22.12.1991 - Allah Bir Kavmin Kıtlığını İsterse, Dua

22.12.1991 - Allah Bir Kavmin Kıtlığını İsterse, Dua
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ erâdallâhu azze ve celle bi-kavmin kahtan nâdâ münâdin mine's-semâi; yâ mia'ttesiî ve yâ aynü lâ teşbeî ve yâ bereketü'rtefiî.
Sübhanallah! Sübhanallah!
"Allah bir kavmin kıtlığını isterse…" Kıtlık da Allah'tanmış demek. Anlıyoruz ki her şey Allah'tan; hayır Allah'tan, şer Allah'tan. Kıtlık da Allah'tan…
Kahtugala, kıtlık demek. Bir şey yok yani mal, mahsul yok, demek. Allah bir kavmin kıtlığını isterse…
Neden kıtlık gelir, muhterem kardeşlerim? "Manevi kanunu nedir Hocam? Kıtlık neden oluyor?"
"Bulut, yağmur yağdırmadı da ondan oluyor. Rüzgâr bu tarafa doğru esmedi de ondan oluyor."
Yağmuru da gönderen, yağdıran Allah! Onun tarlasına yağdırır, senin tarlana yağdırmaz. Onun tarlasına bereket getirir, senin tarlanı sel götürür. Sen Allah'la harp mı edeceksin? Allah'ın sevmediği kul olduktan sonra hiçbir türlü iflah olmazsın. Sevdiği bir kul olduğun zaman da senin sırtını kimse yere getiremez. Allah'a kul olmaya, Allah'ın sevgili kulu olmaya, kulluğunu güzel yapmaya bak.
Allah bir kavmin kıtlığını istedi mi, "Bu kavme kıtlık gelsin, kırılsın bu kavim." diye istedi mi ne yapar?
Nâdâ münâdin mine's-semâi. "Semadan bir münadi seslenir." Münadi, nida edici demek, çağıran birisi… Semadan seslenir, bağırır.
Kimdir semadan bağıran?
Bir melektir. Allah'ın vazifeli bir meleği… Ne diyormuş, bakalım;
Nâdâ münâdin mine's-semâi. "Semadan bir melek seslenir." Yâ mia'ttesiî. "Ey mide! Ey işkembe! Genişle."
Ne demek?
Yani mide yiyecek yiyecek doymayacak, yiyecek yiyecek doymayacak, yiyecek yiyecek doymayacak... Midede bir dipsizlik, bir genişlik, bir bereketsizlik... "Ey mide genişle, ey mideler genişleyin."
İkincisi; ve yâ aynü lâ teşbeî. "Ey gözler! Doymayın."
Gökten melek; "Ey mideler genişleyin, ey gözler doymayın." diye seslenir.
İmam Gazzâlî diyor ki:
"Çocuklarınızı arada bir aç bırakın. Zengin olsanız da aç bırakın."
Neden?
Biraz açlığı tatsın bakalım. Bak, o zaman kuru ekmeği nasıl kenarda kemirmeye başlayacak. Kuru ekmeği kemirecek. En tatlı yemekleri götürüyorsun, "İstemem." diyor, ağzından çıkartıyor. Bir aç bırak, bakalım. Aç bıraktığın zaman biraz nazlanır, biraz şey yapar, ondan sonra "Kuru ekmek ne tatlıymış." diye kıtır kıtır kırıp yemeye başlar.
Göz doyacak, mide ölçülü yiyecek.
Müslümanın yemek yemesi nasıldır?
Müslüman besmeleyle başlar, sağ eliyle yer, yemeğe daha iştahı varken tam doymadan yemeği bırakır.
"Şunu da ye, bunu da ye!"
"Of patladım, çatladım! Bilmem ne…"
Böyle değil! Daha yemeğe iştahı varken kalkacak. Sonra beraber yemek yiyorsa eti kardeşinin önüne itiverecek. Kendi önünden yiyecek, öbür taraflara saldırmayacak, her tarafı altüst etmeyecek. "Sırf ben yiyeyim de başkası ne yaparsa yapsın." demeyecek. Tabii bu, tok gözlülükle oluyor. Sonra da doyacak.
Bazı insan çabuk doyar, bazısı doymak nedir bilmez. Öyle birisini anlatıyorlar, "Doymak ne demek? Siz arada bir 'doymak' diye bir şey söylüyorsunuz aranızda, o nasıl şey?" diyormuş.
"Canım işte insan yemek yiyor, doyuyor, sonra yemiyor."
"Yok ya! İnsan yorulduğu zaman yemekten kalkar. Yani çiğnemekten yorulunca…"
Kim bilir içerisi ne kadar genişse, yoruluncaya -çenesi açılıp kapanmaya yorulduğu zamana kadar- yiyor.
Yemeğin ölçülü olması lazım! Biz genel olarak 20.yüzyılda yemeği kurtuluş sanıyoruz. Bizim toplumumuzda yemek sıhhat ve kurtuluş vasıtası… Yemezsek öleceğimizi sanıyoruz. Halbuki açlığın ve çok yememenin, ölçülü yemenin çok faydaları var. Sıhhat de onda, huzur da onda, maneviyat da onda. Millet bunu bilmiyor; sabah, akşam, gece, gündüz çeşit çeşit yemekleri harıl harıl yeme sanayi ve yeme meşguliyeti… Bir sofraya oturuyoruz iki saat geçiyor. Sofra başlarında aylak vakitler…
Eski alimlerden bir tanesi çiğnemekten vakit geçiyor diye katı yiyecek yemezmiş. Besmeleyi çekip alıverecek, tamam. Karnı doydu, ondan sonra ilmine devam edecek. Yolda giderken bile vakti boş geçmesin diye yolda okurmuş kitabı. Kimisi zamanını bu kadar değerlendirmiş, kimisi de "Zamanı nasıl öldüreceğim, nasıl geçireceğim?" diye ortalıkta dolaşıyor.
Allah bize İslâmî ahlâkı nasip eylesin.
İzâ erâdallâhu bi-kavmin âheten nazara ilâ ehli'l-mesâcidi fe sarefe anhüm.
Bu yedinci hadis-i şerif Enes radıyallahu anh'ten. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem diyor ki:
"Allah bir kavme afet, musibet, bela getirmeyi istediği zaman…" Nazara ilâ ehli'l-mesâcidi. "Mescitlerin içindeki mü'minlere bakar." Mescitlerin ahalisi olan, mescitleri dolduran ibadet ehli kullarına bakar. Fe sarefe anhüm. "Belayı o millete indirmez."
Yani mescitlerdeki mü'minler; ibadet eden, namaz kılan, oruç tutan insanlar bu beldelerin felakete uğramamasının da sebebidir.
Beldelere taş ve felaket yağmıyorsa, bu beldeler yerin dibine batmıyorsa, gelmiyorsa sebebi nedir?
O belanın gelmemesi beldelerdeki camiler, mescitler, orada ibadet eden insanların hürmetinedir. Mü'minin faydasına bakın. Bir kitapta okumuştum ki evliyâullahın birisi söylemiş;
"Yeryüzünde kalbi zikrullahla meşgul olan, "Allah Allah" diyen insan mevcut oldukça kıyamet kopmayacak."
Hadis-i şerifte de vardır, o alim ona dayanarak söylüyor. Allah diyen insan durdukça dünya da duracak. Kıyamet kopmayacak, dünya bozulmayacak
Bak, Rusya iflah oldu mu?
Rusya'nın resmî ideolojisiydi dinsizlik. Resmen gazetelerde, pravda da vesairede; "Ne oluyor? Gençlerin arasında dinî inançlar yeniden türemeye başladı. Bunları yıkmak, koparmak ve zihinlerden silmek için daha fazla çalışma yapmalıyız. Dinsizliği daha iyi yaymalıyız." diye yazıyorlardı. Allah'a inanmamayı resmî meslek yapmışlardı.
Ne oldu? İşte bak, ideolojileriyle beraber rezil oldular. Her şeyleriyle beraber yıkıldılar.
O zalimlerin yönetimi altında bulunan mazlum diyarlarda gizli gizli camilere gelenler, gizli gizli tesbih çekenler, gizli gizli ibadet eden insanlar ne oldu?
Onlar o beldelerin o zalimlerden kurtulmasına manevi sebep oldu. İşin aslı, esası bu! Sen "Allah" de, sonra korkma! Sen Allah'ın yolundan yürü Allah senin her müşkülünü halleder.
Yani mescitlere girip zikredip tembel tembel oturmakla mı memleket kalkınacak?
Şu camiyi kim yapmış? Mü'min bir paşa yapmış.
Şu suları kim getirmiş? İmanlı bir padişah getirmiş.
Şu hayrat-u hasenatı, darülacezeyi kim kurmuş? Şunlar kurmuş.
Şu çeşmeyi kim yaptırmış? Allah'tan sevap uman filanca yaptırmış.
Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim! Büyüklerimizin sözünü tutun. Haramlar haramdır, zararlıdır; helaller iyidir, güzeldir. Allah'ın helalleri bize yeter, haramlara hiç ihtiyacımız yok. Hiçbir harama ihtiyacımız yok. Allah faydalı bir şeyi yasaklayıp da bizi mahrum bırakmış değildir. Her şey bizim lehimizedir. Elhamdülillah! Allah'ın ahkâmına, dinine, bize nasip ettiği İslâm'a, imana, hidayete hamd-u senalar olsun.
Sonuncu hadis-i şerif:
İzâ erâdallâhu en yüzîğa abden a'mâ aleyhi'l-hıyele.
Osman radıyallahu anh'ten…
"Allah celle celâlüh bir kulunu saptırmak, ayağını kaydırmak, haktan uzaklaştırmak istediği zaman..." A'mâ aleyhi'l-hıyele. "Onu basiretli tedbirler almaktan kör kılar, uzak eder." Gözlerini köreltir, basiretini kapatır, tedbirler alamayacak bir durumda [bırakır]. O da o tedbirleri almadığı için sapar, şaşırır, gider.
"Allah bir kulunun hayrını isterse şöyle olur, şerrini isterse böyle olur…" diye çeşitli hadis-i şerifler okuduk muhterem kardeşlerim!
"Ya bizim Allah şerrimizi murat ediyorsa… Ya bize bela vermek istiyorsa… Ya başımıza ceza yağdırmak, ayağımızı kaydırmak, bizi kahrına gazabına uğratmak istiyorsa…" diye de hemen hatıra geliyor değil mi? Ne yapacağız o zaman? Çare nedir? Allah'ın kahrına uğrayacak bir insanın çaresi var mıdır, yok mudur? Çare nedir?
En lâ melcee minallâhi illâ ileyhi. "Allah'tan ancak yine Allah'a sığınılarak kurtulunur."
Allah'a sığınacağız, diyeceğiz ki:
"Yâ Rabbi! Sen bizim rabbimizsin. Biz senin kulunuz. Sen Zülcelal-i ve'l-ikram'sın. Biz aciz, naçiz kullarınız. Bilerek bilmeyerek, aklımız başımızdayken aklımız başımızdan gitmişken, düşünürken düşünmezken hatalı işler yaptık. Kimisini biliyoruz, varlığından haberimiz var; utanıyoruz. Kimisinden haberimiz yok ama biz bunları yapmışızdır, yaptık. Affet yâ Rabbi! Sen affetmeyi seversin, bağışla yâ Rabbi! Duaları kabul edersin, duaları kabul etmeyi vaat etmişsin. Beni azabına, gazabına, kahrına, şerre, belaya uğratma yâ Rabbi! Lütfuna erdir yâ Rabbi! Affet yâ Rabbi!" diye dua edeceğiz.
Çünkü Peygamber Efendimiz bildirmiş, Kur'ân-ı Kerîm'den biliyoruz; Allah duaları kabul eder.
ed-Duâu yeruddü'l-kadâe ba'de el-yubrem.
"Tahakkuk etmiş cezaları bile sildirtir, kaldırtır."
Muhterem, aziz ve sevgili kardeşlerim! Onun için mü'minin elinde çok kuvvetli bir imkân vardır; dua! Bu çok kıymetli bir imkândır. Allah dua bereketiyle surları devirir, dağları kaydırır; kulu muradına erdirir. Cezaya müstahak kulu affettirir, cehenneme düşecek kulu cehennemden kurtarır.
Yemhullâhu mâ yeşâü ve yüsbitü. "Dilediğini siler, dilediğini orada baki, sabit bırakır."
Onun için Allah'a yalvarmaktan başka çaremiz yoktur. Güzel zamanlarda, güzel fırsatlarda, mübarek mahallerde boynumuzu bükeceğiz muhterem kardeşlerim, çok dua edici kul olacağız.
Dua et, duanın kendisi de ibadettir. Dua, sadece Allah'tan bir şey istemek değil. Duanın bizzat kendisi de dua işleri de namaz gibi bir ibadettir. Dua da ibadettir.
ed-Duâu hüve'l-ibâdeti. "Dua ibadetin ta kendisidir."
Onun için yalvaracağız, gözyaşı dökeceğiz, tenhada kendimizi hesabı çekeceğiz. Seccademizi geceleyin yayacağız. Odamızda, kimse görmüyor, boynumuzu bükeceğiz, diyeceğiz ki;
"Yâ Rabbi! Ben ettim, sen etme. Yâ Rabbi! Ben isyan ettim, sen affet. Sen ihsan eyle. Ben bana layık olan işleri yaptım, sen senin şanına layık olan iyilikleri yap. Senden sana sığınırım yâ Rabbi! Senin gazabından, kahrından, azabından, ikabından senin lütfuna, ihsanına, rahmetine sığınırım yâ Rabbi!"
Efendimiz de böyle dua ederdi, böyle edeceğiz. Biliyoruz ki kandil gecelerinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz secde edip gözyaşı döküp böyle dua ederdi.
Bizim çaremiz nedir?
Duadır. Çok dua edeceğiz. Allah'a çok hamdedici, çok şükredici, Allah'ı çok zikredici ve Allah'a çok dua edici bir kul olacağız. Her şeyde Allah'a dua edeceğiz. Allah dua etmeyi sever. Dünya zenginleri gibi değil… Dünya zenginleri fazla istedin mi kızarmaya başlarlar. Biraz daha fazla istersen düdüklü tencerenin lastiği "paat" diye patlar, bakarsın zenginin yüzü allak bullak olmuş;
"Eee be! Yeter artık ya! Bir istedin verdik, bir daha istedin verdik, bir daha istedin verdik, ne bu ya? Git biraz da başkasından iste!" filan diye bir terslik gösterirler, insan ne yapacağını şaşırır. Onun için insan dünya zenginlerinden pek fazla istemeye "neme lazım" diye korkar. Yani isteyemezsin…
Allah-u Teâlâ hazretlerinin dergâhı öyle değil! Allah-u Teâlâ hazretleri kul ne olursa olsun ne halde olursa olsun -doksan dokuz tane adam öldürmüş olsa- affeder. Âmennâ ve saddaknâ! Sahih hadislerle sabit… Doksan dokuz kişiyi öldürmüş, soru sorduğu papazı öldürerek yüze tamamlamış; Allah yine affediyor.
Neden?
Affedilmeyi istedi mi affeder. Kul hatasını anladı mı, hatasının çaresini aramaya başladı mı Allah affeder.
Demek ki elimizde elhamdülillah, Rabbimizin bize verdiği dua etmek nimeti vardır. Yüzümüz ve mazimiz kapkara, işimiz berbat olabilir. Haramlara bulaşmış, yanlış işlere düşmüş olabiliriz. Katil olmuş, hırsız, arsız olmuş olabiliriz.
Kızcağızın birisi geldi, yanakları kırmızı kırmızı, utanıyor, perişan; "Ben çok büyük bir günah işledim hocam. Allah beni affeder mi?"
Affeder be, affeder. Herkesi affeder. Yeter ki kul hatasını bilsin, tevbe-i nasuh ile tevbe etsin, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girsin.
Adam cami yaptırmış, yanına hayrat-u hasenatını koymuş, diyormuş ki:
"Ben eski mafyayım. Mafyadan buraya geldim. Mafyanın adamıydım, eşkıyaydım."
Allah nasip etti, şimdi cami yaptırmış. Allah yanlış yoldan hatasını anlayıp döneni sever. Onun için her ne kadar suçlu, günahkâr ve kusurlu iseniz de;
Lâ taknetû min rahmetillâhi. "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin."
Hatalarınızı telafi etmeye, kul haklarını ödemeye çalışın. Ondan sonra iyi kul olmaya azmedin, söz verin, doğru yola adımınızı atın. Allah geçmiş bütün günahlarınızı siler.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi günahları affolunmuşlardan, anasından doğmuş gibi arınmış, pak olmuş olanlardan eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.
01.19.1990 -
Allahın Koruduğu Kullar
01.03.1990 -
Zekat
