İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

02.09.1990 - Büyüklere Hürmet, Öğle Namazı, Bereket, Ticaret

02.09.1990 - Büyüklere Hürmet, Öğle Namazı, Bereket, Ticaret
Hadisler Deryası

02.09.1990 - Büyüklere Hürmet, Öğle Namazı, Bereket, Ticaret

09.02.2026
22 dk 33 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İbtediû bi'l-ekâbiri fe inne'l-berekete mea ekâbiriküm.

İbn Abbas radıyallahu anhümâ hazretlerinden rivayet edilmiş. Hakîm-i Tirmizî'nin kitabında. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;

İbtediû bi'l-ekâbiri. "Büyüklerinizle başlayınız." Fe inne'l-berekete mea ekâbiriküm. "Çünkü bereket büyüklerinizle beraberdir."

Bu ne demek?

Bir ikram yapılacak; mesela misafir odasında misafirler oturmuş, elinizde tabakla geldiniz, hurma ikram edeceksiniz, şeker ikram edeceksiniz, tatlı ikram edeceksiniz.

Kimden başlanacak?

Büyükten başlanacak, önce büyüğe sunulacak. En büyük, en yaşlı, ekber olana, daha büyük olana sunulacak. Çünkü; "Bereket büyüklerdedir, büyüklerin yanındadır." diyor. Yaşlanmış, onca yaş yaşamış, hayat tecrübesi kazanmış, o kadar ibadet etmiş, ihtiyarladığı için nefsini ıslah etmiş; şehevanî duygulardan, nefsanî duygulardan epeyce bir sıyrılmış, dünyaya artık bir meyli kalmamış. Ahiretin kokusunu duymaya başlamış, göçünün yakın olduğunu bilen bir insan. Elini vicdanına koyup doğru konuşan, haklıya haklı, haksıza haksız diyebilen insan. Tabii bereket onlardadır. Yaşlılığın büyük fazileti vardır, onun için büyüklerden başlanacak.

İkram ilk önce meclisin en büyüğüne sunulur, ondan sonra onun sağındakine, ondan sonra onun sağındakine, onun sağındakine… böylece herkese sunulur. Halka şeklinde oturmuşlarsa büyükten başlanılır. Sözü büyükler söyler. İkram önce büyüklere yapılır. Âdâb böyledir.

İslâm'da büyüklerin büyük kıymeti vardır. Onlara itibar etmek önemli bir şeydir. Peygamber Efendimiz; "Küçüklere sevgi göstermeyen, büyüklere saygı göstermeyen bizden değildir." diye bunun İslâm'ın şiarı olduğunu bildirmiş. Onun için yaşlılara, aksakallılara, bizden büyüklere hürmet etmeyi, izzet etmeyi eskiden beri yaparız. Çocuklarımızı da öyle yetiştiririz, bu terbiyeyi vermeye gayret ederiz.

Ebridû bi'z-zuhri fe inne şiddeti'l-harri min feyhi cehennem.

Buhari’de ve sair kaynaklarda Ebu Said el-Hudrî hazretlerinden ve daha başka râvilerden rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Ebridû bi'z-zuhri. "Öğle namazını biraz serinlik vakte kaydırınız."

Tam güneşin harıl harıl, cayır cayır ortalığı yakıp kasıp kavurduğu zamanda değil de azıcık serinlik zamana doğru kaydırınız.

"Çünkü öğlenin sıcaklığı sanki cehennemin soluğudur, cehennem soluğu gibidir."

Cehennemin sanki kapağı açılmış, bir soluk almış da cayır cayır ortalık ondan yanıyor gibidir. Onun için biraz ona göre namazınızı münasip zamanda kılınız, demek oluyor.

Bizim memleketlerin tabii hâli elhamdülillah çok güzeldir. Allah'ın nimetleri bizim bu memleketimiz üzerinde çok fazladır. Bu beldeleri Allah rızası için cihat edip mallarını canlarını feda edip fetheden, bize yadigâr ve emanet bırakan ecdadımızdan Allah razı olsun. Dünyanın en güzel yerleridir, en bereketli yerleridir, en hoş havalı sulu, sulak yerleridir. Suudi Arabistan'a gidenler, hacılar bilirler; çatır çatır her taraf kayadır, binlerce tepeliktir veyahut düz yerleri kızgın kum çölleridir. Ayağınızı bastığınız zaman deriniz kabarır, sıcaktan yanar. Gündüzün sıcağında insan bayılır, geceleyin ancak biraz canlanıp sabahlara kadar hareket ederler. Yapacakları işleri seyahatleri filan gece yaparlar. Hatta hatırınızda kalsın:

Subhânellezî esrâ... ayetinde İsrâ deniliyor.

İsrâ ne demek? İsrâ; "geceleyin seyahat etmek" demek.

Neden?

Çünkü Araplar gündüz seyahat edemez ki! Hele bir etsin, güneşin hararetinden ne devenin takati kalır ne yürüyen insanın takati kalır; erirler, mahvolurlar. Onun için serinlik çıkmasını filan beklerler. Öğle namazında Efendimiz öyle diyor: Tam şiddetli olduğu zamanda değil de biraz ortalığın hafiflediği zamanda kılın! Çünkü tahammül edilmez zordur diye Peygamber Efendimiz öyle tavsiye eylemiş.

Bizim burada o sıcaklıklar yok! Allah'a ne kadar şükretsek, hamd etsek o kadar iyi. O kadar layıktır, daha fazlasına ihtiyaç vardır. Bizim memleketimizde çok büyük bolluk bereket var. Biraz Suriye'ye geçiverdiniz mi, Irak'a geçiverdiniz mi görüyorsunuz. Allah bu beldeleri birbirleriyle dost etsin, kardeş etsin, bu ihtilaflardan kurtarsın. Onların bizim suyumuza ihtiyacı vardır, bizim onların petrolüne ihtiyacımız vardır. Hepimizin birbirimizin kardeşliğine ihtiyacımız vardır! El birliğiyle hareket edersek çok hayırlı işler başarırız, beceririz.

Düşmanlar; Amerika gelmiş Suudi Arabistan'da petrol şirketi kurmuş, petrollere ortak olmuş.

Sen ta uzaktan gelmişsin, burada ne işin var? Irak'ta İngilizler; Kuveyt'te, Katar'da…

Ebridû bi't-taâmi fe innehû a'zamu li'l-berekâti.

Esma b. Ebu Bekir-i Sıddık radıyallahu anhümâ'dan, Hz. Ebu Bekir Efendimiz' in mübarek kızlarından, Hz. Âişe validemizin kardeşi olan Esma radıyallahu teâlâ anhünne rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Ebridû bi't-taâmi. "Yemeği sıcak yemeyin, soğutun." Fe innehû a'zamu li'l-berekâti."Çünkü böyle hareket etmek yemeğin bereketli olmasına daha büyük tesir eder."

Yemek bereketli olur, soğutun. Sıcak sıcak, hararetli hararetli yemeyin. Çorbayı, yemeği vs. soğutun, öyle yiyin. Çünkü bereketi daha çok olur, diye buyurmuş.

Sıcak şeyi kaşığa alıp da üflemek filan doğru değildir. Serinletecek, soğutacak, içilebilecek yenilebilecek hâle gelecek, öyle yenilecek.

Ebşir fe innallâhe teâlâ yekûlu hiye nârî usallituhâ alâ abdi'l-mü'mini fid-dünyâ li-tekûne hazzahû mine'n-nâri yevme'l-kıyâmeti.

An Ebî Hüreyrete. "Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunmuş."

Enne Resûlallâhi sallallahu aleyhi ve sellem âde racülen bihî hümmâ kâle fe zekerehû.

Peygamber Efendimiz hummaya tutulmuş olan, çok ateşli bir hastalığa tutulmuş, cayır cayır yanan bir zatı ziyarete gitmiş, hasta ziyaretine gitmiş ve ona şu sözleri buyurmuşlar:

Ebşir. "Sana müjde olsun, müjdelen, müjde olsun sana!" Fe innallâhe teâlâ yekûlu hiye nârî usallituhâ alâ abdi'l-mü'mini. "Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri buyurur ki: Humma denilen ateşli hastalık benim bir ateşimdir, bunu mü'min kuluma musallat ederim!" Fid-dünyâ. "Dünyadayken hasta olur, böylece humma ateşinden cayır cayır yanar." Li-tekûne hazzahû mine'n-nâri yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde öteki insanlar öteki ateşlerden yanacakları zaman bu dünyada böyle çektiğinden orada çekmesin diyedir. O ateş hissesini dünyadayken tadıp da kurtulması, ahirette rahat etmesi içindir." diye teselli etmiş.

Muhterem kardeşlerim! Hayret edilecek hadis-i şeriflerdendir. Tabii hastalık temenni edilen bir şey değil. Allah hepimize âfiyet versin. Sıhhatli eylesin, kuvvetli güçlü eylesin. Malî bakımdan kuvvetli olalım, bedenî bakımdan kuvvetli, fikrî bakımdan kuvvetli olalım… Bu güzel bir şey!

Peki insan hastalandı; ateşli bir hastalığa tutuldu, salgın bir hastalığa tutuldu, ne olacak?

Hastalık da insanın çok sevap kazanmasına sebep olan bir hâldir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"Hastanın iniltisi tesbihtir."

"Aaa, aman, oh oh!.." filan yaptıkça sanki bu Sübhanallah, Elhamdülillah, Allah-u Ekber diyormuş, tesbih çekiyormuş gibi sevap alır. İniltisi bile tesbihtir. Hastanın iniltisi tesbihtir.

"Uykusu ibadettir."

Uyuyor, aman dokunmayın. Bütün gece cayır cayır yandı, şimdi bayıldı yatıyor, uyuyor. Derin bir uykuda. Uykusu bile ibadet. Sonra;

"Duası makbuldür."

Hasta, dua etse duası makbuldür.

"Hay Allah razı olsun, hoş geldin, hastanede yalnız kalmıştım, hiç kimse de gelmiyor diye üzülüyordum. Sen geldin şenlendim…" Sana dua ediyor. Ne mutlu, çünkü duası makbul! Uykusu ibadet, duası makbuldür.

"Yapmadığı ameli yapmış gibi yazılır."

"Bu sıhhatliyken ne yapardı?"

"Teheccüde kalkardı.

"Yazın meleklerim sevabı."

"Bu sıhhatliyken ne yapardı?"

"Namazı camide kılardı, cemaatle kılardı, yirmi yedi kat sevaplı."

"Şimdi hasta, gidemiyor ama camiye gitmiş gibi sevabını yazın."

"Bu sıhhatli olduğu zaman ne yapardı?"

"Herkesin yardımına koşardı, sevaplı işlere koştururdu, hayırda hasenatta cevval bir insandı."

"Tamam, onları yapıyor gibi sevabı yazın…"

Yapamadığı bütün hayırlı işleri yapıyormuş gibi sevap yazılır. Bir de hastalık bitip de iyi olup kalktığı zaman kendisine denilir ki:

"Defter-i amalindeki bütün günahların hepsi silindi. İşe yeniden başla, defterinde kirli bir sayfa yok, bir günah yok! Feste'nifi'l-amel. "Hadi bakalım, artık bundan sonraki ömründe günahlara bulaşmamaya dikkat et, çünkü temizlendin!"

O bakımdan sabredersen hastalık bir nimettir. Allah'tan geldiğini bilirse tahammül ederse hüsn-ü sabır ile karşılarsa o zaman çok büyük sevap kazanır. Nitekim bunun için de Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Sana müjdeler olsun. Bu hummalı hastalığa tutulmuşsun ama ahirette yanmayacaksın!"

Bu dünyada bu sıkıntıyı çekiyorsun ama ahirette inşaallah rahat edeceksin, demek oluyor.

Ebşir fe inne'l-câlibe ilâ sûkinâ ke'l-mücâhidi fî sebîlillâhi ve'l-muhtekira fî sûkinâ ke'l-mülhidi fî kitâbillâhi.

Hadis-i şerif ticaretle ilgili. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Ebşir. "Müjdeler olsun sana, müjdelen!" demek. Ama müjdelen sözünü biz kullanmıyoruz, daha ziyade; "Müjde sana! Müjde müjde!" diyoruz.

Ebşir; "Müjdelen, kendi içinden müjde almış gibi sevin!" mânasına gelen bir kelimedir. "Sana müjde olsun, ne mutlu sana müjdeler olsun sana…"

Neden, kime demiş? Anlaşılan bir tüccara söylemiş.

Fe inne'l-câlibe ilâ sûkinâ. "Bizim pazarımıza, çarşımıza, uzak yerlerden mal getiren, mal sevk eden, yiyecek içecek ihtiyaç maddesini sevk eden kimse; sana müjdeler olsun!" Ke'l-mücâhidi. "Çarşımıza pazarımıza mal getiren kimse Allah yolunda cihat eden kimse gibi sevap kazanır."

Neden?

Zahmet çekti; falanca yere gitti, Yemen'e gitti, Yemen'den kumaşları aldı, buraya getirdi. Şam'a gitti, Şam'dan zeytinyağlarını küplere doldurdu, yiyecek maddelerini, buğdayları doldurdu, Medine-i Münevvere' ye getirdi. Kolay değil, kaç aylık yol! Yollarda nice zahmetler çekti, malları buraya getirdi. İşte böyle bir kimse.

"Bizim çarşımıza pazarımıza mal celp eden, yiyecek içecek ihtiyaç maddesi, bu halkın ihtiyacını görecek şeyleri celbeden kimse Allah yolunda cihat eden kimse gibidir."

Sevabı ne kadar büyük!

Bunu teyit eden başka rivayetler var mı?

Var. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde de buyurdu ki;

Et-Tâcirü's-sadûku'l-emîn. "Ticaret yapan ama dosdoğru sözlü, sözüne hiç yalan katmayan ve güvenilir, hiç hilesi yalanı, yanlış işi aldatmacası olmayan tüccar. Mea'n-nebiyyîne ve'ş-şühedâ. Kıyamet gününde peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle beraber olacak ve Arş-ı Âlânın gölgesinde gölgelenecek!"

Benim Arş-ı Âlânın gölgesinde gölgelenecek insanlara karşı bir merakım var.

Kimler kıyamet gününde güneşin alnında kalmayacak, terlemeyecek, sıkıntı çekmeyecek?

Allah onları Arş-ı Âlâsının gölgesinde nurdan minberlerde oturtacak. Onlar mahşer gününün korkularını çekmeyecekler, mahzun olmayacaklar, rahat edecekler, vaktin nasıl geçtiğini anlamayacaklar. Ötekiler telaşta terde sıkıntıda üzüntüde…

Düşünün ki mesela bu seneki hacda tünelin içinde insanlar sıkışmış, üç buçuk-dört saat kalmışlar. Ter dökmüşler, kıpırdayamamışlar. Ölen ayakta kalmış veyahut aşağıda canlı kalan insan yukarıya başını çıkartamamış. Üstlerine torbayla su atıyorlarmış, bir insan torbayı alıp birkaç damla su içebilecek. Biraz o içiyormuş biraz ötekisi ondan alıp o çekiştiriyormuş, o içiyormuş; o sıkıntıları düşünün. Ben hep bunlardan mahşer gününü hatırladım.

Mahşer gününde de öyle izdiham olacakmış ki insanlar iğne atsan yere düşmeyecek gibi! Güneş tepelerine yaklaştırılacakmış, terden yerin içi yetmiş arşın aşağıya ıslanacakmış. O ter, o sıkıntı…

Bu sıkıntıda olmak mı iyi Arş-ı Âlânın gölgesinde sefa sürmek mi iyi?

Allah sevdiği için Arş-ı Âlânın gölgesine alıyor, bir de orada rahat var; sıkışma yok, güneş yok, üzüntü sıkıntı yok. Ötekiler elli bin yıl bekleşecekler, beklerken ne kadar sıkıntı çekecekler?!.. Mesela insan üç buçuk saat orada sıkışmış, sonradan kurtulmuş. O üç buçuk saat onlara üç buçuk asır gibi gelmiştir. Orada o kadar durmak! Şimdi bunlar elli bin yıl bekleyecekler. Zamanın ne kadar sıkıntı vereceğini düşünün. Arş-ı Âlânın gölgesinde gölgelenenlere ise bu uzun zaman bir namaz kılımı kadar kolay gelecekmiş. Sanki öğleden ikindiye kadar beklemek gibi. Böyle kolay gelecekmiş işte o Arş-ı Âlânın gölgesinde gölgelenenlerden olmak iyi bir şey!

Onun için onlar kimlerdir, nasıl öyle olabiliriz filan diye merak ediyorum. Onları da sıralayıvereyim:

Bir; adaletli hükümdar! Ama adaletli, Hz. Ömer gibi, Arş-ı Âlânın gölgesinde gölgelenecek!

Genç yaşından beri dine imana bağlı, Allah yolunda olan gençler!

Sonra, aklı fikri ibadette, mescitte, namazda olan, ibadeti seven âbid kimseler! Namazdan çıkıyor, bir dahaki namaza gelinceye kadar aklı mescitte oluyor.

Sonra, birbirleriyle Allah rızası için kardeş olmuş, ihvan olmuş, arkadaş olmuş birbirlerini sevdikleri için bir araya geliyorlar. Ayrılırken birbirlerini seve seve ayrılıyorlar, sevgiyle hasretle ayrılıyorlar. Böyle ahiret kardeşi, ihvan olmak!

Sonra, bir adam yaptığı iyiliği gösterişsiz yapıyor, hiç sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak gibi hayrı gizlice yapıyor. Kimse bilmiyor. Hayır yapılıyor ama kimin yaptığı belli değil, öyle gizli gösterişsiz iş yapanlar!

Sonra, tenhalarda Allah'ı zikredip gözyaşı dökenler! Dervişlik, Allah Allah diyecek gözünden yaşlar dökülen bu kimseler!

Sonra, bir kadın kendisini kötü bir işe çağırsa; "Ben Allah'tan korkarım, namussuzluk yapmam, günaha dalmam…" diye namusunu koruyan, o tarafa kaymayan insan! Yusuf aleyhisselam gibi.

Hadis-i şerif yedi sınıf insanı saymış, Buhari’de ve diğer sahih kitaplarda var.

Bir de bunların arasında "doğru sözlü ve güvenilir tüccar" var. Onun için insan ticareti böyle yapmalı. Tam doğru sözlü ve tam güvenilir tarzda yapmalı.

Evliyâullahtan, çok sevdiğim bir büyük alim var: Abdullah b. Mübarek. Bu zât-ı muhterem hakikaten hayatının romanı yazılacak, resimli romanı yazılacak bir insan!

Nasıl?

Birinci sınıf silahşor. Birinci sınıf mücahit. Kahraman; ata binmesi, kılıç kullanması, mızrağı oku filan şahane bir insan, kahraman. Birinci sınıf bir hadis alimi; hadis kitapları var, hadis toplamış, hepsi ezberinde. Şahane, zamanının önderi. Bilimde yegâne bir insan. Son derece cömert bir insan. Şahane cömertliği olan bir insan… Şiir filan yazan, son derece edip bir insan. Eli kalem tutan sözü sohbeti tatlı olan bir insan. Bir sene hacca gidermiş, bir sene cihada gidermiş, bir sene ticaret yaparmış.

Neden bu adam hacca giderken, cihada giderken, sevaplı işlerin arasında bir sene de ticarete gidiyor?

Diyebilir ki:

"Adam geçinecek bir geçime ihtiyacı var, para kazanmak için yapıyordur."

Sanmıyorum. Ticareti de oradan da sevap kazanmak için yapıyor. Benim tahminime göre ticarette de sadık tüccar olmak için, doğru sözlü tüccar, emniyetli tüccar olmak için, onu tatbik edip de o sevabı da alayım diye yapıyor. Benim tahminime göre kurnazlığından yapıyor.

Biz de bu zât-ı muhteremler gibi her yaptığımız işi Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle yapalım. Tüccarlık bakın ne kadar önemli.

Allah uyanıklık versin. Allah insanın helal parasını harama döndürtmesin, helal işini harama döndürtmesin. Dükkân çalıştırmak güzel, ticaret yapmak sevap ama aldatmak haram, ihtikâr haram. Günah şeylerden korunmayı nasip etsin.

Allah sevaplı işleri anlayıp, onlara koşmayı, onlar için çalışmayı cümlemize cümlenize nasip eylesin.

Demek ki bizim çarşımıza pazarımıza halkın ihtiyacı olan malzemeyi getiren, Allah yolunda cihat eden kimsedir diye söylediği başka hadis-i şeriflerle de sabit. Peygamber Efendimiz böyle tüccarı methediyor.

Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri;

Ve'l-muhtekira fî sûkinâ kel-mülhidi fî kitâbillah. "Bizim pazarımızda ihtikâr yapan ise bozuk ticaret yapan, malı revaçlandırmak için depo eden, pahalandığı zaman satacağım diye satışa arz etmeyen ihtiyaç maddelerinde halkı kıvrandıran Allah'ın kitabında küfür ve ilhad yapmış kimse gibidir. Kitabından sapan, kitabını inkâr eden, Allah'ın kitabına karşı gelen kimse gibidir." diye bildirmiş.

O hâlde ticaret yapabiliriz ama ne niyetle yapacağız?

Arş-ı Âlânın gölgesinde gölgelenen insanlardan biri olabilirim diye dürüst ticaret yapalım. Doğru düzgün, yalan söylemeden, kendi malımızı methetmeden, alacağımız malı kötülemeden, yerin dibine batırmadan, vaat ettiği zaman vaadini yerine getirerek, borcu olduğu zaman ödeyerek, alacağı olduğu zaman sıkmayarak, İslâmî ahlâka uygun ticaret yapalım ama ihtikâr yapmayalım!

Bir keresinde Peygamber Efendimiz çarşıya girdi, dolaştı. Bir çuvalın başına geldi. Üst tarafında güzel malzeme var. Elini alt tarafına soktu ters çevirdi, ıslak; üstü kuru, altı ıslak. Malı ıslatmış, alt tarafı ıslak; fazla kilo çeksin diye mi yaptı veyahut neden yaptı bilmiyoruz. Peygamber Efendimiz o durumu beğenmedi, sevmedi:

"Bu ne?" dedi.

Men gaşşânâ fe leyse minnâ. "Bizi aldatan bizden değildir!" dedi.

Evet, o adam orada hileyle birazcık malı ağır tarttırarak biraz fazla para kazanıyor ama Resûlullah ne dedi?

"Bizden değildir, iyi Müslüman değildir, bizim zümremizden değildir." dedi. Peygamber Efendimiz sildi attı, defterden sildi.

Onun için dürüst olmaya dikkat edelim. Kaliteli mal yapalım, kaliteli mal üretelim.

Temiz helal kazanç!

Helal kazançla evler alınır, mülkler alınır, evlatlar yetiştirilir, kızlar gelin edilir, helal malla her şey olur. Küçücük bir dükkânla, helal bir kazançla bakarsın hepsi olur. Koca müesseselerle, faizle, haramla, aldatmacayla, ihtikârla çok paralar gelir, çok paralar gider. Bir günde gelir, bir günde gelir; haydan gelir huya gider! O bakımdan Allah'ın yolunda, Allah'ın istediği gibi kul olmaya çok dikkat etmemiz icap ediyor. Allah ticareti de o şuurla o tarzda yapmayı nasip eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA