21.11.1987 - Lailaheilallahın Fazileti

21.11.1987 - Lailaheilallahın Fazileti
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Hadara melekü'l-mevti raculan yemût, feşakka a'dâehû fe-lem yecidhu amile hayran, sümme şakka kalbehû fe-lem yecid fîhi hayren fe-fekke lahyeyhi fe-vecede tarafe lisânihî lâsıkan bi-cenekihî yekûlü: lâ ilâhe illallah fe-ğufira lehû bi-kelimeti'l-ihlâs.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ın bize rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuş:
Hadara melekü'l-mevti raculen yemût. "Ölmek üzere olan, ölüm halinde olan bir adama ölüm meleği geldi." Feşakkâ a'dâehû. "Uzuvlarını yardı, azalarını açtı." Fe-lem yecidhu amile hayran. "Onun hiçbir hayır işlememiş olduğunu gördü."
Bakalım bu adamın içinde ne var, diye azalarını açtı. İşlemiş olduğu hiçbir hayrı bulamadı. "Benim içim temiz!" diyorlar ya, o adamın içini açtı, hiçbir şey bulamadı.
Sümme şakka kalbehû. "Sonra kalbini yardı açtı. Fe-lem yecid fîhi hayren. "Kalbinde de bir hayır, bir sevap bulamadı, göremedi." Fe-fekke lahyeyhi. "İki dudağını, ağzının iki tarafını açtı." Fe-vecede tarafe lisânihî lâsıkan bi-cenekihî yekûlü: lâ ilâhe illallah. "Dilinin bir tarafında, damağına yapışmış olarak Lâ ilâhe illallah deyip durduğunu gördü." Fe-ğufira lehû bi-kelimeti'l-ihlâs. "İşte bu Lâ ilâhe illallah kelime-i ihlâsını söylemesi sebebiyle o kişi afv-u mağfiret oldu."
Bu hadis-i şerif; Lâ ilâhe illallah demenin faziletini, sevabını, kıymetini, insana sağladığı güzel sonuçları gösteren hadis-i şeriflerden, delillerden bir tanesidir. Pek çok hadis-i şerif var. Bu küçük cümlecik, bu kısa birkaç kelimeden ibaret olan ibarecik; insanı dünya ve ahiretin hayırlarına erdiriyor, günahlarını afv-u mağfiret ettiriyor, cennetin bedeli oluyor, cennete girmeye sebep, cennete girmeye şart oluyor; lâ ilâhe illallah demeyen cennete giremiyor. Kişi lâ ilâhe illallah diyecek.
Lâ ilâhe illallah; "Allah'tan gayri ilah, mabut yoktur!" mânasına gelen bu kelime, her kişinin, yaratılmış olan her normal, vasatî bir insanın bulup anlayabileceği bir kelime. Bu sonucu herkes bulabilir, bunun için alim olmaya lüzum yok, filozof olmaya, tahsilli, bilgili, diplomalı olmaya lüzum yok. İnsanların, Allah'tan gayrı ilah olmadığını anlaması lazım. Tabii olarak herkesin anlamasına yatkın olan bir kelime. Herkes anlayabilir; çoban da anlayabilir, işçi de yaşlı da kadın da erkek de anlayabilir.
İslâm'ın güzelliklerinden bir tanesi her insana uygun olmasıdır: Cennete ille yüksek rütbeli insanlar girecek, ille alimler, zenginler, babayiğitler, güçlüler girecek diye bir şart yok. Cennete fakir de girer, güçsüz de hasta da kadın da yaşlı da çocuk da girer. Herkese uygun, her keseye uygun bir anlayış! Güney Amerika'daki Amazon ormanlarında yaşayan bir insanla Afrika'da ekvatorda yaşayan bir zenci, Asya'da yaşayan bir kimse, kutuplarda bir yaşayan bir eskimo…Hepsi lâ ilâhe illallah'ı anlayabilir.
Neden?
Sen var mısın?
Varım! İşte karşında duruyorum! Filozofun birisi de demiş ki:
"Acaba ben hakikaten var mıyım yok muyum?"
Kendi varlığından bile tereddüde düşmüş: Yoksa her şey hayal mi? Bir oyundan, hayalden mi ibaret? Sonra demiş ki:
"Her şeyi inkâr ettim. Yok yok yok!.. Ama düşünüyorum, o halde varım! Mademki düşünüyorum, varlığı yokluğu bahis konusu olan bir kimse; var. Demek ki düşünüyorum o halde varım.
Oradan başlamış; tuğla tuğla, taş taş, kademe kademe, adım adım, merhale merhale, merdiven merdiven, basamak basamak çıka çıka Allah'ın varlığına kadar ulaşmış.
Neden?
Normal olarak ulaşılır! Merdivenin alt ucundan başladın mı yukarıda üst kata çıkarsın, başka çaresi yok. Bu yol ayrılmıyor ki! Başka yol yok. Başladın mı en yukarıya tıpış tıpış çıkarsın, biter. Allah-u Teâlâ hazretlerinin varlığını anlayacak!
Neden?
Sen varsın, ben varım, dağlar var, ağaçlar, odunlar, taşlar, kumlar, hava var, gök var, yıldız var…
Senin varlığın kendinden mi?
Hayır! Ben bir zamanlar yok idim, ondan sonra da ne olacağımı bilmiyorum; sonunda ölüm!
Demek ki senden önce, sen bu dünyaya gelmeden önce başkaları vardı.
"Annem ve babam evlenmişler, ben dünyaya geldim."
Onlar da bir anneden babadan dünyaya geldi; onlar da onlar da onlar da… Nihayet bir yerde onlar da bir yerden meydana geldi. Ya kendileri meydana geldi ya birisi meydana getirdi.
"Ortada şu madde, bu madde vardı: Hidrojen, azot, karbon vardı vs. Onlar bir araya geldiler; varlık oldu, organik maddeler oldu..."
Peki, o zaman bütün bu maddeler yaratıcı mı?
Hayır, karbon dediğin şeyi alırsın savurursun, hidrojen, oksijen dediğin şeyler birer madde. Demek onlar da kendi kendisini yaratma durumunda değil, demek ki onları da yaratan var! Böyle geriye doğru gittiğin zaman mecbursun, bu varlığın yaratıcısı olduğunu kabul etmek zorundasın. Akıl ve mantık tabii olarak o noktaya varır.
Bu yaratılmışların hepsinin bir yaratıcısı var; bu intizamı bir tanzim eden, bu düzeni bir kuran, bu mükemmel tabiat kanunlarını bir koyan var.
"Tabiat yapmış…"
Tabiatı kim yaptı? "Tabiat yapmış" diyor geçiyor.
Ağaçlar nasıl oldu?
"Tabiat yapmış."
Tabiatı kim yaptı?
Akıl ve mantık sonunda Allah'ın varlığına gider!
Eğer iki tane olsaydı…
Lev kâne fîhimâ âlihetün illallahu le-fesedetâ.
"İki tane olsaydı kavga ederlerdi."
Yunanılar kendi kafalarından uydurmasyon, atmaca tutmaca bir sürü tanrı düşünmüşler; birbirleriyle kavga ediyorlar: Birisi dağın tepesine çıkmış, ötekisine yıldırım atıyor; berikisi ona entrika çeviriyor…
Kendi beşer aklından, şeytanî düşüncelerden uydurmuş olduğu şeyler. İki tane olamaz! İki tane olsa ya birisi ötekisini yarattı ya ötekisi berisini yarattı. O zaman; birisi Halik’tır ötekisi mahluktur, ikisi olmaz. İki tane olmayacağını, çok olmayacağı tek olacağını akıl ve mantıkla çok rahat olarak oturduğun yerden anlarsın. Gözün kör de olsa, etrafa bakmasan da şıp anlarsın!
"Acaba şebekede elektrik var mı?"
Şebekede elektrik ağı olup olmadığını anlamak kolay, lamba yanıyorsa elektrik vardır.
"Ne malum?"
Lamba yanıyor! 'Ne malumu var mı? İşte lamba yanıyor, elektrik olduğu belli.
"Varlık var mı?" Var.
O zaman yaratan var! Varlık varsa varlıkları yaratan var. Bu kadar basit olduğu, bu kadar kolay olduğu için herkesin Allah'ın varlığına birliğine inanması lazım.
Öyleyse eski insanlar birçok tanrıya niye tapınmışlar?
O tapınanlara diyorlar ki:
"Niye böyle çok şeylere tapınıyorsunuz?"
"Allah-u Teâlâ hazretlerini azametinden, kudretinden, zuhurunun şiddetinden göremiyoruz!"
Hâulâi şufaâuanâ indellah.
"Bunlar bizim Allah indinde şefaatçilerimiz." diyorlar.
Putperestin bile gene azıcık bir insafı var da o taptığı putun ilah olmadığını biliyor, 'Allah'ın huzurunda bunlar şefaat edecek!' diye düşünüyor, ondan tapınıyormuş. Anlaşıldı! Yine onlarınkinde bile az çok bir şey var.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki insanoğlunun hilkatine, tabiatına, aklına mantığına, ilimlere; matematiğe, kimyaya, fiziğe hepsine bakarsan hepsinden çıkacak netice lâ ilâhe illallah'tır. O kadar aşikâr bir şey ki insan oturduğu yerden şıp diye anlar. Şebekedeki elektriğin olduğunu anladığı gibi anlar!
İntizam var mı? Var!
O zaman intizamı tanzim edici var!
Sen -kendin- yaratıcı mısın?
"Estağfirullah! Ben üzerime yüzüme sinek konsa onu kışalamaya kudreti olmayan bir aciz mahlûkum."
O zaman seni yaratan var, bitti. Çok olamaz, çok olursa birisi ötekisinin yaratıcısı olmak zorunda kalır. Bitti. O zaman:
Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah!
Bu kadar basit bir hakikati anlamıyor, anlamamış; ya hiç kabul etmiyor, kafası bomboş, tın tın ya da yalan yanlış şeyler.
Bu neye benzer?
Öğretmen sınıfta çocuğu kaldırıyor:
"Şunu söyle bakayım." Çocuk boynunu büküyor, cevap vermiyor.
"Çalışmadın mı? Bir de şunu söyle bakayım." Onu da cevaplandıramıyor.
"Bari şunu söyle."
Onu da cevaplandıramıyor. Öğretmen artık zor sorulardan kolay sorulara geliyor geliyor: "Bari şunu söyle!"
Onu da bilmiyor.
"Otur yerine! Sıfır, kocaman bir sıfır! En basit şeyi söyledim: 'İki kere iki kaç eder?' diye sordum, onu bile söylemedi, otur, kocaman bir sıfır."
Yani:
"Namaz kıldın mı?"
"Yâ Rabbi! Kusurluyum, eksiğim, yapamadım."
"Oruç tuttun mu?
"Ramazan'da hata ettim, günah ettim; şeytana uydum, nefse takıldım..."
"Hacca gittin mi?"
"Yapmam lazımdı, yapmadım."
"Bari Allah'ın varlığını bildin mi?"
"Bildim yâ Rabbi!"
Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî künte mine'z-zâlimîn.
"Yâ Rabbi, senden gayrı ilah olmadığını bildim; sen her türlü noksandan münezzehsin, her türlü kemalât ile muttasıfsın, her türlü kudrete sahipsin! Yâ Rabbi, varsın, birsin; şerikin, nazirin yoktur!"
Öğretmenin; en son, en basit, en kolay soruyu hiç olmazsa kurtarıcı soruyu cevaplandıran öğrenciye "Hadi geç bakalım, geçecek kadar bir not verdim; bu tarafa geç!" dediği gibi, "Tamam, hadi geç, affettim." der gibi.
Oluyor ama onu da bilemezse artık azarlanıp; "Defol, yıkıl karşımdan; edepsiz, koca okulda şu kadar senen boşuna kafa mı gezdirdin, bir bunu da mı öğrenemedin, yıkıl karşımdan sen cezayı hak ettin. Belgeyi al da gör!.." filan demiş gibi mektep hayatında öyle bir şey oluyor.
Muhterem kardeşlerim!
Onun için herkes lâ ilâhe illallah'ı bilecek! Ama lâ ilâhe illallah sözünün öyle derinlikleri var, öyle enginlikleri, sonsuzlukları var ki gökyüzü gibi sonsuz engin, derin! Ne manâlara geliyor ne derinlikler kazanıyor!
İnsan artık o ilm-i mârifetullahta, Allah-u Teâlâ hazretlerini bilme ve tanıma ilminde ilerlediği zaman lâ ilâhe illallah'ın ne mânalara geldiğini ne derinlikler kazandığını gayet güzel kavrar. Ama bize her gün her gün telkin edilen bir şey var ki İyâke na'budü ve iyyâke nesteîn. "Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım dileriz." Çünkü güç ve kuvvet senin elindedir. Müslümanların hiç olmazsa şu seviyeye gelmesi lazım. Çünkü kırk defa kafalarına tokmakla tan tan vurula vurala söyleniyor. "Her şey Allah'tandır; gayrıdan isteme, gayrıya boyun bükme, el pençe divan durma, bağlanma, gayrıya hizmet etme! Allah'a hizmet et, Allah'tan bekle, Allah'tan iste!" diye İnsanların, hiç olmazsa bunu öğrenmesi lazım; öğrenmiyorlar!
Lâ ilâhe illallah'ın gereği; Allah'tan gayri ilah yok, O'na bağlanırsın, O'ndan istersin, O'ndan başka güç kuvvetin olmadığını bilirsin. Cümle cihanın halkı seni öldürmek için tabancalarını çekseler, peşine takılsalar; onlar helak olur, sen kurtulursun! Allah öldürmeyince öldüremezler. Öldüren, hayatı sona erdiren Allah, yaşatan Allah!
Sevdiği kulları daha çabuk alıyor: Çok temizse, çok safi, son derece tatlı bir insansa, innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn, huzuruna çekip alıveriyor. Öldüren de O, yaşatan da O, ömür veren de O; hizmeti olanı uzatır. Dilediğinin hayatını uzatır dilediğinin hayatına son verir. İnsanlar değil, Allah yapıyor!
Cümle cihan halkı iyilik yapmaya gayret etseler Allah'ın bir kötü kuluna fayda veremezler. O zarara uğrayacak, mahvolacak. Etrafında kavmi, kabilesi, saraylar, kaleler, ordular, silahlar olsa Allah'ın ona vereceği zararı hiç kimse engelleyemez! Bir tane meleği gelir, ensesine biner, canına okur, yerin dibine geçirir. O bakımdan fayda Allah'tan, zarar Allah'tan, yardım, güç, kuvvet Allah'tan! İnsanın; "Biz ancak O'na ibadet ederiz, ancak O'ndan yardım isteriz!" diye bu şuura ermesi lazım. Gayrıya bel bükmemesi, gayrıdan korkmaması lazım.
Mü'min bir kul kabre girdiği zaman, kendisine azap melekleri gelip kabirde bir tokmak vuracaklar, kabrin içi ateş dolacak, canı fena halde yanacak, mahvolacak. Müthiş bir elem içinde; "Yahu ben namaz kılardım, oruç tutardım, ibadet ederdim ne oluyor, bana niye bu azabı yapıyorsunuz?" diye o azabın elim, feci şiddetinin bütün acısı içine çökmüşken soracak. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde; "Sen bir keresinde bir yerden geçiyordun; bazı zalimler bir mazlumun başına üşüşmüşler, ona zulmediyorlardı, sen o mazlumun yardımına koşmadın, bu ceza odur, bu cezayı ondan çekiyorsun!" diye ona bildirecekler, diyor.
Demek ki zalimin, zulmün karşısında; mazlumun yanında yer alacağız. Mazlumu destekleyeceğiz, kurtarmaya çalışacağız. Zalime "Ayıptır, günahtır, yapma!" diyeceğiz. Dinlemezse yaptırtmayacağız! Balkanlarda zulüm olmayacak, Kafkasya'da, Kırım'da, Orta Asya'da, Afrika'da, Avrupa'da, İran'da, Irak'ta zulüm olmayacak. Vazifemiz! Zulmü engellemek, zalimi cezalandırmak, mazluma yardımcı olmak vazifemiz!
Onu yapmadığımız zaman namaz kılmak, oruç tutmakla elde ettiğimiz sevaplar bu girdiğimiz günahları karşılayamadığından azaba uğrarız. O bakımdan çalışkan Müslüman, aktif, dikkatli, gayretli Müslüman olacağız. Nefsimiz için yaşayan bencil insan, rahatına düşkün insan olmayacağız; başkalarına yardım edici insan, başkalarının mutluluğunu sağlamak için çalışan insan olacağız.
"Ya bana zarar gelirse?.."
İşte o zarar gelmez. O zararı verecek olan Allah idi, sen Allah'ın yolunda yürürsen Allah zarar vermez!
"Ya faydalar elimden kaçarsa, kârım giderse…"
Zaten o kâr da sen yanlış yolda yürürsen sana gelmez, çünkü kârı da faydayı da veren Allah-u Teâlâ hazretleridir. Sen zarara uğrayacaksan, Allah seni zarara uğratmayı murat etmişse zaten o zarar sana gelecekti, onun için âsi olmaktan kendine bir fayda gelmeyecek. Allah'ın yoluna gir, Allah'ın yolunda yürü!
Ve lâ yehâfûne levmete lâim.
"Kınayanın kınamasına aldırma, korkma, kim ne derse desin sen doğru bildiğin işi yap!"
Böyle insanlar dünyaya, dünyanın her yerine lazım. Dünyanın her yerinde böyle insanların bulunması gerekiyor. Hakkı dobra dobra söylemeli, gerçeği ifade etmeli ve insanların haksızlıklarını engellemeli, mazlumların yanında yer almalı. Böyle olmazsa insanlar maaşını hesap ederse, gelirini, dostluğu hesap ederse bu hesapların hepsi boşa çıkar. Bu hesaplar lâ ilâhe illallah sözüne aykırıdır, Allah'ı tanımamanın alametidir, Allah'ın azabından korkmamanın, ondan gafil olmanın emaresidir!
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi lâ ilâhe illallah derken derinliğine, enginliğine, yaygınlığına; bu kelimenin gereğini de yapan asaletli, gayretli, hizmetli, himmetli Müslümanlar eylesin.
Peygamber Efendimiz bu kelimeye ne ismini vermiş?
Fe-ğufialehû bi-kelimeti'l-ihlâs. "Kelime-i ihlâs mukabilinde o mağfiret olundu."
Lâ ilâhe illallah'ın adı kelime-i ihlâsmış, ihlâs kelimesi.
Lâ ilâhe illallah. Allah'tan gayrı mabut yok, ilah, tanrı, tapacak yok. Bu ihlâs sözü, ihlâs ifadesi; Allah'ın halisane kulluğunu ifade eden, Allah'tan gayrı bir varlık olmadığını gösteren kelime. Bu kelimeyi sık sık, çok çok söyleyelim.
Birisi bana mektup göndermiş, uzun uzun bir makale yazmış, Fransızcadan vs. Batı dillerinden eserler okumuş; büyük filozofların eserlerini almış, maaşlarının hepsini ona vermiş. Hepsini doldursan içlerinde incir çekirdeğini doldurmayacak kadar bilgi vardır. Okursun, koca bir kitabı devirirsin; geçen vaktine acırsın, müellife acırsın, esef edersin, dudağında acı bir tebessüm öyle kalır. Diyor ki:
"Filanca meseleyi inceledim, falanca meseleyi inceledim; filanca filozof şöyle demiş falanca filozof böyle söylemiş..."
Bir sürü böyle şeyler sıralamış, hepsi boş! Bitaraf olmak için bütün inancından sıyrılmış! Sen şimdi bitaraf olmadın ki… İnancından sıyrılır sıyrılmaz şeytanın tarafına geçtin! Hadiseyi incelemek için bitaraf olmuş. Din gerçek mi değil mi, anlamak için namaz kılmamaya başlamış.
Şimdi Allah sana orada yardım eder mi? Karşı cepheye geçmişken Allah sana nurunu gönderir mi? Gözün görür mü, gönlün anlar mı? Mümkün değil!
Namaz kılmamakla gerçeği bulacak!.. Adam namaz kılmayı tarafgirlik sayıyor; namaz kılmayı tarafgirlik saydığı için acaba İslâm hak din mi, değil mi anlamak için Fransa'da namaz kılmaktan vazgeçmiş.
Tamam, sen belanı bulursun! Biraz vakit geçerse o zaman anlarsın; yaranın ilk anda acısı belli olmaz, soğumaya başladığı zaman acısı çıkar! Namaz kılmamak bitaraflık değildir, inançtan sıyrılmak bîtaraflık değildir; şeytanın tarafına geçmektir, peşin olarak onu kabul etmek demektir. Sen gerçeği bulmak istiyorsan Allah'ın varlığına ilk önce inan, namazı ilk önce kıl, boynunu bük, yalvar.
"Ben gökyüzüne bağırırım, çağırırım, gerçeği bulurum."
Sen gökyüzüne bağırır çağırır yeryüzünde tepinirsen gerçeği hiç bulamazsın. Bu gidişin seni dosdoğru cehenneme yuvarlar. Öyle tepinmekle, yumrukları havalara savurmakla gerçek bulunmaz. Çünkü Allah o zaman vermez.
Niye vermez?
Allah edepsizlere vermez de ondan! Dünyada bir sürü vermediği insan var.
Ve mâ ekseru'n-nâsi ve lev hareste bi-mü'minîn. "Ey Resûlüm! Ne kadar uğraşsan, hırs duysan, heves etsen, ne kadar candan istesen insanların çoğu inanacak değiller, inanmazlar!"
Menfaat var, nefis, şeytan var, cahillik var; cahillik yaygın! Yaygın edepsizlik var. Bir sürü batıl yollar, bir sürü kültür, bir sürü şeytan var.
Şeyâtînü'l-insi ve'l-cinn. Hem insanların bir sürü şeytanları var; kuyrukları yok, boynuzları yok ama daha beter, hem de cinnin şeytanları var; onlar görünmez, insanın damarlarının içinde fıldır fıldır dolaşırlar, kalbine vesvese verirler. İnsanların şeytanları var, cinlerin şeytanları var, dünyanın lezzetleri keyifleri, zevkleri, sefaları, menfaat duyguları, hesaplar, alışkanlıklar var. Ekseriyet ne tarafa gider, belli. Ekseriyet bu tarafa bastırıyor; iyi insanlar, doğruyu gören insanlar azınlıkta oluyor.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
13.07.1986 -
Kıyafetin Ölçüsü, Duaların
31.01.1988 -
İyilik ve Kötülük,
