İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Özellikleri

22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Özellikleri
Hadisler Deryası

22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Özellikleri

27.08.2021
22 dk 11 sn

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem:

Kâne visâdetühü'l-letî yenâmü aleyhâ bi'l-leyli min edemin haşvuhâ lîfun.

Tirmizî, Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvud, İbn Mâce Hz. Âişe validemizden rivayet eylemişler.

Peygamber Efendimiz' in geceleyin üzerine uzanıp uyuduğu şiltesi deridendi. İçi lifle doluydu, kendisi deridendi. Bu lif dediğimiz şey de hurmanın yaprakları. Hurma ağacının kılıç gibi iki tarafına uzanmış uzun ama küçük yaprakları olur. Bu yaprakların sert kısımları koparılıp yapraklar ayrıldığı zaman lif lif, uzun şekilde oluyor; o olabilir. Bir de hurmanın kendi gövdesinde çeşitli lifler var, kahverengi lifler; onlar olabilir. Deriden bir şiltesi varmış ve içi de lifle doluymuş. Peygamber Efendimiz' in üzerine uzandığı şiltesi; yatak bile demiyor, yastık mânasına gelecek misade kelimesini kullanıyor. Ben onu ''şilte'' diye tercüme ediyorum. Öyle enli boylu, konforlu, rahat, lüks değildi ama bu, yokluktan da değildi.

Muhterem kardeşlerim! Ben bilhassa oraya dikkatinizi çekmek istiyorum; bu, Peygamber Efendimiz 'in kendisinin tercihi idi. Ensar’dan bir kadın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in yattığı yerin sert olduğunu görünce ona güzel, yünden bir yatak gönderdi. O yünden yatağı serdiler, bir gece onda uyudu ama ertesi gün onu geri gönderdi. Bulamamaktan değil, parasıyla alamamaktan da değil; Peygamber Efendimiz' in eline çok para geçerdi ama parayı yanında tutmaz, hemen dağıtırdı. Bir gece kalmasına gönlü razı olmazdı, derhal ihtiyaç sahiplerine intikal ettirirdi.

Afganistan'a yardım için para toplamışlar; o para birisinin hesabında iki sene durmuş. Olmaz! Matlu'l-ğaniyyi zulmün. ''Zenginin hayrını tehir etmesi, fakiri kapısında bekletmesi, yapacağı hayrı biraz geç yapması bile zulümdür.'' Çar çabuk intikal ettirmesi lazım. Efendimiz' in itiyadı öyleydi. Peygamber Efendimiz Allah'ın en sevgili kulu, en yüksek insan, duası makbul, naz makamında, Allah-u Teâlâ hazretlerinin Habib-i edibi ama şımarmamış; edepli, terbiyeli.

''Yâ Resûlallah! Dilersen Rabbin senin için şu etraftaki dağları altın yapsın.'' diye kendisine arz olunduğu zaman;

''İstemem.'' dedi.

İsteseydi Süleyman aleyhisselam gibi bir peygamber olabilirdi. Süleyman aleyhisselam saltanat sahibi bir hükümdardı. Peygamber Efendimiz öyle olmayı başından beri istemedi. Müşrikler Peygamber Efendimiz' i davasından vazgeçirmek için kendi akıllarına göre çok cazip teklifler ileri sürdüler. Dediler ki:

''Sen ne istiyorsun, niye bizim işlerimizi karıştırmaya kalkıyorsun? Eğer istediğin zenginlikse seni paraya boğalım, istediğin kadar para verelim. Seni en soylu ailelerimizin en güzel kızlarıyla evlendirelim. Seni başımıza hükümdar yapalım; yalnız bizim şu düzenimizi bozma.'' Peygamber Efendimiz;

''Bir elime güneşi verseniz, bir elime kameri, ayı verseniz yine de ben davamdan vazgeçmem.'' dedi.

Demek ki Peygamber Efendimiz' in davası hükümdar olmak, kavminin reisi olmak, zengin olmak, rahat olmak değildi. Bu çok önemli, bu noktanın çok iyi bilinmesi lazım. Bu satırların altının güzel çizilmesi lazım. Bu çok önemli bir şey. Efendimiz' e ta başından hükümdarlığı teklif ettiler, ta başından zenginliği teklif ettiler. Efendimiz' in elinden ne paralar geçti, biliyor musunuz? Sofra örtüsünün üzerine altınlar, paralar yığılıyordu. Avuç avuç veriyordu. Peygamber Efendimiz; fakirlikten korkmayan, ''Bana bir şey kalmayacak.'' diye endişe etmeyen bir insanın verişiyle verirdi. Verdi mi doyururdu, kandırırdı. Hiç ihtiyaç kalmayacak şekilde verirdi. Daha sonraki hadis-i şeriflerde göreceğiz; yanında olmadığı zaman da ''hayır'' demezdi. Diyelim verdi, verdi, verdi; akşama elinde bir şey kalmadı.

Birisi daha geldi, bir şey istedi mi ona; ''Artık yok, sana veremeyeceğim.'' demezdi. Ya sükût ederdi -edebin güzelliğine bakın- ya da ''İnşaallah ilk fırsatta, elime bir şey geçer gezmez sana vereceğim.'' derdi.

''Hayır.'' dedi. ''Kime?'' ''Fâtımâtü'z-Zehrâ'ya, Aliyyü'l-Murtezâ'ya.''

Geldiler, durumlarını arz ettiler. Birisi, kendisi cennet hatunlarının hanımefendisi, Fâtımâtü'z-Zehrâ kendisinin has kızı, öz kızı. Ötekisi de amcazâdesi, damadı, ilk Müslümanlardan. Hz. Ali, Allah'ın arslanı ev işleri yapmaktan elleri kanamıştı, su toplamıştı, nasırlaşmıştı, acımıştı. Şimdiki gençler bunu bilmez. Bakkaldan her şeyi hazır alıyoruz.

Buğdayı alırsın, el değirmeninin ortasındaki çukura yavaş yavaş, avuç avuç dökersin, değirmenin kenarından kaşık kaşık, damla damla un çıkar. Şimdi biz gidiyoruz; ''Ver bakalım şuradan beş kiloluk, torbadan doldur bakalım iki kiloluk.'' diyoruz, zahmetsizce alıyoruz. Al parayı, paran kadar konuş. Hiç kimseye eyvallahımız yok, sıkıntı çekmemiz yok. Musluğu açıyoruz, su şaldır şuldur akıyor. Eskiden kovayla kuyulardan çekiliyordu. Kovayı aşağıya sarkıtırsın; bir o tarafa sallarsın bir bu tarafa sallarsın, tartarsın, dibine batırdıktan sonra çekersin. Bir kere çektin bir şey değil, iki kere çektin bir şey değil ama on defa çektin mi insanın elleri acımaya, kızarmaya başlar. Birkaç gün buna devam ettin mi yara olur, nasırlaşır. O bakımdan ellerini gösterdiler; ''Ne olur? Şu harpte esir alınmışlardan bir tanesini bize köle olarak, hizmetçi olarak verseniz.'' dediler, Efendimiz onlara ''hayır'' dedi; kendi öz kızına, öz damadına, amcazâdesine, Allah'ın arslanı Hz. Ali'ye, cennet hatunlarının efendisi Fâtımatü'z-Zehrâ'ya ''hayır'' dedi. ''Ben size dua öğreteyim, tesbih öğreteyim, onları çekin. Bu esirleri satalım da parasını fakir sahabenin karnını doyurmaya harcayalım.'' dedi, evladından fedakârlık yaptı. Efendimiz öyle bir insandı, misli görülmemiş bir insandı. Bugün herhangi bir şekilde, herhangi bir kavmin başına lider olarak geçenler bir elleri yağda, bir elleri balda yaşıyorlar.

Hanımlarından birinin evinde iki kat katlanmış bir örtü vardı, keçe gibi bir şey. Dediler ki:

''Bu iki kat çok az oluyor, dörde katlayalım, biraz daha yumuşakça olsun.'' Ertesi sabah;

''Benim altıma ne koydunuz?'' dedi.

''Bir şey koymadık, yâ Resûlallah! Her zamanki yatağınızı ikiye daha katladık dört kat oldu.'' dediler.

''Eski haline getirin; rahat uyumuşum da bu gece teheccüde kalkamadım.'' dedi.

Efendimiz, kendisi rahatı istemiyordu. İsteseydi etrafında onun için canını verecek bir yığın mübarek Müslüman vardı. Canını, malını verecek; ''Her şeyim sana feda olsun.'' diyecek bir sürü insan vardı, Efendimiz istemedi. Bu bize örnektir. Bize dünya hayatı lazım değil, ahiret hayatı lazım. İnsanların hata etmesi, günaha düşmesi, birbirlerini yemesi, kurtlar gibi birbirlerinin gırtlağına sarılması, birbirlerinin canına kıyması hep paradandır.

Eve hırsız girmiş, kadının bileklerini kesmiş, bileziklerini almış. Altın hırsından, para hırsından bir cana kıyıyor. Allah insanoğluna insaf versin. İnsanoğlunun genel yapısı nasıldır. Lev kâne li'bni Âdeme vadiyâni min zehebin le'bteğâ ileyhima's-sâlise. İnsanoğlunun iki tane altın dolusu vadisi olsa ''üçüncü bir vadim olsa'' diye çalışır. Gözünü topraktan gayrı şey doldurmaz. Ne zaman ki toprağa girer, kefeni çürür, eti çürür, gözlerinin çukurlarına toprak dolarsa, gözü o zaman doyar. Başka türlü bu göz doymuyor. Allah'ın tok gözlü yaptığı has Müslümanlar, dünyaya metelik vermeyen insanlar müstesna.

Zenginlerden bir tanesi evliyâullahtan bir zata demiş ki:

''Al sana şu kadar kese altın, bunu nasıl istersen dağıt.''

''Sen, yanında bu kadar daha paran olmasını ister misin?'' demiş.

''Tabi, istemez miyim?'' demiş. ''O zaman bu para yine senin yanında kalsın, çünkü ben hiç istemiyorum.'' demiş, reddetmiş.

Onun için İslâm'da zühd vardır.

Hocamızın bir adı ne? Zahid, Muhammed Zahid.

Zahid ''zühd sahibi olmak'' demek. Dünya boştur. Dünyanın malı dünyada kalır; mühim olan ahirettir, Müslümanın ahirete rağbet etmesi lazım.

Dünya malı hiç lazım değil mi?

Lazım. Savaşta, cihatta, başkalarına iyilik etmekte, hayır hasenat yapmakta, İslâm ülkelerini geliştirmekte lazım. Mühim olan paraya kul olmamaktır, parayı put edinmemektir. Evliyâullahtan birisi ayağını toprağa vurmuş, ''Taptığınız ayağımın altında.'' demiş, kızmışlar ama sonradan anlaşılmış, orayı kazmışlar, bir küp altın çıkmış. ''İşte taptığınız bu altın.'' demek istiyor. Kimisi altına, kimisi paraya veya benzer şeylere tapıyor.

Müslümanlar para kazanacak. Helalinden kazanmaya dikkat edecek, gözü tok olacak. Öyle hırs içinde olmayacak, helal isteyecek. Haramdan oldu mu elinin tersiyle itecek, haramdan istemeyecek. Allah helalinden bol bol verirse pekâlâ; o zaman da vazifesini bilecek. Helalinden gelen parayla fukaranın hakkını ayırıp onlara iyilik yapacak; hayır hasenat yapacak, parayı ahirete transfer edecek.

Paranın ahirete transferi nasıl olur?

Hayır işine yatırılmasıyla olur. Yanında kaldı mı hesabı vardır, hayra yatırıldı mı ahirete transfer edilmiştir.

Merhum İskerder Paşa, sofu Bayezid denilen Sultan Bayezid'in itimat ettiği, çok has adamıymış. İstanbul'dan bir sefere çıktığı zaman ''gözü arkada kalmasın'' diye burada onu hâkim bırakırmış; ''Sen İstanbul'a bak, nezaret et.'' dermiş. Bu zât-ı muhterem de burada cami yaptırmış. Bir rivayete göre Trabzon'da da bir tane İskerderpaşa Camii varmış. Böyle hayırlar yaptırmış. Aradan dört yüz yıl geçmiş, hâlâ camisinde namaz kılınıyor. Yirminci yüz yılın sonlarında cami hâlâ tıklım tıklım doluyor; her ibadet edenin ibadetinin sevabının bir misli ona da yazılıyor.

[Mehmed Zahid] Hocamız rahmetullahi aleyh hacca, umreye giderdi. Ankara'ya Adana'ya Konya'ya giderdi. Dua ederken İskender Paşa'nın adını da mutlaka anardı. İskender Paşa'ya imrenirdim Nerede olsa İskender Paşa'yı unutmazdı. Ne bahtiyar zatmış ki kaç asır sonra böyle gönül erbabı insanların duasını kazandı.

Onun için Allah bize göz tokluğu, gönül zenginliği ve helal, bol kazanç versin. Biz de onu Allah yoluna verebilelim; mühim olan o. ''Zekâtımı veriyorum ya hocam.'' Zekât cimrilikten kurtulmanın beratıdır. Zekât cimri olmadığının alametidir. Zekâtını vermeyen bir insan pintidir, cimridir, nekestir, bahildir. Zekâtını veren insan asgari şartı yerine getirmiştir. Eh o kadar yapıyor. Tabi yaparsa cennete gider. Ama İslâm'ın ihtiyacı daha fazlaysa infakı da o nispette fazla olmalıdır.

Bazı insanlar ne yapıyor?

''Benim kendi ailem var, ihtiyacım şu kadar.'' diye şöyle azıcığını kendisine ayırıyor, kalan çoğunu hayra veriyor. Hz. Ebu Bekir es-Sıddık Efendimiz her şeyini vermiş. Bir ordunun teçhiz edilmesi zamanında nesi varsa hepsini vermiş. Peygamber Efendimiz;

''Yâ Ebâ Bekir! Ailene, çoluk çocuğuna ne bıraktın?'' diye soruyor.

''Allah'ı ve Resulünü bıraktım. Allah bana yeter. Resûlullah'ın duası yeter.''

Resûlullah'ın duası insanı ihya eder. Tabi Resûlullah'ın sevgisini kazandı, duasını kazandı yâr-ı gâr oldu. Hicrette arkadaşı oldu, mağarada yol arkadaşı oldu; adı ayet-i kerimeye girdi. İz yekûlü li-sâhibihî lâ tahzen inna'l-lâhe meanâ ayet-i kerimesinde Ebu Bekr-i Sıddık’ın adı geçer. Cebrail aleyhisselam gelip Peygamber Efendimiz' e bildirdi ki:

''Allah-u Teâlâ hazretleri Ebu Bekir es-Sıddık’a selam ediyor, selam söyle.'' O da selamı söyledi.

''Rabbim bana selam mı ediyor?'' diye hüngür hüngür ağladı, o şerefe erdi. Tabi insanın gönlünün zenginliği, edebi, saygısı, imanı nispetinde mükâfatı da büyük oluyor.

Müşrikler karşısına çıktılar;

''Arkadaşının en son söylediği lafı duydun mu?'' dediler.

''Ne söylemiş?'' dedi.

''Dün gece yedi kat göklere çıktığını oradan ilerilere gittiğini mi'rac ettiğini anlatıyor. Buradan Kudüs'e gitmiş, oradan da yedi kat göklere çıkmış.'' Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz hiç şaşırmadı. Dedi ki:

''O bize daha başka, daha muazzam hakikatleri de bildiriyor, biz onları da derhal kabul ediyoruz. O, bu sözleri hakikaten o söyledi mi?''

''Evet, söyledi.'' Dediler.

''O söylediyse doğrudur.'' dedi, ondan Ebu Bekr-i Sıddık oldu.

Sıddık ne demek?

''Tahkikte, tasdikte, arkadaşlıkta en ileri, en erişilmez mertebe ve merhalede'' demek. Sadıklıkta en yüksek derece sıddîkiyet mertebesi. İşte o mertebeye erdi. Elhamdülillah, o da bizim silsilemizin başıdır. Silsilemiz Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz' den başlar. Biz de onun manevi evlatlarıyız. Allah şefaatine nail eylesin, Allah bize de onun gibi gönül zenginliği versin, İslâm'a onun gibi hizmet etmeyi nasip eylesin. Bütün mal varlığını Allah yolunda feda etmiş.

Mal canın yongasıdır. Yongası; ''bir parçası, kıyıntısı, kırpıntısı, kenarı, koparılmış bir parçası'' demektir. Birisine gidip parasını istedin mi; ''Canımı al, malımı alma.'' der. Mal o kadar sevgili, o kadar tatlı ama;

Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim,

Hak yoluna harcanmadık malları neyleyim.

Allah yolunda harcanmadıktan sonra o paradan, o maldan ne hayır gelir. Helâlühû hisâbün, harâmühû azâbün. ''Helali hesaba tâbidir. ''Bunu nereden kazandın ama nereye harcadın? İsraf ettin mi etmedin mi, vazifelerini yaptın mı, zekâtını verdin mi?'' diye sorulur; uzun, çetin bir hesaptır. İnsanı terletir, genci ihtiyarlatır, saçı sakalı ağartır. Haramı da azaptır. Haramdan bitmiş olan eti cehennem ateşi paklar. Rabbimiz bizi haramların gölgesinden, zerresinden bile uzak eylesin. Rızkımızı helalinden versin. Bizi haramlara bulaştırmasın. Günahlara, cimriliğe, pintiliğe bulaştırmasın. Dedelerimiz Hak yoluna canlarını vermişler. Biz de hiç olmazsa kesemizin ağzını açıp ihtiyacımızın fazlasını, malımızı, paramızı İslâm'ın hizmetine tahsis edelim ki İslâm aziz olsun.

Dünyanın haline şöyle bir bakıyorum, üzülmemek mümkün değil. Dünyanın süper devletleri hangileri, İslâm ülkeleri mi? Değil. Süper devletler bir kuzeyde bir batıda, bizimkilerin adı bile anılmıyor. ''Gelişmekte olan ülkeler.'' diye anılıyor. İnsan onların ülkelerine gidiyor; çalışmalarını, çalışkanlıklarını, kendi memleketlerine yaptıkları hizmetleri görüyor, imreniyor. İki asır, üç asır önceden başlamışlar, intizama sokmuşlar. Şairin;

Dolaştım gezdim Frengistanı, bütün kâşaneler gördüm,

Dolaştım mülk-ü İslâm'ı hemen viraneler gördüm, dediği gibi;

İslâm ülkelerine bakıyorsun virane, sefalet, açlık, yoksulluk, intizamsızlık, pislik, pasaklılık, hastalık; onların ülkelerine gidiyorsun her şeylerini düzenlemişler, intizama sokmuşlar. Her şeyleri tıkır tıkır, gıcır gıcır, pırıl pırıl. Hani insanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandı? Hani Peygamber Efendimiz; hayru'n-nas, enfeuhüm li'n-nâs. ''İnsanların en hayırlısı, öteki insanlara en çok faydası olandır.'' buyurmuştu. Nerede bu faydalı insanlar? Hani bu memleketin %99'u Müslümandı; nerede, göster de görelim. Nerede, hani fayda? Nerede, bu faydayı üreten faydalılar nerede? Nerede Müslümanlar? Allah hepimize İslâm'ın asıl çizgisine gelmeyi; hakiki, has Müslüman olmayı nasip etsin.

Allah-u Teâlâ hazretleri her işimizi Efendimiz' e uydurmayı bize kolaylaştırsın. Sünnet-i seniyyeyi ihya eyleyip şehit sevapları kazanmamızı nasip eylesin.

Fatiha-i Şerife mea'l-besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA