08.09.1991 - Konumuna Göre İkramda Bulunmak, Edeb

08.09.1991 - Konumuna Göre İkramda Bulunmak, Edeb
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Abdullah b. Ömer radıyallahü anhümâ'dan ve Câbir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Beyhakî'de, İbn Mâce'de vesair hadis kaynaklarında kaydedilmiş bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
İzâ etâküm kerîmü kavmin fe-ekrimûhü.
"Bir kavmin, bir topluluğun, bir cemaatin, bir kabilenin, yüksek bir şahsiyeti; soylu, itibarlı, mevkili makamlı bir mensubu size gelirse ona şanına uygun bir tarzda ikrâmâtda bulunun."
Biliyorsunuz insanlar Allah huzurunda hepsi eşit ama dünyada tahsil görenler ilerliyor, ileriye gidiyorlar. Zengin olanlar, becerikli olanlar ileriye gidiyorlar. İşlerin başına getirilmiş olanların mevki, makamı, itibarları başka oluyor. Bazı kereler de müstesna yaratılışta olan kimseleri halk kendisi istiyor; "Gel bizim başımıza, buyur, bizim işlerimizi sana emanet edelim, sen bizi yönet." diyorlar.
Bu eskiden beri böyle olmuş. Kabileler olduğu zamanda kabilenin bir başkanı olmuş, toplulukların çeşitli reisleri olmuş, bir şehirse valisi olmuş, bir devletse devlet başkanı olmuş. Efendimiz buyuruyor ki, bir mevki makam, rütbe, itibar, şeref, haysiyet sahibi bir kimse size gelebilir. Peygamber Efendimiz' e kabilelerden heyetler gelirdi; muhtelif yerlerden kendisini görmek için kendisine bey'at ve itaat etmek için muhtelif kimseler gelirdi; kendisi de öyle muamele ederdi etrafındaki Müslümanlara da emrediyor; "Böyle bir mevki makam sahibi insan gelirse, onun temsil ettiği insanlara da hürmeten ona daha fazla hürmet edin." Yani biraz daha özel itibar göstermek gerekiyor.
Neden?
Tek kişiyi temsil etmiyor! Tek kişiyi temsil etmiyor bir grubu temsil ediyor. Onun gönlünü alırsanız bütün grubu memnun etmiş olursunuz, onun kalbini kırarsanız onu darıltırsanız bütün grup sizden kopabilir. Onun için Peygamber Efendimiz' in nasihati böyle olmuş ki bu gibi kimselere mevkiine, makamına, şanına uygun olarak mecliste yer göstermek lazım. "Buyurun efendim! Lütfen, şöyle oturun." gibilerden gönlünü alacak izzet ve itibarda bulunmak lazım.
Bu İslam’ın yayılmasında, tanıtılmasında, korunmasında, Müslümanların işlerinin yürütülmesinde önemli bir unsur. Biz zaten herkese sevgi saygı gösteririz. Büyüklerimizin bize nasihati, her kimseye hüsn-ü zannedip; "Her gördüğünü Hızır her geceni Kadir bil." demişler. Her gördüğümüzü, "Acaba Hızır aleyhisselam mı? Giyinişi kuşamı biraz hırpane filan ama olabilir ki Hızır aleyhisselam'dır." diye ona ihtiyatlı davranacağız. Her gece, "Acaba bu gece Kadir gecesi mi? Aman abdestsiz yatmayayım, aman ibadet edeyim." filan diye dikkat edeceğiz.
Benim ağabeyim anlatıyor:
Çarşıya pazara gittim, bir şeyler alışveriş yaptım fileleri arabanın arkasına koydum. Sonra geldim, galiba bir şey daha alacaktım. Meydanda bir ağacın dibine arabamı park ettim. Ondan sonra gittim bagajı açtım fileleri alacağım. Böyle dağ gibi levent gibi bir adam çıktı, yanımda belirdi. Demiş ki; "O aldığın filenin içindeki salatalıklardan bana birkaç tane versene?"
Şöyle baktım diyor abim, yani boylu poslu, güçlü kuvvetli... Tabii vermekten sakınmaz da insan, yalnız, "Niye güçlü kuvvetliyken dileniyor?" filan diye demiş ki:
"Sen onların kaç para olduğunu biliyor musun?"
Yani turfanda salatalık, tanesi üç bin lira mı beş bin lira mı neyse.
"Çalışsana!" filan dedim fakat yine de vermek niyetindeydim. Biraz böyle nasihat edip de yine vermek niyetindeydim ama; böyle bagaj açık, ben ona eğilmiş durumdayım, onun benim cevabım üzerine ne yaptığının farkında değilim. Fileden aldım istediği şeyleri, döndüm baktım [adam] yok!
Meydan... Yani duvar yok, ağaç yok, ev yok, sokak değil, bir şey değil. "Arabanın şu tarafına baktım yok, bu tarafına baktım yok, arkasına baktım yok, önüne baktım yok!" diye hüngür hüngür ağlayarak anlatıyor.
Demek ki Hızır aleyhisselam mıydı artık nasıl bir şeyse gelmiş imtihan olmuş. Demek ki insan sözüne, öyle yapacağı işe, şakasına dikkat etmeli. Bir kere kırıcı şaka yapmamak lazım; hiç şek ve şüphe yok kalp kırıcı şaka yapmamak lazım. Şaka yaparken bile hilâf-ü hakikat söz söylememek lazım. Dokuz kere yutkunmak, on kere düşünmek, yapacağı işi öyle yapmak lazım. Yani ihtiyatlı, tedbirli, dikkatli olmak lazım. Çünkü acele eden zarar görür, öfkeyle kalkan zararla oturur. Her zaman ben kendi hayatımda da bunun çok misallerini gördüm, sabrettiğin zaman iyi bir sonuca ulaşıyor da insan, fevri hareket ettiği, feveran ettiği, patladığı zaman, sonunda pişmanlık olacak işler meydana gelebiliyor. O bakımdan sözümüze, işimize çok dikkat edeceğiz; bir de etrafımızdaki insanlarla münasebetimize çok dikkat edeceğiz.
Muhterem kardeşlerim!
Bir insanın Allah indindeki mevkii, makamı emin olun çok ibadetinden dolayı olmuyor. Çok ibadet etmekten dolayı olmuyor, kalbinin temizliğinden dolayı ve başka insanlarla münasebetlerindeki kibarlığından, edebinden dolayı oluyor. Edep sahibi insanlar büyük mertebelere nail oluyorlar. Edepsiz olan insanlar da çok büyük kazançlardan mahrum oluyorlar. Çıkmış olan makamlardan da pat diye düşebiliyorlar. Onun için edep çok önemli. Edep, yani ilimde geride...
İlim en geridedir illâ edeb illâ edeb.
Hocamızın salonunda, misafir kabul ettiği salonda baş ucuna özellikle koydurtturduğu bir levha vardı: "Edeb yâ hû" levhası. Yani, "Ey gelen kimse! Edebine dikkat et!" demektir. Yani şeyhin makamı... Gelen derviş edebe dikkat etsin. Çünkü evliyaullahın huzurunda insanın kalbinden geçenlere bile dikkat etmesi lazım. Suizan ederse, yalan söz söylerse, yanlış düşünceye kapılırsa, kötü şeyler düşünürse onun bile zararı olur.
Onun için edep çok önemli oluyor, ilimden de önde geliyor. İlim çok kıymetli ama edep daha önde geliyor. Çünkü edepsizlik ederse çok mahrumiyetlere uğruyor insan.
Aziz kardeşlerim, değerli kardeşlerim! Onun için her şeyin adabını öğrenin, edebine riayet ederek yapın. Yemenin, oturmanın adabı var. Şimdi gencecik bir çocuk geçse yaşlı babaların, dedelerin olduğu yerde ayaklarını açarak, bağdaş kurarak, dikilerek yastığa yarı yatmış yarı yaslanmış otursa ne derler?
Çocuğa bak! Yaşının gereği edebî takınamamış, büyüklere saygısı yok, oturuşu derbeder, laubali. Derhal notu, kredisi düşer.
Demek ki oturmaya bile dikkat etmek lazım. Söze, sözün başlayış şekline, devam şekline, hitap şekline dikkat etmek lazım. Yemek yemenin adabı var; besmele ile başlanacak, sünnettir diye tuza banılacak, sağ eliyle yenilecek, tabağın kendisine yakın olan yerinden yenilecek, başkasının önünden alınmayacak, nice nice incelikleri var... Sonunda şükredilecek, hamdedilecek, dua edilecek.
Evliliğin, nikahın, düğünün adabı var, kadının kocaya karşı takınacağı edepler var, kocanın hanımına ve çocuklarına karşı görevleri edepleri var. Ticaretin, hocalığın, talebeliğin adabı var.
Büyüklerden, olgun insanlardan, dini, yolu, usulü erkanı bilen insanlardan edep öğrenme [yerleri.] Hatta yazmanın, öğrenmenin edebî var; yıkanmanın, guslün, yüz numaraya girmenin çıkmanın edebî var. Bunların hepsini öğrenmek lazım ve çocuklarımıza öğretmemiz lazım. Çocuklarımız küçükten [edebi] öğrenmeli.
Bizim bu edeplerden müteşekkil olan İslâm Kültürümüz dünyada eşi bulunmayan bir kültür. Bizim kültürümüz gibi, İslâm kültürü gibi kıymetli kültür yok. Bizim kültürümüz imana, insan haklarına saygıya dayanıyor; bizim kültürümüz haramlara bulaşmamaya, karıncayı bile incitmemeye dayanıyor; bizim kültürümüz Allah'ın rızasını kazanmaya dayanıyor. Bizim kültürümüz iç temizliğine, dış temizliğine, söz temizliğine, kalp temizliğine, her şeyin temizliğine dayanıyor.
Onun için emin olun dünyada başka onunla mukayese edilecek bir sistem bile yok. Onun için bu güzel adabı hem kendimiz öğrenelim hem başkasına öğretelim. Arkadaşlığın adabı, mutlaka öğrenelim. Hocalığın adabı, cemaat olmanın adabı, caminin adabı… Ne kadar güzel!
Camiye nasıl girilecek? Camiye nasıl girilir hocam?
Bismillâhirrahmânirrahîm diyerek sağ ayakla girilir. Allahümme'f-tah lenâ ebvâbe rahmetike. "Yâ Rabbi! Rahmetinin kapılarını bana açıver." Şu camine, ibadet hanene giriyorum, beni rahmetine mazhar eyle diyerek girilir. Peygamber Efendimiz' e salât-ü selâm getirilir. Edeple oturulur. Burada ticaret yapılmaz, gevezelik yapılmaz, konuşma olmaz, huzur bozucu yüksek sesle işlem yapılmaz. İnsan Allah'ın evinde olduğunu, Allah'ın misafiri olduğunu düşünerek edeple, saygıyla kıbleye dönük oturur, ibadet eder; Kur'an okur, zikreder, tesbih çeker, dua eder... İşte caminin adabı çıkıyor karşımıza derhal.
Evde bir Müslüman hanımefendinin, bir Müslüman beyefendi ile muamelesi dünyada emsali olmayan müzelik bir şaheser numunedir. Bir Müslüman efendinin, hanımına ve çocuklarına karşı muamelesi müzelere konulacak, camekânlara alınacak müstesna bir adaptır. İşte bunları hep öğrenmemiz lazım.
Bizim biraz mantar rahatsızlığı vardı ayağımızda. Dedim ki:
"Ben her akşam ayaklarımı gıcır gıcır yıkıyorum, ellerimi köpürte köpürte sabunluyorum." filan, doktorlar güldü. Dedi ki;
Sabunlar bunları öldürmez.
E ne olacak?
"Biz sana bir sıvı sabun getirelim, ilaçlı, doktorların ameliyata girmeden önce çıktıktan sonra ellerini yıkadıkları sabun, onu kullan." dediler.
Kullandım rahat ettim.
Demek ki biz sabunu filan kullandığımız zaman temizlik oluyor sanıyoruz ama o sabun bir yağdan yapılıyor. O yağda kesilsin diye içine asit konuluyor. Bu ölçüler tam olmadığı zaman içinde serbest yağ kalıyor, bilmem başka maddeler kalıyor. Onlar insanın eline bulaşık kalıyor, çeşitli mahsurlar oluyor.
Demek ki her şeye dikkat etmemiz lazım. Her malzemeye, attığımız her adıma, yaptığımız her işe, her söze dikkat etmemiz lazım. En güzelini yapmamız lazım. Doğduk, bu ana gelinceye kadar her gün bir şey öğrendik, her gün daha güzele doğru gitmemiz lazım, daha güzel bir şey yapmamız lazım, terakki etmemiz lazım.
Ben şimdi arkadaşlarımı bu gözle inceliyorum; gittiğim evlere, kendi evime, yakınlarımın evine bakıyorum. Klasik, aldırmaz, umursamaz gördüğüm zaman üzülüyorum. Sokakları öyle gördüğüm zaman üzülüyorum. Elime süpürge alıp sokakları süpüreceğim geliyor.
Yani insan evinin önünü süpüremez mi? Süpürür. Eskiden herkes evinin önünü süpürürdü.
İnsanların içinde olan bir şey. İnsanlar oturduğu, yattığı yere, giyimine, kuşamına, temizliğine, her şeyine dikkat ederse güzel olur, dikkat etmezse derbeder olur. Vaktini çalışmakla, etrafını düzenlemekle geçirirse, düzenli bir ortamda yaşar, düzeni bozacak iş yaparsa her şey bozulur. Her önüne gelen çöpü Haliç'e atarsa Haliç kirlenir. Denize atarsa denizin üstü çöplük olur. Kimse atmaması lazım.
Bazı büyüklerimiz, Medine-i Münevvere' ye, oranın hududuna geldikleri zaman ayakkabılarını çıkartmışlar.
Niye çıkartıyorsun?
"Resûlullah'ın beldesinde ben nasıl ayakkabıyla dolaşırım?" filan diye çıkartmış. Bir zihniyet, tabii sevgiden, saygıdan doğan bir zihniyet.
Bazı kimseler Harem-i Şerif'in hudutlarında abdest bozmamış. Bu mübarek yerde nasıl abdest bozarım?
Yallah Harem-i Şerif'in taa hudutları dışında, 25 km uzağa gidiyor, abdestini alıyor öyle geliyor.
Tabii mübarekler hepsi riyazet ehli, hepsi böyle perhiz ehli kimseler. Haftada bir abdest alırmış, o olur ama bizim gibi günde 5 defa namazda 25 defa abdest alan insanlar için biraz zor da onlar zaten bir abdest ile gece uyku uyumazlar, abdestleri bozulmaz, mübarekler... Bunları yapanlar evliya tabii fakat şurası muhakkak ki her şeyin adabı var ve biz bu adabı öğrenip uygulamalıyız.
Misafir karşılamanın da çeşitli adabı var. Kapıda güzel karşılarsın, en güzel elbiseni giyersin, evde ikram edersin, eğer sana bir topluluğun reislerinden haysiyetli, şerefli, mevkili makamlı bir kimse gelirse daha özel bir ihtimam gösterirsin ona.
Neden?
Onun kalbini kazanmayı tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz. Onun kalbini kazandın mı kabilesini de bütünüyle kazanırsın. Onun için herkese sosyal mevkii rütbesine göre bir güzel hitapta bulunmak lazım.
Eskiler her şeyi hesaplamışlar... İzzetlü efendim, devletlü, âtıfetlü, şevketlü... Bu lakapları önüne gelen herkese vermemişler. Padişah olunca "Şevketlü padişahım." demiş. Memur, âmir olunca hepsinin hitabı [farklı;] kimisine bey, kimisine efendi denmiş, kimisine arz ederim, kimisine rica ederim deniliyor. Bunların hepsi birer adaptır.
Yazı yazmanın, mektup yazmanın adabı, nasıl başlanılacak nasıl bitilecek filan [adabı vardır.] Hutbenin, namazın, orucun adabı vardır. Bunları öğrenin, bunlar en güzel, en tatlı, en kıymetli şeylerdir. Bunlar manevi süslerdir, manevî ziynetlerdir. Bunlara riayet ediniz, edelim beraberce. Çocuklarımızı da tabii olarak bu âdâb içinde büyütürsek çocuklarımız son derece adaplı, centilmen, kaliteli, son derece akıllı, zeki, pırıl pırıl nurlu insanlar olurlar. Hiçbir şey öğretmezsek; "Allah Allah! Bu çocuk nereden yetişmiş böyle? Yazık yetiştirenlere, anasına babasına yazıklar olsun!" filan diye söz yetiştirenlere de gider.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
31.12.1989 -
Vücut Temizliği, Abdest,
31.12.1989 -
Cinler ve Nazar,
