûlü: Hel min mezîd?  "Daha var mı? Daha var mı?"

Yani cehennem doldu, yer kalmadı diye bir şey yok. “Daha var mı, daha var mı?” diye cehennem daha iştahla sorar. Bu cehennem nasıl bir mahluksa, bunu kuvvetli melekler zincirlerle zor zapt ediyorlar. Öyle sağa sola saldırır da zincirlerle zapt edilir.

Onun üzerine Allahu Teâlâ hazretleri kudret kademiyle onun ağzına bastırır o zaman küçülür, katlanır da cehennem büzülür de tamam tamam, pes pes der yani cehennem. Allah-u Teala hazretleri bastırınca daha var mı? Daha var mı? Daha var mı? Saldırgan köpürüyor.

Tekâdü temeyyezü mine’l-gayz. Cehennem gayzından, öfkesinden sanki köpürüp taşacak gibi, öyle bir korkunç manzara.

Allah-u Teala hazretleri kademi izzetiyle ağzına bastırınca o zaman pes pes tamam tamam der o zaman.

Yani daha var mı? Daha var mı? Şey yapmaz yani iştahsını ifade edemez duruma gelir. O zaman büzülür kalır.

Ama bütün cehennem ehli cehenneme girdikten sonra yani.

Buna mukabil; cennete de insanlar girer ama cennette daima geniş yer kalır. Daima bir geniş yer kalır.

Lâ yezâlü fi’l-cenneti fadlun. Geniş bir yer daima boş kalır.

Hattâ yünşia’llâhu bihâ halkan âhar. Feyüskinühüm fî fudûli’l-cenneh.

Hatta Allah kendisi kudretinden başka mahlukat yaratır da o cennetin o boş taraflarını onlarla iskân eder.

Yani cennette daima böyle bir yer kalacak ve cehennem cehennemde öyle cehennemde daha var mı? Daha var mı? Diyecek ama Allah-u Teala hazretleri bastırtınca ağzına o zaman izzetin ve keremine andolsun ki ya Rabbi, pes tamam diye o zaman haddini bilecek şey yapacak.

Muhterem kardeşlerim! Cehennemden mümin olup da günahkâr olanlar yanıp çıkacak. Nasıl çıkacaklar? Kapkara, marsık kömür gibi çıkacaklar. Yanacaklar, kömür olacaklar. Kapkara, hem de birbirine yapışmış olarak.

Hani kok kömürünü nasıl atıyorsun sobanın içine? Ondan sonra birbirine nasıl yapışıyor, böyle şeyle küt küt vurup kırıyorsun? Böyle düşünüyor insan. Birbirine yapışmış olarak çıkacaklar. Onları hayat nehrinde Allahu Teâlâ Hazretleri yıkattıracak. Onlar çimenlerin bittiği gibi yerden bitecekler.

İmanı vardı, çok kabahati de vardı. Cehenneme düştüler, yandılar. Yanmaları tamam olduktan sonra çıkanlar, hayat nehrinde yuyacak, Allahu Teâlâ Hazretleri onları... Tekrar onlara varlık, vücut gelecek. Onunla cennete girecekler ama cehennemde yanıp, cezalarını çekip girdiler.

Onların en son gireninin halini, bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz anlatıyor. Diyecekmiş ki:

Ya Rabbi, beni şu cehennemden çıkart; senden başka hiçbir şey istemiyorum! Şu azaptan kurtar beni!

Pekiyi. Zaten Allahu Teâlâ Hazretleri çıkarmayı murat eylemiş, çıkacak. Öyle diyor. “Ya Rabbi, beni buradan çıkart.” Çıkıyor. Cehennemin dışına çıkartmış ama önünde azaplar, işkenceler, ateşler, dumanlar, zakkumlar. Manzara önünde. Oraya çıkınca diyecekmiş ki:

Ya rabbi, bana bunları gösterme. Benim yönümü buradan çevir de senden gayri başka bir şey istemem.

Pekiyi kulum.

Onun yönünü çevirecek. Cehennem tarafını görmüyor artık kul. Cehennem tarafını görmüyor ama uzaktan cenneti görecek. Cenneti görecek. Bir mübarek mahal… Köşklerin pırıltıları, şeyleri, şaa şaası. Hani bir şey istemeyecektin? Hani Allah’tan başka bir şey istemeyecektin?

Diyecekmiş ki: “Ya rabbi, beni şu cennetine sok, daha senden gayri başka bir şey istemem! Yeter ki şuraya bir gireyim, başkaca bir şey istemem.” Allahu Teâlâ Hazretleri onu cennete sokacakmış. Öyle yerler verecekmiş ki bu yeryüzü ve bu semavat kadar. En son giren, derecesi en aşağıda olan o şahsa bu yeryüzü ve bu semalar kadar yer verecekmiş ve o zat da sanacakmış ki Allah cennetteki en büyük mülkü bana verdi. Öyle sanacakmış. Halbuki bilmiyor ki en sonuncu, daha kendisinden yüksek kullara Allah neler verdi.

Onlara cehennemî, diyecekmiş cennetlikler. Yani cehennemî ne demek? Cehenneme girdi, yandı, sonra buraya geldi. Onlar sonradan buraya geldikleri için cennet ehli onlara cehennemîler diyecekmiş. Ha bunlar cehennemlikler, cehennemde yanıp da gelenler diye. O laftan da üzüleceklermiş onlar, diyeceklermiş ki: “Ya Rabbi, bu isim güzel bir isim değil. Bizi bu isimden kurtar!” Ondan sonra o isim de kaldırılacakmış onların üzerinden. Cennette artık, cennetle cehennem arasında ölüm sanki bir koyun suretinde kesilecek. Yani ölüm yok.

Ondan sonra cehennemin kapısı kapatılacak. Cehennem ehline denilecek ki hadi bakalım azabı çekin, ebediyen! Ondan sonra cennet ehline de “Hadi bakalım, cennettesiniz. Ebediyen nimetlerimle mütelezziz olun!” Denilecek.

Muhterem kardeşlerim, bunları bize Rasûlüllah bildiriyor. Bunları bize Kur’an-ı Kerim bildiriyor. Cennet hak mı, hak. Cehennem hak mı, hak. Peki cehennem hak da ondan kurtulmak için niye çalışmıyoruz? Cennet hak da orayı kazanmak için niye çabalamıyoruz? Niye ter dökmüyoruz? Bu gaflet nedir? Bu uyuşukluk nedir? Bu gevşeklik nedir? Bu eğri eğri yengeç gibi yan yan gitmek neden? Böyle cennete geldiği, asıldıkça ı ı der gibilerden inatçı keçi gibi başını kaldırmak neden?

Allah bize insaf versin. Şu nefsimizi yenmeyi, tepelemeyi nasip eylesin. Şu adduvvun mübin olan şeytanın; mekrinden, hilesinden, aldatmasından kurtulmayı nasip eylesin. Şu güneşli, ağaçlı, dağlı, denizli, ovalı, safalı dünyanın fani lezzetlerine aldanmaktan Allah bizi korusun. Ahireti unutanlardan eylemesin. Cennet için devamlı çalışmayı, cehennemden korunmak için gece gündüz yanıp yakılıp çare düşünmeyi cümlemize nasib eylesin.

Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî, yukâtilûne ale’l-hakkı, zâhirine ila yevmi’l-kıyâmeh.

Bu hadis-i şerif, sayfanın sonundaki hadis-i şeriftir muhterem kardeşlerim.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz buyuruyor ki:

Lâ tezâlü tâifetün min ümmetî yukâtilûne ale’l-hakkı, zâhirine. Ümmetimden daima bir taife bulunacak.

Taife ne demek? Bir grup insan demek. Biz bu kelimeyi bozmuşuz, tayfa yapmışız. Geminin tayfası ne demek? Yani geminin içinde bulunan bütün personel demek, oluyor ya.

Lâ tezâlü tâifetün “Ümmetimden daima bir taife, bir grup insan mevcut olacak. Ne yapacaklar?

Yukâtilune ale’l-hakkı. Hak yol üzerinde cihad edip duracaklar. Daimâ, hiç kesiksiz, Benim ümmetimden canını, malını hak yola koyup da cihad eden bir mübarek taife daima mevcut olacak. Daima, eksiksiz. Ne demek bu? Kıyamet kopuncaya kadar demek.

Bu beni çok teselli ediyor muhterem kardeşlerim. Çünkü ahir zamanda insanlar bozulacak ya. Hiç iyi insan kalmayacaksa, o zaman tutunacak bir dalımız yok. Yani biz de mi berbatız diye insana moral bozukluğu geliyor. Ama bu hadis-i şerifi duyunca diyorum ki:

Demek kıyamet kopuncaya kadar yeryüzünde Allah’ın iyi kulları mevcut olacakmış. Bizi onlardan eyle yaRrabbi! Onu istiyoruz yani. Mâdem öyle mübarek bir topluluk olacak, Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi onlardan eylesin.

Vasıfları nedir bu mübarek topluluğun?

Yukâtilûne ale’l-hakkı. Hak üzere mukatele ederler, bâtıl üzere değil. Herkes çarpışıyor. Orta Amerika’da savaş yok mu? Var. Bilmem ne gerillalarıyla, bilmem ne gerillaları. Guatamala’da bilmem nerede, Brezilya’da, Bolivya’da, dünyanın her yerinde. Vietnam’da, bilmem Tayland’da, şurada, burada, Hindistan’da, Seylan’da, Afrika’da devamlı bir mücadele var. Herkes çalışıyor, kıymeti yok.

Yukatilune ale’l-hakkı. Hak üzerinde bulunacak, hak yolda çalışacak. Bâtılda değil, yanlışta değil, yalanda değil. Bu çok önemli, kardeşlerim.

Bir de, Zâhirîne. Yâni galip gelecekler. Mağlup da olmayacaklar. Zahirîne, yani galip olarak, mansur olarak, Allah tarafından düşmanların üstüne çıkmış olarak. Mağlup olmadan ümmeti Muhammed’den bir grup, asil bir grup mevcut olacak.

Muhterem kardeşlerim, bir başka hadis-i şerifi hatırlattı, bu mübarek sözler;

Peygamber Efendimiz diyor ki o hadis-i şerifinde:

Ey ashabım, siz bugün doğru yol üzerindesiniz. Benim ümmetimsiniz, benim hadislerimi dinlediniz. Benim halimi gördünüz, benim hayatım size numune. Ben sizin aranızdayım, tamam. Her şeyi görüyorsunuz. Doğru yoldasınız.

Ama bir zaman gelecek, din ilmi unutulacak. O zaman cihad edeceksiniz, çarpışacaksınız; fi gayri sebîli’llah, Allah yolundan gayri yolda, cihad edeceksiniz. İşte bu çok tehlikeli.Hem para gidecek, hem can gidecek, hem de sonu boş. Çünkü Allah yolunda değil, bâtılda. Allah bizi böyle etmesin.

Şimdi bu tehlikeye hepimiz maruzuz, çünkü o Afrika’daki adam da, Asya’daki adam da, Ortadoğu’daki adam da. Bu meselâ Filistinli kardeşler, Müslüman kardeşler diye biliyoruz, o onlarla mücadele ediyor, o onlarla mücadele ediyor. Akıl alacak bir şey değil. Neden yapıyorsun bunu? E ben haklıyım diyor. Kendisini haklı sayıyor.

Suriye’de hükümet kuvvetleri öteki Müslümanları tepeliyor. Neden? E ben haklıyım, bunlar haksız diyor.

Allahu Teâlâ Hazretleri bizi hak yolda eylesin.

Hiç kimse benim ayranım ekşi, demez. Herkes benim ayranım tatlı ,diyor. Yani satmak için herkes bir şey söylüyor. Böyle olmayacak. Allah’ın sevdiği yol üzere, hak yol üzere olmak önemli.

Allah bizi hak yoldan ayırmasın.

Hak yol nedir? Nereden bileceğiz hak yolu?

Hak yol Kur’an-ı Kerim yoludur. Kur’an-ı Kerim’dir.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

Benden sonra size öyle bir şey bırakıyorum ki ona sarıldığınız zaman, delalete katiyen düşmezsiniz. Birisi Kur’an-ı Kerim. Hepimizin evinde var mı? Elhamdülillâh var. Hepimiz okuyor muyuz? Elhamdülillâh okuyoruz.

Ama düşünecek olursak evet hepimizin evinde Kur’an-ı Kerim var ama o Kur’an-ı Kerim bizim yakamızı dürüp yakalayıp da davacı olup da sürükleyip götürüp de,

Ya Rabbi; ben bu adamın evindeydim ama bir kere açıp okumadı beni, mânâsını bilemedi ayetlerimin. Benim ahkamıma uymadı.” derse ne yapacağız?

Çünkü Allah Kur’an-ı Kerim’e şefaat hakkı verecek. Şikâyet hakkı verecek. Sen onu asmışsın oraya, önünde içki içiyorsun. Sen onu oraya asmışsın, Kur’an-ı Kerim’in ahkamına aykırı iş yapıyorsun. Haram yiyorsun, günah işliyorsun. Olmaz. Hepimizin evinde Kur’an-ı Kerim var. Var ama ne anladık biz ondan? Ne zaman bir şey anlayacağız? Sen O Kur’an-ı Kerim’i açacaksın muhterem kardeşim, satır satır okuyacaksın. Kelime kelime okuyup anlayacaksın.

Hocam ben onu nasıl anlayım, derseniz, bilmem.

Arayan her şeyi buluyor ama biz hoca takımının, din adamı takımının da kusurunu itiraf ediyorum size. Çünkü burada geçen senelerden, evvelki senelerden işte bana böyle kağıtlar gelir kürsüye sorarlar. Birisi sormuş:

Efendim ben, Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek istiyorum, ne yapayım?

Ne yapacaksın, gayet kolay gibi geldi bana, bizim burada kardeşlerimiz var benim işaretime bakıp duruyor. Hocamız bir şey söylese de yapsak. Tamam. Birisi erkek doktor, karısı da doktor. Şişlide oturuyorlarmış. İkisi de doktor. Kur’an-ı Kerim öğrenmek istiyorlar diye haber geldi.

Tamam. Bir imam hatipli talebeyi gönderirim, Kuran öğretir, biter.

Yok, öyle değilmiş. Kur’an-ı Kerim’in manasını bilmek istiyormuş. Kaç tanesi Kur’an-ı Kerim’in manasını söyleyebilir? Kur’an-ı Kerim’in manasını halka anlatacak kaç kişi var? Kaç kişi var? O zaman paçayı ben böyle kurtardım kendim. Bana bu soru soruldu ya.

Ben Ankara’dayım, Ankara’da oturuyorum dedim. İstanbul’a gelip gidiyorum, Ankara’dayım.

İstanbullu kardeşlerime sordum:

Yahu bu doktoru, bu hanım doktoru kime havale edelim de Kur’an-ı Kerim’i öğretsin buna?

Hangi hocaya havale edelim?

Yok dediler.

Koskoca bilmem kaç milyon İstanbul’da yok. Bu adama şimdi biz, imam-hatip okuluna git diyemeyiz. Yani böyle birisi bir şey istedikten sonra, biz de bir şey veremezsek o zaman Müslümanlar olarak hepimiz mesul oluyoruz.

Ne yapmamız lazım? Bir müessese kurmamız lazım, benim hayalim öyle. Pırıl pırıl bahçesi, tertemiz ağaçlık, çiçek gibi bir bina. Salonlar, parası vakıf, hayrat, zenginlerden geliyor. Hocalar orada oturuyorlar. Gün üçe bölünmüş. Öğleden önce kadınlar; ikindiden sonra tahsilli çocuklar, gençler; yatsıdan sonra esnaf, memur. Üç tane kademe. Yeni başlayanlar, orta dereceliler, ileriler. Kur’an-ı Kerim’in başından sonuna kadar burada, bu gördüğün pırıl pırıl müessesede Allah’ın kelamı Allah’ın kullarına anlatılır. Böyle bir şey istiyor insanın canı.

Yani sen esnafsın. “Saat sekizden sonra serbest olabilirim hocam her akşam. Allah’ın kelamını madem öğrenmek lazımmış, nereye gideyim?” dediğin zaman, benim sana müessese gösterebilmem lazım. Tabi ben tek başıma yapamam, bunu Müslümanların yapması gerekiyor. Yapılmadığı zaman herkes mesul oluyor kardeşlerim.

Biz Allah’ın dinine güzel hizmet etmiyoruz. Dedelerimiz canlarını vermiş, mallarını vermiş, hayatlarını, Allah’ın yoluna vakfetmiş. Biz, görüyorsunuz, Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek isteyen bir kimseye, Kur’an-ı Kerim’i öğreneceği bir yer gösteremiyoruz Müslümanlar olarak. Bu kadar eğitim imkanlarının bol ve çok olduğu bir devrede, bir Allah’ın kulu ben Kur’an’ı öğrenmek istiyorum diyor da doğru düzgün bir şey tavsiye edemiyoruz. Çok kusurluyuz.

Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi, o Kur’an-ı Kerim’e güzel hizmet etmeye muvaffak eylesin. Cümlemizi Kur’an-ı Kerim’in ehli eylesin. Kur’an-ı Kerim’in davacı olmadığı kimseler eylesin.

Kur’an-ı Kerim’in şefaatçi olduğu kimseler eylesin... Hepimizi Kur’an-ı Kerim’i Fatiha’sından Nas’ına kadar her ayetini bilen uyanık, has, halis, hakiki Müslümanlar eylesin. Hayatını Kur’an-ı Kerim yolunda yürüten, Allah’ın emirlerini tutan, günahlarından, yasaklarından kaçan Müslüman olmayı nasip eylesin.

Evlatlarımızı, nesillerimizi, zürriyetlerimizi de sevdiği mü’mini kâmil kullar eylesin.

Memleketimiz daha önceleri İslâm aleminin göz bebeği idi. İslâm aleminin kalbi burada tık tık atıyor idi. Bundan sonra da Rabbimiz Teâlâ Hazretleri; bize gene o izzetleri, o şerefleri bahş ve ihsan eylesin. Din yolunda, Kur’an yolunda, Peygamber Efendimizin sünneti yolunda malımızla, canımızla çok güzel, çok ileri ,çok yüksek ,müesseseler kurarak hizmet etmeyi Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlemize nasip eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA