İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

01.12.1991 - Vahiy, Allahın Murad Etmesi

01.12.1991 - Vahiy, Allahın Murad Etmesi
Hadisler Deryası

01.12.1991 - Vahiy, Allahın Murad Etmesi

30.10.2026
21 dk 45 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İza erâdellâhu teâlâ en yûhiye bi-emrihî tekelleme bi'l-vahyi fe-izâ tekelleme bi'l-vahyi ehazeti's-semâvatü recfe şedide havfillâhi teâlâ fe-izâ semi'a bi-zâlike ehlü's-semâvâti sa'ikû ve harrû sücceden fe-yekûnü evvelühüm yerfe'u ra'sehû cibrîlü fe-yükellimühüllâhü teâlâ min vahyihî bimâ erâde fe-yentehî bihî cibrîlü 'ale'l-melâiketi küllemâ merra semâin seelehû ehlühâ mâzâ kâle rabbünâ yâ cibrîlü fe-yekûlü cibrîlü kâle'l-hakka ve hüve'l-'aliyyü'l-kebîru fe-yekûlûne küllühüm misle mâ kâle cibrîlü fe-yentehî bihî cibrîlü haysü ümira mine's-semâi ve'l-'ardı.

Bu da Allah-u Teâlâ hazretlerinin bir vahyi ve meleklerin o vahyin karşısındaki durumu ile ilgili hadis-i şerif.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

"Allah bir işini, bir emrini, buyruğunu vahyetmek istediği zaman onu vahyile ifade eder, konuşur. Vahy ile konuştuğu zaman, Allah-u Teâlâ hazretlerinin o vahy etmesinden;"

Ehazeti's-semâvatü recfeten şedîdeten. "Gökleri şiddetli bir titreme alır." Yani Allah-u Teâlâ hazretlerinin emrini, buyruğunu ifade etmesinden, rubûbiyetine mahsus bir hal ve şekil ile vahyini söylemesinden semâvât şiddetli bir şekilde tir tir titrer.

Min havfillâhi. "Allah'ın korkusundan" Onların günahları yok. Allah ne emretmişse yapıyorlar ama vahyin şiddetinden, heybetinden semâvât tir tir titrer. Allah korkusundan semalar tir tir titrer ve bunu semâvât ehli işitince, semâvâtın titreşimini görünce semâvâttaki varlıklar, yani melekler ve bizim göremediğimiz varlıklar bunu işittikleri zaman;

Sa'ikû ve harrû sücceden. "Baygın hâle gelirler ve secdeye, secde-i rahmana kapanırlar." O vahyin o semâvâtı titretmesinden akılları başlarından gider, baygın hâle gelirler ve secdeye kapanırlar.

"İlk başını kaldıran Cebrail aleyhisselam olur. Allah-u Teâlâ hazretleri vahyinden ne dilerse onu Cebrail aleyhisselam'a buyurur ve Cebrail aleyhisselam Allah-u Teâlâ hazretlerinin bu vahyini alır, götürürken, meleklerinin yanından geçerken her bir semayı geçişinde o semanın ehli olan melekler; 'Rabbimiz ne buyurdu? Ne vahiy etti? Emr-i fermanı nedir Rabbimizin?' diye sorarlar. Cebrail aleyhisselam da der ki, 'Hak, hakkı söyledi, hakkı buyurdu, hak, hakikat, gerçek olan, doğru olanı buyurdu.'"

Ve hüve'l-'aliyyü'l-kebîr. " O hiçbir varlıkla mukayese edilemeyecek derecede yücedir, uludur." der. "Hepsi onun söylediği tarzda aynı sözleri söylerler; Allah-u Teâlâ hazretlerinin azametini, ululuğunu, kibriyasını, ifade ederler. Cebrail aleyhisselam nereye emredilmişse, bu vahyi semada ve arzda nereye götürülmesi gerekiyorsa alır götürür."

Allah-u Teâlâ hazretlerinin vahyi, emrini yarattıklarına bildirmesi... Tabii yarattıkların vahyine mazhar olan peygamberler var. Peygamberlere vahiy gelir, geldiğini biliyoruz ama Allah-u Teâlâ hazretlerinin öteki kullarına da vahiyleri var.

Bu vahiylerin Kur'ân-ı Kerîm'den delili, misali nedir?

Ve evhâ rabbüke ile'n-nahli. Bir ayet-i kerimede buyuruluyor ki; "Ey Resul-i zîşânım! Senin Rabbin arıya vahyetti." Demek ki arının yaptığı işler de Allah-u Teâlâ hazretlerinden aldığı emir ve ferman ve bir çeşit vahiy üzerine.

Yani dağlardan, ağaç kütüklerinden, dağlardaki çeşitli taş kovuklarına, ağaç kütüklerine, insanların yapmış olduğu çeşitli yuvalara çeşit çeşit çiçeklerden malzemeyi topla ve peteklerin içerisine bu şeyleri koy diye emri veren, fermanı veren, onu o tarzda yaratan o vazifeyle yükümlü kılan kim?

Rabbülâlemîn. Ona da onun anlayacağı tarzda Rabbülâlemîn'in vahyi var. Semalara, arzlara, meleklere vahiyleri var. Bu vahiylerin başlangıcında yer gök tir tir titrer. Şiddetli bir titreme alır, herkes bayılır ve secdeye kapanır diye bildiriliyor.

Muhterem kardeşlerim! Allah-u Teâlâ hazretleri bu mükellefiyeti yani kulluk vazifelerini yapabilmek ve iradesi muhtar olup seçme kabiliyetine sahip olup da dilerse itaat edip dilerse başka türlü hareket etme imkânı kendisine verilmek istendiği zaman hiçbir varlık bunu kabul edemedi.

İnnâ 'aradne'l-emânete 'ale's-semâvâti ve'l-'ardı ve'l-cibâle fe-ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ innehû kâne zalûmen cehûlâ. Hepsinin ödü patladı, korktu. Aman biz böyle bir mesuliyeti nasıl yükleniriz. Rabbimizin bu kulluk görevini, bu mükellefiyeti nasıl taşırız, bu emaneti nasıl kollarız koruruz, bu emanetin gereğince nasıl hareket edebilir diye dağlar, semalar ve yer bu emaneti kaldıramadı. Kaldıramadı, hepsi korktular. Hepsi aman yarabbi bu vazifeyi bize yükleme diye yakardılar yalvardılar.

Ve hamalehe'l-insânü. "İnsanoğlu yüklendi bu emaneti." İnnehû kâne zalûmen cehûlâ. "Şu insanoğlu son derece zalimdir, son derece cahildir." Zalimliğinden, cahilliğinden, pervasızlığından, akılsızlığından bu muazzam emaneti yüklendi. Yani semalar ve dağlar ve arz bu emaneti yüklenemediler de insanoğlu yüklendi. Bu semalar ve arz emaneti yüklenmediğine göre sorumluluğu yok.

Lâ ya'sûnellâhe mâ emarahüm ve yef'alûne mâ yü'merûne, buyuruluyor. Cehennemdeki melekler hakkında yani hepsi öyle, meleklerin hepsi Allah'ın emrine hiç itiraz etmezler. Hep itaat ederler, ne emr olunmuşsa onu yaparlar. Sema da emrine göre döner, yeryüzü de emrine göre döner, bütün işler Allah'ın emriyle, fermanıyla olur. Hepsi Allah'ın emrine, fermanına göre hareket ederler. Hepsi de insanoğlu için. Eşref-i mahlukat, en şerefli mahlukat olan ve en ileri, en yüksek seviyede bulunan varlık olan insanoğlu için. Güneş, ay, rüzgâr, bulut, yağmur onun için çalışır. Hepsini Allah insanoğluna ikram olarak, ihsan olarak yaratmış ve çalıştırıyor ve hepsini insanoğluna müsahhar kılmış. Yani bunlar senin emrinde, buyur, istifade et diye ihsan etmiş, bütün bunları insanoğlunun emrine vermiş. Onlar hiç âsi olmuyorlar, vahyi duyunca tir tir titriyorlar ama [insanoğlu âsi oluyor.]

Lev enzelnâ hâze'l-kur'âne 'alâ cebelin. "Eğer biz bu Kur'an'ı dağın üzerine vahiy etseydik, indirseydik..." Le-raeytehû hâşi'an mütesaddi'an min haşyetillâhi. "Allah korkusundan o dağın ne hâle geldiği dağ olduğu halde tasavvur etmek mümkün olmazdı." Nitekim nur dağına Allah-u Teâlâ hazretleri tecelli ettiği zaman dağ parça parça dağıldı. Bunlar Kur'ân-ı Kerîm'de bize bildiriliyor, bu hadis-i şeriflerle bildiriliyor.

Ama biz müminlerin de işte... Allah marifetini, marifetullahı ihsan etsin, Allah bizim kalbimizi yumuşatsın. Allah bize marifetini ihsan etsin.

İnsanların kalbi marifetullahla canlanır, o bilgiden, Allah bilgisinden mahrum olduğu zaman ölür, yani kalbi ölü, vücudu canlı; içi çürük, dışından belli olmuyor, işe yaramaz bir duruma gelir.

Allah bizim kalbimizi mârifetullah nuruyla, mârifetullah suyuyla o gönül bostanımızı canlandırsın, türlü türlü çiçekler, güzel güzel kokuların bostanda açtığı gibi bizim de içimizde çeşitli ulum ve mariften nice nice güzel duygular peyda olsun. Rabbimize güzel ibadet etmeyi, severek sayarak, azametini bilerek, kendi aczimizi, kulluğumuzu bilerek O'na güzel kulluk etmeyi Rabbilâlemîn bize nasip etsin aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bunun gibi başka hadis-i şerifler de var, zaman zaman onları da karşımıza geldikçe okuyoruz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

"Miraca çıktığım zaman, sidreti'l-müntehânın yanında Cebrail aleyhisselam'ı gördüm. Bir eski kilim parçası gibi büzülmüş, kalmıştı kenarda Cebrail aleyhisselam."

Allah'ın en büyük meleği kim? Cebrail aleyhisselam, en yakın meleği.

Meleklerin de dereceleri, mertebeleri var. En başta gelen isim Cebrail aleyhisselam. Sidreti'l-müntehânın yanında buruşturulmuş, tozlu paslı bir eski kilim gibi haşyetullahtan buruşmuş kalmış.

Azamete bakın! Biz ne kadar bu duygulardan gafiliz, bilenin hali nasıl oluyor!..

Neden? Kur'an-ı Kerim'de buyrulmuş;

İnnemâ yahşellâhe min ibâdihi'l-'ulema "Allah'tan en çok hakkıyla kim korkar? Âlim kulları korkar." Bak Cebrail aleyhisselam Allah'ın azametini biliyor, nasıl bir buruşuk kilim parçası gibi, nasıl böyle haşyetullahtan, hafvullahtan o hâle gelmiş. Demek ki insanın ilmi arttıkça haşyeti, takvası artar, her şeyi aman rabbim razı olsun, aman rabbimin rızasını kaybetmeyeyim, aman Allah-u Teâlâ hazretlerinin gazabına uğramayayım diye titizlikte yapar.

Dinde en yüksek mertebe nedir?

Takva ile hareket etmektir. Yaptığı her şeyi Allah'ın rızasını düşünerek, günahlardan, Allah'ın gazabına uğramaktan, iltifatından mahrum kalmaktan korkarak her şeyini titizlikle yapmak. Kur'ân-ı Kerîm ayetlerinde bize en çok emredilen şey budur.

Yâ eyyühellezîne âmenü't-tekullâh. "Ey iman edenler! Allah'tan korkun, sakının!" Ve'l-tenzur nefsün mâ kaddemet li-ğadin. "Kişi yarın için bu dünyada ne hazırlıyor ne gönderiyor ahirete sevaptan, âmâl-i salihadan? Baksın, dikkat etsin ne yaptığına." Ahirete bir hayır, sermaye gönderebiliyor mu?

Ve't-tekullâhe innellâhe habîrun bimâ ta'melûne. "Yahu Allah'tan korkun. Allah her yaptığınızı görüyor, günahlara dalmayın, gaflete düşmeyin, cahillik etmeyin." Bu dünyada ebedî kalacağınızı sanmayın, bu işin sonunda hesap olmayacağını sanmayın, bu işin arkasında hesap var. Öyle bir hesap ki, öyle bir mizan ki o mizanın bir kefesine yani günahların sevapların tartıldığı bir kefesine semâvâtı ve arzı koysalar, yedi kat semayı ve arzı koysalar alacak kadar büyük.

O mizanın dehşetinden de melekler kenarda titreşeceklermiş. O mizanın büyüklüğünden, şiddetinden, dehşetinden de melekler titreyeceklermiş, çok enteresan bir durum.

Allah bizi cahillikten zalimlikten kurtarsın, yumuşatsın, güzelleştirsin, marifetullaha erdirsin, aşkullaha, muhabbetullaha erdirsin, güzel kulluk yapmayı nasip etsin.

Diğer hadis-i şerife geçiyoruz.

İzâ erâdellâhu bi-ehli beytin hayran fakkahahüm fi'd-dîni ve ra sağiruhüm kebirahûm ve razekehümü'r-rıfka fî-mâ'işetihim ve'l-kasda fî-nefekâtihim ve bassarahüm 'uyûbehüm fe-yetûbû minhâ. Ve izâ erâde bihim ğayra zâlike terakehüm hemelen.

Bu da Enes radıyallahu anh'ten Darekutnî ve İbn Asâkir rahmetullâhi aleyhimâ'nın rivayet ettiği bir hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz buyuruyor ki:

"Allah bir ev halkına hayır murad etti mi..." Fakkahahüm fi'd-dîni. "Onları dinde fakih insanlar kılar." Dinde fakih insanlar kılar o ev ahalisini. Babası fakih, anası fakih, çocuk fakih, dede fakih, nene fakih hepsi fakih.

Ne demek fakih?

Fakih, "doğru, sağlam bir ilim ve anlayışa sahip" demek, fıkıh sahibi demek. Yani sezgisi, görgüsü, düşüncesi, fikri, anlayışı doğru ve sağlam demek.

Söyle bakalım seçimlerin sonucu nasıl olacak?

Herkes bir tahmin yapar, kimisi isabet eder kimisi edemez. Yani sezgi, basiret, bazı şeyleri bazı insanların daha güzel görmesine yardımcı oluyor.

"Allah bir ev ahalisinin hayrını murad ederse o ev ahalisinin dinde sezgisi, bilgisi, görgüsü, düşüncesi, anlayışı, bilgisi sağlam insanlar yapar."

Eyvah, şimdi bizim evin hali ne olacak?

"Allah bir evin hayrını murad ederse o ev ahalisini dinde bilgili kılar, doğru bilgili kılar."

Ne yapacağız?

Kur'ân-ı Kerîm'e sarılacağız okuyacağız. Peygamber Efendimiz' in hadis-i şeriflerine sarılacağız, kurtulacağız.

Neden biz burada hadis-i şerif okuyoruz?

Hz. Ali Efendimiz' in bir sözü varmış çok hoşuma gidiyor; "Hakikatleri insanlara bakarak öğrenme!" diyor Hz. Ali Efendimiz.

Lâ ta'rifi'l-hakka bi'r-ricâli i'rifi'l-hakka ta'rif ehlehû. "Hakkın ne olduğunu önce kendin sağlam olarak öğren, kimin hak ehli olduğunu, hakkı konuşan insan olduğunu, hak ehli hak adamı olduğunu o zaman daha iyi ölçüp biçip anlayabilirsin." Hakkı bilirsen 90 tane şeytan gelse seni kandıramaz. Ama hakkı bilmezsen bir onun sözüne bakarsın ha sen haklısın dersin Nasreddin Hoca gibi, bir ötekisinin sözüne bakarsın sen de haklıymışsın ya dersin, bir de ötekisinin sözüne bakarsın sen de haklıymışsın dersin.

Neden?

Bilmiyorsun ki bir şey, rüzgâr ne taraftan eserse rüzgâr fırıldağın o tarafa çevirir. Rüzgârın estiği tarafa doğru.

Öyle şey olmaz! Müslüman'ın bir İslâm bilgisi, Kur'an bilgisi, fıkıh bilgisi, iman bilgisi olacak hem de sağlam bilgi, ana kaynaktan alacak. Öyle mikroplu bozuk yerden almayacak.

Her suyu içebiliyor musun?

Su hayat için lazımdır, faydalıdır, susuz hayat olmaz. Gel bakalım, her yerden su içiyor musun?

İçmem hocam! Mikrobu var bu işin, tahlil ettirmek lazım. Her kuyudan bile içilmez. Haa bak, o zaman her kuyudan su içilmediği gibi her kitaptan din öğrenilmez.

Ya nasıl anlaşılır?

Sen emek sarf edersin, uğraşırsın; Kur'an'ı okursun baştan sona.

Ben müslümanım, ben asırlar boyu değişmeyen [müslümanım.]

Altın değişir mi?

Altın altın olarak kalır ne okside olur ne kararır ne bozulur, hiçbir şey olmaz altın. Yani 15 asır önceden toprağı kazsalar yerde altın olsa çıksa yine altındır. İslâm da altın gibidir.

İslâm'ın ahkâmı değişir mi? Sonra Kur'an ayetleri değişir mi?

Muhterem kardeşlerim! Onun için Allah bir ev halkının hayrını isterse onu dinde doğru dürüst anlayışlı bilgili kılar. Eğer öyle değilse demek ki Allah'ın bir gazabı var orada, tevbe etsinler kendilerini düzeltsinler, dini öğrenmeye çalışsınlar. Bir.

Ve vekara sağîruhüm kebîrahüm. "O ev halkının küçükleri büyüklerine hürmetkâr olur."

Allah bir ev halkının hayrını isterse, küçüklere büyüklere hürmet etme terbiyesini nasip eder. Küçükler büyükleri saymıyor, dinlemiyor.

Ve razekehümü'r-rıfka fî-mâ'işetihim. "Yaşamlarında Allah onlara yumuşaklık verir. Kazançlarına suhûletli helalinden bir kazanma nasip olur." Ve'l-kasda fî-nefekâtihim. "Nafakalarında, geçimleri olan kazançlarında bir orta hal nasip eder." Çok zenginlik verir demiyor dikkat ederseniz. Kast demek orta demek, iktisat demek, iktisatlı yani aşırı olmayan bir orta yol demek.

Fakirlik insanın canına tak der. İyi Müslümanlıkta yapılmaz, insan başkasına da muhtaç olur. Muhtaç olunca günahlara da dalar, hırsızlık filan yapar. Fakirlik iyi değil tabii ama zenginlik de demiyor dikkat ederseniz Peygamber Efendimiz.

Ne diyor? "Nafakalarında bir orta hal nasip eder." diyor.

Neden?

Muhterem kardeşlerim! Bazen çok verildiği zaman insanlar azıyor, şaşırıyor, tavrı değişiyor. Bir rütbe, bir mevki verildiği zaman, bir mertebeyi elde ettiği zaman, bir unvan kazandığı, bir para sahibi olduğu, zenginlediği zaman değişiyor insan.

İnne'l insâne le-yetğâ en raâhü's-tağnâ.

Ben hacca ne yapayım gidip o pis Arapların arasında?

E gitme, gitmezsen hac farzını yerine getirmemiş olursun. Biraz senin burnun yere sürtsün de Hanya'yı Konya'yı biraz anla diye Allah sana o haccı farz etmiş. Gideceksin o sıkıntıları çekeceksin, o yolculukta, zengindin memleketinde baklava börek yiyordun ama orada hiç kimse seni saymıyor, kimse bilmiyor. Beyaz elbiseyi giymişsin herkesle eşitsin. Nerden bilecek adam senin rütbeni, mevkiini, makamını? Hiç kimse aldırmıyor. "Sıraya gir hacı!" diyor, bağırıyor çağırıyor. Fesübhanallah! Sen bizim Türkiye'de olsaydın ben senin canına okurdum, pestilini çıkartırdım ama orada, bir şey diyemiyorsun. Ufacık bir adam, fesübhanallah! Hac için tahammül ediyorsun. Bilmem şöyle oluyor böyle oluyor, Arafat'a çıkıyorsun su yok, güneş, toz, toprak var, yüznumaralar tam isteğin konforda değil.

Neden? İmtihan. Biraz alışacak.

Allah hayırlısını nasip etsin.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyurmuş ki; "Yâ Âdemoğlu! Ey Hz. Âdem'in evlatları, ey insanlar! İndeke mâ yekfîke ve ente tatlubu mâ yutğîke. "Senin yanında sana yetecek kadar para pul, mal mülk var, sen seni azdıracak miktarını istiyorsun."

Yani hayırlısını istemek lazım. Zenginlik vermişse Allah zenginliğin de gereğini yapıp onun imkânlarını Allah'ın dinine sarf etmek lazım.

"Allah bir ailenin hayrını murad ederse dinde onları bilgili, sezgisi doğru yapar. Küçükleri büyüklerine hürmet eder. Yaşamlarında, rızıklarında, yumuşaklık kolaylık nasip eder, nafakaları şöyle orta halli olur. Az olmaz, azdırıcı miktarda da olmaz."

Ve bassarahüm 'uyûbehüm fe-yetûbû minhâ. "Ve Allah onlara ayıplarını göstertir, onlar da ondan tevbe ederler." Aman yâ Rabbi! Biz hata işledik, şu huyumuz fenaymış, şu ayıbımız varmış diye tevbe ederler. Ayıplarını göstertir, tevbe etmelerini nasip eder.

Adam ayıbını, kusurunu görmüyor, hiç üstüne toz kondurmuyor tevbe de etmiyor. İnsan ayıbını, günahını, hatasını gördü mü tevbe ederse Allah affeder ama hiç o tarafa yanaşmayınca tevbesiz bir gün ecel gelir, alır götürür. Ahirette vebal ve cezalara maruz kalır.

Çok önemli! Bizim ev hayatında nasıl hareket etmemiz gerektiğini gösteren çok güzel prensipler.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA