31.01.1988 - İyilik ve Kötülük, Öldüğü Yerin Uzak Olması, Helal ve Haram

31.01.1988 - İyilik ve Kötülük, Öldüğü Yerin Uzak Olması, Helal ve Haram
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Yâ Vâbısa ci'te tes'elunî ani'l-birri ve'l-ismi. El-Birrü ma'nşeraha lehû sadruke ve'l-ismü ma hâke fî-nefsike ve in eftâke anhü'n-nâsü.
Vâbısa ismindeki bir mübarek sahabeye hitaben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem böyle söylemiş. Bu Vâbısa b. Mabed b. Utbe el-Esedî büyük bir sahabe ve 90 hicrî yılına kadar, yani Peygamber Efendimiz' in hicretinden sonra 90 senesine kadar, vefatından sonra 80 yıl kadar yaşamış bir mübarek sahabe. Dokuzuncu senede, Peygamber Efendimiz' in Medine'ye geldiği sırada Müslüman olmuş. Çok gözü yaşlı, çok ağlayan, gözyaşlarına hâkim olamayan mübarek bir kimseymiş. Allah şefaatine cümlemizi nail eylesin, radıyallahu anh.
Peygamber Efendimiz' in yanına gelmiş, Peygamber Efendimiz:
"Sen bana birr nedir, ism nedir; iyilik nedir, günah nedir?' diye sormaya geldin."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gelenin niyetini bilirdi. Gelmeden bilirdi. Bazen yanındakilere; "Birisi gelecek, şöyle diyecek." diye söylerdi.
"Sen bana geldin, iyilik nedir, kötülük nedir diye sormak üzere. Ben sana onu bildireyim…" gibilerden tarif etmiş, buyurmuş ki;
El-Birrü ma'nşeraha lehû sadruke. "İyilik denilen şey senin kalbinin onu düşündüğü zaman, yaptığı zaman ferahlandığı şeydir."
Bir şeyi yapıyorsun, kalbin ferahlanıyor mu?
"İyi ki bunu yaptım; elhamdülillah!" diye için yatıyor da kalbin de ferahlanıyor, rahatlıyor, neşeleniyor mu, tamam. İyi, bu iyi bir şey demektir.
Kötülük ise, günah ise:
Ve'l-ismü ma hâke fî-nefsike. "Nefsinde dalgalanma, tereddüt ve karşı koyma ve itiraz meydana getiren şeydir."
"Bunu yapıyorum ama iyi mi oluyor? Acaba yapmasam daha mı iyi? Bana pek tatlı değil gibi geldi bu iş filan diye nefsinin itiraz ettiği, pek razı gelmediği, çırpındığı şeydir kötülük de." diyor.
Ve in eftâke anhü'n-nâsü. "Eğer 'Onu yap!' diye insanlar sana fetva vermiş bile olsalar bu böyle!"
Razı gelmiyorsa bir şeye, kalbin yatmıyorsa, mutmain olmuyorsa, içinden ya bu olmadı galiba, filan diye itiraz geliyorsa o kötülüktür. Günahtır. Gönlünün yattığı, kalbinin rahatladığı, göğsünün ferahladığı şey iyiliktir, diye genel bir tarif veriyor. Umumî bir tarif.
İnsanoğlu İslâmî bakımdan güzel bir dengeye sahip olursa, terazisi sağlam olursa, iyi bir Müslüman olursa bu gönlü bir ölçü olur. Gönlü o zaman bir ölçü olur. Kalbinin yapmadığı şeyi yapmasın. Kalbinin yaptığı şeyi rahatladığı şeyi yapsın. O zaman ölçü olur. Tamam, bu genel kaide; Efendimiz böyle tarif etmiş, ama adam İslâmî terbiye almamış, Müslümanlığı çürük, terazisi bozuk ise; "Bu benim içime yatmadı bu benim hoşuma gitmedi." demesi bir ölçü olmaz. "Ben bundan ferahlık duydum." demesi bir ölçü olmaz.
Bu Vâbısa'ya söylenmiş bir söz. Gözü yaşlı, takva ehli sahabeye söylenmiş bir söz. Öteki adam zaten zıpırın biri, ben onun gönlüne kalbine işi bırakırsam; Elleri kınalı Zeynep'im üstüne varıversem kuyuya kaçacak… dediği gibi bizim halkımızın, ben ona biraz salahiyet versem… Çingeneye salahiyet versem ilk önce babasını asarmış. Günahları beğenir, sevaplı işleri beğenmez. Allah'ın emrettiği güzel şeyleri beğenmez; Allah'ın yasak ettiği ama nefse tatlı gelen şeyleri beğenir. Bu, nefsi olgunlaşmış insan için.
Bazı kimseye gidiyorsun, iyi bir Müslümanı beğenmiyor. Ben hayranıyım adamın. Gözü yaşlı, heyecanlı, ihlaslı, çalışkan, geceleri sabahlara kadar tesbih çeken insan… Ötekisi beğenmiyor. "Ya bırak!" diyor, "Erkek adam ağlar mı?" diyor. Ağlar! Erkek adam ağlar! Hz. Ömer'in ağlamaktan yanaklarına iz olmuş. Erkeklerin erkeği, koca, babayiğit Hz. Ömer ağlamış. Hz. İbrahim aleyhisselam gözü yaşlı, çok ah vah, enîn eden, çok hassas bir kimseymiş. Koca Halîlullah peygamber!.. Allah'ın peygamberi; sevdiği kimse... Ağlar insan. Hiç, ağlayanın neden ağladığını görmemiş de o bizim babayiğit kardeşimizin ağlamasını hoş görmüyor. Terazisi bozuk adamın… Veyahut filanca adamı çok beğeniyor. Onun beğenilecek nesi var?
Peygamber Efendimiz Ebu Zerri'l-Gıfârî hazretlerine sormuş:
"Senin şu mescitte en beğendiğin kimse kimdir, hangisi?"
O da şöyle bir mescitte gözünü gezdirmiş.
"Şu, yâ Resûlallah!"
"Peki, gözünün en tutmadığı, en beğenmediğin kimse hangisidir?"
Şöyle bir bakınmış.
"Şu ya Resûllalah!" diye bir başka fukaracık, kenarda sessiz sedasız duran bir kimseyi göstermiş. Ebu Zerri'l-Gıfârî radyallahu anh, o da güzel bir sahabe.
Peygamber Efendimiz diyor ki:
"Senin o beğenmediğin adam var ya… Bir de şu beğendiğin adam var ya… Şu beğendiğin adamdan bin tanesi buna denk olamaz! Mescit dolusu olanı buna denk olamaz!"
Terazi iyi olmayınca yanlış tartar! Terazi bozuk olduğu zaman, ölçüler ters olduğu zaman sen Müslüman diye bir insanı beğenirsin; karşındaki Müslümanlığı zayıf olduğundan, Müslüman diye beğenmez. Sen Allah'ın emirlerine âsi geliyor, günahkâr, diye bir kimseyi beğenmezsin. Karşındaki ona hayran olur. Canını verecek gibi olur.
Gidiyorlar; Amerikalı artist falanca artistin saç modası, filanca artistin bıyık şekli, falancanın sakal modeli, filancanın giyimi, falancanın kuşamı... Moda oluyor. Bakıyorsun o modadan atletler çıkıyor, kazaklar çıkıyor, üzerinde pembe panter birtakım şeyler… Milletin terazisi bozuk da ondan! Onlara bu teraziyi veremeyiz. Bu terazi kimin için, bu ölçü kimin için? İslâm'ı iyi bilen, Allah'tan korkan insanlar için. Böyle kimseler kalbi rahatsız olan şeyi yapmaması lazım. Gönlünün ferahlık duyduğu şeyi yapması gerekir. Allah cümlemizin terazisini güzel, doğru düzgün eylesin. Aklını, fikrini, mantığını doğru çalışıp da gerçeği güzeli görmeyi nasip eylesin. Çirkini kötüyü anlayıp da ondan uzak olmayı nasip eylesin.
Yâ Vâbısatü istefti kalbeke, istefti nefseke; el-birrü matmaenne ileyhi'l-kalbü ve'tmaennet ileyhi'n-nefsü ve'l-ismü mâ hâke fi'n-nefsi ve tereddede fi's-sadri ve in eftâke'n-nâsü ve eftevke.
Diyor ki:
"Ey Vâbisa!"
O zatın ismini söylemiş.
İstefti kalbeke. "Kalbinden fetva iste, kendi gönlüne danış, içine danış. Danış, kalbine danış, nefsine danış. Kendini içine, nefsine sor; fetvayı ondan iste. İyilik, kalbin mutmain olduğu, nefsin razı geldiği şeydir. Kötülük de insanın nefsinde dalgalanma, tereddüt, itiraz meydana getiren ve göğsün çalkandığı şeydir. Sana insanlar o konuda bunu yap diye fetva verseler bile onu yapmamak lazımdır. Ve o işten uzak durmak gerekir!" diyor. Aynı mâna.
Yâ yahûdiyyü min küllin yuhlaku'l-insânü min nutfeti'r-racüli ve min nutfeti'l-mer'eti. Fe emmâ nutfetu'r-raculi fe nutfetun galîzatün fe minhe'l-azmu ve'l-asabü ve emmâ nutfetu'l-mer'eti fe nutfetün rakîkatün fe minhe'l-lahmu ve'd-demmü.
İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'ten.
Yahudi’nin birisi gelmiş de Peygamber Efendimiz' e bir soru sormuş anlaşılan:
"İnsanoğlu nasıl yaratılıyor annesinin karnında?" diye sormuş.
Erkeğin nutfesinden mi, menisinden mi yaratılıyor?" diye sormuş da ona cevaben diyor ki Peygamber Efendimiz:
"Hem erkeğin hem kadının, ikisinin birden salgısından yaratılır."
Min küllin yuhlaku'l-insânü. "Her ikisinden de yaratılır insan yavrusu. Erkeğin nutfesi ve kadının nutfesinden yaratılır. Ve erkeğin nutfesi galîz nutfedir, kalın nutfedir. Ondan kemikler ve sinirler meydana gelir. Kadının nutfesi de incedir. Ondan da etler ve kan meydana gelir." diye bir izahat vermiş.
Malumdur ki Allah-u Teâlâ hazretleri:
Ve min külli şey'in hâlaknâ zevceyni. "Biz her şeyi çift olarak yarattık!"
Hikmetinden sual olmaz. Kâinatın düzeni, nizamı; varlıklar erkekli dişili oluyor. Ondan sonra olgunluk peyda ediyor.
Bir yerde fıstık ağacı ekmişler bizim memlekette; hiç fıstık bitmemiş, aşılamışlar ağaçları, hiç fıstık bitmemiş. Onun üzerine bir usta ziraatçı gelmiş, gülmüş. Demiş ki:
"Bunların üçünün, beşinin, onunun, arasına bir erkek fıstık ağacı dikeceksiniz!"
Onu dikmişler, o zaman fıstıklar olmaya başlamış.
Ağaç da öyle, hurma da öyle...
Hurmanın bir erkek hurması vardır. Dalları dikenli dikenlidir. O erkek hurma ağacı olmazsa öteki hurmalar ilkah olmaz. Döllenme tahakkuk etmez. Hurma meydana gelmez. Fıstık meydana gelmez. Yumurtadan civciv çıkmaz…
Her şeyin yaratılışı böyle erkekli dişili; Allah-u Teâlâ yaratmış. İkisinde birbirine karşı bir sevgi ve arzu halk eylemiş. Her ikisine de çocuklarına bakma ve hamiyet duygusu ihsan eylemiş. O küçücük, âciz yavruya, anneye bir sevgi ve şefkat veriyor, baktırtıyor. Annenin vücudunda değişiklik oluyor, göğüslerine süt geliyor, yavrusunu besliyor. Kendi canını verir yavrusunu yaşatmak için. Öyle bir sevgi hâsıl ediyor Allah-u Teâlâ hazretleri. Baba onlara bakıyor. Böylece nesiller devam edip duruyor.
Her ikisinin de salgılarından hâsıl oluyor, diye bu hadis-i şerifte bilgi vermiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Yâ leytehû mâte fî-gayri mevlidihî inne'r-racüle izâ mâte fî-gayri mevlidihî kîse lehû min mevlidihî ilâ munkata'i isrihî fi'l-cenneti.
Bende de bir sevgi ve tebessüm hâsıl oldu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:
"Keşke doğduğu yerden başka yerde ölseydi kişi!"
"Sen nerelisin?"
"Çanakkaleli."
"Sen nerelisin?"
"Yozgatlı."
"Sen nerelisin?"
"Kayserili."
"Sen nerelisin!"
"Karslı."
"Keşke doğduğu bir yerden başka yerde öleydi!"
"Niçin?" diye sormuşlar Peygamber Efendimiz' e. "Neden öyle?"
"Niye Kars'ta ölmüyor, Çanakkale'de ölmüyor da Çankırı'da ölmüyor da başka yerde ölmesi daha iyi oluyor, yâ Resûlallah?!" gibilerden sormuşlar.
Peygamber Efendimiz cevabında buyurmuş ki;
İnne'r-racüle. "Adam, kadın fark etmez; kişi, Âdemoğlu, insan…" İzâ mâte fî-gayri mevlidihî. "Doğduğu yerden başka bir yerde vefat ederse." Kîse lehû min mevlidihî ilâ munkata'i isrihî fi'l-cenneti. "Cennette, doğduğu yerle vefat ettiği yerin arasındaki mesafe kadar yer ölçülür, öyle yer verilir ona!"
Ne kadar uzakta olursa o kadar iyi oluyor.
Görüyor musunuz ki dinimiz nasıl hayata atılmayı, dünyaya yayılmayı, böyle cesur olmayı her yönden teşvik ediyor?
Bir yerde durdu mu su bile yosun bağlar. Taş yosunlanır, bozulur.
Gezecek!
Onun için sahabe-i kiram Mekke'de doğmuşlar, Medine'de doğmuşlar. Kimisi Türkistan'da kimisi Haliç'in kenarında -Ebu Eyyûb el-Ensârî hazretleri-, kimisi bilmem daha başka bir diyarda; Hindistan'da, Kıbrıs'ta, Mısır'da, ta Afrika'nın kuzeyinde…
Neden?
Gezmeyi tavsiye etmiş, uzaklara gitmeyi tavsiye etmiş dinimiz.
Korkmayacaksın! Açılacaksın, yayacaksın dini. Cesur olacaksın, gayretli olacaksın.
Demek ki çeşit çeşit sevaplar var.
Peki, diyar-ı gurbette sıkıntı çeker, boynu bükülür, rahatını bulamaz, yiyeceği tam olmaz, dostları olmaz, o garipliğin, o boynu büküklüğün, o boynu bükük gözyaşı dökmenin öyle sevapları var öyle sevapları var ki… Evet, garip oluyor, boynu bükülüyor ama Allah da büyük sevaplar veriyor.
Onun için cesur olacağız. Müteşebbis olacağız. Doğduğumuz yerlerden uzak diyarlara koşacağız, gideceğiz, İslâm'ı yaymak için çalışacağız, çabalayacağız. Rızkımızı arayacağız, sevapları bulmaya gayret edeceğiz inşaallah.
Ye'tî ale'n-nâsi zamânün mâ yübâlî'r-raculü min eyne esâbe'l-mâle min halâlin ev harâmin.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten Peygamber Efendimiz bildirmiş ki:
"İnsanların başına öyle bir zaman gelecek ki adam malı nereden aldığına, haramdan helâlden mi geldiğine hiç aldırmayacak."
Gelsin yeter ki! Nereden gelirse gelsin, haram da olsa fark etmez! Helâl de olması onun için öyle aranan bir şey değil. Yeter ki mal gelsin. Yeter ki para gelsin. Yeter ki kazancı olsun.
"Haram mı helâl mi hiç aldırmayacak!" diyor.
Bunu bir büyük ayıp olarak, şaşılacak bir şey olarak zikrediyor. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in zamanında sahabe-i kiramın titrediği bir nokta; lokmanın helâl olması için, alnının teri ile kazanması için, haram olmaması için bütün dikkatlerin ayakta olduğu bir devir o zaman. Şimdi böyle ama ileride öyle bir zaman gelecek ki adam sadece malın gelişine bakacak ve haramdan mı geliyor, helâlden mi geliyor hiç aldırmayacak diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Maksut Müslümandır. Müslümanın huyu bozulacak. Ahiret duygusu zayıflayacak, hesap endişesi kalmayacak o zaman. Para haram mı helâl mi geliyor, aldırmadan yiyecek. Allah cümlemizi harama düşmekten korusun, borçlarımızı ödememizi nasip etsin, kazancımızı helâl eylesin, helâl kazancımızı Allah yolunda, Müslümanlara faydalı işlerde sarf etmeyi, böylece ecir ve sevap kazanmayı nasip eylesin.
Allah-u Teala hazretleri cümlemizi dünya ve ahiretin hayırlarına erdirsin, dünya ve ahiretin şerlerinden korusun. Dinine en güzel tarzda hizmet edip en büyük sevapları almayı cümlenize, cümlemize nasip eylesin.
Fatiha-i Şerife mea’l besmele.
21.11.1987 -
Lailaheilallahın Fazileti
13.06.1986 -
Kabir Ziyareti, Sadaka,
