İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.12.1991 - Allahın Bir Kavmin Bereketlenmesini veya Bereketsizliğini Murad Etmesi

15.12.1991 - Allahın Bir Kavmin Bereketlenmesini veya Bereketsizliğini Murad Etmesi
Hadisler Deryası

15.12.1991 - Allahın Bir Kavmin Bereketlenmesini veya Bereketsizliğini Murad Etmesi

09.12.2019
19 dk 28 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İzâ erâdallâhu bi-kavmin nemâen. "Allah bir kavme bereket murat ederse, malı artsın, şanı artsın, parası artsın, saadeti artsın, şerefi artsın."

Nema, "nümüv, gelişmek, büyümek" demek. Parayı koyuyorsun, bir ticarethanede çalışıyor, ne oldu para, nemalandı. Kâr etti kazandı, nema böyle gelişmek, büyümek mânasında. Nümüv, bir bitkinin büyümesine de öyle derler, büyümek mânasında, gelişmek mânasında. Allah bir kavmin büyümesini, gelişmesini, zenginleşmesini, bereket sahibi olmasını murat ederse:

Razakahumu's-semâhate ve'l-afâfe. "Onlara müsahamakârlık duygusu verir. Bir de afaf, iffet duygusu verir."

Bak bir kavmin bereketli olmasını istedi mi Allah o kavme iki huy veriyor. Birisi müsamahakâr, semahat sahibi, yani müsamahakâr, hoşgörü sahibi, ikinci iffet yani namusluluk, namussuz değil, müstehcen değil yani, namuslu, iffetli.

Ve izâ erâde bi-kavmin iktitâ'an. "Bir kavmin de kaht-u galasını, kıtlığını isterse, yani bereketi gitsin, işleri bereketsizleşsin diye isterse bir kavmin, böyle bereketsizliğini murat ederse." Fetaha aleyhim bâbe hıyânetin. "Onların üzerine hainlik kapısını açar."

Hainlik huyu aralarında yayılır. Hainlik kapısını açar, birbirlerine hıyanet ederler. Hain olurlar birbirlerine karşı, hıyanet kapısı açmak, yani kulun kula hıyanetidir. Yoksa Allah-u Teâlâ hazretleri onların birbirlerine hainlik yapma huylarına yol açılmış oluyor. Allah öyle yol açar.

Muhterem kardeşlerim!

Semahat, affetmek, hoş görmek, müsamaha etmek… İnsan mesela kendi evladına müsamaha eder. Sen orada misafirsin, adamın çocuğu, sehpanın üzerinden şeyi alıyor, çat kırıldı, hay Allah, vazoyu deviriyor, gık demiyor, orayı karıştırıyor, gık demiyor, sen durduğun yerde rahatsız oluyorsun, adam bir şey demiyor. Çocuk kendisinin müsamaha ediyor, müsamaha hoş görmek, yani sabretmek, aldırmamak, hoş görmek. Baba o çocuğa niye o müsamaha gösteriyor, anne, seviyor da ondan. Sevdi mi müsamaha oluyor.

Sen de bir kardeşini seversen hoş görürsün. Karşıdaki adam gibi tenkit etmezsin yani. Eğer ahbapsanız, aranızda dostluk çok kuvvetliyse yumuşak yumuşak söyler insan, o zaman arada dostluk yoksa en küçücük şeyi sert sert söyler. Taş gibi, böyle katı katı söyler. Demek ki müsamaha sevgiden kaynaklanıyor, kişinin olgunluğundan da kaynaklanıyor. Mesela bir adam kendi ilk çocuğuna karşı müsamahakârlığıyla, altıncı çocuğuna karşı müsamahakârlığı aynı olmaz. Neden? İlk evliliğinde bora gibi esiyordu, fırtına gibi tozuyordu, höt möt, kazaklık vardı serde o zaman, çocuk da ilk çocuk, ilk tecrübe. Bir kusur işlediği zaman çat, bir hata işlediği zaman ceza filan, o müsamaha yok. Aynı adam dört beş çocuk sahibi oluyor, Hanyayı Konya’yı nerede diye anlıyor, dünyayı tanıyor, insanların hâllerini görüyor, başka çocuklara bakıyor filan, demek çocuklar yaparmış arada bir filan diye, eski çocuklar da şey yapıyor. Müsamahakâr, yapma evladım diyor, güzellikle söylüyor, kucağına alıyor, seviyor filan, ne oldu, değişti. Zaman içinde de insan değişiyor.

Demek ki kişinin kendisinde de oluyor müsamahakârlık, olgunlaştıkça müsamahakâr oluyor, çiğ olduğu müddetçe de katı oluyor. Sağa çatıyor sola çatıyor efendim kavga arıyor. Böyle çatacak yer arıyor gibi. Ama olgunlaştığı zaman hoş görüyor. Sulhen halletme tarafına gidiyor. Bir, kişinin kendisinden oluyor, bir de sevgiden oluyor. Sevdiğine karşı yumuşak davranıyor, sevmediğine karşı sert. Bizim atasözü var, eskiden Arap halayıklar olurdu, hizmetçiler yani, gelmiş evde hizmet görüyor filan, derlerdi ki; "Arap yaparsa kör Arap derler." Seni gidi seni filan diye. Neden? O hizmetçi ona bağırılır ama evin beyi yaparsa öyle denmez. Arap yaparsa o zaman kör de denir, başka hakaretler de söylenir filan diye böyle atasözü gelmiş. Demek ki sevdiğine karşı müsamahakâr oluyor.

Allah bir kavimde bereket istedi mi müsamahakârlık ihsan ediyor bir de iffet nasip ediyor. Namuslu, namussuz değil. İffet birkaç şeyde olur. Bir kere belde, kuşakta olur iffet, namahreme kuşak çözmemek diye tabir edilir, harama bakmamak, haram iş yapmamak, ırzını namusunu başkasından kollamak, kendisininkini de muhafaza etmek filan mânasına gelir. Buna iffet-i ferc derler yani seks yönünden iffetli, dürüst, namuslu, nikâhı tanıyor, nikâhtan gayrı bir şeye asla meyletmiyor. Bir de iffet-i batn vardır, batn "karın" demek, karnından maksat da midedir. İffet-i batn ne demek? Helal lokma yemek demek. Karnını iffetli tutuyor.

Ne demek?

Haram lokma girmiyor, namusunu iffetli tutuyor, zina etmiyor demek. Karnını, midesini iffetli tutuyor, haram lokma yemiyor. Kazancının helal olmasına dikkat ediyor.

Demek ki muhterem kardeşlerim, iki güzel huyun berekete sebep olduğunu anlıyoruz hadis-i şeriften. Müsamaha huyu berekete sebep oluyor, iffet huyu, ahlâkı berekete sebep oluyor. İnsanlar dürüst ve namuslularsa ve birbirlerine karşı da sevgili, müsamahalı ve hoşgörülülerse onların işleri rast gidecek, kazançları bereketli olacak, çevreleri güzel olacak, kavmi, kabilesi genişleyecek, başarıya ulaşacak demek. Eğer birbirlerine karşı hain iseler, -hıyanet, hainlik demek- birbirlerine karşı dalavere yapıyorlarsa, ahitlerinde durmuyorlarsa, sözlerine uymuyorlarsa, ahde vefa yoksa, hıyanet içindelerse o zaman ne olur? Bereket kesilir, kıtlık başlar, hayırsızlık, uğursuzluk yağar. Onun için bu hadis-i şeriften anladığımız nasıl olacağız? Hoş görülü ve iffetli olacağız ve hain olmayacağız. Hain ne demek? Hıyanet ne demek? Bir insana başka türlü görünüp, dost görünüp aleyhine olmak demek. Hıyanet bu. Bu münafıklık alametidir, hainlik, hıyanet münafıklık alametidir.

Mü'min, kızdığını kızdığına dosdoğru söyler, sevdiğine dosdoğru sevdiğini söyler, hareketi açıktır, asildir. Sana kızıyorum arkadaş. Neden? Sen şöyle yapmışın, böyle yapmışın olur mu? Geçen gün benim aleyhimde filanca mecliste konuşmuşsun. Kızdım sana, neden? Dosdoğru söylüyor. Neden? Mü'min, dürüst, saklamıyor, içinde bırakmıyor. Dosdoğru yüzüne karşı söylüyor. Yok ben öyle demedim de bilmem ne de veyahut hakikaten demişse özür dilerim filan.

Şimdi bazıları bana geliyorlar, hocam kusurumuza bakma, efendim hakkını helal et, işte bazen ileri geri konuşmalar, tenkitler filan oldu. İyi ama şimdi sen geldin, benden özür diliyorsun ama sen o lafları gittin yalan yanlış, iftirayı, dedikoduyu yaydın, yaptın onlar yayıldı. Sen şimdi geldin benden özür diliyorsun, oldu mu? O yayılan devam ediyor. Devam ediyor konuşulmaya. O hâlâ devam ediyor bu ne olacak? O devam ettikçe sen cezayı yersin. Ben affetsem bile diyelim ki sen o iftirayı attın, o yalanı söyledin, o yürüdüğü müddetçe ceza sana çalışır. Otomatik, bu elektrik saatinin kullanılan elektriği yazması gibi bir şey. Ben seni affetsem bile şer devam ettiği müddetçe devam eder. Onun için muhterem kardeşlerim, kimsenin aleyhinde bilmediğiniz şeyi konuşmayın, yalan yanlış konuşmayın. Delilsiz mesnetsiz bir kimseye iftira etmeyin!

Çok güzel hadis-i şerifler keşke ezberleseniz, her tarafa da anlatsanız.

İzâ erâdallâhu bi-kavmin hayran kessere fukahâehüm ve ekalle cühelâehüm. Fe-izâ tekelleme'l-fakîhu vecede a'vânen ve izâ tekelleme kuhira. Ve izâ erâde bi-kavmin şerren kessere cühelâehüm ve ekalle fukahâehüm. Fe-izâ tekelleme'l-câhilü vecede a'vânen ve tekelleme'l-fakîhu kuhira.

Sadaka Resûlullâh fîmâ kâl ev kemâ kâl.

Ezberlenecek hadis-i şeriflerden biri. İbn Ömer (ra.) hazretleri, Hz. Ömer'in oğlu, mübarek Abdullah radıyallahu anh buyurmuşlar, Deylemî kitabına yazmış. Daha başka kaynaklarda da var. Başka râvilerden de rivayet edilmiş.

Diyor ki Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifinde:

İzâ erâdallâhu bi-kavmin hayran. "Allah bir kavmin hayrını murat ederse."

Kavim Arapça' da ille millet mânasında değil. Herhangi bir topluluğa kavim derler. Yani şu da bir kavim ama içimizde Boşnak vardır, Pomak vardır, Türk vardır, Kürt vardır, Abaza vardır. Topluluğa kavim derler.

İzâ erâdallâhu bi-kavmin hayran.

Allah bir topluluğa hayır murat etti mi bu toplum hayra ersin, rahmete ersin, işleri hayrolsun, iyi olsun diye murat eti mi ona ne yapar?

Kessere fukahâehüm.

Kessere "çoğaltmak" demek, kesir "çok", kessere "çoğaltmak". "Fakihlerini çoğaltır." Fakih ne demek? Fıkıh sahibi, dinde bilgi, anlayış sahibi, sağlam bir görüş sahibi olan insan demek. Yetişmiş, oturmuş alim demek. Böyle alimler çoğalır, din bilginleri, böyle dini doğru kavramış insan. Şimdi ben her zaman da söylüyorum, yeri gelince de söylemek gerekiyor, cemaat bazen değişiyor.

Muhterem kardeşlerim!

Unvanların önemi yok, ben üniversitede profesörüm, unvanların kıymeti yok.

Dinin doğru bilinmesi için Peygamber Efendimiz' in hadis-i şeriflerinin bilinmesi lazım. Peygamber Efendimiz' in gözüyle ayetlerin, Kur'an'ın anlaşılması lazım. Hadislere göre anlaşılması lazım. Ben bu âyetten bu mânayı anlıyorum. Ya sen kimsin? Neye göre anlıyorsun? Osmanlıca lügati aldım, Lügat-i Nâcî'yi aldım karşıma, koydum, Kur-ân-ı Kerîm'in mealini hazırladım. Bir kere linguistik kaidesine göre, dilbilgisi kaidelerine göre bir kelime Arapça' dan Türkçe' ye geçmiş olabilir, Farsça' dan geçmiş olabilir ama Türkçe' de başka mâna kazanır. Arapça' daki mânası başka olabilir. Bir dilin kendi tarihi içinde üç asır önceki mânasıyla bir kelimenin üç asır sonrası mânasında değişme olabilir. Mesela Araplarda imam, önder demek, bizde imam, camide memur demek. Yani farkı var. Eskiden hoca demek çok asaletli kimse demekti, şimdi hoca biraz böyle sakalı varsa, şalvar giymişse, ayağında da mest varsa, herkes bir bakıyor, biraz da küçümseyerek hoca gel, hoca git, otur, kalk filan böyle diyor. Kavramların güçleri, kelimelerin alanları, sahaları değişiyor.

Fakih demek dini doğru anlamış insan demek, özünü tam, dosdoğru anlamış insan demek hem ilmi var hem de doğru sezgileriyle doğru kavramış meseleyi. Dini iyi bilen. Allah bir kavmin iyiliğini murat etti mi orada böyle, anlayışı sağlam din bilginlerinin sayısını çoğaltır. Hepsi maşallah İslâm'ı pırıl pırıl biliyorlar. Kur'an'ı biliyorlar, Kur'an yolunu biliyorlar, Peygamber yolunu biliyorlar ve sünnet yolunu biliyorlar, bid'atı biliyorlar, sünnet yoluna gidiyorlar.

Ve ekalle cühelâehüm. "Cahilleri azaltır orada, cahil insanlar az olur."

Herkes dine heves ediyor, öğreniyor, biliyor, elhamdülillah namaz kılmaktan, haramdan, helalden, haberleri var, ahlâkın güzel olanlarını biliyor, kötü olanlarını biliyor, Allah'ın rızası yolunda yürüyor, cahil insan az.

Cahil insan demek muhterem kardeşlerim, okuma yazması olmayan insan demek değildir.

İslâm'ın değer hükümleri farklıdır. Bir insan dağda çoban olsa, ümmî olsa, elif'i görse mertek sansa, elif okumamış olsa, Allah'ı biliyorsa o zaman o alimdir. Yunus Emre alimdir, oduncu Yunus alimdir ama medresedeki koca kavuklu filanca, şu kadar kitap yazmış ama durumu şöyle şöyle olan filanca adam cahildir.

Neden?

Allah rızasını bilmiyor ki. Ömrünü Allah rızasına uygun geçirmedi. Mesela diyelim ki: Padişahlara yaltakçılık yaparak geçirdi, yanlış fetva vererek geçirdi vesaire; o zaman o cahil.

Çok kitap yazmış, o mühim değil.

O bakımdan unvana değildir itibar, davranışadır. Bir insan kendisini cehennemden koruyabilecek, kendisini Allah'ın rızasına erdirebilecek, cenneti kazanabilecek basireti gösterebiliyorsa o alimdir, alimlerin alimidir, Yunus Emre gibi mesela.

Bir kavmin hayrını murat etti mi Allah, onun din bilginlerini arttırır, cahiller azalır, kavim güzel bir durumda.

Fe-izâ tekelleme'l-fakîhu vecede a'vânen. "O din bilgini konuştuğu zaman nice yardımcılar bulur. Çok yardımcılar bulur."

Bir şey söyledi, bir teklif yaptı, dinî bir konuyu hatırlattı, yapalım hocam, baş üstüne, derhal kimisi para koyuyor, kimisi gayretini şey yapıyor, bakıyorsun eser meydana geliyor. Fakih konuştuğu zaman nice yardımcılar bulur.

Ve izâ tekelleme’l câhile kuhira. "Cahil konuştuğu zaman da sus otur, diye cahil kahredilir. Yani ezilir."

Sus haddin olmayan şeyi konuşma, bilmediğin konuda ileri geri laf etme, sus bakalım, senin konuşma yerin değil bu, susturur. Cahil konuştuğu zaman susturulur, din alimi konuştuğu zaman, fakih konuştuğu zaman o güzel teklifi herkes anlayıp yapmaya yardımcılar hasıl olur, o hayırlı işi yapılır. Böyle anlatıyor Peygamber Efendimiz o toplumun hâlini. Fakihler çok, cahiller az, fakih konuştuğu zaman yardımcılar buluyor, hayırlı, dinî, hayrât-ü hasenatı yapılıyor, cahil konuştuğu zaman hiç yüz görmüyor. Hiç iltifat görmüyor, yüz bulamıyor, susuyor. Cahil cahilliğini biliyor, susup kalıyor.

Ve izâ erâde bi-kavmin şerren. "Allah bir kavmin de bir toplumun da belaya uğramasını, şerre uğramasını murat ettiği zaman aksi olur." Kessere cühelâehüm. "Cahillerini çoğaltır." Ve ekalle fukahâehüm. "Din bilginleriniz azaltır, az adam var, yok adam, yok." Ne olur böylece? Fe izâ tekelleme'l-câhilü vecede a'vânen. "Cahil çıkıp da nutuk attığı zaman, söz söylediği zaman bir sürü yardakçı, yardımcı bulur, o cahilce iş yapılır, icra edilir, cemiyet mahvolur." Ve tekelleme'l-fakîhu kuhira. "Din alimi konuştuğu zaman, sus, otur, bilmem ne, susturulur, kahredilir, lafı boğazına tıkanır ve konuşturulmaz."

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bu dini Peygamber Efendimiz fakihlere, din alimlerine emanet etmiştir. Hakikî alimlere emanet etmiştir. Ve halkın da hakikî alimlerin işaretine destek olup ona tâbi olması lazım. Cahile tâbi olursa kavim felakete sürüklenir, alime tâbi olursa saadete erer. Hem hayra erer hem düzen ve intizama kavuşur hem de her şey tıkır tıkır yerli yerince çalışır.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA