İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

16.11.1986 - Ashaba Sövmek, Geceye, Gündüze, Güneşe, Aya, Rüzgara Sövmek, Rızık, Duvara Halı Asmak, İzinsiz Mektup Okumak

16.11.1986 - Ashaba Sövmek, Geceye, Gündüze, Güneşe, Aya, Rüzgara Sövmek, Rızık, Duvara Halı Asmak, İzinsiz Mektup Okumak
Hadisler Deryası

16.11.1986 - Ashaba Sövmek, Geceye, Gündüze, Güneşe, Aya, Rüzgara Sövmek, Rızık, Duvara Halı Asmak, İzinsiz Mektup Okumak

09.12.2019
20 dk 13 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Lâ tesubbû ashâbî. Men sebbe ashâbî fe aleyhi la'netullâhi ve'l-melâiketi ve'n-nâsi ecmaîn. Lâ yukbelü minhu yevme'l-kıyâmeti sarfun ve lâ adlün.

Hadis-i şerif Câbir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Ebû Nuaym kitabına kaydeylemiş. Efendimiz -başka hadis-i şeriflerde de bize bu nasihati vardır- buyuruyor ki;

Lâ tesubbû ashâbî. "Benim ashabıma sövmeyin, taraf tutup bir tarafı kötüleyip öbür tarafa yüklenip dil uzatmayın, aleyhinde konuşmayın!" Men sebbe ashâbî. "Çünkü kim benim ashabıma söverse dil uzatırsa kötü söz söylerse onun üzerine Allah'ın laneti olur veya olsun, meleklerin laneti olur veya olsun, bütün insanların laneti olur veya olsun. Allah-u Teâlâ hazretleri onun kıyamet gününde farz ibadetini, nafile ibadetini kabul etmez veya etmesin!"

"Veya" dememim sebebi şu: Arapça' da bu cümleler dua makamında da olur, dua olarak da kullanılır; ihbarî de olur, bir şeyi haber vermek mânasına da olur. Haber vermek mânasına olursa; "Aman ashabıma sövmeyin, çünkü kim ashabıma söverse Allah'ın lanetine uğrar, meleklerin lanetine uğrar, bütün insanların lanetine uğrar. Kıyamet gününde de Allah böyle bir kimsenin farzını, nafilesini, ibadetini taatini kabul etmeyecektir, onun için yapmayın!" demek olabilir.

Veyahut Efendimiz ashabına dil uzatacak insanlara çok kızdığı için şöyle buyurmuş olabilir, mâna öyle de olabilir: "Benim ashabıma sövmeyin, dil uzatmayın. Kim benim ashabıma dil uzatırsa benim bu nasihatimi dinlemeyip beni kıracak şekilde böyle yaparsa Allah'ın laneti de onun üzerine olsun, meleklerin laneti de onun üzerine olsun, bütün insanların laneti de o herifin üzerine olsun ve Allah onun kıyamet gününde yaptığı öteki ibadetleri de farzını nafilesini, ibadetini taatini de kabul etmesin!" demiş de olabilir. Her ne suretle olursa olsun ikisi de fenaların fenasıdır!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in ashâbı yıldızlar gibidir.

Ashâbî ke'n-nücûmi bi-eyyihim iktedeytüm ihtedeytüm.

İnsan hangisine uyarsa ondan İslâm'ın güzelliğini öğrenir.

Ashaba sövmeyelim. Ashâb-ı kiram arasındaki ihtilafları bizim büyüklerimiz şöyle izah etmişlerdir:

Aralarında ihtilaf oldu, karşı karşıya geldiler, çatışmalar çekişmeler oldu. Bu, içtihat farkındandır. İçtihat; kanaat ve hüküm verme, düşünce tarzı, muhakeme tarzındaki ihtilaftan dolayıdır. O, şunun daha hayırlı olduğunu sandı öyle yaptı; bu, bunun daha hayırlı olduğunu sandı öyle yaptı. Ama;

"Müçtehit, bir karar veren, bir hüküm ortaya koyan kimse isabet ederse iki misli ecir alır. Hata ederse yine Allah rızasını düşünerek doğruyu bulmak için bunu yaptığından yine bir ecir alır." diye hadis-i şeriflerden biliyoruz. Bunların hepsi sevaptadır. Biz onların adlarını dilimize dolamak suretiyle kendimiz günaha girmeyelim. Onlar paçayı kurtarırlar, her ikisi de cennete girer, biz kalırız. Çünkü onlar içtihat farkından öyle yapmışlardır.

Büyüklerimiz yine demişlerdir ki; Allah'a çok şükür ki biz onların zamanında yaşayıp da bir tarafta olmadık. Öbür tarafa kılıç sallamadık, harplerine katılmadık.

Birisi; "Madem Allah bizim elimizi, kılıcımızı onların kanlarına bulaştırtmadı, çok şükür. Şimdi niye dilimizi bulaştırtalım?!.." diyor. O da güzel bir sözdür.

Ashâb-ı kiram rıdvanullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn hepsi Efendimiz' in sohbetine ermiş bahtiyarlardır. Peygamber Efendimiz;

Hayru'l-kurûni karnî, "En kıymetli devir, devre benim devremdir." dediği için onlar Asr-ı Saadet'in arslanları olduğu için hepsi başımızın tacıdır.

"Aralarındaki ihtilaflar…"

Allah bilir, biz edebimizi muhafaza ederiz. Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde; "Benim ashabımın adını, işini dilinize dolayıp beni ezalandırmayın!" dediği için biz onlara dil uzatmayalım, lanet etmeyelim, sövmeyelim, ileri geri konuşmayalım. Hatta İslâm tarihini anlatırken -İslâm tarihini anlatmak çok zordur- bunu o tarzda anlatalım ki bir tarafı öbür tarafa [üstün tutup] da insanlarda yanlış fikirler meydana getirmeyelim. Zor bir iş!

Lâ tesubbu'l-leyle ve'n-nehâre veş’şemse ve’lkamer ve le'r-riyâhe fe innehâ rahmetün li-kavmin ve azâbün li-âharîne.

Efendimiz Câbir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş olduğuna göre buyurmuş ki:

"Geceye gündüze, güneşe aya, rüzgârlara sövmeyin!"

"Allah kahretsin bu geceyi, işte bugün işte başıma şöyle uğursuzluklar geldi, şu güneş de şöyledir böyledir, şu ay da şöyledir böyledir…"

Öyle şey yok!

Rahmetün li-kavmin ve azâbün li-âharîne. "Aya güneşe, geceye gündüze, rüzgâra sövmeyin! Çünkü bunların varlıkları bir kavim için rahmettir; başkası için azap olur!"

Onlar Allah-u Teâlâ hazretlerinin manevi askerleridir. Hepsi hâki elbise giyip de manevra kıyafetiyle, rütbesiyle çıkacak değil de onlar da öyle bir Allah'ın askeridir; Allah dilediğini onunla terbiye eder! Dilediğini rüzgârla terbiye eder, dilediğini güneşte kurutur, dilediğini ayda yürütür… Allah-u Teâlâ hazretlerinin varlıklarıdır, yaratıklarıdır; onlara sövmemek, edebî muhafaza etmek lazım geliyor.

Lâ testebtiu'r-rizka fe-innehû lem yekûn abdün li-yemûte hattâ yebluğahû âhiru rizkın hüve lehû fe't-tekullâhe ve ecmilû fî ahzi'l-halâli ve terki'l-harâm.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Hadis-i şerif İbn Hibban'da, Müstedrek'te, Beyhakî'de, Hulvânî'de Câbir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadis-i şeriftir. Efendimiz' in bir nasihati ki çok önemli:

Lâ testebtiu'r-rizka. "Rızkım gecikti diye onu gecikmiş saymaktan korunun, böyle düşünmeyin!"

"Ya hani nerede benim rızkım? Hani Allah rızkımı gönderecekti, gelmedi…" gibi acelecilik, acûllük; olmuyor, gelmiyor filan gibi bir düşünceye düşmeyin!

Efendimiz' in bu cümlesine çok dikkat edin:

Fe-innehû lem yekûn abdün li-yemûte hattâ yebluğahû âhiru rizkın hüve lehû. "Çünkü Allah ona, nasip etmiş olduğu en son rızkı ona göndermeden hiçbir kul ölecek değildir, ölmesi mümkün değildir, o kulun ölmesi mümkün değil!"

Allah ona o rızkı yazmış mı? Yazmış.

O rızık Yemen'de mi? Yemen'de.

Fizan'da mı? Fizan'da.

Hint’te mi, Hint’te; Çin'de mi, Çin'de; Amerika'da mı, Amerika'da; kutupta mı, kutupta… Kutuptan da morina balık yağı filan geliyor; oradan da gelebilir, belli olmaz.

O yazılmış mı? Yazıldı.

O rızık gelmeden ölmezsin! O gelecek, o gırtlağından geçecek, çare yok! Onun için; "Öyle geç kaldı da şöyle oldu da aç kaldım da açık kaldım da…"

Efendimiz; "Edepsizliği bırak, acelecilik yapma!" diyor. Arkasından buyuruyor ki;

Fe't-tekullâhe. "Allah'tan korkun!" Ve ecmilû fi't-taleb Ahzi'l-halâli. "Helal kazançta güzel davranın." Ve terki'l-harâm. "Haramı terk etmekte itina gösterin!"

İnsanlar 'Aç kalacağım!' diye korkusundan hırsızlık yapar. Rızkını haramdan kazandı.

"Aç kalacağım, hanım hasta, çocuk küçük, süt ister ekmek ister et ister…"

Memur rüşvet alır: "Ne yapayım, çocuklar açlıktan ölsün mü?"

Ölmez, ölmez ama o anlamaz. O rızkını sanıyor ki ille haramı almayınca olmayacak! İlle o haramı alması lazım!

"Parasız kaldım, akşama rızık yok!" sanıyor, hâlbuki öyle değil! O rızık, ona yazılmış olan rızık gelecek ama iki kapıdan geçer ya şu kapıdan geçer ya şu kapıdan! Birisi helal kapısıdır birisi haram kapısıdır. O rızkı helalden geçirip alırsa tamam âfiyet olsun; yer, kâr eder. Harama el uzatırsa yine rızkından fazlası gelmez, ancak kendisine yazılmış olan rızık gelir ama haramdan geldiği için yandı. Artık bir de onun vebali, hesabı ile uğraşıp durur. Hiç korkmayın!

"Aç kaldım açık kaldım, kirayı ödeyemedim, çoluk çocuk hasta oldu..."

Öyle şey yok. Rızkın sana gelecek! Helalinden kazanmaya bak, haram oldu mu reddet:

"Yok, ben böyle şey istemem, al bu rüşvet senin başına çalınsın, bir daha da böyle bir şey teklif etme!"

Bizim mühendis arkadaşlarımızdan bir tanesi belediyede ruhsat veren imar işlerinde vazifeliymiş. Adamın birisi gelmiş, demiş ki:

"İşte benim falanca yerde kat ruhsatım var, aylardır uğraşıyorum olmuyor, perişan oldum; işçilerim, malzemem, çimentolarım donacak… Ne olur şunu yap!"

O da oraya yeni tayin olmuş:

"Peki, olur, benim göreceğim işlerden birisi bu." demiş. Bir araba tutmuşlar, herhalde inşaatın başına gitmiş, inşaat ruhsatı mı verecek ne verecekse, bakmış hepsi usule uygun. Demiş ki:

"Ya bunun aylarca bekleyecek bir şeyi yokmuş, her şey normal. Tamam, evrakını imzalıyorum, bu iş olur."

"Ben onu "Olur." dedim imzaladım, ezile büzüle, arabanın içine girdik." diyor:

"Memur Bey, Allah sizden razı olsun, aylardır ben uğraşa uğraşa, bu gel git, gel git, gel git bir türlü bu işi çıkartamıyordum, siz hemen bir gelişte şıp diye hâllettiniz, şu bizim âcizane hediyemiz olsun." diye zarftan bir şey uzatmış şöyle cebine doğru.

"Dur! Ne oluyor? Koy onu cebine! Şoföre; "Arabayı kenara çek!" demiş. Adam bu sefer korkmuş.

"Be hey adam, ben senden bu işi yapacağım diye para istedim mi?" demiş.

"İstemedin."

"Ne diye vermeye kalkıyorsun? İşte işini yaptım, imzayı da attım, ne diye bana bu parayı çıkartıp vermeye kalkıyorsun? Ne diye huy bozuyorsun ne diye memuru rüşvete alıştırıyorsun? Ben senden bir şey istedim mi? Uygunsa yapayım diye işe baktım, uygun olmasaydı zaten parayı verseydin de yapmazdım, uygun olduğu için yaptım. Sok cebine, bir daha da kimseye rüşvet verme, günahtır haramdır!" demiş.

Allah böyle memurları arttırsın. Biz bunlardan kâr ederiz. İslâm'dan kâr ederiz ama anlayana! Ama bir yerde bir rüşvetçi şebekesi kurulmuşsa o şebekenin içine de bir namuslu adam tayin olmuşsa onun canına okurlar. Onun cıcığını çıkartırlar. O rüşvet almıyor diye, bizim çark dönmez oldu diye o adama ne iftiralar atarlar. Kötüler çoğaldı mı da böyle olur iş!

Allah kötüleri çoğalttırmasın. İyileri çoğalttırsın, her işimiz hayra iyiliğe gitsin.

Rızık talebinde nasıl olacaksınız?

Helali talep edeceksiniz. Harama "Hayır!" diyeceksiniz. Babayiğit olacaksınız, mert olacaksınız. Öyle olur olmaz her şeyden gevşemeyeceksiniz. Mum gibi erimeyeceksiniz. Paranın sıcaklığını görünce yamulmayacaksınız. "Evelallah çocuğumun, hanımımın gırtlağına ben haram lokma sokturmadım, bundan sonra da sokturmam. Hamallık yaparım, odun taşırım, işçilik yaparım, taş kırarım; haram lokma yedirmem!" diyeceksiniz.

Hanımlar! Siz de diyeceksiniz ki; "Efendi ben senden kürk istemem, ipek istemem, yüzük istemem, pırlanta istemem, ben senden bir tek şey istiyorum: Eve helal lokma getir! Haram istemiyorum. Bu çocukları haramla beslemeyelim. Ne olur efendi; alnının teriyle çalış, parayı hak et de gel!"

Fazla fazla şeyler isteyip de erkekleri haramlara zorlamayın!

"Komşunun kürkü var ben de isterim."

"Yahu o beş yüz bin lira, ben onu nereden ödeyeyim?.."

"Vizon kürk, hafif gayet güzel."

"Ödeyemem."

"Bak pırlantası var, işte yüzüğü..."

Ne olacak, karın mı doyuruyor?

Pırlanta taşlarının nereden çıktığını bilseniz: Ekseriyetle Güney Afrika'dan çıkıyor. Orada zencileri öldürüyorlar öldürüyorlar… O pırlantalar çıkıyor; ondan sonra sen onu parmağına takıyorsun! O kadar da para etmez de elden ele dolaşa dolaşa dolaşa o artık büyük para ediyor. Daha büyüğünü taktım, daha pırıltılısını taktım diye parmaklarını da göstere göstere fiyaka yapıyorlar ama aslında zulmü desteklemiş oluyorlar. Ben olsam takmam!

Kadınlar o babayiğitliği gösterebilir mi bilmiyorum ama ben olsam takmam! Onun nereden çıktığını bildiğim için ben takamam!

Bizim memlekette elmas çıkmıyor, bunu bilin! Çıkarılan yerde de -bu paralı bir şey olduğundan- ne kadar gangster mafya varsa oraya dikilmiştir, işte oradan çıkıyor. Sizin anlayacağınız; insanların kanıyla, ekmeğiyle, kemiğiyle çıkıyor.

Takmayıveririm! Sade giyiniveririm, ne olacak? "Allah sevsin daha iyi!" demeliyiz.

Muhterem kardeşlerim! Üzerimizde Müslüman olmanın eseri biraz görünmeli!

Müslüman bir kadın biraz farklı olmalı; sade olmalı, fedakâr olmalı; davranışları, tercihleri farklı olmalı. Müslüman bir erkek, biraz farklı olmalı. Müslüman bir memur, ötekisinden farklı olmalı. Müslüman bir asker, farklı olmalı…

Oluyor da zaten!

Kıbrıs'a giderken; "Çok kimseye nasip olmayan bir fırsat bana nasip oldu, inşaallah şehit olmaya gidiyorum. Benden sonra çocuklarıma iyi bakın!" diye mektup yazmış, böyle olur. Ama kâfir, inançsız; "Ya Allah Allah, ben öleceğim de başkaları mı yaşayacak, bana ne…" der, başkası öyle der. Onun için iman askerimize de yarar; İslâm ve iman, memurumuza da yarar, devletimize de yarar, milletimize de yarar… Anlayana!

Anlamayan bağırır çağırır durur.

Lâ testuru'l-cüdura ve men nazara fî kitâbi ehîhi bi-ğayri iznihî fe-innemâ yenzuru fi'n-nâr ve selullâhe bi-butûni eküffiküm ve lâ tes'elûhû bi-zuhûrihâ fe izâ ferağtüm fe'msahû bihâ vücûheküm.

İbn Abbas radıyallahu anhumâ'dan Ebû Davud rahmetullâhi aleyh kitabında kaydetmiş. Efendimiz buyuruyor ki;

Lâ testuru'l-cüdura. "Duvarları örtmeyiniz."

Yatağın üstünü örteriz, somyanın üstünü örteriz, karyolanın üstünü örteriz, anladık; duvarı neden örtüyoruz?

Süs olsun diye! Geyikli bir subaşı manzarası, sular akıyor, kuşlar cıvıl cıvıl duvarı süslesin diye manzaralar… Efendimiz buyuruyor ki;

Lâ testuru'l-cüdura. "Bu, duvarların fonksiyonuna bir şey katmıyor. Duvarları böyle örtülerle örtmeyin!"

Bizim bugünkü tabirle; "Halıları asmayın!" demek.

İsraf. Öbür tarafta açıkta kalmaktan hasta olan Müslümanlar varken açlıktan ölenler varken bu israf, lüzumsuz.

"Duvarları örtmeyin!" Hadis-i şerifte bir tavsiyesi bu.

Doğru mu yanlış mı? Efendimiz israfı sevmiyor. İsrafı sevmediği için de yapmıyor.

Sonra içinde resim olan eve melek girmez!

Evine melek girmemesini ister misin yoksa; "Ben görsem de görmesem de melekler dolaşsın." diye mi tercih edersin?

O zaman resimleri kaldıracaksın! Çünkü;

"İçinde suret olan ve köpek olan eve melek girmez!" diye bunu hadis-i şeriften biliyoruz. Binâenaleyh, bir kere o resimler olmayacak.

Sonra duvarı resimsiz halıyla bile örtmeye lüzum yok; "Duvarları örtmeyin!" diyor. Sonra;

Ve men nazara fî kitâbi ehîhi bi-ğayri iznihî fe-innemâ yenzuru fi'n-nâr. "Kim arkadaşının mektubuna onun izni olmadan bakarsa sanki ateşe bakmış, cehenneme bakmış gibi olur!"

Bakın ne kadar güzel edep.

Dinimiz, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bin dört yüz küsur yıl önce, çöllerde -medeniyet diyarlarında değil mahrumiyet diyarlarında- elektriğin suyun, şunun bunun kıt olduğu, gıdanın kıt olduğu yerlerde ne buyuruyor?

"Başkasının mektubuna bakma!"

Şahıs haklarına hürmet, onların mahremiyetine riayet ne kadar ince bir edeptir. Birisine birisinden mektup gelir, ötekisi gelir; boynunun arkasından boynunu uzatır bakar:

"Kimden geldi?"

"Sana ne!"

"İçinde ne yazıyor?"

"Sana ne!"

Onunla ilgili bir şey. Başkasının mektubu açılmaz. Açılırsa işte bak ne oluyor; bakılırsa sadece cehenneme bakmış gibi olur!

İnnemâ; "ancak ve sadece" demek.

İnnemâ yenzuru fi'n-nâr. "Sadece cehenneme bakmış olur, başka bir şeye bakmış olmaz!"

"Sanki" değil, "sadece" cehenneme bakmış olur. Onun için mahremiyete dikkat edin!

İnsan izinsiz bir eve girerse ne olur? Giremez!

İzinsiz bir evin açık olan camından kapısından içeri bakarsa ne olur? Bakamaz! Yağmacı gibi olur, hırsız gibi olur!

Biz Müslümanlar başkasının evine, camından kapısından dahi bakamayız. İçeri girmek şöyle dursun, kapısından içeriye bakamayız. Bakmamamız lazım, hadis-i şerifteki terbiye böyledir.

Bir davete izinsiz gitse ne olur? Hırsız olarak gider, yağmacı olarak döner! İslâm böyle!

İslâm'ın edepleri son derece incedir. Bu kaideler, daha insanların medeniyetten haberi olmadığı zamanlarda konulmuştur. Peygamber Efendimiz bize adabın her çeşit incesini, hassesini öğretmiştir. Ne mutlu Peygamber Efendimiz' e has ümmet olana! Ve;

Ve selullâhe bi-butûni eküffiküm. "Dua ederken ellerinizin yüzünü yukarıya doğru açıp Allah'tan isteyiniz." diyor Peygamber Efendimiz.

Hani biz dua ederken [ellerimizin yüzünü yukarıya doğru açıyoruz] ama bunu bize kim öğretmiş? Peygamber Efendimiz!

Çünkü çeşit çeşit dua etme şekilleri var. Hristiyanlar iki elini birbirine yapıştırıyor, çenesi hizasına getiriyor, öyle dua ediyor. Kimisi şöyle dua ediyor kimisi başka türlü dua ediyor. Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

"Allah'tan, elinizi açıp isteyin. Göğsü hizasında avuçları yukarıya doğru açıp öyle isteyin!"

Ve lâ tes'elûhû bi-zuhûrihâ. "Sırtını döndürüp istemeyin!"

[Ellerin] sırtını döndürüp istemek -başka hadis-i şeriflerden öğrendiğimize göre- ancak şerli şeylerin def'ini istediğimiz zaman yapılır:

"Yâ Rabbi! Beni şu şerlerden koru…" dediğin zaman, o zaman el aşağı döndürülür. İyi şeyler Allah'tan talep edildiği, nimetler, rahmetler talep edildiği zaman [yukarı] açılır.

Fe izâ ferağtüm fe'msahû bihâ vücûheküm.

Dua bittikten sonra da yüze mesh etmek de Peygamber Efendimiz' in tavsiyesidir.

"Duanız bittikten sonra [ellerinizi] yüzünüze sürün!" diyor. Efendimiz' in, duanın yapılış şekli ile ilgili talimleridir.

Efendimiz bize duasından namazına niyazına, her şeyine kadar ne varsa hepsini talim eylemiştir.

Buistu li-ütemmime mekârime'l-ahlâk. "Ahlâkın en güzelini tamamlayayım, size öğreteyim diye peygamber gönderildim!" buyurduğu gibi, Allah-u Teâlâ hazretleri bizi o edepleri öğrenip hayatımızı öyle arifane, zarifane geçirenlerden olmaya muvaffak eylesin.

Fâtiha-i Şerîfe mea'l-besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA