İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

31.12.1989 - Cinler ve Nazar, Felak, Nas Suresi, Ölüm, Hayra Yormak ve Güzel İsim Koymak

31.12.1989 - Cinler ve Nazar, Felak, Nas Suresi, Ölüm, Hayra Yormak ve Güzel İsim Koymak
Hadisler Deryası

31.12.1989 - Cinler ve Nazar, Felak, Nas Suresi, Ölüm, Hayra Yormak ve Güzel İsim Koymak

23.09.2025
19 dk 50 sn

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû:

Kâne yeteavvezü mine'l-cânn ve ayni'l-insân hattâ nezeleti'l-muavvizetâni felemmâ nezeletâ ehaze bihimâ ve tereke mâ sivâhumâ.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Allah-u Teâlâ hazretlerinin selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Rabbimiz iki cihan saadetine cümlenizi, cümlemizi nail eylesin.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in mübarek şemail-i şerifesin ahlâk-ı hasenesi ve evsâfve adat ve itiyatlarıyla ilgili bölümü Râmûzü'l-ehâdîs isimli kitabın sonundaki, hususi bu rivayetlerin toplanmış olduğu yerden okumaya devam ediyoruz.

Arapça metnini okumuş olduğumuz rivayet Tirmizî'nin, Nesaî'nin, İbn Mâce'nin ve Ziyâ-i Makdisî'nin Enes radıyallahu anh'ten ve Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'ten rivayet etmiş oldukları bir rivayet. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hakkında buyuruluyor ki;

Kâne yeteavvezü mine'l-cânni ve ayni'l-insân. "Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem cinlerden ve insan gözünün nazarının değmesinden Allah-u Teâlâ hazretlerine sığınırdı."

Demek ki böyle bir şey var ki Allah-u Teâlâ hazretlerine sığınırdı.

Hattâ nezelet muavvizetân. "Kul eûzübi-rabbi'l-felak, kul eûzübi-rabbi'n-nâs, bu iki sure nazil oluncaya kadar."

Özellikle "Yâ Rabbi! Cinlerin şerrinden, nazarın şerrinden sana sığınırım." diye sığınırdı.

Felemmâ nezeletâ ehaze bihimâ."Bu iki sure nazil olduğu zaman, bunlar inince artık bunları okumaya başladı."

Yani kendisi evvelki Allah'a sığınmasını bıraktı, bu sureleri okumaya başladı. Çünkü bu sureler o sığınmayı çok daha güzel ifade ediyor.

Ve tereke mâsivâhumâ. "Daha başkaca sığınma dualarını bıraktı, o sureleri okumaya başladı."

Demek ki bu sureler çok kıymetli dualar imiş, çok kıymetli sureler imiş; bunları bizim de okumamız, bunlara devam etmemiz gerekiyor.

Cin. Kur'ân-ı Kerîm'de sûretü'l-cîn diye Cin suresi de var, cinler hakkında ayet-i kerimeler de var. "Cin" denilen varlıklar göze görülmeyen, Allah'ın yaratıklarıdır.

Kâne mine'l-cinni fe-fesakaan emri rabbihî ayet-i kerimesinden anlaşıldığı üzere şeytanlar da cinlerin bir çeşidi olmuş oluyor.

Demek ki bizim gözümüzün gördüğü varlıklar var, gözümüzün görmediği bazı varlıklar var. Tabii var. Zaten birçok şeyi görmüyoruz; ilmen anlıyoruz, başka tesirlerinden anlıyoruz. Mesela yere düşmüş bir telde elektrik var mı yok mu, görmüyoruz. Ama elimize değdiği zaman anlayabiliyoruz. Havada, gözlerimiz baktığı zaman bir şey görmüyoruz ama havanın içinde hem küçücük "mikrop" denilen, "bakteri" denilen nice nice canlıların olduğunu görüyoruz hem de elektromanyetik dalgalar gibi, ses dalgaları gibi birtakım dalgaların olduğunu biliyoruz hem birtakım ışınların, şuaların olduğunu biliyoruz... Hâsılı, daha bizim ilmen varlığından haberdar olmadığımız daha başka şeylerde var. Kur'ân-ı Kerîm'in bize bildirdiği şeyler arasında şeytanlar, cinler var. Yerde, gökte Allah'ın nice yaratıkları var.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem cinlerin şerrinden, şeytanın şerrinden Allah'a sığınırdı. Bir de göz değmesinden, nazar değmesinden Allah'a sığınırdı.

Demek nazar değmesi de var.

En-Nazaru hakkun."Nazar değmesi vardır."

Hakikaten böyle şey olur. Gerçekten böyle bir olay var. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah-u Teâlâ hazretlerine sığınırdı.

Bu iki sureyi muavvizeteyn diye isimlendirirler. Bu iki sure Allah'a sığınmayı çok güzel ifade eden mânaya sahip olduklarından dolayı kul eûzübi-rabbi'l-felak ve kul eûzübi-rabbi'n-nâs surelerine muavvizeteyn denilir. Bir de bunların evvelindeki kulhüvallâhuehad vardır. Kul hüvallâhuehad suresi de bu sayfanın başındadır, üçü birden Kur'ân-ı Kerîm'in en son sayfasında bulunuyorlar. Üçüne birden muavvizât denilir, yani "insanları şerlilerin şerlerinden korumaya yarayan "mânasına geliyor.

Bu kul hüvallâhu ehad suresi de bizim maalesef kıymetini çok iyi takdir edemediğimiz surelerden birisidir.

Geçen hafta iki doktor arkadaşımın ziyaretine gitmiştim. Avusturya'da ihtisas yapmışlar, oraları biliyorlar. Orada birisinden duymuşlar. O görüştükleri şahıs;

"Ben ilahiyat-teoloji tahsili yaptım. Kulhüvallâhu ehad suresinin mânasına âşık olduğum için Müslüman oldum!" diyormuş.

Yani Hristiyan teolojisi tahsili yapmış, kendisini papaz olacak gibi yetiştirmiş fakat kul hüvallâhuehad'ın mânalarını okuyuverince âşık olmuş, hayran olmuş. Bizim doktor arkadaşlara diyormuş ki:

"Allah'ın varlığını, birliğini, kullara Rabbinin tarifini bundan daha güzel yapmak mümkün değil!"

Kul hüvallâhuehad. Allâhu's-samed. Ne mânalar var ne derin mânalar var... Lemyelid velem yûled. Velem yekün lehû küfüven ehad.

Biz kıymetini bilmiyoruz da... Çok acele bir işimiz olduğu zaman, en kısa sure hangisi; kulhüvallâh, innâa'taynâ, onunla namazı kılıp hiç üzerinde durmadan [geçiyoruz.] O kardeşimiz her okuyuşta mum gibi eriyormuş, gözlerinden şıpır şıpır gözyaşı döküyormuş.

Demek ki biz Arapça bilmemekle, ilimle aklımızı yormamakla, tefekkür etmemekle neler kaybediyoruz, nelerden haberimiz yok... Elin adamı, Avrupalısı bizden fersah fersah uzaktayken okuyor, inceliyor, aklı başından gidiyor, İslâm'a âşık oluyor, hayran oluyor, İslâm'a giriyor. Bizimkilerin burada bir şeyden haberi yok.  Maalesef...

Ol mâhîler ki derya içredir, deryayı bilmezler.

Denizin içinde balık, deryanın kıymetini bilmez, dışarı çıktığı zaman anlar. Zokayı yutup oltaya takıldıktan sonra, yukarı çekildiği zaman, suyun içinden çıkınca suyun onun için ne kadar kıymetli bir yaşama ortamı, hayat ortamı olduğunu anlar.

İşte biz de bu balıklar gibiyiz. Suyun içinde oynaşıp duruyoruz. Allah'ın nimetleri deryasına gark olmuşuz, Allah'ın nimetleri içinde yüzüyoruz, dalıyoruz, boyumuzu aşmış; Allah'ın nimetlerinden haberimiz yok. Hatta bazılarının Allah'ın varlığından haberi yok. Hatta Allah'a karşı vazifesi olduğundan haberi yok. Hatta yaptığı işlerin Allah'a isyan bayrağı açmak olduğunun, Allah'la harp etmek olduğunun farkında değil.

Allah uyanıklık versin. Allah bu şehitlerin, bu fatihlerin, bu mücahitlerin çocuklarını -babalarının mezarda kemiklerini sızlattırmasın- imandan sonra küfre düşürmesin. İzzetten sonra zillete uğratmasın. Huzuruna kabul etmişken kapısından yaka paça kovdurup tekme tokat dışarı attırmasın. Rahmetinden mahrum etmesin. Cehenneme düşürmesin. O ateşlere yaktırmasın, muhterem kardeşlerim.

Kulhüvallâhu ehad'ın kıymeti böyle. Kuleûzübi-rabbi'l-felak, Kul eûzübi-rabbi'n-nâs sûrelerinin mânaları böyle. Allah-u Teâlâ hazretlerine bunları okuyarak sığınalım.

Hemen bu akşam inşaallah, aklımızdayken, taze tazeyken gidelim evimizdeki Kur'ân-ı Kerîm kitaplarından, tefsir kitaplarından bu üç surenin mânasını bir güzel okuyalım, öğrenelim.

Allah inşaallah hepimizi rızasına uygun ömür sürenlerden, günahlara bulaşmayanlardan eylesin.

Kâne yeteavvezü min mevti'l-füc'eti ve kâneyu'cibuhû en yemrada kable en yemûte.

Ebû Umâme el-Bâhilî radıyallahu anh'ten Taberânî rahmetullâhi aleyh rivayet eylemiş.

"Peygamber Efendimiz ansızın, füc'eten, birdenbire ölmekten Allah'a sığınırdı."

Tabii ölüm gelecek de ölümün de çeşitleri var; hayırlısı var, şerlisi var, iyisi var, kötüsü var. Peygamber Efendimiz ansızın, birden, pattadak ölmekten Allah'a sığınırdı.

Füc'eten ne demek? "Birdenbire, ansızın ölüvermek" demek.

Sabahleyin turp gibi sağlamdı, seninle şakalaştı, ötekisiyle konuştu, "Hadi Allah'a ısmarladık." dedi; öğleyin haberi geliyor ki aa, ölmüş!

İnnâlillâh ve innâileyhirâciûn.

Yani böyle ani ölmeyi sevmezdi.

Ve kâne yu'cibuhû en yemrada kable en yemûte. "Ölmeden evvel birkaç gün hastalanıp yatakta yatmaktan memnunluk duyardı."

Onu severdi Peygamber Efendimiz, o hoşuna giderdi.

Neden?

İnsan biraz hastalandı mı, yatağa düştü mü, tevbe etmesi mümkün olur, vasiyet etmesi mümkün olur, helalleşmesi mümkün olur. O iki-üç gün içinde ahiret hazırlığını yapması mümkün olur. Birdenbire, hadi hiçbir haberi yokken günah üzere ölüvermek tabii çok uygunsuz bir şey olmuş oluyor. Ondan Peygamber Efendimiz aniden ölmeyi sevmezdi.

Eskiler çok güzel söylemişler;

"Üç gün yatak, dördüncü gün toprak." demişler.

Yani uzun boylu yattığı zaman da tabii o zamanda insanın, Allah saklasın, yata yata butları, sırtları deliniyor, yara oluyor, açılıyor; çeşit çeşit ıstırapları oluyor.

Allah üzüntü, ıstırap da çektirmesin. Ansızın, tevbesiz, gafil, cahil, borçlu, dertli, bir sürü problemi varken de pattadak canını alıp da insanın böyle hazırlıksız bir şekilde ahirete paldır küldür yuvarlanması iyi bir şey değil; Allah-u Teâlâ hazretleri o duruma uğratmasın.

Tabii asıl güzel şey, her gün ölüme hazırlanıyor.

Hatem-i Esam hazretlerinin hayatını okudum da...

"Şeytan her sabah karşıma dikilir, bana sorar; 'Ne yiyip ne içeceksin?' der. 'Ecel şerbeti içeceğim!' derim. 'Nerede barınacaksın, oturacaksın?' 'Kabirde oturacağım.' derim. Şeytan benim verdiğim cevaplardan hiç hoşlanmaz, defolur gider." diyor.

Her sabah o ona hayatı hatırlatıyor, "Gel, hadi..." onu kandırmak için, dünyaya çekmek için çalışıyor; onun da aklı fikri hep ahirete hazırlanmakta, şeytana fırsat vermiyor.

Devamlı abdestli geziyor ki" ölürsem abdestli öleyim" diye; devamlı zikirli geziyor ki "Allah'ın zikrine dilim alışkın olsun da aklım başımdan gittiği zaman gayri ihtiyari yine zikirle meşgul olayım." diye...

Temûtûn kemâteîşûn kaidesini okumuş hadis-i şeriften, "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz." diye; güzel ölümle kavuşmak için güzel yaşamaya gayret ediyor. En güzel iş.

Yunus Emre'nin methi boşuna değil. Ahireti unutmamış adam, dünyaya kapılmamış adam, nefse, şeytana uymamış adam, hazırlıklı adam" demek. Asıl güzeli o tabii.

Bizim büyüklerimiz her gün ölüme hazırlanmayı emretmişler bize; "Her gün biraz ölüm üzerinde düşün." diye ki ansızın [gelmiş]olmasın...

Borcunu ödeyeceksin. Mümkün olduğu kadar borçlanmayacaksın. Çünkü insanın en fena ölümlerinden birisi borçlu gitmesidir. Borçlu gitmek çok fena bir şeydir. Herkes şimdi borç edinmeyi marifet sanıyor, hüner sanıyor. Hiç kimseye borcun olmasın. Allah'a bir can borcun olsun, başka hiç kimseye borcun olmasın. Kuşlar gibi hür ol. Şu anda ölecek olsan hiçbir şeyin kalmamış olsun. Yastığın altında vasiyetin yazılı olsun. "Ölünce beni şöyle şöyle yapın. Şunları, şunları size tavsiye ederim. Allah'tan korkun, Allah'ın yolundan ayrılmayın..." vesaire neyse, insanın duasını, vasiyetini yapıp yastığın altına koyması lazım. Kimseye borcu kalmamalı. Hiç kimseyle takıntılı işi kalmamalı. Devamlı hazırlıklı olmalı.

İnşaallah hepimiz o hazırlığı yapalım.

Kâne yetefe'elü ve lâ yetetayyeru ve kâne yuhibbu'l-isme'l-hasene.

İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan.

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tefe'ül ederdi de teşe'üm etmezdi."

Ne demek tefe'ül etmek?

Bir şeyden, bir şeyi hayra yorup güzel mâna çıkartmak. Mesela Sa'd isminde birisi geldi. Sa'd; "saadet" demek, yani " mutluluk" demek. "Tamam bizim işlerimiz mutlu gidecek bundan sonra..." diyor. Hudeybiye Musalahası’na, yani sulh anlaşmasına müşriklerle masaya oturup, -o zaman masa yok ya işte- karşılıklı geçip [anlaşma] yapacaklar. Karşı tarafın adamının adı Sa'd. "Sa'd gelmesi iyi. Bize sa'd gelecek, yani uğur gelecek, hayır gelecek, işlerimiz iyi olacak..." diye böyle hayra yormayı severdi.

Şerre yormayı sevmezdi Peygamber Efendimiz, hiç öyle şerre yormazdı.

"Baykuş öttü. Kedi miyavladı. Köpek hav hav..." dedi.

E ne olur? Ne olurmuş yani? Onlardan kötü mânalar çıkartırlar.

"Önümden hırpani bir adam bu tarafa doğru geçti..." E geçerse geçsin, ne olurmuş?

Çeşit çeşit böyle saçma sapan kanaatler ileri sürüyorlar.

Peygamber Efendimiz güzel şeye yorardı da kötü, şomluk, uğursuzluk yorumunda bulunmazdı.

"Peygamber Efendimiz güzel ismi severdi."

İsimlerle ilgilenirdi. Bir isim güzel değilse onu değiştirirdi. "Senin ismin bundan sonra şu olsun." derdi, ismin güzelini koyardı, kötü ismi [değiştirirdi.]

Eşyalarına da isim veriyor. Kılıcının adı Zülfikar, bineklerinin adı Düldül veyahut şöyle veyahut böyle, çeşit çeşit... Hatta zırhının adı var. Canlılara biz ad koyarız da kedi ismi olduğu zaman "Pamuk" deriz, "Salman" deriz; ama o zırhına da isim koyuyor, kılıcına da isim koyuyor. Hem de ismin güzel olmasını severdi Peygamber Efendimiz. O da onun iç âleminin ne kadar hoş, tatlı, sevimli olduğunu bize gösteriyor.

Bizde inşaallah o tarzda hareket edelim. Bir şeyin mânasını şerre yormayalım, hayra yoralım. Rüya anlatılıyor, hayra yoralım; daha başka şeylerle karşılaştık, hayra yoralım, şomluk vehmetmeyelim. Herhangi bir varlığa, herhangi bir zamana uğursuzluk isnat etmeyelim.

Kâne yetemesselü bi'ş-şi'ri ve ye'tîkebi'l-ahbâri men lem tüzevvidi.

İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan. Hz. Âişe radıyallahu teâlâ anhâ validemiz de rivayet etmiş. Tirmizî'de de var.

"Peygamber Efendimiz' in darb-ı mesel olarak sözü arasında şiirlerden mısra okuduğu olurdu."

Yani eski zamanın, ondan önceki zamanın bazı şairlerinin söylemiş olduğu, hikmetli, anlamı güzel olan bazı şiirleri söylediği olurdu.

Mesela burada bir mısra var, eski şairlerden hangisi söylemişse;

Ve ye'tîkebi'l-ahbâri men lemtüzevvidi. "Senin kendisini teçhiz etmediğin, azık vermediğin, yola yollamadığın insanlar sana hiç ummadığın zamanda pattadak ummadığın haberler getiriverirler. Yani haberin olmayan kimselerden, ummadığın kimselerden sana hiç tahmin etmediğin, ummadığın haberler birdenbire geliverir." mânasına bu şiiri zaman zaman, yeri düştüğü zaman söylerdi.

Hani bizde sohbetlerimizin arasında, konuşmalarımızın arasında atasözleri söyleriz veyahut Nasreddin Hoca'nın fıkrası anlatılır veyahut bazı şiirler söylenir, onun gibi. Demek ki dedelerimiz Peygamber Efendimiz' in o âdetinden almış. Peygamber Efendimiz' in de arada güzel mânaya sahip olan bazı şiirleri söylediği olurdu.

Söylediği şiirlerden bir tanesi de Lebid b.Rebîa'nın, meşhur Arap şairlerinden ki Kâbe'nin duvarlarına şiiri, kasidesi asılmış usta bir şair. Onun "Allah'tan gayrı ne varsa hepsi boştur, batıldır! Hepsi işe yaramaz, gelip geçicidir, fânidir." mânasına bir şiiri var, onu da çok söylerdi. "Şairlerin söylediği en doğru sözlerden birisi budur." diye onu da söylerdi.

Kâne yetemesselü bi-hâzâ'l-beyti:Kefâbi'l-İslâmive'ş-şeybili'l-mer'i nâhiyen.

Şu şiiri de arada söylermiş, aşağıdaki ikinci rivayeti de okuyoruz.

"Sana İslâm ve saçların akları, seni yanlış işleri yapmaktan alıkoymak için yeterli birer engelleyicidir."

Yani İslam’da insanı kötülüklerden engeller, aksakal, ak saç da engeller. "Saçın sakalın ağardı, daha kesilmez misin bu yanlış işlerden? Vazgeçmez misin bu yanlış yoldan? Dönmez misin Hakk'a?.." mânasına geliyor.

Bu sakalın, bu saçın ağarmasının mânası ne?

"Dikkat et, ömrün yavaş yavaş baharı geçti, yazı geldi, sonbaharı yaklaştı. Hâlâ uslanmayacak mısın?" diye aslında bir ikaz bu, bir işaret. İnsanların saçlarının, sakallarının ak telleri birer işaret oluyor.

İşte onların insanı kötülüklerden alıkoyması lazım.

Hz. Ömer Efendimiz kendisine böyle ölümü hatırlatan, kötülüklerden meneden, daima kendisine nasihat edecek insan tutmuş da;

"Sen bana ikide bir de bunu hatırlat, olur mu?"

"Peki efendim."

"Al sana şu kadar maaş."

"Peki efendim."

Böyle devam etmiş de saçlarında, sakalında aklar belirince,

"Tamam, artık senin vazifene hacet kalmadı." demiş.

"Niye efendim?"

"Niye olacak; saçlarım ağardı, sakalım ağardı. En büyük, en tesirli vaiz bu; saçların, sakalın aklaşması."

Onun için bu şiiri böyle arada söylerdi.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA