21.06.1987 - Tevhidin Anlamı, Hased

21.06.1987 - Tevhidin Anlamı, Hased
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ yezâlu kavlu; lâ ilâhe illallâhu yedfeu sehatallâhi ani'l-ıbâdi hattâ izâ nezelû bi'l-menzilillezî lâ yubâlûne mâ nekase min dînihim izâ selimet lehum dünyâhum fe kâlû ınde zâlike kâlellâhu lehum "kezebtüm".
Enes radıyallahu anh'ten bir hadis-i şerif ki bu hadis-i şerifi gönlümüzün sayfasına mutlaka yazalım, hiç unutmayalım. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz:
"Lâ ilâhe illallah sözü -kelime-i tevhîd, kelime-i tevhîdimiz- Allah'ın kızgınlığını kullar üzerinden defeder durur."
Kul, lâ ilâhe illallah dedikçe Allah'ın sahatı, gazabı, kızgınlığı, kahrı, ikabı, azabı, itabı onların üzerine gelmez. O lâ ilâhe illallah onları korur.
Neden?
Lâ ilâhe illallah diyorlar; ehl-i tevhîd, Allah'ın varlığına, birliğine inanmış. İki demiyor, üç demiyor, çok demiyor; Allah bir diyor. Allah'a bağlılığı tamam, lâ ilâhe illallah diyor. Bu Allah'ın gazabını, kızgınlığını, kahrını engelleyen bir siperdir, bir mâniadır; kulu korur. Bu sözün mânası, kul bunu dedikçe Allah'ın kahrına, gazabına uğramaz demek.
Ne zamana kadar?
"Bir zamana kadar ki…" Hattâ izâ nezelû bi'l-menzilillezî lâ yubâlûne mâ nekase min dînihim izâ selimet lehum dünyâhum. "Öyle bir noktaya gelinceye kadar ki dünyalıkları dosdoğru, tıkırında gidince dinlerinden uğradıkları kayıplara aldırmaz duruma düşünceye kadar bu koruma devam eder."
"Dinim eksilirse eksilsin, dünyam yerinde ya… Köşküm, konağım, arabam var ya param geliyor ya sıhhatim yerinde ya göbeğim kocaman ya… Keyfim tıkırında, her işimi yapmışım. Çocuklar yetişmiş, ticarethanemden gürül gürül gelir geliyor..."
Ama ahireti gidiyor, dini noksanlaşıyor.
Hani sen sabah namazlarına gelirdin mübarek, ne oldu? Hani sen yatsı namazlarında, beş vakitte camimizde görünürdün, ne oldu? Hani sen bir zamanlar hayırlar yapardın? Hani sen bizim toplantılara gelirdin? Hani senin hanımın bayağı Müslüman bir hanımdı? Hani senin çocuklar bizim Kur'an dersine gelirlerdi? Yahu her şey değişti, ne oluyorsun? Hacı Efendi sen de mi yahu?..
"Canım işte ne yapalım."
Dinin, akiden, inancın ne?
"Orayı hiç sorma."
Gusletmesi gerektiğini bilmeyen insanlar var. İyi ki sorduğun zaman, "Ben müslümanım." diyor. Adı diline zor gelip de onu da unutanlar vardır. Evlenip bizim Hoca efendileri filan Şişli'den, bilmem nereden çağırıyorlarmış. Ben de onlardan duyuyorum; beni hiç öyle bir yere çağırmadılar. Duyuyorum ki nikâh kıyacak Hoca Efendi diyormuş ki:
"Şu şu farzları biliyor musun?"
"Bilmiyorum."
"Sen bunları öğren, öyle nikâhını kıyayım." diyormuş.
"Guslü bilmiyorlar hocam." diyor. Evlenecekler, ortalıkta cünüp gezecek.
Neden?
Dünyası tıkırında olduğu için dinin noksanlaşmasından yüreği titremiyor! Peygamber Efendimiz onu söylüyor.
Lâ ilâhe illallah kelime-i tevhidi, bu mübarek kelam, bu mübarek söz Allah'ın kahrını, gazabını kulların üzerinden çeker. Kulları Allah'ın gazabına uğratmaz. Ama öyle bir noktaya gelinceye kadar ki dünyalığı tıkırında olduğu zaman dininin noksanlaşmasına aldırış etmez duruma gelinceye kadar. Artık o zaman lâ ilâhe illallah onu korumaz, lâ ilâhe illallah dese de…
Sen ehl-i tevhîd misin? Sen bu sözün ehli misin?
Değilsin! O zaman Allah'ın kahrı, gazabı yağar.
Arkadaşlar! Bizim koca devlet-i aliyyemiz bundan gitmiştir. Şimdi işçi gönderdiğimiz yerlerden, şimdi petrol aldığımız yerlere kadar; Afrika'nın Sudan'ının aşağısından, adını bilmediğimiz Komor adalarından bilmem ne takımadalarına kadar adına hutbe okunan bir ülke idik.
Komor takımadaları, Afrika'nın doğusunda... Komor adasından adamlar buraya gelmiş; onların da dünyadan haberi yok bizim de… Al birimizi vur ötekisine. Birbirinden fark yok. Pabucun teki gibi; biri sağ, biri sol, ikisi birbirine eşit. Hâlâ Abdülhamid Han adına hutbe okuyor. Abdülhamid Han öleli şu kadar zaman geçti, ölüye hutbe okumanın ne [faydası] var? Nerede sizin birliğiniz, beraberliğiniz, iş birliğiniz?
Amerika birleşti, kırk dokuz tane devlet… Kırk dokuz yıldızlı bir bayrak koydu ortaya, koca kıta bir devlet haline geldi. Avustralya birleşti. Hollanda bir federal devlet haline geldi. Almanya birleşti, Prusya beyliği, Bavyera beyliği vs... Federal Almanya'yı kurdu. Rusya birleşti, birleşti, birleşti; bizim Kırım'ımızı, Kafkasya'mızı, Türkistan'ımızı aldı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği oldu.
Allah'ın birliği, kardeşliği emrettiği Müslümanlar parça parça!.. Komor adalarında Abdülhamid Han adına hutbe okunuyor; bizim Komor adalarının nerede olduğunu bilen babayiğitlerimiz parmakla sayacak kadar az.
Komor adaları nerede?
Dünyada mı, ahirette mi? Afrika'da mı, Asya'da mı, Amerika'da mı? Amerika'da Müslüman var mı yok mu? Müslümanın Müslümanla ilgisi yok. Halbuki Müslüman Müslümanın kardeşi. Müslüman Müslümanın yardımına koşacak. İngilizleri Sudan'dan defetmek için biz devlet-i aliyye zamanında Sudanlılara yardım etmişiz. Şimdi de Somali'ye gıda yardımı yapalım filan gibi yavaş yavaş bir kıpırdanışlar var. Demek ki çalışırsak bir şeyler olacak.
Kimseyi suçlamıyorum ama günahlarımızdan... Bizim mü'min olmamız, lâ ilâhe illallah dememiz, minarelerde eşhedü en lâ ilâhe illallah diye imamların, müezzinlerin bağırması çare etmemiş ve birçok topraklar elden çıkmış da o topraklardaki kardeşlerimizin de malları, canları, karıları, kızları, ırzları, namusları ne badirelere uğramış.
Yâ Rabbi! Lâ ilâhe illallah dediğimiz halde bu belalar başımıza neden geldi?
Bu hadisten geldi. Bu hadis-i şerifin içindeki hakikatten dolayı o belalar geldi. Çünkü lâ ilâhe illallah diyorsun ama lâ ilâhe illallah'ın ehli değilsin. Çünkü dininden bir şey noksanlaştığı zaman aldırmıyorsun, dünyaya dalmışsın. Dünyalık yerinde olduğu zaman din olsun, olmasın… Ne diyor şair, Süleyman Efendi diye birisi için şiir yazmış;
"Ayakkabısı vurmadığı zaman amma, anmazdı Allah'ın adını!"
Ayakkabısı vuracak; "Allah'ım! Aman yâ Rabbi! Ayağım, nasırım! Allah'ım Allah'ım!"
Neden "Allah'ım" diyor bu adam?
Ayakkabısı nasırını vurdu da ondan yoksa doğru düzgün dindarlığından değil! O şehitlerin torunları ayakkabısı vurmasa Allah'ın adını anmayacak hâle gelmiş.
Bu nedir? Elif'i görse mertek sanıyor.
Mertek nedir?
Millet şimdi onu da bilmiyor. Eskiden elif'i görünce mertek sanırmış, şimdi mertek ne demek onu da bilmiyor.
Para kazanıyor;
"Mühendis bizim oğlan! Doktor bizim oğlan! Hariciyeci bizim oğlan!"
Dini ne haber? Dini ne durumda?
"Hocam, yok öyle bir şey."
Öyle bir şey olmadığı için problemi de yok. Din olmayınca insanın dinî bir problemi de olmaz. Cepler delik, içinde para olmadıktan sonra mahsuru yok. Para olsa, "cebimden düştü" dersin ama para yoksa cep delik olmuş olmamış, mahsuru yok gibi oluyor.
Muhterem kardeşlerim!
Bütün bu sitemli sözlerin arkasından alacağımız ders şudur ki lâ ilâhe illallah'ı dürüst söyleyelim. Lâ ilâhe illallah sözünün eri ve ehli olalım. Allah'a Müslüman kulsak, Müslümanlık diye bağlanmışsak güzel Müslümanlıkla kulluk edelim. Bizim dinimizdeki noksanlaşma, ahiretimizin mahvının kırmızı tehlike işareti demektir. Tedbir alalım.
İnsan ahiretine çalıştığı zaman dünyalığı noksanlaşsa bile beis değil, mahsuru yoktur ama işin enteresan tarafı Allah dünyalığı da verir. Sen ahireti düşünerek; "Dünya benim gözümde yok. Ölsem de gam yemem, hiç param kalmasa da aldırmam, sokaklarda da kıvransam beis yok, mahzur yok. Ben Allah'ın rızasını ve ahireti istiyorum." deyince Allah bu sefer kapıları açıyor, insana güldür güldür dünyalık da geliyor.
Adamcağızın birisinin evinde bir bereket, bir bereket, bir hayır… Allah Allah! Bir hocaya gitmiş demiş ki:
"Hocam! Ben bu işten şüpheleniyorum, acaba bu istidrac mıdır?"
Yani;
Senestedricühüm min haysü lâ ya'lemûn. Ve ümlî lehüm inne keydî metîn.
Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de; "Allah kâfirin [durumunu] derece derece, istidrâcen döndürür, dolaştırır, ondan sonra onu mahva götürür." buyuruyor.
"Acaba bu da insanın gafletinin bir emaresi midir, istidrac mıdır? Allah'a kulluğum kötü olduğundan böyle bolluk gibi görünüyor da ondan sonra başıma bir felaket mi gelecek?" diye eski insanların meseleleri bunlar. Yeni insanlar ne istidracı ne kerameti bilir ne kahrı ne lütfu bilir…
Gitmiş hocaya sormuş. Hoca demiş ki:
"Anlamak kolay; bir hafta ekmeğin üstüne yağ sür, sokakta ye, bir hafta sonra cuma günü yine gel."
Bir hafta sonra gelmiş;
"Nasıl, azaldı mı evindeki bereket?" demiş.
"Yok, azalmak ne! Daha beter arttı. Her yerden Allah'ın lütfu, rızkı, nimeti yağıyor. Anlayamadım bu işi hocam." demiş.
"Ben sana 'sokakta ekmek ye' dedim, yemedin mi?"
"Yedim."
"Nasıl yedin, anlat bakalım."
"Efendim, kul hakkı göz görmesin diye saklayarak yedim. Kimsenin olmadığı yerde bir ısırdım, yine sakladım; öyle yedim. Kırıp dökmemeye dikkat ettim. Şurama bir mendil koydum. Yine çok dikkat ederken bir keresinde ısırırken bir ekmek kırığı birazcık sıçradı, toprağa düştü. Araya araya bir hal oldum, bulamadım da orayı taşla çevirdim. Öyle sıra sıra taşlarla bir daire yaptım ki kimse üstüne basmasın diye… Bir o kırığı düşürdüm, başka kırık düşürdüğümü de bilmiyorum. Kimseye yediğimi de göstermedim."
"Git git! Sana bu nimetler Allah'ın lütfudur. Çünkü sen edepli bir kulsun da ondan geliyor. Eğer edepsiz olsaydın, başkasına göstere göstere ekmek yediğinden, etrafa kırıklarını döktüğünden, basıldığından, hürmetsizlikten -çünkü ona hürmet etmek lazım- başına o dertler gelecek, rızkın azalacak, gelen varidat da kesilecekti." demiş.
İşte biz de Allah-u Teâlâ hazretlerinin yolunda yürürsek Allah dünya ve ahireti de verir. Dünyayı da verir çünkü rızık Allah'ın rezzaklığının garantisi altındadır. Rızkı O veriyor. Allah vermese, sen ne yapsan rızkı elde edemezsin.
Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte buyurmuş ki:
"Sabahleyin benim oturup zikirle, Kur'an'la, ilimle, irfanla meşgul olmam ufukları dolaşıp rızık aramamdan daha çok rızık celbedicidir."
Demek ki iki insan var: Birisi, sabah namazından sonra güneşin doğma vaktinde, işrak vakti gelinceye kadar oturup ilim dinledi, Kur'an okudu, tesbih çekti, ibadetini yaptı.
Ötekisi de "Aman pazarın keyfini kaçırmadan varayım, ticaretimi yapayım." diye pabucunu kaptığı gibi gitti; alışveriş, ticaret vs.… O ticaretini, bu ibadetini düşündü. Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte, "Oturan kimsenin kazandığı rızık ufukları, afakı dolaşarak rızık arayan insanın kazanacağı rızıktan daha fazladır." buyuruyor. Bilen bir kimse, salahiyetli bir kişi ve salahiyetli bir ifade olarak "o daha çok rızık celbeder" diyor.
Demek ki Allah yolunda yürüdün mü Allah seni yuvasındaki kuş yavruları gibi besler.
Besler mi?
Besler! Kâdir. Rızkı gönderir, bahaneler icat eder, ihsan eder, ikram eder. Sen Allah yoluna aykırı gittikçe başına felaketler yağar.
Kadının birisi geldi; "Bizim Efendi biraz moralini bozdu, huyunu değiştirdi. Yanlış yollara saptı, şöyle etti, böyle etti... Bir haram malzeme satma dükkânı açtı, içki dükkânı açtı, büyük felaketler..."
Ondan sonra içki dükkânı bir gece soyguna uğramış. Sermayesi, kasası, şusu busu her şeyi soyulmuş.
"Yâ Rabbi! Neden bu benim başıma geldi? Allah niye bunu benim başıma getirdi?" diye dükkân sahibi isyan ediyor. Hanımı da demiş ki; "Allah'ın yolunda gitmediğinden bu ceza…"
Doğrudur; Allah yolunda gitmediğinde Allah öyle ceza verir. Ya oradan verecek ya başka yerden verecek. İnceldiği yerden kopar bu iş, neresi zayıfsa oradan patlar gider. Ya kendi bedeninde bir hastalık görür ya dükkânı yağmaya uğrar ya yangında yanar ya çocuğu âsi olur ya hastanede verir ya hapishanede soluğu alır, gider...
Allah'ın yasak ettiği şeyde hayır yoktur. Allah'ın helal kıldığı, tavsiye ettiği şeyde de zarar yoktur. Bunu Müslümanın artık anlaması lazım. Kâfire bile anlatırız da Müslümanın haydi haydi bilmesi lazım.
Lâ ilâhe illallah sözünü doğru diyelim. Lâ ilâhe illallah sözünün ehli olalım. Dinimizin seviyesinin nasıl gittiğini ibresinden, kontrol saatinden kontrol edelim. Araba ile giderken arabanın deposunda benzin kalmadı, kırmızı yanmaya başladı; "Aman benzinciye ne kadar var? Oraya kadar beni götürebilir mi? Depoyu dolduralım." diyorsun. Peki, ahiret ibresi günaha doğru gidiyor, cehenneme gidecek gibi bir durum görürsen niye tedbir almayasın? Almamız lazım! İşte o tedbirleri alalım, o mantıkla çalışalım.
"Benim dünyalığım bugün yerinde, elhamdülillah. Para kazandım ama ahiretim ne âlemde? Allah'a yararlı bir iş yapabildim mi? Bu kazancım helal mi? Yarınım için yani rûz-ı mahşer için, ahiret için bir güzel çalışma ortaya koyabilmiş miyim?" diye aklımız varsa bu hesabı da yapalım Muhterem kardeşlerim!
Muhterem kardeşlerim!
İnsanı bir söz kurtarır, cennete sokar. Bir hadis-i şerife sımsıkı sarılsa insan… Bir hadis-i şerif yeter.
Kulillah, sümme'stekim. "Allah de, sonra dosdoğru ol."
Yeter bu nasihat! Uzun ciltler, kitaplar okuyup [laf] yapmaya lüzum yok. İnsanın kalbi safi oldu mu, sırat-ı müstakimde her işini Allah'ın rızasına uygun düşüne düşüne yaparak yürüdü mü cenneti bulur. Yani iş lafın çokluğunda değil.
Meselüllezîne hummilü't-tevrâte sümme lem yehmilûhâ kemeseli'l-hımâri yahmilü esfârâ. Bi'se meselü'l-kavmillezîne kezzebû bi-âyâtillâh, vallâhu lâ yehdi'l-kavme'z-zâlimîn.
İnsan bir sürü bilgiyi bilse, Allah'ın yolunda gitmese, bilgi çokluğu esas değildir; bildiğini tatbik etmek esastır.
Bir hadis yeter!
Lâ yezâlü'n-nâsü bi-hayrin mâ lem yetahâsedû. "İnsanlar daima hayır içinde devam eder dururlar, birbirlerine haset etmedikleri müddetçe."
Bu sözün çevrilmiş şekli nedir?
Birbirlerine haset ettiler mi hayır, bereket ortadan kalkar gider. Buradaki insanlar geneldir; dünya üzerinde ne kadar insan varsa haset etmeden, yardımlaşarak yaşarlarsa başarılı olurlar, birbirlerine haset ederlerse hayır, bereket gider, demek.
Müslümanın en çok sakınması gereken huylardan birisi haset duygusudur. Haset, kıskanmak duygusudur. Haset duygusu insanın başka ibadetlerden kazanmış olduğu sevapları da berbat eder, onları da yakar bitirir. Namaz kılmış, oruç tutmuş, hacca gitmiş, umre yapmış, Ramazan'da itikâf etmiş; haset ettiğinde onlar da gider. İnsanın kalbinde haset, kıskançlık olmayacak. Birbirleriyle hasetleşirlerse o zaman hayırdan mahrum olurlar, şerlere uğrarlar, sevapları gider, birlikleri beraberlikleri gider, mahv-u perişan olurlar.
Bir grup arkadaşım bir şehirden gelmiş. Oradaki rekabetten bahsettiler. Bu haset hadis-i şerifi karşımıza çıktı. Müslüman Müslümana rekabet etmez, haset etmez, onun hayrını kıskanmaz. Kıskanırsa oradan bir hayırlı iş çıkmaz.
Müslümanlar birbirlerine haset ederler, birbirlerini yerler bitirirler, atı alan Üsküdar'ı geçer, onlar arkalarından baka kalırlar. Müslüman Müslümana haset etmeyecek! Müslüman Müslümanın hayrını isteyecek, "Allah daha çok versin." diyecek.
Şeyh Sadi'nin sözü güzel, diyor ki:
Hem ginam ra razi kerdem meger hasud ra.
"Herkesi hoşnut ettim hayatımda, insanların gönüllerini almasını becerdim; hasetçiyi memnun edemedim."
Çünkü o bendeki nimetin zeval bulmasını istiyor, başka türlü içi rahat etmiyor.
"Ne istersen alayım."
"[Hayır!] Sendeki senden gitsin." Sen mahrum ol istiyor. Sen bu güzel duruma, bu mevkiye bu makama geldin, bu başarıyı elde ettin, bu paraları kazandın. Bu evler, bu bahçeler, bu köşkler... Ah kuruyor, titriyor…
"Allah sana da versin."
"Yok! Sendeki gitsin. Senin iyi durumuna dayanamıyorum, sendeki gitsin!"
İşte haset bu! Haset çok kötü bir huydur, cemiyetleri mahveder.
İyi şeylerde haset olur, ona gıpta derler. Mesela birisine Allah ilim vermiş, ilmini herkese anlatıyor. Sen gıpta et, "Ah Allah bana da ilim verse de ben de böyle anlatsam, ben de böyle sevap kazansam." de.
"Allah onun aklına bunaklık versin, ilmini unutsun, o insin aşağıya..." Bu tarzda, onun kötülüğünü istemekle olmaz da Allah birisine ilim vermiş, "Ne güzel, maşallah ne alim ne faziletli kişi! Allah bizim evlatlara da bize de nasip etsin." Tamam, bu gıpta, bu iyi!
Allah birisine mal vermiş, mübarek açmış kesenin ağzını, ona yardım ediyor, buna yardım ediyor. Fakirler memnun, çevresi memnun, akrabası memnun, yanında çalışanlar memnun… İyi tamam, ona gıpta edilir. Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde, "Bu iki kimseye haset edilir." diyor. Bunun Türkçesi "gıpta" demek, artık o "haset" değil. Çünkü onun kötülüğünü istemiyor, kendisi de iyi olmak istiyor. Bu normal! İnsanın kendisinin iyi olmasını istemesi güzel, iyilikleri isteyeceğiz. Birisinde bir güzel şey gördük mü "ben de iyi olayım" diye örnek alıp iyi olmayı istemek uygun. "Ondaki olmasın, ona çelme takayım, o ilerlemesin." [Demek uygun değil.]
Gençlerden misal verelim. Futbol oynarken ötekisi gole doğru gidiyor, gol atamasın diye bir çelme takıyor; işte onun gibi oluyor.
Allah kötü huyların her çeşidinden ve hasetten Müslümanları korusun. İyi huyların her çeşidiyle cümlemizi müzeyyen eylesin. Güzel huyları hayatımızda tatbik ederek Allah'ın rızasını kazanmamızı nasip eylesin. O güzel huylarla cennete dahil olmayı, Efendimiz' e komşu olmayı, Cemâlullah'ı görmeyi nasip eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
13.06.1986 -
İslamda Giyim
13.04.1986 -
Peygamber Sevgisi
