22.03.1987 - Hasta Numarası Yapmak, Ölümü Temenni Etmek, Borçlu Ölmek, Adak

22.03.1987 - Hasta Numarası Yapmak, Ölümü Temenni Etmek, Borçlu Ölmek, Adak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ temâradû fe-temradû ve lâ tahfirû kubûreküm fe-temûtû.
Vehb b. Kays radıyallahu anh'ten Deylemî rahmetullahi aleyh rivayet etmiş.
Lâ temâradû. "Hasta değilken hastaymış numarası yapmayın."
"Ah belim çok ağrıyor, ah bacağım sızlıyor, başım çatlıyor..."
Yok bir şey. Kaytarmak için yapıyor. Ya işe gitmeyecek ya bilmem ne yapacak.
"Hasta değilken hasta numarası yapmayın." Fe-temradû. "Sonra hakikaten hasta olursunuz."
Cezalı. Allah celle celâlüh hakikaten hastalık getirir.
Ve lâ tahfirû kubûreküm. "Kabirlerinizi önceden kazmayın."
Millet kabrini kazıyor, mermerini oydurtuyor, üstüne romantik beyitler yazdırıyor...
Ne diyor Peygamber Efendimiz?
"Önceden kabrinizi kazmayınız." Fe-temûtû. "Ölürsünüz."
Allah öldürür. Yani kabri kazdı diye öldürür.
İslâm'ın tabii çok esrarı, incelikleri, esrarengiz tarafları var da millet bilmiyor. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Allah-u Teâlâ hazretleri bir kimse cenneti isterse cenneti ona verir. Cehennemden korunursa, cehennemi istemezse, yani 'Beni koru yâ Rabbi!' derse Allah onu cehennemden korur."
Yani kulun tavrına göre Allah onu veriyor.
Sen hastaymış numarası yapıyorsun; al bakalım, hastalığı veriyor. Sen kabir kazıyorsun, ölüme kabadayılık mı yapacaksın? Kime kabadayılık yapıyorsun? Al bakalım, hadi öl bakalım; o zaman Allah öldürür.
Edep her şeyin başı, aslı, esası. Edebini takın bakalım, hizaya gel.
Bir büyüğün karşısına geldiğin zaman nasıl dikkat ediyorsun?
Rabbinin huzurunda kulluk edebine gel bakalım. Kulluk edebine gelmedi mi o edepsizliğin mutlaka zararını çekersin.
Eski devirlerde adamın birisi, Lübnan'ın dağlarında, çok ariflerin, velilerin, evliyâullahın toplantılarında hizmet etmiş. Bir zât da orayı ziyarete gitmiş, görmüş. Hem büyük âbid, zâhid kimseler, meşhur alimler, evliyâullahla tanışmış, görüşmüş hem de o genci de bakmış hizmet ediyor onlara...
"Ah mâşaallah, genç yaşında ne güzel..." filan diye gözünde izi kalmış.
Sonra bir zaman geçiyor; bir başka yerde, gittiği bir başka beldede bakıyor ki aynı genç çok süflî bir durumda, kötü bir iş peşinde, perişan. Yani günah üzerinde görüyor.
"Ya delikanlı, ben benzetiyor muyum? Geçen seneler Lübnan'ın dağlarında büyük evliyâullahın toplandığı bir yere gitmiştim, orada birisi hizmet ediyordu, sana da benziyordu. Yav benzetiyor muyum acaba, yoksa sen o musun?"
"Ben oyum." diyor. "Edepsizlik ettim de Allah beni bu duruma düşürdü." diyor.
Manevi bakımdan kovuluyor, günahların içine düşürülüyor.
Çünkü insanın günah etmemesi Allah'ın lütfudur. Allah elinden tutuyor da insanı O koruyor. Senin bu camiye gelmen Allah'ın sana bir lütfudur; çünkü hadis dinliyorsun, sevap kazanıyorsun. Eğer şimdi buraya gelmeseydin de birahaneye gitseydin, Boğaz'ın kenarında içki höpürdetseydin, o da Allah'ın sana kahrı olurdu. Sana sefalı, tatlı gelirdi ama Allah'ın kahrı; çünkü sonu kötü, akıbeti şer.
Bazı şeyler vardır, beğenmezsin, hoşuna gitmez; senin için iyidir. Bazı şeyler vardır, insanlar can atar, peşinden koşar; o onun için kötüdür. Kur'ân-ı Kerîm böyle bildiriyor.
Onun için öyle hasta değilken hasta numarası yapmak yok. Kabri önceden kazmak yok. Açık seçik, samimi olmak gerekiyor.
Tayâlisî rahmetullahi aleyh Hz. Âişe validemiz radıyallahu anhâ'dan rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor;
Lâ tumsikû aleyye şey'en fe-innî lâ uhillu illâ mâ ehalle'llâhu fî kitâbihî ve lâ uharrimu illâ mâ harrame'llâhu fî kitâbihî.
Efendimiz sahabeye diyor ki:
"Benden bir şey saklamayın."
Yani size verilmiş olan, ganimetten verilmiş olan şeyleri, harpte elinize geçmiş olan şeyleri, daha başka konuları;
"Aman bunu Peygamber Efendimiz' e söylemeyelim de şöyle olmasın, böyle olmasın..."
Öyle şey yok.
"Benden bir şey saklamayın." diyor Peygamber Efendimiz.
"Ey ümmetim, benden bir şey saklamayın. İçinizde sır olarak tutmayın. O söylenmesi gereken şeyi bana söyleyin."
Fe-innî lâ uhillu illâ mâ ehalle'llâhu fî kitâbihî. "Çünkü ben Allah'ın kitabında helal kıldığı şeyi 'helaldir' diye size söylerim; başka bir şey söylemem." Ve lâ uharrimu illâ mâ harrame'llâhu fî kitâbihî. "Allah'ın kitabında yasakladığı şeyi size yasaklarım; başka bir şey söylemem."
"Onun için benden saklayınca bir şey değişmez. Ben size eğer yaptığınız şey meşru ise güzelse 'yapın' derim, devam edersiniz. Meşru değilse 'yapmayın' derim, kesilirsiniz. Çünkü Allah'ın yasağıdır da ondan yasaklamışımdır. Müsaade varsa, Allah'ın müsaadesidir de ondan müsaade vermişimdir. Onun için benden bir şey saklamayın." buyurmuş.
Peygamber Efendimiz' e karşı samimiyetin, ümmetliğin şartı budur. Hem bir şey saklamayacak, her şeyini söyleyecek, danışacak, emrini tutacak; hem de bir şeye hükmettiği zaman Peygamber Efendimiz, içinden itiraz gelmeyecek. İtiraz ederse kâfir olur. Peygamber Efendimiz' e gönül rızasıyla hükmettiği şeyde teslim olacak. Aleyhine de hükmetse "Tamam yâ Resûlallah, pekâlâ." diyecek, kabul edecek. Peygamber Efendimiz' in şanı öyledir. Peygamber Efendimiz' e Allah'ın verdiği paye öyledir. İtaati farzdır; itirazı suçtur, günahtır, vebaldir, inkardır, küfürdür.
Peygamber Efendimiz' in varislerinin durumu da ondan öyle oluyor. Yani hocasına gelip derviş derdini açıyor, o sebepten oluyor. Bu kaideden dolayı oluyor.
Lâ temennevü'l-mevte fe-inne hevle'l-muttalai şedîdün ve inne mine's-saadeti en yetûle umru'l-abdi yerzukahu'llâhu'l-inâbete.
Ahmed b. Hanbel, Nesaî, İbn Abdilberr, Müstedrek vesair kaynaklarda var.
Cabir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Ölümü dilemeyin, temenni etmeyin."
"Ah ölsem de kurtulsam..." diye hani insanlar temenni eder.
Çünkü bu ölümün insana gelme zamanı, o zamandaki durumlar şiddetlidir, korkuludur.
Fe-inne hevle'l-muttalai.
İttila zamanı hâsıl olan şey şiddetlidir. Ne olacağı belli olmaz. Ölümü temenni etmeyin. Kişinin saadetinin emaresi, işaretidir ki, saadetinden mâduttur, saadeti sayılır; en yetûle umru'l-abdi, ömrü uzun olsun. Ve Allah ona ömrü içinde tam kendisine teveccüh edip, dönüp iyi kulluk yapmayı nasip eylesin. Bu Allah'ın büyük bir saadet vesilesidir.
Ölümü temenni etmeyin. Yani çok yaşamak iyidir. Müslüman çok yaşarsa çok namaz kılar, çok oruç tutar, çok hayır yapar, çok sadaka verir, çok sevap kazanır. Onun için Müslümanın erken gitmesi iyi değil. Kusurlu insan da tevbe eder, tevbe etmesine vesile olur. Ölümü onun için temenni etmeyeceğiz. Peygamber Efendimiz ölümü temenni etmemeyi bize tavsiye ediyor.
Eğer kulun canı çok dara gelmişse, "Yâ Rabbi" diyecek, en son ona müsaade var, başka hadis-i şeriflerden biliyoruz; "Yâ Rabbi hayat hayırlı olduğu müddetçe bana ömür ver, ölüm hayırlı olduğu zaman benim canımı al." diye dua edebilir.
Allah'tan hayırları istemek lazım. Müslümanın ömrünün uzun olması iyidir. Allah cümlemize hayırlı uzun ömürler ihsan etsin. Bu ömrümüzü de Allah'ın rızası yolunda, güzel güzel işler, çok verimli işler, çok faydalı işler, bütün Müslümanlara yararlı işler yaparak geçirmeyi nasip eylesin.
Lâ temûtenne ve aleyke deynun fe-innemâ hiye'l-hasenâtu ve's-seyyiâtu leyse temme dînârun ve lâ dirhemün cezâen ev kadâen ve leyse yuzlemu ehadün.
Peygamber Efendimiz Taberânî'nin -rahmetullahi aleyh- Abdullah b. Ömer'den rivayet ettiğine göre, buyurmuş ki;
Lâ temûtenne. "Sakın ölme." Ve aleyke deynun. "Üzerinde borç bulunduğu, boynunda borç bulunduğu halde."
Sakın o vaziyette ölme. Borçlu ölme. Sakın ha, asla ve kat'a borçlu ölme. Borçlu ölmemeye çalış. Borçlu ölmemek için tedbirini al, demek yani.
Neden?
Fe-innemâ hiye'l-hasenâtu ve's-seyyiâtu. "Çünkü insanın borçları, iyilikler ve kötülükler tarzında âhirette kalır."
Yani ölür, mahkeme-i kübrâda alacaklısı gelir... Orada, ahirette leyse temme dînârun ve lâ dirhemün; dinar, dirhem, altın, gümüş para yoktur. Kişinin yanına geldiği zaman alacaklısı;
"Yâ Rabbi ben buna 250 bin lira para vermiştim dünyada, vermedi, şimdi isterim." dediği zaman, orada dinar, dirhem, altın, gümüş olmadığından bu kişinin hasenatını alırlar, mahkemede bu alacaklıya verirler.
Cezâen ev kadâen ve leyse yuzlemu ehadün. "Çünkü hiç kimse orada zulme uğratılmıyor."
Yani hakkı alınmadık kimse kalmayacak ki orada, haklıya hakkını bunun sevabından alırlar verirler. Veyahut da adamın, borçlunun sevabı yoksa, bu adamın günahı hafiflesin diye günahını alırlar, bunun boynuna yüklerler.
Onun için insan ahirete bırakmadan borcunu ödemeli.
"Çünkü ahirette ya hasenat gider ya başkasının seyyiatı insanın başına yıkılır, kalır." diyor Peygamber Efendimiz.
Altın, gümüş yoktur; ceza olarak borcunu ödeme bâbında insan işte bunları elde eder veya kaybeder.
Onun için kimseye de zulmedilmediğine göre, haklar mutlaka orada alınacak, verilecek olduğuna göre, hiç kimse borçlu ölmesin. Borçlu ölmemeye baksın. Borç almamaya baksın. Borç almışsa borcunu ödemeye çalışsın. Birisinin kendisi üzerinde hakkı varsa gitsin, hakkını ödemesinin yolu neyse onu söylesin.
"Ya benim sana borcum var, senin bende hakkın var, şunu şurada ödeşelim. Buyur, ne istiyorsan iste, ödeşelim." diye hak sahipleriyle helalleşsin.
Onun için dervişliğe girerken hocalarımız ne derdi?
"Aman üzerindeki borçları öde, hak sahiplerine haklarını ver, dargınlarla barış."
Çünkü insan temizliyor, eski bozuk hesapları kapatıyor. Biz böyle olmalıyız.
Borç almak iyi değildir.
Bu devirde şimdi herkes borç alıyor. Biliyor ki paranın değeri düşüyor; "İki sene sonra verirsen oh, yarısını vermiş sayılırım, yarısı bana kâr kalır." gibi hesaplar yapıyor. Mümkün olduğu kadar borç almadan, kendi yağıyla kavrularak, alnının akıyla, kimseyi istismar etmeden... Sen kazanıyorsun; o sana iyilik yapan, borç veren kimse mağdur oluyor, iyi mi? Hem iyilik yapıyor hem mağdur oluyor.
Ya bu para değerinin düşmesini engelleyeceğiz, ekonomimizi sağlam yapacağız; ya da mümkün mertebe borca yanaşmayacağız.
Lâ tenzirû fe-inne'n-nüzûre lâ yuğnî mine'l-kaderi şey'en ve innemâ yüstehricu bihî mine'l-bahîl.
Bu hadis-i şerif Müslim'de, Tirmizî'de, Nesaî'de Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Peygamber Efendimiz adak adamayı, nezri tavsiye etmiyor.
"'Şu şöyle olursa şöyle yapacağım, böyle olursa böyle yapacağım.' diye nezir, adak adama yapmayın. Çünkü nezirler, kader neyse onu değiştirmez, o olur. Allah böylece cimriden fakire hakkını almış oluyor." diyor.
Çünkü burada bir hasis pazarlık var.
"Şu işi yaparsan yâ Rabbi, ben de sana şunu vereceğim."
Pek merdane bir şey değil. Hayrına yapsa sevabı çok olur. Hiçbir şey yapmadan dua etse, dua etmek makbul.
"Yâ Rabbi! Sen beni affet. Yâ Rabbi! Sen beni şu hatadan kurtar."
"Yâ Rabbi! Şu şöyle, bu böyle..." pazarlık gibi olduğundan iyi olmuyor.
İyi Müslümanlar olmalıyız. Hepimiz her bakımdan, nereden baksak güzel halli Müslümanlar olmalıyız.
Allah bizi olgun Müslüman olmaya muvaffak eylesin.
Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.
14.12.1986 -
Adaletle Hükmetmek, Marufu
14.09.1986 -
Cüzzam Hastalığı, Namaz
