16.02.1986 - Açlık, Niyet

16.02.1986 - Açlık, Niyet
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Nurul hikmeti cuun elcuu. “Hikmetin nuru açlıktır.” Hikmet denilen o hakimane güzel, yerli yerince oturaklı, tam hak olan şeyleri söyleyebilme kabiliyeti, doğru düşünebilme kabiliyeti ve bir şeyi yerli yerince, tam olması gerektiği şekilde, en mükemmel tarzda yapabilme meziyeti işte bunun nuru açlıktır.
İnsan hikmet sahibi olmak istiyorsa, hakim bir insan olmak, her şeyi tam hak olarak konuşmak, tam doğru olarak, rıza-i bariye uygun yapmak istiyorsa onun nuru… Yani açlık olmayınca da hikmet gelmez onun misali olmuş oluyor.
Yani insan aç olduğu zaman bu nasıl lamba elektriğe muhtaçsa nur olması için, ışık olması için hikmet olması için de açlık olması lazım. Aç olduğu zaman insan, mesela ne zaman aç oluyoruz biz?
İbadet niyetiyle Allah rızası için yememizi, içmemizi bırakıyoruz diğer zevkleri bırakıyoruz, oruca niyet ediyoruz; açlık. İşte bu hikmetin insanın içine gönlüne dolmasına pınar suyu gibi vücudun her damarına, beyninin her hücresine yayılmasına sebep oluyor.
Tok oldu mu insan nefis harekete geçer. Karnı doydu bu sefer eğlence ister, şehveti artar, keyif yerlerini düşünür veyahut uyku uyumak ister.
“Ne o gözlerin böyle bayılıyor?”
“Öğleyin çok yemek yemişim biraz da yağlı tarafından fazla da kaçırdım pilavı.” diyor, hemen yatmak istiyor insan. Neden? Karnı doydu.
Karnı doydu mu uyku istiyor nefis. Veyahut uykusu yoksa eğlence istiyor. “Ya getir şu plağı bakalım. Aç şu radyoyu bakayım, hadi karnımız da doydu şimdi acaba akşama kadar ne yapsak. Filanca parka mı gitsek, filanca gazinoya mı gitsek acaba geceye kadar nerede eğlenebiliriz veya bu gece nereye giderim, tamam yemek işi de halloldu.” diye eğlenceye bakar insan.
Ama açlık insanı derin derin düşündürür! Aklına gelmeyen şeyleri hatırına getirttirir. “Ya fakirlik diye bir şey de var demek ki ben her zaman buluyorum ama bulamayan insanların demek yüreği yanıyormuş, midesi böyle kazınıyormuş.” demek ki der. Ondan sonra zihni berraklaşır. Pırıl pırıl her şeyi iyi görmeye başlar, iyi düşünmeye başlar, doğru düşünmeye başlar. Tamam, gönlünün lambalarına hikmetin nuru gelmeye başladı.
O bakımdan bu açlığa riayet etmek lazım. Nasıl riayet edelim?
Bir kere mideni çok doldurmayacaksın. Midenin hacminin üçte biri suya gidecek demiş büyükler, üçte birini yemeğe, üçte biri ne olacak? Üçte biri de bırak hava kalsın, yani birazcık da boşluğu kalsın. Tıka basa doluyor, oturacak hali yok yani midesini öyle doldurmuş ki eğilemiyor. Olmaz! Üçte biri boş kalacak. Daha yemeğe iştihası varken, “Bir kaşık, bir tabak daha yiyebilirim.” tamam kalk. Yani iştihası varken kalkacak. Yeter mi?
Yeter. Büyüklerden birisine sormuşlar doktor ama hakîm doktor yani filozof doktor, her şeyi iyi bilen. Ne kadar yemek yiyelim?
Demiş ki iki yüz dirhem yiyin fazla yemeyin. Demişler “Ne işe yarar ki iki yüz dirhem?”
Hazel miktaru yahmilüke vemazidde aleyhi feente hamiluhu.
“Bu kadarı sana yeter, daha fazlasını yersen sen onun hamalı olursun. Yani bu kadarı seni taşır, ayakta tutar. Daha fazlasını yersen sen onu taşırsın.” Çünkü kilo olur.
Altmış beş kiloluk bir tanıdığım var elli beş kiloydu, şimdi doksan dört kilo. Ne demek bu? Kırk kilo daha fazla var arada. Ağzına kadar su dolu iki tenekeyi bir koluna almış, bir tenekeyi de diğer koluna almış boyuna öyle geziyor her gittiği yere. Merdivenlerden tenekelerle çıkıyor, merdivenlerden tenekelerle iniyor, yürüyeceği yola tenekeyle yürüyor demek bu. Elli beş kiloyken canlıydı, doksan doksan dört kilo oldu iki teneke taşıyor şimdi iki tarafında. Ne diye taşıyacak? Boşuna. Zapt edecek, hâkim olacak arzusuna, kısacak.
Zaten çok yemekten damarlar tıkanıyor, mide yoruluyor, ülser başlıyor şu oluyor bu oluyor hepsi çok yemekten oluyor. Peygamber Efendimizin bize tavsiyesi mümkün olduğu kadar az yemek. Acıkmadan yememek. “İşte adet olmuş günde üç defa yiyoruz.” Acıktın mı? Acıkmadım. Öğle yemeğini atlat, sabah kahvaltı ettin bir de akşam ye olsun bitsin. Ama sabah kahvaltısı etti mi insan üç saat geçti mi on ikide içerden bir feryat nefis bağırır aman öldüm ölüyorum aman yemek. Kebaplar gelsin filan, içerden bağırır. Yalan!
O hakiki bir feryat değil, içerden suni bir feryat geliyor! Hakikaten de midesi kazınır ölecek gibi, “Bir kuzu getirseler çevirseler hocam hepsini deviririm” der hakikaten de devirir. Ertesi gün daha fazla yer daha fazla yer göbeği patlayacak. “Kayışın delikleri yetmedi hadi getir yeniden delik delelim daha büyütelim.” bu hale geliyor.
Onun için az yemeye kendimizi alıştıracağız. Yani bunların hepsi yeme duygusunun kötüye kullanılışıdır. Yeme duygusu, iştaha insana neden verilmiş?
O güzel bir sistem. Allahu Teâlâ tebarekallahu ahsenul halikin ne güzel yaratmış ki bu insan bu dünya işlerine dalar da vücudun ihtiyacını unutur diye içerden zil çalıyor. Karnının zil çalması neden?
Yani vücut zayıf düşmesin diye beslenme zamanını bildiriyor içerden. Ne güzel bir sistem, insanın aklına gelmez yani gayet güzel bir şey! Ama biz onu suistimal ediyoruz yani kötüye kullanıyoruz. Öyle yapmayacağız, ihtiyaç kadarını yiyeceğiz. Fazlası? O zaman bir teneke iki teneke üç teneke taşırsın sırtında sen bilirsin. Hamallık istiyorsan buyur taşı! Halbuki hafif olsa daha az yeri besleyecek, kalbi daha az yorulacak.
Dini terki dünya.
“Dinin başı dünyayı terk etmektir.” kardeşlerim. Dinin başı yani en büyük dindarlık ben dindar adamım bilmem ne parmaklarında kaç tane yüzük var? Saatin nasıl? Altın köstekli, parmaklarında bir o yüzük var bir bu yüzük var evin nasıl? Sorma. Nasıl dindar olacaksın?
İbrahim İbni Ethem rahmetullahialeyh’in, Allah şefaatine nail etsin, Belh padişahıymış Horasan’da bir padişahmış, kırk tane altın gümüş kalkanlı asker önde kırk tane altın gümüş kalkanlı asker arkada gidermiş; tantanalı şatafatlı. Atlas döşeklerde kuş tüyü yastıklarda yatarmış.
Geceleyin yukardan bir gürültü duymuş, “Kim o?” diyor yukarıya bağırıyor sarayın damına. “Devemi kaybettim de onu arıyorum merak etme” diyor. O da aşağıdan bağırıyor “Bre edepsiz şaşkın, deve damın üstünde olur mu, dam üstünde deve aranır mı?”
O da yukarıdan aşağıya bağırıyor. “Atlas döşeklerin içinde Allah aranır mı? İpeklerin, atlasların, zevklerin, altınların, gümüşlerin, tantananın, saltanatın içinde Allah aranır mı?” “Yakalayın bakalım şu adamı, kimmiş!” diyor, adamları salıyorlar, yukarıda kimse yok!
Terki dünya; dünyayı terk et, peki nasıl terk edelim?
Hepimiz Çamlıca tepesine gidelim veyahut daha uzak Aydos tepesine gidelim veya Ağrı Dağı’na gidelim; hayır! Terki dünya gönülden olacak. Gönülden hedef olmayı çıkartacaksın. Senin gayen ne arkadaşım?
Benim gayem bir ev sahibi olmak, bir Mercedes sahibi olmak, deniz kenarında bir yalım olsun ondan sonra istediğim zaman İsviçre’ye gideyim, kışın Uludağ’da kayak yapabileyim, yazın Marmaris’te Bodrum’da en güzel yerde denizde plajda yüzeyim. Bir tane kotram olsa daha iyi olur, kendim istediğim yere giderim. En sakin yerden balık yakalarım, kızartmasını bilmem ızgarasını yaparım… Bak bütün gayesi dünya! Senin gayen ne?
Benim gayem de Rabbimin rızasını kazanmak, cehennemden kendimi kurtarmaya çalışmak, cennetine cemaline nail olmak, gazabına azabına uğramamak, rızasına vasıl olmak. Bu da ahiret! Gayesini insan ahirete döndürecek, hedefi ahiret olacak. Hedefi dünya oldu mu isterse dağ başında olsun gene ehli dünyadır.
Dağ başına çıkmış adam bir kulübe yaptırmış hatta kulübe de yaptırmamış bir mağarada yaşıyor ama şöhreti şehre yayılmış herkes ziyaretine geliyor, hediyeler bilmem neler… Ehli dünya bu; şöhret yani şöhreti istiyor bilmem neyi istiyor hediyeleri alıyor ama o ağını örümcek gibi dağa kurmuş. Kimisi şehre kurar kimisi dağa kurar. Hedefi ahiret olacak. Gayesi ahiret olacak!
Çünkü bunun çok delilleri var da Peygamber Efendimizin en sevgili ashabı içinde çok zengin insanlar vardı. Yani zenginliği bırakmak demek değil. Sonra Peygamber Efendimiz badiyeye, çöle gitmeyi uygun görmemiş. Hayret edersiniz tahmin etmezsiniz köy halkı şehir halkından beş yüz yıl sonra cennete girecek cennetlik olsa bile. Önce şehir halkı girecek. Neden? Şehirde ilim var, hikmet var, edep var, erkan var diye. Şehirde oturduktan sonra köye gitmek doğru görülmemiş. Cuma namazı bile kılınmıyor diye uygun bulunmamıştır.
Bütün bunlardan anlaşılan yani terk-i dünya demek gidip bir tenha yere oturmak ve fakir olmak değildir. Zengin olabilir, helalinden kazanabilir, helalinden sarf eder. Bizim İmamı Azam Efendimiz de bir zengin tüccardı ama ne tüccar. Ne tüccar!
Bir kumaşın bir yerinde sakat varmış tezgahtarına demiş ki: “Şunun sakatını ayır veya gene almak isterse müşteriye göster.” Sonra gelmiş sormuş ne yaptın o kumaş topunu? “Efendim ben unuttum hiç farkına varmadım o öteki topların arasında satılmış gitmiş.” “Ben sana demiştim.” “Fark edemedim, özür dilerim, af edersiniz.” Bütün kazancını tasadduk etmiş.
“E hocam onlar masal şimdi gel de bir gör bakalım ticari hayatı.” Hayır! Demir tüccarlarından bir arkadaşımız, Galata’da belli zamanlarda basküllerini kontrol ederlermiş onlar, tarttırırlarmış, bir bakmış ki terazisi az malı çok gösteriyor. Mesela dokuz yüz kiloyu bir ton gösteriyor demir satıyor. “Eyvah o zaman ben müşterilerimi bilmeden az mal verip çok parasını alıp aldatmış gibi oldum! Ne yapayım?”
Ne zaman bu ayarı yaptırmıştım bundan evvelki ayar ne zamandı? Altı ay önce üç ay önce neyse şu tarihte tamam, o tarihten sonraki faturaları koymuş önüne, bütün faturaları. Kime ne mal sattıysa, ne kadar eksik tarttıysa o kadar parayı ayırmış vermiş, ayırmış vermiş isterseniz adını da söyleyebilirim.
Yani aslanlar her devirde olur, yiğitler babayiğitler her devirde olur, evliya her devirde olur! Hiçbir devirde Allah iyi kulu da kötü kulu da, her devirde iyi insan vardır. Allah bizi onlardan etsin.
Bu artık iyi insan kalmadı demek kötü bir söz oluyor yani bilinmez ki Allah’ın ne iyi kulları vardır. Ne takva ehli kulları vardır.
Evet, terk-i dünya neymiş?
Gönlüne dünya sevgisini yerleştirmemekmiş. Yoksa zengin olabilir insan ve şehri terk edip köye gitmek değilmiş. Çünkü şehre yerleşmeye dinimizde teşvik var. Terk-i dünyayı anladık.
Verkurbeti ilallahi hubbul mesakin.
“Allah’a kurbiyet miskinleri sevmektir.”
Miskinleri yani parası yok, pulu yok, hareket edecek hali yok, aciz, fakir onu sevmektir. Vedduruvvu minhum ve onlara yakın olmaktır; ziyaretine gidivermektir, halini sormaktır, o tenekeyle kaplı kulübesine varmaktır, yağmur yağdığı zaman altına çanaklar taslar bilmem neler koyduğu odasına girivermektir, yardımını görüvermektir.
Velbudu minellahillezi kayivebihi alelmaasi eşşibeu.
“Allah’tan uzaklık ise ki günahlara onunla insan güç kuvvet kazanıyor.” Eşşibau tokluktur. Tokluk da ne varmış?
Bir günahlara kuvvet kazanması varmış nefsin, iki Allah’tan uzaklaşma varmış. Felatüşbiu udunekum o halde madem iş böyledir diyor Peygamber Efendimiz karınlarınızı tıka basa doldurmayın.
Fetutfian nuren hikmeti minsudurikim. “Gönüllerinizdeki göğüslerinizdeki hikmetin nurunu söndürmesin. Karınlarınızı tıka basa doldurmayın ki gönüllerinizin nurunu bastırıp söndürmesin.”
Feinnel hikmete tastau filkalbi istessirac.“Çünkü hikmet gönülde kandil gibi yanar.”
Kandil gibi yanar, etrafı aydınlatır; açlıktan oluyor. Tokluğu geldiği zaman o zaman o söner. Hikmetsiz kalır insan yavanlaşır yani, yaptığı işin bir tadı tuzu kalmaz.
“Hocam ramazanda tutarız.” Ramazan’da farz, Ramazan’ın dışında da oruçlar vardır. Peygamber Efendimiz Pazartesi Perşembe günleri oruç tutardı. Sonra eyyamu biiz oruçları tutardı, yani Arabi ayların mehtapları gecelerin gündüzlerinde hep oruçlu olurdu hiç bırakmamış. On üçünde, on dördünde, on beşinde. Sonra biliyorsunuz Peygamber Efendimiz Recep’te Şaban’da çok oruç tutardı.
Allahu Teâlâ Hazretleri o hikmet denilen güzel hale sahip eylesin cümlemizi. Yani her şeyi yerli yerinde konuşmak, her şeyi yerli yerinde yapmak, Rabbimizin rızasına uygun yapmak, hakimane hareket edebilmeyi nasip etsin.
Niyetül mü’minin hayrun amelihi ve ameli münafıkun hayrun minniyetihi veküllin yağmelu aniyyetihi veiza amilel mü’minu amelen nari bikalbihi nura. Sehl İbni Saad radiyallahuanh’den rivayet edilmiş Hatibi Bağdadi’de, Taberani’de olan bir Hadîs-i Şerîf.
Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem: “Mü’minin niyeti işinden daha hayırlıdır.”
Çünkü mü’minin gönlüne bıraksan neler yapacak ama yapabildiği ancak azcık bir şey. Dağları devirecek yani neler yapacak dini için ama ne yapsın ki azıcık yapabiliyor, yetiştiremiyor. Niyeti daha hayırlıdır amelinden.
Veameli münafıku hayrun minniyetihi. “Münafığın da ameli işi niyetinden ayrıdır.”
Çünkü münafık niyeti bozuk demek zaten; kafası bozuk, gönlü bozuk, onun da işi niyetinden daha iyidir. Çünkü o münafık Müslüman’dan korkusundan, yaltaklandığından iyi şeyler yapar ama onun işi iyi içi bozuk.
Müslümanın ise niyeti daha hayırlıdır çünkü niyeti çok temiz, kalple çok iyi şeyler ister, amel azdır. İnsanlar amelleriyle değil niyetleriyle cennete girecek. Yani bir insan kötü niyetle namaz kılsa kıymeti yok. İyi niyetle olduğu zaman kıymeti var. Kötü niyetle oruç tutsa kıymeti yok. Kötü niyetle oruç olur mu? Olur. Yani uzatmak istemiyorum sözü o halde bu hadisten bize çıkacak ders nedir?
Niyetimizi mutlaka bir kontrol edeceğiz, tahkik edeceğiz iyi niyetli olmaya gayret edeceğiz.
Feiaza aminel mü’mini amelen nare fikalbihi nura. “Müslüman bir güzel amel işlediği zaman onun kalbinde bir nur yanmaya başlar.” Salih bir amel işlediği zaman Müslüman’ın gönlünde bir ışık yanmaya başlar, gönlü aydınlanmaya başladı yani. O halde iyilik yaptıkça bizim içimiz aydınlanacak.
“Hocam ben tespih çekiyorum bir şey yok, gözümü kapatıyorum bir şey yok.”
İyi amellere devam ettikçe o zaman olacak bir şey. Onu yapmadan olmuyor. Allahu Teâlâ Hazretleri niyetimizi dürüst tutmayı, sağlam tutmayı nasip eylesin.
Her işinizin başında bu işi neden yaptığınızı kendinize sorun. Sabahleyin kapınızın görünecek bir yerine bir yazı yapıştırın “Bugün ne yapacaksın?” diye. Akşamleyin yatak odasında şöyle yattığınız zaman gözünüze ilişecek bir yere yazın “Bugün ne yaptın?” diye. Daima kendinizi ve niyetinizi kontrol edin. Her işinizin rızai bariye uygun olmasına dikkat edin. Eğer iş biraz bulanıksa, karışıksa o işi yapmayın.
“Ne niyetle yapıyorsun?”
“İşte biraz yağ çekmem lazım o adama da işte öyle olursa böyle olur.”
Tamam, o işi yapma, biraz bak niyet iyi değil. “Sırf Allah rızası için işte şu filanca zatı ziyaret edeceğim. Hastanede zavallıcık işte veyahut filanca seyahate gitti çoluk çocuğuna biraz yardım edeceğim.” İyi niyet, tamam yap. Ama niyette bir bozukluk olduğu zaman onu bırak. Her işimizde niyetin kontrolu en önemli iş olmuş oluyor. Rabbimiz bize o şuuru ihsan eylesin.
Fâtiha-ı şerîfe meal Besmele
23.08.1987 -
Bidat, Zikir, Ruhun
22.11.1987 -
Nesebe Sövmek, Ağıt
