01.19.1990 - Allahın Koruduğu Kullar

01.19.1990 - Allahın Koruduğu Kullar
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Eba’llâhu en yec’ale li’l-belâi sultânen alâ bedeni abdihi’l-mü’min.
Enes radıyallahuanh’dan.
Allahu Teâlâ Hazretleri mü’min kulunun bedenine belânın musallat olmasına razı gelmez, müsaade etmez. Mümin kulunun bedenine belânın musallat olmasına, hakim olmasına, onu istilâ etmesine müsaade etmez, razı gelmez, yanaşmaz, yaptırtmaz öyle. Yani sıhhatte, afiyette saadet ve selâmet üzere eyler, belâyı üzerinde tutmaz.
Burada, şöyle eğri yazıyla hocalarımız ilave yazmışlar ki; ey aleddeva vela yunafiukuhu ahyanen litetahhurihi vetenhisi zunubihi evmuradu ennel arda layekülü bedenehu.
Şimdi bu sözün izahı hakkında iki şey not almış. Ya benim, Mehmed Zahid Hocamız rahmetullahi aleyh, okuduğumuz kitap onun kitabı yani, saklıyorum. Böyle yazıları var, gördükçe yüreğim ağzıma geliyor.
Ya o yazmış ya ondan önce, o da hocasından aldıysa onun notu. Şimdi buradaki maksat, Mümin kul kabre konulduğu zaman, Allah onun bedenini çürütmez yani bedenine belâyı musallat etmez. Kabrin içinde olduğu gibi kalır, demek, onu kasdediyor demiş.Bir ihtimal bu, bu hadis-i şerifteki ihtimallerden birisi bu.
Hakikaten başka hadis-i şerif vardır, Peygamber sallalahu aleyhi vessellem Efendimiz buyurmuşlar ki:
İnne’l-emîre’l-âdile, ve’l-âlime’l-âmile, lâ te’külü’l-ardu lühûmehümâ.
Adaletli hükümdarın ve ilmiyle amil olan, iyi alimin bedenini toprak yutmaz.Yani çürütmez, yani taaffün etmez, olduğu gibi kalır.
Elazığ’da Arap Baba varmış, kabrini açıyorlar, gösteriyorlarmış yani. Bedeni olduğu gibi duruyor öyle, çürümemiş. Kastamonu’da bilmem hangi evliya varmış, kabrinde gösterdiler, kenarını açıyorlar, bedeni olduğu gibi duruyor. Yani çürümüyor gerçekten.
Hatta hükümdarlardan birisi, bu İranlıların meşhur bir hükümdarı vardı, eski Sasaniler zamanında adaletli bir hükümdarları vardı, Enûşirvan veya Nûşirevan derlerdi, duymuşsunuzdur ismini. Bu Nuşirevân-ı Adil denilen kişinin kabrinin başında oturuyorlarmış böyle; halifelerden, alimlerden bir grup. Demişler ki:
Şunun kabrini açalım, nasıl olsa mümin değil. Peygamber Efendimiz adaletli hükümdarın bedenini toprak çürütmez dedi ya, bakalım bu adaletli mi, değil mi? Açalım, görelim bakalım!
Yani Enûşirvan’ın kabrini açacaklar; bakalım, adil mi, değil mi, anlayacaklar. Çürümemişse adil, çürümüşse adaletli değilmiş diyecekler. Açmışlar, bakmışlar ki, olduğu gibi duruyor, çürümemiş. Demek ki adaletliymiş.
Duydum ki ,avlanmaya gitmiş. Avlanmışlar, geyik veya bir şey vurmuşlar, dağ keçisi. Kızartmışlar, yiyecekler. Tuz yokmuş.
Gitsin bir atlı, karşı köyden tuz alsın, gelsin; ama parasını versin!” demiş.
Efendim demişler, gülmüşler. Tuz, dağda taşta her yerde bulunan bir şey. Tuzdan bol ne var? Yağmur yağdıkça eriyip eriyip denizleri bile tuzlandırıyor bu tuz, dediğimiz şey. Yeryüzünde en bol olan maddelerden birisi tuz. Bunun da parası mı olurmuş?
Çok güzel bir cevap vermiş:
Hükümdar, teb’asından parasız tuz alırsa, hükümdarın memurları, hükümdar yokken halkın derisini yüzer. demiş. Derisini yüzer. Oradan bir cesaret aldı mı, “Hadi verin bana parasız tuz!” diye, bir kapı açıldı mı öteki ondan sonra, padişahın olmadığı zamanda, hükümdarın olmadığı zamanda o adamlar neler yaparlar, halka kan kustururlar. Adaletli olun, parasını verin! demiş yani.
Bu manada diyorlar veyahut da bazı kereler Allah-u Teâlâ Hazretleri mümin-i kâmil kulunun bedenine hastalık verince o, günahlardan temizlensin ve onun bedeni de fazla yağlardan, ve sairelerden kurtulsun, yeniden sıhhat kazansın diye Allah bazen böyle de verir. Bu da mümkün. Yani arada sırada, birazcık olması bu hadis-i şerife mâni değildir diye izah edenler de olmuş. Hayır, o kabirde, kabire konduğu zaman o mümin-i kâmilse toprak onun bedenini yemez manasına gelir diye de, böyle bir izah da var.
Hocamızı çağırmışlar, Hocamız rahmetullahi aleyh. Süleymaniye’de; Hocamızın hocalarının kabirleri vardı, meydandaydı, çeşmenin arkasındaydı. Orayı bahçe yapacaklarmış. Oradaki kabirleri duvarın şu tarafına, asıl kabirlerin arasına almak istemişler. Kabir nakli yapılacak. Hocasının kabri nakli nakledilecek diye, bizim de Hocamız onun talebesi olduğundan, ondan feyiz aldığından, halveti ondan çıkarttığı için, onu da çağırmışlar.
Hocamız kendisi anlatırdı: Açtık, mübarek sanki bugün ölmüş gibi olduğu gibi duruyor, dedi. Neden? İlmiyle amil. Tesbih çeken, arif-i billah olan, evliya olan kimse işte... Açmışlar kabrini. Kaç sene geçmiş aradan? Elli sene geçmiş, daha fazla geçmiş. Hemen bugün gömülmüş gibiydi, diyorlar.
Bazılarının öyle oluyor ki, öyle rivayetler duyuyoruz ki; biraz fazla zedelesen, kanı damlıyor, akıyor diyorlar yani. O kadar koruyor Allah koruduğu kulunu.
Allah-u Teâlâ Hazretleri bizim de bedenimizi kabirde çürümeyenlerden eylesin.Bize kabirde, öteki varlıkları musallat edip de azab çektirmesin.
Bu hadis-i şerifte şunu hatırlatayım ki; günahlar hastalıklarla eriyor, affoluyor. Hastanın uykusu ibadet, iniltisi tesbih, ameli makbul, yapamadığı ameller yapılmış gibi yazılıyor, duası makbul ve hastalıktan berî olduğu zaman, kalktığı zaman anasından doğduğu gün gibi defteri amali temiz oluyor.
O bakımdan, hastalık da Allah’ın bir başka nimeti yani. Bir çeşit nimet o da. “İnsanlar hastalara verilen mükafatları bilselerdi hep hasta olmayı isterlerdi.” denilmiş. Ama o tavsiye edilmiyor. Tavsiye edilen şey o değil.
Peygamber Efendimiz diyor ki:
Allah’tan bir şey istediğiniz zaman afiyet isteyin. Hem bedeniniz salim olsun hastalıklardan, turp gibi sağlam olun; hem de ruhunuz asude olsun, sıkıntısız olsun, rahat içinde olun, huzur içinde olun.
Allah’ın lütfu çoktur, rahmeti çoktur. Allah size hem belâ, hastalık vermez, hem de gene afv u mağfiret edebilir. Tabii hastalanınca affediyor, günahları sildirtiyor ama hasta etmeden affetsin diye, isteyin demek yani o. Bir şey isteyeceğiniz zaman, Allah’tan afiyeti isteyin deniliyor. Dua da şöyle:
Allâhümme innâ nes’elüke’l-afve ve’l-âfiyeh, ve’l-muâfâte’ddâimeh, fi’d-dîni ve’d-dünyâ ve’l-âhireh.
Yâ Rabbi! Biz senden af istiyoruz. Afiyet istiyoruz ve dinde ve dünyada ve ahirette muafatı dâime istiyoruz.
Dinde afiyet istiyor, ne demek?
Dinde afiyet sahibi olmak ne demek?
Dinine bir musibet gelmemesi yani imanına bir gölge düşmemesi, aklının karışmaması, kalbinin karışmaması demek yani. Günahlara düşmemek demek, yanlış itikatlara saplanmamak demek. Dinde afiyet istiyor.
Fi’d-dîni. Dinde afiyet, en önemlisi o. Çünkü insanın itikadı bozuk oldu mu mahvolur.
Belki makbul ola noksan-ı amel;
Olmasın lâkin akîdende halel.
Az ibadet etmek gene makbul olur, insanı kurtarır ama akidesi bozuk oldu mu, çok ibadet etse de kurtulmaz. Akidenin sağlam olmasının çok önemli olduğunu bildirmiş oluyor, Peygamber Efendimiz. Dinde afiyet istiyoruz, yani, Yâ Rabbi bizim dinimizi şaşırttırma, aklımızı bozdurma.
Çeşit çeşit insanlar var, çeşit çeşit mezhepler var. Hatta çeşit çeşit hocalar var. Sağlamını Allah bize nasib etsin, çürüğünden bizi korusun. Çünkü yanlış yolun yolcuları olan, veyahut o yola çağıran insanlar, insanları yanlış yola çağıran kimseler, ahiret yolunun haramileridir diyor büyüklerimiz. Ahiret yolunun haramileridir.
Dünya yolunun haramisi, yol kesicisi yani eşkıyası, insanın yolunu keser, silahını doğrultur, “Ver paranı… Çıkart keseni… Çık paraları!” der. Parayı verirsin, gider.
Ahiret yolunun haramisi insanı imandan eder, ahiretini mahveder, cehenneme düşmesine sebep olur, orada artık cehennemde;
İnne zâlike lehakkun tehâsumu ehli’n-nâr. Birbirleriyle orada kavga edecekler onlar;
Azabı görecek ve yaka paça birbirleriyle kavga edecekler.
Sizin yüzünüzden buraya düştük, siz olmasaydınız aklımız sapıtmazdı. Şaşırmazdık, bu duruma gelmezdik. diye kavga edecekler.
O bakımdan Allah hiç kimseyi dinde bozukluğa uğratmasın. Dininde felâkete, musibete uğratmasın. O, en fenası.
Fi’d-dîni ve’d-dünyâ ve’l-âhireh.
Allah dünyada da afiyet sahibi eylesin.
Afiyet sahibi olmak ne demek?
Vücudunun sıhhatli olması, ruhunun huzurlu olması demek. Kalbi şen, içi şen, vücudu sıhhatli, elhamdü lillah nimet içinde.
Dinde afiyet, dünyada afiyet, üçüncüsü de ahirette afiyet.
Ahirette afiyet nedir?
Azaba uğramamaktır. Mahşer yerinde iğne atsan yere düşmeyecek. İnsanlar böyle sıkışacaklar. Lâ teşbih ve lâ temsil, tünel hadisesinde sıkışan insanlar aklıma geliyor yani. Sıkışacaklar, su yok, güneş tepelerinde, elli bin yıl bekleşecekler. Burada kırk dakika, elli dakika. Orada elli bin yıl bekleşecekler.
Allah mahşer gününde Arş-ı A’lâ’nın gölgesinde gölgelenenlerden eylesin bizi.
Ahirette afiyet nedir?
Azap görmemektir, sıkıntı çekmemektir, cennete girmektir, lütuflara ermektir. Ne güzel bir dua:
Allâhümme innâ nes’elüke’l-afve ve’l-âfiyeh, ve’l-muâfâte’ddâimeh, fi’d-dîni ve’d-dünyâ ve’l-âhireh.
Bunu yazın! Bu duayı yaptı mı her şeyi istemiş oluyor Allah’tan insan. Her şeyi istemiş oluyor kestirmeden. Soruyorlar:
Hocam, Kâbe’yi görünce dua makbulmüş, ne dua edelim? diye soruyorlar. İşte böyle şeyleri yazın. Bugünlerden yazın. Lazım oldukça istifade eder, kullanırsınız.
İbtegu’s-sâate’lletî türcâ fi’l-cumati, mâ beyne’s-salâti’lasri ilâ gaybûbeti’ş-şemsi, vehiye kadrü hâzâ yekûlu kabdatün.
Enes radıyallahu anh’dan. Diyor ki Peygamber Efendimiz;
Duaların kabul olması umulan saati; Cuma gününde ikindiyle akşamın arasında arayın, güneşin batışına kadar, ikindiden sonra akşama kadar olan vakitte arayın. Orada bulmaya çalışın! O da şu kadarcık bir zamandır, elini şöyle yapmış. Yani bir tıkımcık diyoruz ya, az, kısa bir zamandır manasına yani. Bunu biraz açıklayıvereyim size.
Cuma gününün içinde, bir saat vardır ki; bu saatten maksat zaman demek yani, atmış dakika manasında değil, bir zaman vardır ki Cuma gününün içerisinde, o vakitte kim dua ederse Allah onun duasını kabul eder, o duayı reddetmez. Yani duanın kabul olduğu bir saat vardır cumada.
Şimdi bu saat acaba ne zaman?
Allah saklamış. Belli değil hani Kadir gecesini sakladığı gibi, Ramazan’ın içinde bir yerde saklı. İşte i’tikâfa girecek insan, onu bulmaya çalışacak, gayret edecek.
Cuma’nında ,duaların kabul olduğu saati hangi saat? Saklı, belli değil... Gayret edecek, cumaya dikkat edecek Müslüman. Cuma’dan istifade etmeye çalışacak.
Perşembe günü akşam ezanı okununca Cuma başlıyor, Cuma gecesi başlıyor. Ondan sonra Cuma gecesi geçiyor, ertesi gün sabah oluyor, Cuma namazı kılınıyor, ondan sonra ikindi oluyor, ikindiyle güneş batması arasında, tam yani cumanın sonu bu. Cuma gününün artık son saatleri oluyor, çünkü ezan okundu mu cumartesi girecek artık. İşte o arada en çok arayın buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Muhterem kardeşlerim!
Duaların kabul olduğu böyle esrarengiz, feyizli saatler vardır. İnsan böyle rastlarsa, tüyleri diken diken olur. Hakikaten böyle bir şey sezinleyebilir.
Bu saatlerden bir grubu, güneşin doğmasıyla İşrâk vakti arasıdır. Hani sabahleyin güneşin doğma zamanına kadar, burada oturuluyor. İşrâk vaktine kadar cemaatle Yâsinler okunuyor, Evrâdlar okunuyor ya, işte o zaman. Tam güneşin doğduğu zamandan İşrâk vaktine kadar Evrâd okuduğumuz o zaman, kıymetli bir saattir. Bir.
İkincisi de ikindi ile akşam arasındaki saattir. Biz de şu anda ikindi ile akşam arasındaki saatteyiz.
Dua etmiyoruz ama ilimle meşgul oluyoruz. Bu da en kıymetli çalışma, bu da kıymetli. Bu da kıymetlilerin kıymetlisi bir çalışmadır. Güneşin batışına yakın olan, bu zaman da çok kıymetlidir. Bir de herkesin uyuduğu zaman, Teheccüd zamanı çok kıymetlidir. O zaman da Allah-u Teâlâ Hazretleri kullarına seslenir ki:
Yok mu benden bir şey isteyen? Haydi istesin, istediğini vereceğim!
Millet mışıl mışıl uyuyor, horul horul uyuyor. Uyanık olanlar, ibadet edenler, teheccüde kalkanlar, zikredenler, tesbih edenler, o vakitten istifade etmesini bilenler kalkmıştır, onlar istifade ederler. Tadına varan da bırakamaz. Sâlihlerin itiyadıdır bu, geceleyin o vakitte kalkmak.
Allah-u Teâlâ bizleri de o güzel vakitlerden istifade edenlerden eylesin. Her ne şekilde olursa, rahmetini kazanmayı dinde, dünyada, ahirette afiyet ehlinden olmayı nasib eylesin.
Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin.
Fâtiha-i Şerîfe mea’l-besmele!
22.12.1991 -
Misafirlik, Misafirin Rızkı
22.12.1991 -
Allah Bir Kavmin
