22.11.1987 - Nesebe Sövmek, Ağıt Yakmak, Yıldızlardan Medet Ummak

22.11.1987 - Nesebe Sövmek, Ağıt Yakmak, Yıldızlardan Medet Ummak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Yâ Abbâs! Selâsün lâ yedauhünne kavmüke etta'nu fi'n-nesebi ve'n-nihâyatü ve'l-istimtâru bi'l-envâ'
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, amcası Hz. Abbas'a hitap etmiş ve buyurmuş ki;
Yâ Abbâs! Selâsün lâ yedauhünne kavmüke. "Ey Abbas! Senin kavmin şu üç şeyi terk etmeyecek:"
Amcasına hitaben; "Yanlış olduğu, kusur, günah olduğu halde senin kavmin bu üç şeyi yapmaya devam edecek." demiş, sonra terk etmeyecekleri yanlış şeyler nelermiş? Onları sıralamış:
Etta'nu fi'n-nesebi. "Karşısındaki muhalif insanın nesebine ileri-geri söz söyleyip onu kötülemek!"
"Senin nesebin iyi değil, şerefli değil, sen iyi bir soydan değilsin…" diye onun nesebine dil uzatmak kötü bir şey ama senin kavmin bunu bırakmaz, yapmaya devam ederler. Çünkü bu işe iyice bulaşmışlar, bu kötü âdet iliklerine işlemiş, terk etmeleri zordur." demek gibi.
Ve'n-nihâyatü.
Hâ harfiyle; bizim nihayet dediğimiz kelime değil, hâ harfiyle
Nihâye-nevhâ: Feryat figan etmek, öldüğü zaman ölünün başına üşüşüp, "Ah ne kahramandı ne iyiydi ne cesurdu ne cömertti…" diye ağlamak, feryat etmek; birtakım kafiyeli-vezinli sözler söylemek. Kendisi sun'î olarak ağlamak, herkesi ağlatmak.
Bu bir merasim. Alıştıkları için bunu da bırakmazlar, bu da kötü bir şey; yapmamaları lazım!
Çünkü ölü kötü de olsa "Kör ölünce kömür gözlü olur." dedikleri gibi arkasından ölünün yakınlarının keyfi nasıl istiyorsa o tarzda söylerler. Kötü insana iyi demek filan tarzında da olur. O bakımdan nevhâ-nihâye; ölünün arkasından ağıtlar, mersiyeler vs. düzerek yaka paça yırtarak, saçını başını yolarak, göğsünü, dizini döverek üzüntü izharı merasimi; merasim haline, âdet haline gelmiş olan şey, makbul bir şey değil!
Bizim memleketimizde de bazı bölgelerde görülüyor. Ölüyü getiriyorlar, tabutunu koyuyorlar, başında saatlerce, artık insanı bıktıracak ve İslâm'a uymayacak tarzda yapıyorlar. Efendimiz; bunu da bırakmazlar, diyor.
Ve'l-istimtâru bi'l-envâ'. "Yıldızlardan, yıldızların batışından, batarken onlara yönelip dua etmekten yağmur medet ummak!"
Suudi Arabistan'da yağmur az olduğundan batmaya meyletmiş olan yıldızlardan yağmur istemek âdeti! "Şu yıldız şuraya batıyor, şöyle diyelim böyle diyelim, yağmur yağsın! gibi kötü âdetleri bırakmazlar, maalesef yaparlar." demiş oluyor Peygamber Efendimiz.
Bizim memleketimizde bunlardan hangisi vardır?
Öncelikle karşısındakini kötülemek yaygındır. Son derece çirkin bir şey! Bir kere bir insanın asıl asaleti takvasındadır! Takva ehliyse, Allah'tan korkan bir kimseyse, basit bir aileden basit bir meslekten fukaracık bir kimse de olsa Allah'ın sevgili kulu olabilir! Kendisi iyi insan değilse; sülalesinin ağa olması, paşa, padişah veya vaiz, müftü, hoca olması kendisine bir fayda sağlamaz. Eğer kendisi iyi yolda değilse soyunun asaleti kendisine bir fayda sağlamaz.
Soy ile övünmek doğru değildir. Babayiğit ise kişinin kendisinin iyi Müslüman olması gerekiyor. Bu çok yapılıyor. Hususî bir şekli de tasavvuf ve tarikat vadisinde birtakım tarikatların taraftarları öteki tarafa ta'n ederler: "Şu şöyledir bu böyledir…" filan diye haksız, yalan yanlış, bilmeden konuşurlar.
Dün akşam birisi bana nakletti ki:
"Filanca insanlar falanca insan hakkında şöyle şöyle ileri geri konuşmuşlar. Hocası ona el vermedi!" demişler.
Nasıl yalan! Nasıl cüret eder, nasıl cesaret eder ne yüzle ne hakla söyler?!..
Öteki ikisi bir yerde baş başa buluştular da o adam bir sözü söylemişse sen nereden bileceksin?
Bir başka şehirdeki bir insan bu taraftaki insanların şöyle bir konuşma yapmadığını ne cüretle, nasıl bir yalana cesaret edip de söyleyebilir? Hem de "Tarikat erbabıyım." dediği halde bu gıybeti, dedikoduyu, bu iftirayı nasıl yapıyorlar?..
O adam onu ahirette bırakır mı?
Bu yalan sözden dolayı davacı olacak!
Bir de yanılttığı kimselerin günahı boynuna gelmez mi?
Gelir. Taraf tutmaktan, kendi tarafını sevmekten, öbür tarafa rekabet ve haset hissinden veryansın ediyorlar.
Buradaki bir arkadaşımız söylemişti, kendisi filan kasabadan; o kasabadaki şahıs da tasavvuf erbabı, güya iyi, dindar kimseler, Hocamız rahmetullahi aleyh'in aleyhinde atıp tutuyorlarmış.
"Tasavvufta böyle edepsizlik var mı?" dedim!
Bu edepsizlik tasavvufa uyar mı, yakışır mı? Vefat etmiş bir kimseye böyle ileri geri söz söylenir mi?
Hayatta olana bile söylenmez! Hatta iftira olması çok büyük vebal! Doğru olan bir şeyi bile onun gıyabında söylese gıybet oluyor. Müslümanlar olarak dilimizi başkasının ırzına, namusuna, haysiyetine, şerefine tecavüz etmekten tutmasını öğreneceğiz.
Peygamber Efendimiz diyor ki; "Bir kimsenin aleyhinde konuşmak gıybettir ve büyük günahtır." Diyorlar ki; "Ya o kusurlar onda varsa?.."
"Kusurlar onda varsa gıybettir, kusurlar onda yoksa iftiradır!" buyuruyor.
Olsa da söylemeyeceksin olmasa da söylemeyeceksin, demek. Millet maalesef bu meseleyi bilmiyor.
Demek ki bu soya sopa çatmak meselesi cahiliye âdeti, maalesef dünyanın her yerinde var. Karşısındaki adamı kötülemek için dilini nerelere kadar; babasına, dedesine kadar uzatırlar, onun aleyhinde konuşurlar. Eğer kendisi erbâb-ı tasavvuf ise karşısındaki hocasına, silsilesine, şeceresine dil uzatırlar. Aynı cahiliyettir, hiç fark etmez; belki daha büyük ayıp da olmuş oluyor!
Allah ıslah eylesin, güzel huylar nasip eylesin. Allah bütün Müslümanları muhabbetle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in sünneti yolunda birbirlerine has, halis kardeş olan ve birbirlerini destekleyen, samimi dost eylesin.
Yıldızlardan medet ummak, yağmuru yıldızdan beklemek cahiliye âdeti. Yağmuru Allah yağdırır, kuraklığı Allah gönderir, ceza veya mükâfat olarak bütün bunlar ve daha her şey Allah-u Teâlâ hazretlerinin kudretinde! Yapan Allah, yaptırmayan Allah; veren Allah, alan Allah; öldüren Allah, yaşatan Allah!..
Müslümanın bunu anlaması lazım. Bu mânada geniş olarak düşünecek olursak bugün memleketimizde bu cahiliye zihniyeti hâlâ vardır. Bazı kimseler hâlâ yıldız falına inanır. "Bugün sana bir ziyaretçi gelecek, bugün kötü bir hadiseyle karşılaşacaksın, bugün şu olacak bu olacak, bir kısmet ayağına gelecek…" gibi atmasyon, uydurmasyon şeylerle milleti kandırırlar.
Bir taraftan insanları, dinimizin en güzel ahkâmına yanaştıramazsın:
"Allah celle celâlüh böyle emrediyor, ne kadar güzel!.."
Bir türlü yanaştıramazsın, keçi gibi inat eder. Bir taraftan da millet; cahiliyenin, putperestliğin âdetlerinin devamını bu devirde güle oynaya takip ediyor. Mesela Afrika'daki yamyamların dansını taklit ediyor da namaz kılmaya gelmiyor, bu kadar garip şeyler oluyor!
Demek ki her şeyi Allah'tan bilmek, her şeyin Allah'tan olduğunu anlamak, Allah'a yönelmek, Allah'a bağlanmak, gayrıya bir şey isnat etmemek, vehmetmemek, gayrıda bir kudret olduğunu vehmetmemek İslâm'ın temel, ana esaslarından biridir!
Dervişlikte, tarikatta da ilk önce fail-i muhtârın fa'alü limâ yürîd sıfatına sahip Allah-u Teâlâ hazretleri olduğunu bilmek için; Allah'tan bilmek, Allah'tan istemek, ummak, Allah'a dua etmek, yalvarmak; gayrıya bel bükmemek, el açmamak, serfürû etmemek, tabasbus etmemek, doğru doğru, dobra dobra konuşabilmek, hakkı söyleyebilmek, zalim sultanın karşısında hakkı müdafaa edebilmek, mazlumun yanında yer alabilmek... Bütün bunlar hep o sıfattan kaynaklanır.
Her şeyin Allah'tan olduğunu bilen insan kahraman insan olur, dobra dobra konuşur. "Bu adam mert bir adam, kahraman bir adam, dobra dobra konuşuyor; hiçbir şeyden korkmuyor, aferin!" diye erbabı anlar. Allah da sever.
Ama bazı kimseler doğru söyleyeni sevmezlermiş. Onun için dedelerimiz; "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar." demiş. Dokuz köyden kovarlar, doğru! Gerçekten insanlarda böyle bir sıfat vardır, doğru konuşan insanı sevmezler. Eğri işlerinde, günahlarında devam etmek isterler. Birisi kalkıp da "Bu yaptığınız doğru değil!" deyince kan tepelerine sıçrar. Horozibiği gibi yüzleri kıpkırmızı kızarır. Kızarlar ama yanlıştır. Bir insan haklı bir şeyi bir kimseye ihtar ettiği zaman; "Bu yaptığın doğru değil, bunu yapma!" dediği zaman, "Sen kendi işine bak" derse bu ona günah olarak yeter.
Hazmedecek, haksızlığını anlayacak, eğri yoldan doğru yola gelecek; bunları yapmalıyız. Hepimiz mert, doğru insan olmalıyız, dobra dobra olmalıyız, hakkı söylemeliyiz. Batıl yolda yürüyene, yanlış işler yapana, günah işleyene alkış tutmamalıyız, prim vermemeliyiz, destek olmamalıyız; gülmemeliyiz ki yapmasın! Gülersek, alkışlarsak, "Mâşaallah, inşaallah…" dersek, desteklersek, peşinden gidersek, pabucunu yalarsak, kuyruğunu takip edersek olmaz. O zaman cemiyetin nizamı altüst olur! Cemiyetler, topluluklar mert insanların sayesinde, fazilet sahibi insanlar ile yükselir! Rezalet sahibi kötü insanlarla mahvolur, tefessüh eder; rezil insanlarla koca imparatorluklar çöker!
Bizim Osmanlı İmparatorluğunun neden çöktüğünü niye düşünmüyoruz?
Belgrat’tan, Avusturya'dan Basra körfezine kadar; Atlas Okyanusu'ndan, Fas'tan, Hint Okyanusu'na kadar topraklar bizimdi.
Yüreğimiz niye sızlamıyor?
"Bunu neden elden kaçırdık?" demiyoruz. Niye bu yeniçerilerin isyanlarını düşünmüyoruz? Niye memurlarının rüşvetlerinin ne kadar büyük zararlara yol açtığını düşünmüyoruz? Niye birtakım yüksek devlet ricalinin yabancı cemiyetlere girip, kötü işler yapıp yabancılara ajanlık edip de memleketi içten çökerttiklerini düşünmüyoruz?..
Öyle hainler var ki hâlâ alkışlanıyor, hâlâ millete kahramanmış gibi yalan yanlış tanıtılıyor. Hâlbuki hain, memleketi satmış; dış ülkelere öyle tavizler vermiş ki hâlâ temizleyemiyoruz.
O bakımdan dobra dobra olmayı öğrenmeliyiz.
"Zarar gelir..."
Zarar Allah'tan gelir.
"Ama böyle yaparsam faydalardan olurum."
Faydayı da Allah verir. Yanlış hesap yapma, mü'minsen hesabını doğru yap!
Müstakim ol, Hz. Allah utandırmaz seni
Nef'in için zâlimi bî-rahma imdâd eyleme.
Korkma düşmandan ki ateş olsa yandırmaz seni
"Kendi menfaatin için merhametsiz zalime yardım etme. Düşmandan korkma, ateş seni yakamaz!"
Çünkü Allah'ın dostunu ateş yakamaz.
"Hocam, ben elimi ateşe uzattım, yandı."
O mânaya alma; İbrahim aleyhisselam'ı yakmadı! Allah seni ateşin yanına sokmaz, ateşe düşürmez. Öteki mânasını, doğru mânasını al.
O bakımdan Allah hepimize güzel ahlâk nasip eylesin. Evelallah dünyayı düzeltiriz! Çünkü güzel ahlâk demek dine dayalı, imana dayalı [hâl] demek.Hhas mü'min dünyaya ferman okutur.
Kanuni Süleyman Fransa kralına bir mektup yazmış, demiş ki:
"Duydum ki sizin memleketinizde kadın erkeğe sarılır dans ederlermiş, buna dans denirmiş. Bu ne biçim edepsizliktir! Bundan sonra yapılmasın!" diye bir mektup yazmış. Fransa'da adamlar korkularından danstan vazgeçmişler. Ne güzel! Kanuni Süleyman mektup yazmış, ferman-ı âlişânını oraya göndermiş.
Birisine mektup yazıyor, diyor ki; "Filanca prensi hapsetmişsiniz, onu hemen hapisten çıkartın!"
Hemen apar topar çıkartıyorlar.
Neden?
Allah celle celâlüh; kendisi has, halis iman eden kimselere yardım eder, onları aziz kılar, onları yeryüzüne hâkim kılar. İnsanlar Allah'ın yolundan dönerlerse, Allah'a hıyanet ederler, dinine âsi gelirler, günahlara dalarlarsa Allah yardımını çeker; o zaman perişan olurlar.
Bugünkü Müslümanların perişanlıkları düşmanın hünerinden değildir, Müslümanların zaafındandır, günahındandır! Müslümanlar günahlarının belalarını çekiyorlar, Allah cezalandırıyor. Eğer Müslümanlar iyi kimseler olsa bir Müslümanı kimse hor ve zelil edemez. Allah'ın aziz kıldığını kimse zelil edemez! Onun için cahiliye âdetlerini bırakalım, İslâmî âdetlere sarılalım! Allah'tan gayrıdan fayda ve zarar gelmeyeceğinin imanımızın gereği olduğunu bilelim, Allah'tan korkalım gayrıdan korkmayalım! Allah'a itaat edelim, kınayanın kınamasına aldırmayalım, hak yolda yürüyelim, batıl ehlinin bağırmasına, çağırmasına aldırmayalım. İt ürür kervan yürür, diye yolumuzca dosdoğru yürüyelim. Onlara uyup da kendi ahiretimizi de berbat etmeyelim.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
16.02.1986 -
Açlık, Niyet
22.11.1987 -
Hz. Abbas
