01.12.1991 - Kulun Hayrı, Sabah İbadet, Komşu Hakkı

01.12.1991 - Kulun Hayrı, Sabah İbadet, Komşu Hakkı
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Peygamberimiz, başımızın tacı Muhammed-i Mustafa aleyhi efdalü's-salavâti, ekmelü't-tahiyyâti ve't-teslîmât Efendimiz buyuruyor ki;
İzâ erâdellâhu bi-'abdin hayren 'asselehû. "Allah bir kulun hayrını istedi mi, onu ballandırır." 'Asel, Arapça' da "bal" demek, 'assele de "bal gibi onu tatlı yapar." [Demektir.] Ve hüve tîbu ev tayyibe senâehû beyne'n-nâsi. Yani halkın arasında halini, namını, senasını hoş eder, tatlandırır.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yine kendisi sormuş ki; ve hel tedrûne mâ 'asselehû. "Bu 'asselehû sözünü niçin kullandım, bunun mânası nedir, ne olduğunu idrak ediyor musunuz, düşünüyor musunuz?" diye mübarek Efendimiz kendisi sormuş.
Cevabı da yine kendisi veriyor ama soru sormasının sebebi, cevabı onlar versin diye değil, dikkatleri çekilsin veyahut konu üzerinde düşünsünler diye. Bakalım kendileri cevabı bulabilecekler mi diye ama her halükârda soru sormak dikkati arttırır, insanın gözlerini açtırır ve meseleyi daha yakından takip etmesini sağlar. Efendimiz' in mübarek metotlarından birisidir. İnsanların dikkatle, zevkle, şevkle dinlemeleri için kendisinin çok güzel ibret alacağımız metotları; konuşma, anlatma metotları var.
Bir kere bir şeyi muhakkak herkesin anlayabileceği tarzda anlatmayı çok güzel yapardı. Benzetmelerle, herkesin anlayabileceği bir tarzla, akılda kalacak şekilde anlatmayı çok güzel yapardı. Bir de dikkati çekmek için bazı ifadeleri var; [bunlardan] birisi soru sormak. Soru sorduğu zaman dikkatler uyanıyor, uykular dağılıyor. Zaten Efendimiz' in karşısında herkes gözünü açmış, can kulağıyla dinlemekte ama dikkat biraz daha artıyor.
Bazen bir olay üzerine o olaydan ibret alacakları sırada bir konuşma yapar, öylece ibret alınır. Bazen yemin ederek, bazen kendi başı ve canı üzerine yemin ederek, vellezî nefsî bi-yedihî diye yeminle başlardı. Yemin de tabii, oo yemin ediliyor, muhakkak o işin arkasında mühim bir şey var diye herkesin dikkatini çeken bir şekil.
Mesela dikkat çekecek ve hatırda kalacak öğretme tarzlarından birisi [de şudur.] Ordu göndermiş, düşman üzerine gitmiş. Tabii Allah rızası için mücadeleye giden insanlar ya şehit olur ya da döner; gazi, muzaffer, başarı kazanmış olarak, Allah'ın emrini yerine getirmiş olarak... Ama telefat olur muhakkak. Düşmandan da telefat olur, bu taraftan da zayiat olur.
Ordu gitmiş, zayiatsız ve büyük ganimetlerle dönmüş; esirler, mallar, ganimetler... Çok kısa bir zamanda şıp diye gitmişler, hemen dönmüşler. Bunun üzerine sahabe-i kiram;
"Ooo! Ne ganimet! Ne kolay bir ganimet! Hem telefat, can kaybı yok hem de büyük ganimetlerle dönülmüş." demişler. Herkesin dikkati tabii malda mülkte, gelen ganimetlerde bir telefat olmamasında, işin maddî tarafını düşünmüşler. Tam bu sırada Efendimiz diyor ki;
Ben size bundan daha ganimetli bir şey söyleyeyim mi?
Gel de şimdi pür dikkat dinleme böyle bir soru sorulunca. Yani ganimetlerle ordu gelmiş, zaten insanlar malı ya buluyorlar ya bulamıyorlar. Hurmayla geçiniyorlar, bir hurma yutarsa o gün karnı doymuş sayıyor.
Efendimiz eve geliyor, "Var mı bir şey?" [Diye soruyor.] Yarım tas süt varsa içiyor filan. Şimdiki gibi böyle Kars'tan bal gelecek, Malatya'dan kayısı gelecek, Çorum'dan un gelecek… Ticaret bu kadar canlı değil, bakkallar böyle köşe başlarında bu kadar bol değil. Mal bulunmuyor, yani parası olsa bile insan aradığını bulamaz. Bazen büyük kıtlıklar oluyor.
Tabii bu durumda insanlar sevinmişler hem mal var hem ganimet var hem telefat yok. Ama Efendimiz soruyor;
"Bundan daha karlı bir şey size tavsiye edeyim mi?"
Şimdi ben size bunu söylemesem bir dahaki hafta söyleyeceğim desem meraktan çatlarsınız. Çünkü meraklanır insan böyle bir sorunun karşısında hakikatten. Bu hadiseyi Hz. Ömer radıyallahu anh Efendimiz naklediyor. [Efendimiz] buyurmuş ki:
"Bir insan sabah namazından sonra camiden ayrılmazsa; cemaatle namazı kıldı, Kur'an okuyarak, dinî bir ibadet ve sevaplı bir iş ile ilim öğrenerek, öğreterek, zikrederek, dualar ederek, evradı okuyarak zamanını böyle geçirirse…"
Tabii biliyorsunuz sabah namazından sonra kerahet vakti geliyor. Güneşin doğma zamanında güneşe tapan insanlara benzememek için namaz kılmak dahi yasaklanmış. Vakt-i kerahet, namaz kılınmıyor. Ümmet-i Muhammed'in Allah'ın varlığına, birliğine, yalnız O'na ibadet etmeye ne kadar gayretli ve dikkatli olduğunu gösteren bir numune. O devirde güneş doğarken bazı insanlar ibadet ederlermiş, diye [o vakitte namaz kılmak yasaklanmış.]
Sabah namazını kılamadım, işte kaçırmışım, uyuyakalmışım şimdi kılsam olmaz mı?
Olmaz. Şu kerahet vakti bir çıksın bakalım. Onlara hiç benzeme! Ufacık bir benzeme durumu bile olmasın diye kerahet vakti var. Güneşin doğmasından sonra 30- 40 dakika kadar, güneşin doğması anından o vakte kadar namaz dahi kılınmıyor. Tabii o arada Kur'an okunabilir, tesbih çekilebilir, ilim irfan ile meşgul olunabilir.
İşte o vakti; namazdan sonraki güneşin doğmasına kadar olan zaman, güneşin doğmasından kerahet vaktinin çıkacağı vakte kadar bir zamana varıncaya aşağı yukarı 40- 50 dakika olabilir. "O vaktini böyle ibadetle, taatle geçirirse bundan daha çok ganimete mazhar olur." diyor, Peygamber Efendimiz.
Ordu gitmiş, ganimetlerle dönmüş, kısa zamanda çok kazanmış, sabah namazından sonra böyle ibadetle başlarsak gününe, bundan daha fazla ganimet alır.
Afak ne demek?
Ufuklar, gözün görebildiği yerler, yerle göğün birleştiği çizgi, ufuk. Afakı dolaşıp yani gözün görebildiği kadar yerleri dolaşıp, ticaret yapıp, mal alıp mal satıp, uğraşıp didinip, gayret sarf edip rızık aramasından daha çok rızık kazanır.
E oturdu?
Oturduğu halde sanki afakı dolaşıp da bir şeyler faaliyetler göstermiş gibi rızkı bol olur buyuruyor Peygamber Efendimiz.
İşte Hz. İsmail aleyhisselam ki Arapların atası, zem zem kuyusunu bulan. Mekke'de şu Peygamber Efendimiz' in sülalesinin gelişmesine sebep olan en kıymetli insanlar, en asil soy onların. Hani soyundan bazı kimseler esir olsa, fidye-i necatlar çok fazla olur, çünkü değeri yüksek. Sıradan insanlar değil, çok soylu insanlar. İşte onların soyundan kaç tane esiri esaretten kurtarmış gibi sevap kazanır, ölürse imanla göçer diye filan çok müjdeler var.
Bu müjdeler muhtelif hadislere dağılmış ama sabah namazından sonra öyle ibadet etmek insana bu kadar ganimetten daha fazla ganimet sağlar diye Efendimiz bildiriyor.
Şimdi insan bu sevabı unutmaz, neden?
Karşısına ordu gelmiş, develeri, koyunları, sürüleri önlerine katmışlar, develer yüklü mallar gelmiş, zafer kazanılmış, ortada bir bolluk… Tabii o ganimetler dağıtılacak ve beşte biri beytü'l-mâle kalacak. O beytü'l-mâle kalan da fukaraya dağıtılacak filan. Ama sabahleyin yapılan o ibadet daha karlı diyor.
Demek ki Efendimiz' in öğretme metodu, öğretme tarzı çok güzel... Ve tabii bir hadis-i şeriften bir tane ders çıkmaz ki çok dersler çıkar. Biz kârı sadece parada pulda, maddede sanırız ama sabah namazından sonra o ibadeti yapmak insana daha çok maddî kazanç da sağlıyor daha çok sevap da sağlıyor. Bak işin içinden bilmediğimiz şeyler çıkıyor. Hakikaten insan böyle hareket ettiği zaman o gün nereden geldiğini bilmediği lütuflara mazhar olur. Bunun tecrübesi görülmüştür. "Bittecrübe sabit." derler ya, tecrübe edilerek denenmiştir evet böyledir diye. Hakikaten öyledir, gerçekten öyledir.
Peygamber Efendimiz sormuş:
"Biliyor musunuz bu ballandırmak ne demek?"
"Allah bir kulunun hayrını istedi mi onu ballandırır, bal gibi yapar, tatlandırır."
Nasıl? Sormuş soruyu, cevabı kendisi veriyor dikkat çekilsin diye.
Yeftehu lehû 'amelen sâlihan beyne yedey mevtihî. Ona, ölümüne tekaddüm edilen günlerde, ahir ömründe, ölümüne yakın zamanda, işin son zamanında, artık ömür sona eriyor o zamanda. Yeftehu lehû. "Açar o kul için." 'Amelen sâlihan. "Allah'ın hoşuna gidecek güzel ibadet ve işler yapmasının imkanını, yolunu açar."
Kul ahir ömründe bakarsın melek gibi olmuş. Biz "melek gibi olmuş" diyoruz, Peygamber Efendimiz "onu ballandırır" diyor yani bal gibi olmuş, tatlı olmuş. Bakıyorsun parasını Allah yoluna sarf ediyor, hayır hasenat yapıyor, hali tavrı değişmiş, yumuşamış, güzelleşmiş, neden?
Allah o kulunun hayrını murad etti mi işin ahirinde, ömrünün sonuna doğru, yarışın bitme saatlerinde böyle hayırlı işler yapmasına ona imkân lütfeder.
Hattâ yurdiye 'anhu cîrânehû. "Sonunda onunla münasebeti olan komşuları, akrabası, yakınları, hepsi kendisinden hoşnut ve razı olurlar." Güzel hareket etti, cömertlik yaptı, hayır, hasenat yaptı, herkes sever, memnun olur. Allah razı olsun der.
Tabii komşuların şehadeti çok önemli! "Komşularını razı eder" diyor. Etrafındaki komşuların insandan hoşnut ve razı olması fevkalade önemli bir şey.
Bizim bugün dikkat etmediğimiz ama dinimizin çok büyük önem verdiği noktalardan birisi de nedir?
Komşu hakkıdır. Komşunun insan üzerinde, öteki komşu üzerinde hakkı vardır.
Nereden çıktı bu hak? Babamın oğlu değil, ticarette ortağım değil, kendisiyle bir münasebetim yok, hemşerim değil, nereden çıktı?
Komşuluktan çıktı. Bir arada olmaktan çıktı.
Bu komşuluk; arazileri yan yana olan iki bahçeli evde, iki tarla içindeki evde de olur komşuluk, bir apartmanda çok daha kuvvetli, çok daha canlı bir tarzda olur. Komşunun komşu üzerinde hakkı vardır.
Gayrimüslim komşunun da hakkı var mıdır?
Evet, gayrimüslim komşunun bile Müslüman bir insan üzerinde hakkı, komşuluk hakkı vardır. Güzel komşuluk yapacak. Hem Müslüman hem de komşuysa ondan daha kuvvetli hakkı vardır. Hem Müslüman hem komşu hem de akraba ise daha kuvvetli hakkı vardır.
Komşuluk hakkı önemlidir. Komşunun şehadeti, komşunun rızası, hoşnut olması, memnun olması önemlidir. Onun için komşunun cefasına sabredecek, komşuya yediğinden yedirecek, pişirdiğinden gönderecek, gönlünü hoş edecek, ziyaret edecek, iyi gününde kutlayacak, kötü gününde taziyede bulunacak, yardım elini uzatacak… Yani komşuluk hukukuna riayet edecek ve komşusunu razı edecek.
Komşuları razı olmazsa bir insanın akıbeti tehlikededir. Münasebette bulunan insanlar hoşnut ve razı olmazsa tehlikededir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; "Kendisi tok, komşuları aç, kendisi tok uyuyor ama komşuları muhtaç ve aç ve sıkıntıda, bu bizden değildir. İyi bir Müslüman değildir." Böyle buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Demek ki komşusunu kollayacak, komşusuna riayet edecek, komşusuna izzet-ü ikram edecek, komşusuna yardım edecek, mali bakımdan destek olacak, her türlü gönül alıcı, icraatı arz edecek, gösterecek.
Biz ne yapıyoruz, bu zamanın insanı ne yapıyor?
Ekseriyetle komşular komşularla problemli ve dargındır. Sorarsınız, alt kattaki komşunun kapısını çalarsınız tık tık tık veya zırrr... filancayı sorarsınız, bir karış surat, çatt yüzünüze kapıyı kapatır.
Neden? Onunla dargın.
Sen onu sordun diye, ne bileyim be adam der, çatt yüzünüze kapıyı kapatır. Dargın... Çocuklar kavga etmiştir, darılırlar. [Mesela] kaloriferli apartman, dokuz tane komşu kalorifer parasını veriyor bir tanesi vermiyor. Olur mu, vermiyor. Ayıkla pirincin taşını, gırtlağını mı sıkacaksın, polise mi vereceksin, mevzuatta şey, vermiyor. Hepsi veriyor bir tek bir tanesi vermiyor, olmaz. Hepsinin hakkı geçiyor. Bu vermeyen insan için büyük vebal. Çok zor. Onun için kötü olduğu zaman tahammülü zor olduğundan komşunun iyi olması da önemli.
Eskiden büyüklerimiz bu işleri çok iyi bildiği için, bizden de daha kuvvetli dindar oldukları için ne demişler?
"Ev alma komşu al." Evvela komşuna bir dikkat et. Sonra bir de tahammül meselesi var. Komşum diye çekeceksin sıkıntıyı, tahammül edeceksin. Komşunun iyi olması senin çocuklarının iyi olmasına tesir eder. Hanımının iyi olması, senin hanımının [iyi olmasına], senin ailenin geçimine tesir eder.
İslâm kötülükleri iş işten geçtikten sonra yangına su sıkmak tarzında değil, yangının çıkmaması için tedbir almak tarzında önlüyor.
İçki yasak niye?
İçki ümmü'l-habâistir. Yani, "Her türlü kötülüğün anasıdır." Ondan doğar bütün kötülükler. İçki içti mi adam trafik kazası yapar, içki içti mi kavga eder, içki içti mi bıçaklar, içki içti mi her şeyi yapar.
Neden? İçki kötülüklerin anası olduğundan. Onun için İslâm içkiyi yasaklamış.
Canım bir kadehçik içsem ne olur? Bir kadeh değil yalayamazsın bile. Damlasını bile yalayamazsın.
Neden? Yasaksa yasak, bu iş burada biter. Bunun azı çoğu olmaz.
“Sarhoş edecek kadar içmeyeceğim.”
Hayır, sarhoş edecek kadar içmesen bile yasak. Çünkü alışırsın, alışma olur, oluyor, alkoliklik oluyor diye İslâm onu yasaklamış.
Komşuluk hakları mühimdir dedik. Oradan bu konular açıldı. Yani iyi komşu seçmeye, komşulara hürmet etmeye çalışmak lazım. Biz de komşularımıza yük olmamaya çalışmalıyız. Komşularımız bize karşı iyi davranacak, tabii biz de komşularımıza karşı fedakârlık yapacağız, ezasına cefasına tahammül edeceğiz.
Bugünkü şartlarda komşuluk üzerinde üzerimize düşen vazifeleri yapmıyoruz. Komşular öteki komşularla İslâm'ın istediği çizgide münasebetlerini sürdürmüyorlar. Ekseriyetle dargınlar ve ekseriyetle birbirleriyle ihtilaftadırlar. Tarla ihtilafı, bahçe ihtilafı, su ihtilafı, kalorifer ihtilafı, kira ihtilafı var, boyuna ihtilaf...
Neden? İslâmî terbiye zayıfladığı için.
Ama bu önemli! Bak, Allah bir kulunun hayrını istedi mi ona hayırlı işler yaptırtıyor, salih ameller, âmâl-i sâliha, hayrat-ü hasenat yaptırtıyor. Komşuları ondan razı olsun diye. Çünkü komşuları önemli, komşularının şahadeti önemli. Bunu anlıyoruz bu hadis-i şeriften.
Allah bizi de güzel huylu eylesin. Hayrat-ü hasenata yönelik insanlar eylesin, başkalarına fayda sağlamayı, hayır yapmayı gönlünde canlı tutan insanlardan eylesin. Komşularıyla iyi geçinen kimselerden eylesin, bize iyi komşular nasip eylesin. Bizi de başkalarının gözünde iyi komşu olmak seviyesine çıkarsın. Kusurlarımızı affeylesin.
24.09.1989 -
Peygamber Efendimizin Cumartesi,
