24.11.1991 - Müslüman Yumuşak Olmalı

24.11.1991 - Müslüman Yumuşak Olmalı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr.
İzâ erâdellâhu bi-abîdin hayran razakahümü'r-rıfka fî-ma'âşihim ve izâ erâde bihim şerren razakahümü'l-hurka fî-ma'âşihim.
Hz. Âişe-i Sıddîka radıyallahu anhâ rivayet etmiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' den. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz:
"Allah bir kulun hayrını istedi mi, murad etti mi."
Bir kulun değil, kulların diyor. İlk önce abdin okudum sonra dikkat ettim. Buradaki ye de var, abîd demek kullar demek. Abd olursa kul demek. Abîd daha doğru. Allah kullarının hayrını murad etti mi onlara mülayimlik ikram eder, ihsan eder, rıfk, yumuşak başlılık ihsan eder. Hayrını istedi mi bir kulların, o kullar yumuşak yumuşak olur; kuzu gibi, tatlı dilli, güleç yüzlü, sevimli, sempatik, sinirlenmez, kızmaz, aksakallı mübarek, karşı tarafa köpürmüş, hakaret etmiş, bin bir türlü söz söylemiş, o mütebessim, tatlı tatlı cevabını veriyor, sakin.
Neden?
Allah bazı kulların hayrını istedi mi o kullarına yumuşaklık verir, rıfk, mülâyemet, mülayimlik. Sertlik değil mülayimlik verir. Her şeyi mülayim mülayim, tatlı tatlı, yumuşak yumuşak, dostane dostane, sevimli sevimli...
Allah bazı kulların kötülüğünü istediği zaman onlara ne yapar?
İyiliğini istediklerine yumuşaklık, hoşluk, böyle halim selimlik veriyor.
Kötülüğünü istediği zaman, şerlerini murat ettiği zaman ne yapar?
Razakahümü'l-hurka.
Hurk kelimesi hiddet, şiddet, kızgınlık, gılzat diye ifade edilebilir. Sertlik, huşunet, kaba sabalık, kırıcılık, o hâle getirir. Kötü huylu eder insanları.
Bir hadis-i şerifinde Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Müslüman geçimlidir, kendisi başkalarıyla geçinir, başkası onun yanına sokulabilir, dostluk yapılabilir."
Sertlik Müslümanlık huyu değil.
Benim kendi başıma geldi. Yanımda birkaç arkadaşla Kâbe-i Müşerrefe'ye girdik, Mescid-i Haram'da, o açık yerde, ön tarafta mermerlerde karşımızda şu duvar kadar yakın Kâbe-i Müşerrefe, onun karşısında Allah-u Ekber namaza durduk. Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah dedi imam. Biz de sağa selam verdik. Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah dedi, sola selam verdik. Sağ tarafımdan bir gürültü, bir patırtı. İki üç adam ileriden muazzam bir gürültü çıktı. Daha estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, Allahümme ente's-selâmu ve min ke's-selam filan diyemeden eğildim ne oluyor diye baktım. Arap’ın birisi, hacının birisi, koca sakallı, hacının birisi hop oturuyor, hop kalkıyor, bize bağırıyor.
Dedim "Hayrola, niye bağırıyor bu?"
İmamla beraber es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah demişiz diye kızıyor!
"Ya ne olacakmış?" dedim.
İmam es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah diyecekmiş, ondan sonra bu tarafa da es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah diyecekmiş. Arada sehiv secdesi olup olmaması meselesi filan olduğundan bekleyecekmişiz. İkinci selamdan sonra biz es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah diyecekmişiz.
"Mübarek amca biz Hanefî'yiz." dedim. Hanefî mezhebindeniz biz. Hak mezheplerden; Hanefî, Şâfiî, Hanbelî, Maliki. Hanefî mezhebindeniz, bizim müçtehitlerimiz, imamlarımız "imama aynen uyun" demiş. Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah dediği zaman sen de es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah de, aynen ona uy demiş. Sizin mezhebinizin imamı da "bekle de ikinci selamdan sonra yap" demiş. Biz Hanefî'yiz.
Ona da kızdı. Bir daha hop oturdu, hop kalktı.
"Peygamber Efendimiz' in zamanında Hanefilik manefilik yoktu!" dedi.
İyi ama Peygamber Efendimiz' in zamanında Hanefilik yoktu ama mübarek amca, Malikilik de yoktu. Ne seninki vardı ne benimki vardı.
Zaten mezhepler neden çıkıyor? "Acaba Peygamber Efendimiz bu işi nasıl yaptı?" diye düşünmüş, araştırmış alimler; birisi böyle yaptığı kanaatine gelmiş, ötekisi de öyle yapmadı böyle yaptı kanaatine gelmiş. Zaten Peygamber Efendimiz'in nasıl yaptığını yüzde yüz kesin bilse herkes aynen onu yapacak. Ulemanın ihtilafı araştırmanın sonunda fikir farkından çıkmış. Bunda bir kusur yok, bir şey yok.
Bunun hakkında Peygamber Efendimiz: "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." Böyle ihtilaflar olur. Bilimsel ihtilaflar olur, fikir farkları olur. Bunlar tatlı şeyler. Bunlarda kavga edilmez. Bunlarda kavga edilmez.
Dedim ki -Allah'tan da o konuyu biliyordum-. Her konuyu bilmez insan. Allah'ın kulları âciz. Zalûm ve cehûluz biz, çok zalim, çok cahil insanlarız.
İnnehû kâne zalûmen cehûlen.
Allah bizi güzel edeplere sahip etsin. Alim, arif, zarif, kâmil Müslüman, iyi insanlar olalım.
O konuyu biliyordum, dedim ki:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadis-i şerifinde buyurdu ki;
İzâ selleme'l-imâmu fe-sellimû. "İmam selam verdiği zaman siz de hemen selam veriniz."
Buradaki fe edatı, başa gelen fe, fe-sellimû, sellimû'nun başına gelen fe hemen yapmayı ifade eden bir ifade, edat olduğundan biz de böyle yapıyoruz. Bazıları da burada "hemen" mânası yoktur, önce imam bitirsin, sonra siz bitirin mânasını çıkartmışlar. Mesele buradan çıkıyor diye kökünü de söyledim.
Allah bana da orada, -her zaman da rıfk sahibi de değilim ben, Allah kusurlarımızı affetsin- bir yumuşaklık verdi. Karşımda Kâbe, korkuyor insan. Ev Allah'ın evi, Beytullah. Kâbe, Kâbetullah, orada bağırmaya da korkuyor insan. Edepli olmasa bile edebini takınmak zorunda kalıyor. Ben yumuşak yumuşak anlattım. Adam, yerinde oturamıyor; çivi var sanki yerinde, bir oturuyor bir kalkıyor, bir oturuyor bir kalkıyor. Sinirli, asabi. Bu sefer etrafa da herkes toplandı. Oranın zabıtası, polisi var. Onlar da geldiler. İki tarafı dinlediler. Biz sakin sakin konuşuyoruz. Biz ne yapalım işte göçmen kuşlar gibiyiz orada, gariban, Hanefîcikler, boynumuzu bükmüşüz, derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Onlar ev sahibi, onlar Hanbelî, Maliki. Cebbar, böyle bağırıyor. Biz de ayet hadis okuyoruz.
Herkes dinledi, ona döndüler;
"Biraz geniş olmak lazım bak, bu yaptığı işin sebebini de biliyor, içtihadını da biliyor. Ümmette böyle, mezhep farkları var, kimisi Allah-u Ekber diye elini kulağı hizasına kadar kaldırmayı uygun görmüş, kimisi böyle kaldırmayı uygun görmüş, kimisi el bağlamayı uygun görmüş, kimisi yan tarafa sarkıtmayı uygun görmüş, böyle farklar var. Fıkıh kitaplarında mezhepler farklı çeşitli konularda. Bunları hoş görmek lazım." deyince onlara da bir gürledi, seccadesi vardı. Seccadesini topladı, pürhiddet kalktı gitti!
Bu İslâm ahlâkı değil.
Allah birtakım insanların hayrını istedi mi yumuşak yapar onları; yumuşacık, tatlı dilli, sakin, kızmıyor, tatlı tatlı. Onların geçimlerinin şerli olmasını, hayatlarının şerli olmasını istediği zaman da onları sert, haşin insanlar yapar. Çarşıda kavga, pazarda kavga, evde kavga, sohbette kavga… İki kimse bir araya geliyor sohbete, bir münakaşa çıkıyor, suyu sert olan iki tane, üç tane insan oluyor mecliste, bir münakaşa çıkıyor, selamlaşmadan ayrılıp gidiyorlar. İslâm'da böyle yok. İslâm'ın aslı bu değil. Bak, Allah hayrını istedi mi yumuşaklık veriyor. Hayrını istemedi mi sertlikte kalıyor.
Sertlik menfi, negatif, kötü bir şey; yumuşaklık, rıfk, mülâyemet, halim selimlik de Allah'ın sevdiği bir huy. Sevgili kul olmanın da alameti.
Demek ki ne yapacağız hepimiz? "Bende çok sertlikler var, çok sert bir insanım. Patlarım ben; çocuğun kulağını kopartırım, hanımın yüzünü bir şaplattım mı kabartırım, tabakları kırarım, masayı deviririm, sandalyeleri savurdum mu camlar kırılır, komşular başımıza toplanır." Bu iyi değil. Bu huy iyi değil.
Ne yapacağız? Kendimize hâkim olacağız, sabırlı olacağız. Allah için sabredeceğiz. Allah görüyor, her yerde hazır ve nâzır. Allah için sabredeceğiz, yaptığımız işi yumuşak yumuşak yapacağız, sözümüzü yumuşak yumuşak söyleyeceğiz, çocuğumuza yumuşak yumuşak muamele edeceğiz, hanımımıza tatlı tatlı, yumuşak yumuşak söyleyeceğiz. O zaman Allah seviyor.
Anladık mı? Söz mü? İnşaallah öyle yapalım hepimiz. Ben dâhil, başta ben...
İzâ erâdellâhu azze ve celle en yahluke'n-nutfete kâle melekü'l-erhâm mu'arrıdan ey rabbi e şakiyyün em sa'îdün e zekerün em ünsâ ey rabbi e ahmerü em esvedü fe yakdıyallâhu emrehû sümme uh; tüktebü beyne ayneyhi mâ hüve lâkın min hayrin ve şerrin hattâ en-nekbete yenkübühâ.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadis-i şerif İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan;
Allah celle celaluh, Aziz ve Celil olan Allah… Aziz ne demek? Hiç kimse karşısında galebe çalamaz. Ne derse o olur. Galip olan O demek.
Celil ne demek? Ulu demek. Celâl sahibi demek...
Aziz ve Celil olan… Aziz bir de çok kıymetli mânasına gelir. Metâ'un azîz demek "ender bulunan, nadirattan rastlanılan çok kıymetli meta" demek. Allah-u Teâlâ hazretleri eşsiz emsalsizlikten de azizdir. Her hükmünün karşısında duracak ve o hükmü alt edecek başka bir hüküm kaynağı da olmadığından da azizdir. Aziz ve Celil olan Allah celle celaluh;
En yahluke'n-nutfete. "Nutfenin bir mahlûk olmasını…" Bebek olmasını, yavru olmasını murad etti mi Allah nutfenin…
Malum Allah celle celaluh; Subhanellezî halaka'l-ezvâce küllehâ. "Allah celle celaluh her mahlûku çift çift yaratmış." Beyefendi, hanımefendi; kadın, erkek; dişi, erkek. Böyle yaratmış. Çiçekler bile böyle. Hurmanın dikenlisi var, erkek hurma diyorlar buna: meyve vermiyor. Bir de dişi hurma var, o ise meyve veriyor. Çiçeğin de erkeği dişisi var. Bazen çiçeğin, bitkinin bir türü erkek, bir türü kadın, dişi. Bazen bir çiçeğin üzerinde erkek uzuvları, dişi uzuvları var. Böyle yaratmış. Rabbü'l-âlemîn'in hikmeti, sanatı, kudreti akıl almaz. Böyle yaratmış, âdeti böyle. Subhanellezî halaka'l-ezvâce küllehâ. Canlıları böyle çift çift yaratan Allah'ın şanı ne yücedir. Ne mükemmel. Her türlü noksandan münezzeh. Her işi ne kadar hikmetli. Allah, insanoğlunun yaratılışını erkekle kadından murad etmiş. Âdem aleyhisselam'ı topraktan, balçıktan yarattıktan sonra Âdemoğullarını ana ve babanın izdivacından yaratmış. Erkekten olan malzeme ile kadından olan malzeme rahimde çocuk hâline gelebilir ya da gelmeyebilir. Bazı çiftler evleniyorlar, beş sene, on sene çoluk çocuğu olmuyor. Doktorları dolaşıyorlar… Olmuyor. Olmayabiliyor. Allah erkeğin nutfesi, erkeğin ersuyu dediğimiz, spermini ilkah olmak suretiyle bir yavru olmasını murad etti mi artık annenin rahminde yavru gelişmeye başlar. İbretli, bir hücreden Rabbü'l-âlemîn şöyle eşsiz, emsalsiz bir insan meydana getiriyor. Sübhanallah. Bir çekirdekten bir ağaç, bir hücreden çeşit çeşit hücrelere sahip harika bir varlık meydana getiriyor. Rabbü'l-âlemîn'in hikmeti, Kur'ân-ı Kerîm'de bu çok anlatılır da ben de biraz ondan dolayı bu işin üstünde duruyorum.
Nutfenin, bir yavru olmasını murad etti mi Allah… Kâle melekü'l-erhâm mu'arrıdan. "Rahimlere vazifeli olan melek arz etme suretiyle Rabbü'l-âlemîn'e der ki…"
Demek ki gözü koruyan melek var. İnsan vücudunda 360 tane melek var; amellerini yazan hafaza melekleri, yağmura vazifeli melek, şimşeğe vazifeli melek, gökteki yerdeki olayları Allah-u Teâlâ hazretleri, bizim görmediğimiz meleklerine emretmiş, vazifelendirmiş. Bir de melekü'l-erhâm varmış. Hadis-i şeriften o anlaşılıyor:
Rahimlerin meleği. Rahimlerde evlat olması olmaması vazifesini Allah ona yüklemiş; demek ki vazife onun. Mu'arrıdan ne demek? Arz etmek yoluyla Allah-u Teâlâ hazretlerine, itiraz yolu ile değil, soru sormak için, anlamak için, rahimlere müvekkel olan melek sorar, arz eder. Der ki;
E şakiyyün em sa'îdün. "Yâ Rabbi, bu bebeği sen nasıl murad ediyorsun?"
Ey âlemlerin Rabbi, ey Halikımız, şaki mi olacak, sa'îd mi olacak bu? Bahtiyar kul mu olacak, bedbaht kul mu olacak?
Nasıl olacak ya Rabbi? E zekerün em ünsâ. "Kız mı olacak yâ Rabbi, erkek mi olacak? Nasıl emrediyorsun?"
E ahmerü em esvedü. "Rengi kırmızı mı olsun kara mı olsun?"
Fe-yakdıyallâhu emrehû. "Allah emrini ona emreder." Hükmünü bildirir. "Ey melekü'l-erhâm, ey rahimlere vazifeli meleğim, ey melek, şöyle olsun." diye hükmünü, fermanını o meleğe bildirir. Sümme tüktebü beyne ayneyhi. "İki gözünün arasına, alnına yazılır yazısı. Daha annesinin karnında iken iki gözünün arasına yazılır." Mâ hüve lâkın min hayrin ve şerrin. "Hayırdan, şerden, dünyadan; başına ne gelecekse olaylar iki kaşının arasına yazılır."
Her şey programlı, belli, kaderi oraya yazılır.
Hattâ en-nekbete yenkübühâ. "Başına gelecek bir meşakkat, küçücük bir olay dahi oraya kaydedilir, hepsi yazılır." Sonra çocuk doğar, ömrü belli, hâli belli, rızkı belli… Ne olacaksa olur.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi sevdiği kulu eylesin. Evlatlarımızı hayırlı evlat eylesin. Cümlemizi süedâ zümresinden eylesin.
Evlatlarımızı süedâ zümresinden eylesin. Eğer adımız eşkıya arasına, şakiler arasına yazılmışsa, silsin, affetsin, değiştirsin; bahtiyarlar arasına yazsın. Çünkü Allah duaları kabul edicidir. Dilediğini siler, dilediğini bırakır, sabit kalır orada, dilediğini değiştirir.
ed-Du'âü yenfe'u bimâ nezele ve bimâ lem-yenzil.
"Dua gelen belayı kaldırır, gelecek belayı durdurur." Duanın kıymeti var. Kul dua ederse muradına erer, Allah'ın lütfuna mazhar olur.
Yâ Rabbi biz âciz naçiz, günahkâr, kusurlu kulların dünyanın ve ahiretin hayırlarını senin Erhamü'r-râhimîn'liğinden istiyoruz. Bizi dünyada, ahirette rahmetine daldır, lütfuna erdir, ihsanına mazhar eyle, in'amına nail eyle, iki cihanda aziz ve bahtiyar eyle; kahrına gazabına, sahatına azabına ikâbına uğrayanlardan etme bizi yâ Rab.
Kıyamete kadar nesillerimizi, çocuklarımızı sevdiğin kullar eyle yâ Rabbi. Bizi ahirette Peygamber Efendimiz' in yanında, ona komşu olmak nimetine erdir, orada da bizi böylece topla, cennetinle cemâlinle cümlemizi müşerref eyle.
02.09.1990 -
Büyüklere Hürmet, Öğle
01.19.1990 -
Bidat Sahibi
