01.03.1990 - İmamların Değeri, Ahir Zaman Musibet, Faiz, Kadının Erkeğe Bakması

01.03.1990 - İmamların Değeri, Ahir Zaman Musibet, Faiz, Kadının Erkeğe Bakması
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnnehû men kâme mea'l-imâmi hattâ yensarife kütibe lehü kıyâmü leyletin.
Ebu Zer radıyallahu anh hazretlerinden rivayet edilmiş, Tirmizî, İbni Mâce rivayet etmiş. Bu hadis hakkında hasen, sahih hadis buyurmuşlar.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"İmam kalkıp gidinceye kadar onunla beraber duran, ondan önce kalkmayan, bekleyen kimseye bir gece kalkıp ibadetle namaz kılarak geçirmiş gibi sevap verilir."
İmam namazı kıldırdı; adam pabucunu alıyor, kuş kafesten uçar gibi gidiyor.
Dur babam! İbadet ettin, Allah'tan ücretini al! Dua et, sevabını kazan; acele etme! Namazdan sonra imama izzet, hürmet et. Öyle şey olur mu?
Bazı hadis-i şerifleri okuduğum zaman yüzüme bir tebessüm yayılır, hoşuma gider. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
Fe'l-yeümmehüm akraehüm li-kitâbi'l-lâhi ve in kâne asğarühüm. "Bir kavim, birkaç kişi bir yere gittiler mi bunlara Kur'ân'ı en çok bileni, en güzel okuyanı imamlık etsin."
Anladık, Kur'an okumak imamlık mesleğidir; buraya kadar…
Fe-izâ emmehüm fe-hüve emîruhüm. "Biri imamlık etti mi emirleri, komutanları da odur."
Sen imama namazda uy, dışarıda hürmet etme, izzet etme. Öyle şey olur mu? İmam kalkmadıkça kalkmayacaksın, imamla beraber ayakta duracaksın;
"O zaman bütün gece ayakta durmuş, namaz kılmış gibi sevap verecek." diyor Peygamber Efendimiz. Hürmet edeceksin.
Sen imamına hürmet etmezsen bu din nasıl öğrenilir, nasıl kalkınır?
Dini imam temsil ediyor, arkasından namaz kıldığın kimseye hürmet edeceksin.
"Hoca, hoca! Sen namazını kıldırmaya bak, dırdırlanma. Otur, al paranı, oku hatmini, sesini çıkarma!"
İmam senin şamar oğlanının mı?
Ben bu hadis-i şeriften imama, öndere, din büyüğüne, hocaya izzet itibar etmek gerektiğini anlıyorum; Allahualem öyle.
"İmam ile beraber kalkın, ondan önce kalkmayan."
Oturacak; birkaç hadis okuyacak, birkaç ayet okuyacak, Kur'ân-ı Kerîm'den aşır okuyacak; bir de izahını yapacak. Birkaç söz söyleyecek. Dur, bekle bakalım. "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh. Hadi Allah'a ısmarladık." Dur bakalım ateş almaya mı geldin, ateş sönecek diye mi korkuyorsun? Biraz bekle, biraz tesbih çek, biraz dua et, biraz nefes al.
Güzel söylemişler;
El-Mü'minü fi'l-mescidi ke's-semeki fi'l-mâi.
Bu söz Arapça; güzel, latif bir söz: "Mü'min mescitte suyun içindeki balık gibidir."
Hani akvaryum balıkları keyifli keyifli yüzerler, kanatlarını kıpırdatırlar, biraz da yem attığın zaman keyifleri yerindedir. Bir de suyun içinden çıkaralım, hemen çırpınmaya başlar, biraz daha çırpınırsa ölür.
Ve'l-münâfiku fi'l-mescidi ke't-tayri fi'l-kafesi. "Münafık, mescitte kafesteki kuş gibidir."
Bir kapısı açılsa da uçsa gitse dışarıya; onu gözlüyor. "Bir an önce bitse namaz, şu imam da bir an önce kesse, hadi oku da çabuk gidelim."
Bu duygu, yanlış bir duygu oluyor.
"İmama hürmet; bütün gece kalkıp ibadet etmeye, sevap kazanmaya sebep oluyor."
İmam mihrabiyede oturuyor, bekliyor, cemaat de bekliyor. İmam kalkıyor, onlar da kalkıyor. Beraber çıkacaklar. İmama izzet, beklemek, hürmet etmek bu sevabı kazandırıyor.
"Acaba bu rivayet zayıf mı?" diye merak ettim, baktım. Tirmizî, bu hadis-i şerif için hasenün sahîhun; "Bu hadis-i şerif 'hasen sahih' hadistir." diyor. İmama hürmeti gösteren bir şey.
Hz. Ali Efendimiz' den hepimizin bildiği bir rivayet var;
"Bana bir harf öğreten beni kendisine köle yapmış olur." diyor.
"Artık ben onun talebesi olduğum için ben ona köle gibiyim; ağız açamam, söz söyleyemem, karşısında el pençe divan dururum."
Neden? Çünkü "Bana bir şey öğretti."
Nerede hocaya bu hürmet, nerede zamane insanlarının çeşit çeşit sözleri?
Allah cümlemizi İslâm'ın özüne döndürsün.
İnnehû seye'tî ale'n-nâsi zamânün lâ yebkâ fîhi ehadün illâ ekele'r-ribâ' fe-men lem ye'külhü esâbehû min ğubârihî.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
"Hiç şüphe yok; insanların üzerine zaman geçip öyle bir zaman gelecek ki bu zamanda hiç faiz yemeyen insan kalmayacak."
Fe-men lem ye'külhü esâbehû min ğubârihî. "İnsan faizi yemese bile bu faizin tozundan biraz kendisine gelecek, tozunu koklayacak veya tozlanacak."
Yani kıyısından, köşesinden biraz bulaşacak.
Muhterem kardeşlerim! Allah faizi haram kılmıştır. Adı faiz olsun, ribâ olsun, şu olsun, bu olsun. Bir ivaz karşılığı olmayan fazlalığı helal kılmamış; "haram" buyurmuş. Onun için fazlasını alamazsın. Alışverişte veya daha başka borçlanma vesaire muamelelerinde de faiz haramdır. Adı ne olursa olsun. Bazıları kurnazlık yapmak istiyorlar. Kur'ân-ı Kerîm'de faize "ribâ" denilmiş.
Ed'âfen mudâafe." denmiş. Binaenaleyh; "Faiz ed'âfen mudâafe olmazsa, kat kat olmazsa, azıcık olursa o zaman helal olur." demek istiyorlar.
Bu, dini bozmak demektir, bozgunculuktur. Böyle bir şey olmaz! Bir şeyin çoğu haram oldu mu zerresi de haram olur.
Mesela içki haram. Çoğu sarhoşluk veriyor; ondan haram.
O miktarda içmesem şöyle yalasam yine haram mı? Zerresi bile haram. Çoğu sarhoşluk verenin, sarhoşluk vermeyecek miktarını yalasan bile yine haram.
Kimisi; "Bu devirde faiz yenilir." diye aldatıyor. Kimisi; "şöyle" diyor, "böyle" diyor, millet çatır çutur faiz yiyor. Yemeyenlere de tozu bulaşıyor.
Kardeşlerimizle oturduk, konuştuk. Âcizane ben teklif ettim;
"Elinde az bir tasarrufu olan kimseler oluyor, enflasyondan dolayı kazancının yüzde altmışı, yetmişi uçup gidiyor; zavallının elinde yüzde otuz kalıyor, yüz lirası otuz liraya düşmüş gibi oluyor, parasının değeri kalmıyor. Buna bir çare bulun, bunları çalıştırın. Kazanç getiren müesseseler kardeşlerine sermayesini açsın, hisse senedi çıkarsın."
İslâm'ın uygun gördüğü temiz kazanç şekliyle çalışan kardeşlerimize teklif ettim. Hisse senedi çıkarsınlar; öteki Müslümanlar da onları alsın, güzel kazançlar olsun. Fakat henüz istediğimiz şeyler tatbik edilmiş, uygulanmış değil.
Alimlerin görevleri var; tüccarların görevi var, halkın görevi var. Hepimiz bu haramlardan kurtulmaya çalışmalıyız. Haramların tozundan bile kaçınmalıyız. Nasıl hava kirliliği zarar veriyorsa bu da zararlı. Tozunu bile teneffüs etmemek, tozunu bile üstümüze bulaştırmamak lazım. Hani "radyasyonlu çay, radyasyonlu hava, radyasyonlu yağmur" deniliyor ya öyle kaçmak lazım. Yoksa ahirette hâlimiz nice olur, bilmiyorum.
Muhterem kardeşlerim! Allah bizi her türlü haramdan korusun, kurtarsın.
İnnehû yekrahü li'n-nisâi en yenzurne ile'r-ricâli kemâ yekrahü li'r-ricâli en yenzurû ile'n-nisâ'.
Taberanî, Ümmü Seleme radıyallahu anhâ'dan rivayet eylemiş.
"Erkeklerin kadınlara bakması haram olduğu, doğru olmadığı gibi kadınların da erkeklere bakması doğru olmaz, haram olur.
Bazı insan sanıyor ki gözlerini sakınmak sadece erkeğe mahsustur; erkek yabancı kadına bakmayacak, tamam bu tarafı doğru ama öbür tarafını bilmiyor.
Erkek evin camına bakarsa günah oluyor da kafesin arkasından kadın erkeğe bakarsa günah olmuyor mu?
Ona da günah oluyor. Kadın da namahreme, kendisine helal olmayan kimseye bakmayacak, erkek de bakmayacak; iki taraflı. Birisine serbest, ötekisine değil, öyle yanlış düşünülmesin.
Kadınlar ve erkekler gözlerine hâkim olsunlar çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor:
Kul li'l-mü'minîne yeğuddû min ebsârihim ve yahfezû fürûcehüm. "Gözlerini kapayıp gözlerine hâkim olsunlar, harama bakmasınlar, namuslarını korusunlar."
İslâm; haramları başlangıç noktasından kaynağından kapatır, kötülüğü kaynağından engeller; başkaları gibi değildir.
Gözüne sahip olacaksın. Kadınlar erkeklere, erkekler kadınlara bakmayacak. Herkes namuslu olacak. Herkes kendisine helal olmayana karşı müstağni olacak; bu böyle.
Ya Allah'ın sözünü dinlersin ya da pişman olursun. Bu muhakkak böyle. Ya akıllıların nasihatlerini zamanında dinlersin ya da zaman sana o nasihatleri acı acı öğretir, iş işten geçmiş olur. Muhterem kardeşlerim! O bakımdan ayetlere gelelim, hadislere gelelim, Allah'ın emrini tutalım.
İnnehû lem yukbâd nebiyyün hattâ yerâ mak'adehû mine'l-cenneti sümme yuhayyeru.
Buhârî, Müslim, Ahmed b. Hanbel Hz. Aişe radıyallahu anhâ anamızdan rivayet etmiş; Allah şefaatine nâil eylesin.
"Hiç şüphe yok ki hiçbir peygamberin ruhu cennetteki yeri kendisine gösterilmeden kabz olunmaz; gösterilir de yine serbest bırakılır."
"Ey peygamberim, ey sevgili kulum, ey vazifemi emrimi insanlara tebliğ edip de benim kendisine verdiğim vazifeyi yapan kıymetli kulum! İşte bak, cennetteki yerin şurası. Nasıl istersin? 'Hayatta biraz daha yaşamak mı istiyorsun yoksa artık buraya gelecek misin?' diye muhayyer bırakılır, ruhu kabz olunur. Cebir yok, zorlama yok; ikram var. 'İstersen yaşa dilersen cennetteki yerin burası.' diye gösterilir."
"Hiçbir kul nerede öleceğini bilmez." diye ayet-i kerime var ya; genellikle bilmezler de Allah'ın sevgili kulları bilir, işaretlerinden anlar. Cebrail aleyhisselam her sene Peygamber Efendimiz' e Kur'ân-ı Kerîm'i bir defa okurdu. Ramazan'da şöyle bir devrederdi. Vefatı senesinde iki defa okudu. Oradan anladı ki bu iş tamam oluyor. Yani Allah işaretlerinden bildirir.
Bir de Tezkiretü'l-evliyâ'da güzel bir rivayet var: Süfyân-ı Sevrî hazretleri büyük fakih, büyük alim, arif, zarif, kıymetli kimse, Allah'ın sevgili kulu. Abdullah b. Mübarek de benim çok kıymet verdiğim, çok sevdiğim, aşıklısı olduğum bir mübarek alim. Abdullah b. Mübarek, Süfyân-ı Sevrî'nin meclisine gidermiş. Süfyân-ı Sevrî de -kendisi büyük alim, mezhep sahibi, kendisinin Sevriye mezhebi var- onun meclisine gidermiş. Tevazua, ilim sevgisine bak! Sevap kazanmak için bildiği bir şey olsa da tekrar etmek için. Ne kadar güzel!
Abdullah b. Mübarek zengin, mücahit, tüccar, hadisçi, mutasavvıf, cömert. Her türlü güzel sıfatı var; her an hayran olunacak bir kimse. Hepimizin onun hayatını okuması lazım. Süfyân-ı Sevrî bir gün gitmiş, Abdullah b. Mübarek'in dersini dinlemiş. Ondan sonra;
"Ey Abdullah! Bundan sonra ben senin dersine, meclisine gelmiyorum; bu son. Senin konağındaki terbiyesiz cariyeler bana laf attılar; 'Hadi gel, seninle evlenmeye hasretiz, yanımıza gelsene.' dediler." demiş, sinirlenmiş, çıkmış.
Abdullah b. Mübarek yanındakilere; "Vefatı yakın, hurileri görmüş." diyor. Çünkü benim konağımda cariyeler yok. Hurileri görmüş, huriler onu cennete çağırıyor. Durumu oradan anladı; ötekisi farkında değil. Mübarek'in cariyeleri kendisini çağırıyor sanıyor. Halbuki huriler çağırıyor. Tabi Abdullah b. Mübarek bu sözden hemen anlamış. Kendisinin konağında ona öyle laf atacak cariye yok ki, huriler olduğunu anlamış. "Bekleyin, vefatı yakın." diyor. Ondan sonra vefatının haberini getiriyorlar. Cenaze namazını kılıp ahirete selametliyorlar.
Onun için Allah, sevgili kullarına bildirir.
Bildirmeye kâdir mi? Kâdir.
Bildirir mi? Bildirir.
Kimse mâni olabilir mi? Olamaz. Bazısına bildiriyor. O kimse; "Yarın, öbür gün" diye haber verebiliyor.
Allah bizi mü'min-i kâmiller olarak ahirete göçenlerden eylesin.
15.12.1991 -
Allahın Bir Kavmin
15.12.1991 -
Allah Bir İdareciyi
