26.10.1986 - İnsana Sorulacak Beş Şey

26.10.1986 - İnsana Sorulacak Beş Şey
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ tezûlü kademe'bnü Âdeme yevme'l-kıyâmeti min indi rabbihî hattâ yüs'ele an hamsin: An umrihî fîmâ efnâhu ve an şebâbihî fimâ eblâhu ve an mâlihi min eyne iktesebehû ve fîmâ enfekahû ve mâzâ amile fîmâ alime.
Tirmizî rivayet etmiş bu hadîs-i şerîfi, ve'd-deafau "Zayıf hadistir." demiş. Dikkat edin, "zayıf hadis" demiş. Bu hususta dönüp sizlere bir şeyler söyleyeceğim. Ama Taberânî'de de var, İbn Hibbân'da da var, İbn Asâkir'de de var, İbn Neccâr'da da var. Onlar öyle dememişler. Râvisi İbn Mes'ud.
Altında bir hadîs-i şerîf daha var, aynı konuda:
Lâ tezûlü kademâ abdin hattâ yüs'ele an erbain: An umrihî fîmâ efnâhu an ilmihî mâ feale fîhi ve an mâlihî min eyne iktesebehû fîmâ enfekahû ve an cismihî fîmâ eblâhu.
Bunu da Tirmizî rivayet etmiş ve hasenun sahîhun demiş.
Lâ tezûlü kademe'bni Âdeme. "Âdemoğlunun iki ayağı gitmez." Yani yürümez, bir adım daha ileriye atmaz.
Yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde." Min indi rabbihî. "Kul, Rabbinin mahkeme-i kübrâsında, huzurunda bir adım öteye gitmez. İki ayağı bir adım atamaz."
Ne zaman? Hattâ yüs'ele an hamsin. "Beş şey kendisine sorulmadıkça, adımını atamaz ileriye!"
Beş şeyden sorgu var. Âdemoğluna Rabbinin mahkeme-i kübrâsında, rûz-i mahşerde, huzur-u ilâhîde beş şey sorulacak. Bu beş şeyden sorgu sual olmadıkça âdemoğlu adımını atamaz, yerinden kıpırdayamaz.
Nedir bu beş şey? An umrihî. "Ömründen sorgu sual olacak."
"Sen kaç yaş yaşadın?"
"80."
"Neler yaptın ömründe? Ne hayırlar işledin? Gel bakalım..."
"Yâ Rabbi! Çok uzun seneler... Ben bunun hesabının nasıl vereyim?"
Saniyesi saniyesine vereceksin! Küçük büyük ne varsa hepsi zaten yazılmış. Zaten sen unutsan Allah unutmuyor. Hepsi yazılmış, hepsi ortaya çıkacak. Senin unuttuğun şeyleri sen orada göreceksin.
Fîmâ efnâhu. Ömründen sorulacak; ömrünü nerede harcadı?
Nerede harcadın? Kumarhanede mi? Meyhanede mi? Eğlence yerlerinde mi? Kıraathanede mi? Kahvehanede mi? Televizyonun önünde mi?
Bu taraftan buğdayı koyup öbür taraftan un yapıldığı gibi, ömrünün saatleri bu taraftan konuluyor, telef makinesinin öbür tarafından un olmuş savrulup gidiyor.
"Nerede geçirdin?" diye soracaklar.
"Neden? Televizyon seyretmek günah mı hocam?"
Yahu okuyacağın kitaplar var, yapacağın hayırlar var; koşturman lazım, çalışman lazım, uğraşman lazım! Vaktin varsa sen gel bana, yapılacak nice işler var...
İkincisi ve an şebâbihî. Ömründen genel sorulduğu gibi özel olarak gençliğinden sorulacak. Gençlik, altın çağ.
Gücün kuvvetin yerindeyken, sıhhatin iyiyken, gönlünden kafandan ne gibi fikirler geçerdi? Ömrünü nerede harcadın? Hayra mı sarf ettin, şerre mi sarf ettin? Ömrün gençlik safhasından özel bir sorgu sual olacak, iki.
Fîmâ eblâhu. "Bu gençliğini nerede yıprattın?" diye soracaklar.
"Dinçtin, sapasağlamdın, çakı gibiydin, çelik gibiydin, yay gibiydin, kıvırsalar zıp diye yine kalkardın. Sen bu gençliği nerede harcadın? Nasıl belin iki kat oldu? Niye böyle bu duruma düştün? Niye böyle elin ayağın titriyor? Niye böyle yıprattın vücudunu? Gençliğini nerede yıprattın?" diye soracaklar.
Ve an mâlihî. İnsanın malından soracaklar. Mal, sahip olduğu parası pulu, evi barkı, iktisap ettiği.
Min eyne iktesebehû. Nereden kazandın bu malı? Helalden mi haramdan mı? Ticaretle mi rüşvetle mi?
Ve fîmâ enfekahû. Ve nereye sarf ettin? Hayra mı sarf ettin, şerre mi sarf ettin? Filanca lüks otelin falanca gecesini kapatıp da şu kadar içki harcayarak, bu kadar zevk toplayıp da mı harcadın? Şu şu şu hayırlara mı harcadın? Kazanç yerini de soracaklar, harcama yerini de soracaklar.
Ve mâzâ amile fîmâ alime. İnsanoğluna bildiği şeyle ne amel ettiği sorulacak.
"Öğrendiğini tatbik ettin mi?"
"Kur'an okudun mu?"
"Okudum."
"Falanca vaazı dinledin mi?"
"Dinledim."
"Filanca kitabı okudun mu?"
"Okudum."
"Filanca okula devam edip de şu dersleri gördün mü?"
"Gördüm."
"Filanca gün annen baban sana şu nasihati etti mi?"
"Etti."
"Deden şu sözleri söyledi mi?"
"Söyledi."
"Bu bildiklerini tatbik ettin mi etmedin mi, söyle bakalım! Bu bildiklerinle ne yaptın?" diye soracaklar. Bilgisinin tatbikini soracaklar.
Muhterem kardeşlerim! Burada beş şey böylece tamam oldu. Ömrünü soracaklar. Gençliğini nerede yıprattığını soracaklar. Malını nereden kazandığını, nereye harcadığını soracaklar. Bildiği ile amel edip etmediğini soracaklar. Ne yaptığını, bildiğini tatbik edip etmediği soracaklar. Beş şey.
Buna Tirmizî "zayıf hadistir" demiş.
Hadis alimleri çok ciddi insanlar oldukları için kılı kırka yarmışlardır. Sözün kendisi doğru olsa bile, senedinde ve bir yerinde bir kusur olduğu zaman açıkça arkasından söylemişlerdir. Bu kitabı yazan Gümüşhaneli Hocamız da bunu almış, buraya yazmış. Ama niye almış?
Bir kere Tirmizî "zayıf hadis" demiş ama öteki alimler "zayıf" dememişler, onun için almış. İkincisi, arkasından bir hadis-i şerif daha getiriyor; aynı mânayı destekleyen bir hadis-i şerif. Oradan anlaşılıyor ki içindeki sözler doğruymuş. O bakımdan, Hocamız; "Zayıf olmasının bir mahzuru yok." demiş oluyor. "Ben hadis alimi miyim? Hadis alimiyim." demiş oluyor. "Merak etmeyin, Tirmizî böyle demişse de ben bu konuyu bildiğim için, bunu destekleyen başka hadis-i şerif de var, o bakımdan bunun içindeki muhtevası doğrudur, ben bunu kabul ediyorum." demek. Yani hadis alimi olarak ondan [o hadisi alıyor].
Bizim bu okuduğumuz kitabı biz niye okuyoruz?
Gümüşhaneli Hocamız bu hadis-i şerifleri uygun görmüş, toplamış. Her hafta okunsun, okunsun da insanlar dinini öğrensin, iyi Müslüman olsunlar diye. "Bu hadis kitabını devrederse bayağı bir alim olur." diye rivayet edermiş. Ve onun için bu kitabı haftada bir okurlarmış, hem de herkes eline kitabı alırmış, Arapçasını hızla okuyup geçerlermiş. O zaman herkes Arapça bilirmiş.
Bizden öncekiler geldi; hızlı okuyup mânasını verip geçiyorlardı. Biz geldik; yavaş okuyoruz, uzun anlatıyoruz, ondan sonra geçiyoruz. Devir değişiyor. Çünkü anlatmadan anlamaz. Kelimeyi bilmez, mânayı bilmez. Biz anlatma durumuna düşüyoruz.
Maksat Resûlullah Efendimiz' in nasihatlerini size iletmek.
İkinci hadis-i şerif bu mânayı takviye ediyor, ötekisinin de eksiğini tamamlıyor. Böylece ötekisinin de takviyesi yapılmış oluyor.
Lâ tezûlü kademâ abdin. "Kulun adımları gitmez." Bir adım ileriye atamaz.
Hattâ yüs'ele an erbain. "Dört şeyden sorulmadıkça:"
An umrihî. "Ömründen sorulmadıkça gitmez." Fîmâ efnâhu. "Ömrü nerede yıprattı?" diye sorulur.
İkincisi ve an ilmihî mâ feale fîhi.
"İlmiyle ne amel etti?" diye ondan sormadıkça.
Ve an mâlihî. "Malından sorulmadıkça." Min eyne iktesebehû fîmâ enfekahû. "Nereden kazandı, nereye harcadı?" Onu [sormadıkça]...
Ve an cismihî fîmâ eblâhu. "Cesedinden sorulmadıkça, 'Bunu nerede yıprattın?' diye."
Muhterem kardeşlerim! Dikkat edilirse burada aynı ötekilerde olan şey[lerin] hepsi var. Yalnız ifade değişmiş, o ötekisinde ikiye ayırdığı şeyi birisinin içine sokmuş, yine aynı şey mevcut. Demek ki bir râvi öyle hatırlamış, ötekisi böyle hatırlamış. Birisinin senedi sağlam, o hasenun sahîhun diye sıfatlandırılmış; bir hadis-i şerif, ötekisinde de "Bu senedi itibariyle zayıf hadistir." diye alimlerimiz, Allah razı olsun, güzelce bildirmişler.
Muhterem kardeşlerim! Bu kadar sözün hulâsası şu ki; bu mesele doğrudur. Rabbimizin huzurunda ömrümüzden sorgu sual olacak. Bu ömrü nerede geçirdiğimizi soracaklar. Onun için şimdiden cevabını hazırlayalım. Yazı mı yazarsınız, bir yere not mu edersiniz, yoksa kendinize çekidüzen mi verirsiniz... Yaptığınız kötü işlerden vazgeçin, iyi işlere yönelin. Eskilere tevbe edin. Yalvarın, gözyaşı dökün. "Yâ Rabbi!" deyin, "Sen ayıpları örtücüsün, beni mahşer halkına rezil etme. Benim şu defterimi onların karşısında açma. Beni affeyle, mağfiret eyle!" deyin. Bundan sonra tevbe edin, hak yola girin.
İkincisi; Allah-u Teâlâ hazretleri bildiği şeyi tatbik edip etmediğini soracak. Bildiklerinizi tatbik edin. Bildiğini tatbik edene Allah bilmediği ilimlerin kapısını açar da evliyâullah yapar. Onun için bildiğiniz şeyi tatbik edin kardeşlerim. Bildiğini tatbik eden insan Allah'ın sevgili kulu olur; manevi gözü açılır, keramete erer, Allah'ın sevgili kulu olur. Bilinmeyen şeyleri bilir, başkasının bilmediği şeyleri bilir. Bildiğinizi duyduğunuzu tatbik edin.
Muhterem kardeşlerim! Üçüncüsü; malınızı nereden kazandığınıza dikkat edin, helalden kazanın; nereye sarf ettiğinize dikkat edin, israfa ve harama sarf etmeyin. Harama sarf etmeyeceksiniz, tamam. İsrafa da sarf etmeyin. Boş yere de sarf etmeyin, lüzumsuz yere de sarf etmeyin. Hayra sarf edin ki hayırların hepsi sizin bizim gibi Müslüman hayırseverler sayesinde oluyor.
Parayı nereye harcadığımıza mutlaka dikkat edeceğiz. Hayra harcayacağız. Bunlar para vermeseydiniz yapılmazdı. Bu hayrat-u hasenat yapılmazdı.
Birinci derece devlet memuru olarak emekliye ayrılmış da muhtaç duruma düşmüş. Allah karısına, kendisine hastalık vermiş. Onlar doktorlar, ilaçlar milaçlar derken el açacak duruma düşmüş. Geliyorlar, bizden istiyorlar, sizden istiyorlar. Sizden isteyecekler.
Müslüman hayırseverdir. Elini açacak, elinden geldiğince yardım edecek. İsrafa, harama değil de hayrat-u hasenata verecek de dua kazanacak. Sevaplı işler yapacak. Ahirette yüzü gülecek. Hepimizin yapmamız gereken şey bu. Malımızı nereden kazandığımızı ve nereye harcadığımıza dikkat edelim, aziz kardeşlerim.
Bir de ve an cismihî fîmâ eblâhu. Bu bedenimizi nerede harcadığımıza, yıprattığımıza dikkat edelim. Bu beden bize emanettir. Bu bedeni sigara içip içini zift doldurmaya hakkın yok kardeşim.
"İçerim. Bazı kitaplarda 'Bir mahzuru da yok.' demişler."
Mahzuru var! Mahzuru var, Kim ne derse desin mahzuru var! bu sigaranın mahzuru var! Benim eniştem -yakınım- sigaradan öldü. "Üç ay ömrün kaldı." dediler. Köyde, günde iki paket sigara içerdi. İçe içe içe ciğerini zift doldurmuş. Bir kış soba yandığı zaman silmezsen bir dahaki sene kullanabiliyor musun? 20-30 sene püfür püfür, püfür püfür bu ağız tütüyor, içerisi zift doluyor, zifir doluyor. Ondan sonra sigaranın mahzuru yokmuş! Ya insaf! Allah insaf versin. Akıl var mantık var, bu kadar aşikâr bir şey. Niye inat ediyorsun kardeşim?
Bunu Allah soracak. "Bu bedeni sen niye yıprattın? Gel bakalım, bu ciğeri niye ziftle doldurdun? Ben sana bu salahiyeti verdim mi?" der. "İçki masasında niye yıprattın? Kumar masasında niye yıprattın? Kötü yollarda niye yıprattın?" diye sorar. "Niye bakmadın?" diye sorar.
"Niye ibadet edeceğim diye uykusuz kaldın da bu hastalığa düştün?" diye de sorar, o tarafını da söyleyelim. Çünkü bu bedenin bizim üzerimizde hakkı var kardeşim, ibadeti bile ölçülü yapacağız. Uyku zamanında uyku, ibadet zamanında ibadet, yemek zamanında yemek, istirahat zamanında istirahat, oyun zamanında oyun. İslâmî mânada neyse, müsaade olan tarafta müsaade.
İslâm ölçü dinidir. Peygamber Efendimiz güreşen gençleri gördü de mâni olmadı, "yapın" dedi. "Çocuklarınıza yüzmeyi, ok atmayı, ata binmeyi öğretin." dedi.
Bizim dinimiz her şeyi güzeldir. Bizim dinimiz gençlere de yarar, çocuklara da yarar, kadınlara da yarar, erkeklere de yarar, yaşlılara da yarar, herkese yarar. Herkes bu dinden cebini doldurur, kâr eder. Yaşlılar hürmet görür, gençler sevap kazanır, kadınlar kocasından izzet itibar görür, sataşılmaz, namuslu hür rahat yaşar. Herkes bu dinden kâr eder.
Allah-u Teâlâ hazretleri bu güzel dinin, bu büyük nimetin kadr-u kıymetini bilmeyi cümlemize nasip eylesin. Bizi has, hakiki Müslüman eylesin. Allah bizi bu güzel yoldan bir an bile ayırmasın. Yolunda daim, zikrinde kaim eylesin. Türkiye'yi silme Edirne'den Kars'a kadar evliyâullah yurdu eylesin.
Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.
01.10.1989 -
Peygamber Efendimizin Ahlakının
