İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

02.09.1992 - Hikmet

02.09.1992 - Hikmet
Hadisler Deryası

02.09.1992 - Hikmet

04.10.2025
20 dk 10 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Re'sül hikmeti mehâfetullahi azze ve celle. "Hikmetin başı Allah'tan korkmaktır, Allah korkusudur, Aziz ve Celil olan Allah'tan korkmaktır."

Hikmetin başı budur.

Bu sözü birçok yerde yazılı olarak görüyoruz, çünkü çok önemli bir söz. Duvarlarda camilerimizi, evlerimizi süsleyen, daima bize bu konuyu hatırlatan bir hadis. Genişçe açıklamasını yapmaya çalışalım.

Hikmet hakeme kökünden geliyor, bu kökü az çok tanıyoruz. Hakeme fiilinden çıkmış bir kelime, "bir şeye hükmetmek" mânasına geliyor. Hükmeden kimseye "hâkim" hakkında hükmedilen kimseye de "mahkûm" deniliyor. Demek ki "bir konuda düşünüp taşınıp isabetli bir hüküm vermek" mânasına gelen, bizim tanıdığımız bir fiil bu.

Arapça mastarların mânasında şekillerine göre incelikler vardır. Hikmet mastarı, fi'let vezninde. Arapça okuyan kardeşlerimiz bilirler ki mastarların bazı çeşitleri vardır. Bir çeşidi de fi'let vezninde gelir. Böyle geldiği zaman özel bir mâna ifade eder. Buna; ism-i nev' derler; "bir çeşit, bir nevi, bir tarzda hükmetmek mânasına geliyor. Bu da "düşünüp taşınıp, akıllıca, mantıklıca, yerli yerinde, tam şartlara uygun, realiteye uygun hükmetmek" mânasına geliyor. Bir hüküm ama güzel, isabetli, akla mantığa uygun bir hüküm.

Dümdüz akıl herkeste var. Allah insanları akılla yaratmış, ama yeterli olmadığı için peygamber göndermiş, kitap indirmiş. Bir araba düşünün; direksiyonu hiç kıvrılmasa veya direksiyonu hiç olmasa, dümdüz gitse insan ya uçuruma yuvarlanır ya taşa çarpar ya ağaca çarpar. Dümdüz aklın kıymeti yok; kıvrılacak yeri, direksiyonu çevirmek gereken yeri bilmek lazım. Oradan misal tutturduk öyle anlatalım.

Aramızda felsefe okuyan veya okutan kardeşlerimiz var, bilirler; insan topluluklarındaki değer hükümleri, kıymet hükümleri dediğimiz kanaatler, toplumdan topluma değişir.

Demek ki toplumdan topluma örfler, âdetler teşekkül ediyor, akıllar insanlara çeşit çeşit şeyleri yaptırıyor.

Bunun doğrusunu kim tespit edecek? Bu kadar çeşitlilik içinde en doğrusu hangisi?

En doğrusu, Allah'ın hükmüne uymak. İşte İslâm'da hikmet; "Allah'ın hükmüne uygun, akla mantığa uygun, düşünüp taşınıp sonuç çıkarmak; dine, akla, mantığa, menfaate ve hayra uygun hükmetmek" mânasına geliyor.

Arapça' da filozoflara da hakîm derler. Hakîm, yani "hükmeden kimse." Düşünüp taşınıyor, bir meselede bir hüküm veriyor.

Hakîm; "hükmetmeyi çok güzel yapan ve meslek edinmiş olan kimse" demek. Fail vezninde, mübalağa siygası.

Hakîm; "hâkimliğini çok isabetli, çok güzel yapan kimse" demek. Bunun Batı dillerinde karşılığı filozofi kelimesinden gelen "filozof" yani "çok düşünen." Bir meselenin felsefesini yapmak, derinlemesine düşünmek.

Tıpta tedavinin maksadı nedir? Veya jimnastiğin sebebi, hikmeti, maksadı nedir?

Tarih felsefesi var, dil felsefesi var, her şeyin felsefesi var; "onun üzerinde oturup düşünmek, derinlemesine düşünmek." demek. Düşünen insana da Batılılar "filozof" diyorlar; bizde "hikmet" kelimesinden gelen "hakîm" kelimesi kullanılıyor.

Hakîm kimse; hikmet sahibi, hükmü isabetli kimse. "Hükmü sağlam; çürük değil, temelsiz değil temelli olan kimse" mânasına geliyor ve bu mânada hikmet; peygamberlere verilmiş olan bir büyük lütuf, Allah'ın bir ikramı.

Peygamberlerin hepsi kendisine hikmet verilmiş kimselerdir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e de hikmet verilmiştir.

Ve men yü'te'l-hikmete fe-kad ûtiye hayran kesîrâ. "Ve kime hikmet verilmişse isabetli düşünüp taşınma, doğruyu sezme bulma kabiliyeti, hakimlik sıfatı hikmet vasfı verilmişse o kimseye çok hayır verilmiş demektir."

İnsan her şeyi bu hikmet sıfatıyla buluyor. Her şeyin doğrusunu bu hikmet vasfıyla hakimlikle, hâkimane düşünce ile anlayabiliyor. O bakımdan hikmet; hepimizin candan, Allah'tan isteyeceği, temenni edeceği bir nimet.

"Yâ Rabbi! Sen bana hikmet nasip eyle, hakimlik nasip eyle; dosdoğru düşünüp sağlam düşünüp isabetli karar verip hayatımda isabetli kararlar alıp iyi şeyler yapmamı nasip eyle." demek.

Yü'ti'l-hikmete men yeşâ. "Allah hikmeti dilediği kullara verir."

Ama sevdiği kullara verir, sevmediği kullara vermez.

Ve men yü'te'l-hikmete fe-kad ûtiye hayran kesîrâ. "Kime hikmet nasip olmuşsa Allah tarafından verilmişse bilsin ki kendisine çok büyük hayır verilmiş, demektir."

Tamam, hikmet bu mânada, dinî bakımdan kıymetli bir kavrammış; bunu anlamış oluyoruz. Önemliymiş, çünkü bizim dinimiz zaten akla mantığa çok önem veriyor. Yani her şey, din akıl üzerinedir. Hatta hatta deliye mükellefiyet bile yoktur; Allah akıllı insana hitap etmiştir. Akıl en kıymetli vasıftır. Bu aklın da salim şekli, selim şekli; "hikmet tarzında hüküm verme" oluyor, sağlam çalışması böyle oluyor.

Sağlam çalışmayan insan da bir şeyler düşünür. Herkes bir şey yapıyor; anasından babasından sermayeyi alıyor, bir işe atılıyor ama kimisi batırıyor; piyasayı anlayıp ticareti güzel yapıp aldanmadan herkes meseleyi kolay götüremiyor. On tane, yirmi tane insan hayata eşit şartlarla başlasa bile hepsi aynı şekilde eşit başarıya ulaşamıyor, sonuca tam varamıyor. Hikmet önemli.

Hikmet, "dosdoğru hükmetme kabiliyeti; hayrı görme, hakkı anlama kabiliyeti ve ona göre hayatını düzenleme vasfı" demek oluyor, çok önemli bir şey.

Bir şeyler düşüneceğiz ama bunun kaynağı ne? Nereden kaynaklanacak?

Demek ki düşünme yetmiyor, ortaya birtakım şeyler atmak yetmiyor, çok konuşmak yetmiyor; laf salatası, cafcaflı konuşmak, İslâm'da makbul de değil. İslâm'da makbul olan çok düşünüp iyice düşünüp az ve öz konuşmaktır. Peygamber Efendimiz' in vasfı da o; hadis-i şerifleri de onların tezahürü, meyveleri, yani özlü; Peygamber Efendimiz' in sözlerinin her birisi atasözlerinden daha kıymetli.

Bu hikmetin kaynağı nedir?

İnsan nasıl tam isabetli düşünür, nasıl tam hâkimane düşünür, nasıl tam doğruyu bulur, nasıl tam güzel hüküm verir, nasıl tam adaletli hareket eder?

Bunun kaynağı ne? Re'sul hikmeti; bu işin başı, kaynağı, esası, temeli "Allah'tan korkmaktır."

Allah'tan korkmak ne demek?

Mehâfetullah; "Allah'tan havf etmek, korkmak demek." Mehafet kelimesi, masdar-ı mîmî ile, "Allah'tan korkmak."

Biz Allah'tan niye korkuyoruz?

Biz Allah'a inanmış insanlarız, varlığını birliğini anlamış insanlarız, onun emrine itaat etmiş insanlarız, rızasını kazanmaya gayret eden insanlarız; "Yanlış hareket edersek rızasını kaybederiz." diye korkuyoruz. Ya yanlış hareket edersem!

Ben buyurdum, buyruğumu tutmadın,

Derse Mevla’m, ben ne cevap vereyim?

Huzuruna vardığım zaman;

"Kulum! Niye şöyle yaptın? Ben sana şunu şunu söylememiş miydim? Şöyle şöyle haber vermemiş miydim? Rüyanda şöyle şöyle işaret etmemiş miydim? Murakabende şöyle şöyle zuhurat olmamış mıydı? Niye öyle yapmadın? Niye nefsini yenmedin? Niye Kur'an'a, sünnet-i seniyyeye uymadın?" derse, itab ederse, azarlarsa, ondan sonra da cehennemine atarsa benim hâlim nice olur?

"Sevmediği bir kul durumuna düşersem benim hâlim nice olur?" diye Müslüman korkar.

Korkmak, cehennemden korkmak da olur; cenneti kaçırmaktan, Allah'ın rızasını kaçırmaktan korkmak da olur. Allah bunca lütuflarda, ihsanlarda, ikramlarda bulunmakta; her an binlerce milyonlarca sayısız nimetler vermekte.

"Bizim O'nun ihsanlarına, ikramlarına, nimetlerine karşılık O'na kulluk etmemiz lazım gelirken böyle ters hareket etmek çok ayıp, çok utanç verici bir şey!" diye haya etmek, yanlış hareket etmekten korkmak da olur.

İnsanın Allah'tan korkması çeşitli duygulardan kaynaklanabilir ama bu korku ister cehennemin ateşlerini düşünüp "Cayır cayır yanacağım." diye titremek olsun ister o güzel cenneti, köşklerini, altınlı, zümrütlü, zebercetli nimetleri uzaktan görüp "kaçırırsam" diye korkmak olsun ister daha başka şeyden olsun; insanı doğru düşünmeye en isabetli sevk eden şey budur.

Biz eğer iyi bir insan olacaksak kâmil bir insan olacaksak Allah'ın sevdiği, bir sevgili kulu, bir veli kulu olacaksak bunun temeli nedir?

Allah'tan korkmaktır, mehâfetullah'tır. Allah korkusu olmadan olmaz.

Bak ne güzel! Sayfaları tesadüfen açıyoruz, Bismillahirrahmanirrahim deyip kur'a ile açıyoruz. Hepsi önceden planlanmış gibi, nasıl isabetli konular. Tamamen eğitim konuları çıkıyor.

Allah'tan korkmanın sonucu takvadır. Takva ne demek?

"Sakınmak, çekinmek, korunmak" demek. Allah korkusunun sonucu olarak insan, "takva ehli" olur. Harama elini uzatmaz, yapacağı işi düşünür, söyleyeceği sözü düşünür, yalan söylemez, kalp kırmaz; takva ehli olur. Bütün hayırlar, sevaplar da takva ehli insanlara verilmiştir.

O halde mehâfetullah duygusu, havfullah duygusu, Allah'tan korkmak, haşyetullah duygusu Hz. Âdem'den beri zaten dinlerin temel duygularından birisidir. Tasavvufun da temel duygularından birisidir. O halde biz de yüreği biraz korkan; bir bakıma cesur bir bakıma korkak insan olacağız.

Korkacağız; Allah'tan korkacağız, Allah'ın rızasını kaybetmekten korkacağız, cehenneme düşmekten korkacağız, cenneti elden kaçırmaktan korkacağız, sevdiğimiz mübarek insanlardan ayrı düşmekten korkacağız vs.

Bir taraftan da cesur olacağız; Allah'ın emirlerini yapmakta cesur olacağız, mahlukattan korkmayacağız, Allah'tan korkacağız. Allah'tan korkandan herkes korkar. Bir kimse Allah'tan hakkıyla korktu mu ondan her şey korkar ve o hiç kimseden korkmaz, hakiki bir kahraman olur. Her bakımdan üstün bir insan olur.

O halde mehâfetullah'ı, havfullah'ı, takvayı öğrenelim. Önemli bir konu olarak kalbimizin, gönlümüzün, aklımızın büyük bir kısmında bu duygu yer işgal etsin ve bütün hareketlerimizi bu duyguyla yapalım. Ölçmelerimizi, konuşmalarımızı, atılımlarımızı, çalışmalarımızı, ticaretimizi, ev hayatımızı; hanımlığımızı, beyliğimizi, çocukluğumuzu, babalığımızı, evlatlığımızı, her işimizi; talebeliğimizi, dervişliğimizi her işimizi takvaya göre yapalım, mehâfetullaha göre yapalım, çünkü böyle olduğu zaman hikmet sahibi olacağız.

Bir başka hadis-i şerifi şu anda hatırladım:

Peygamber Efendimiz;

"Bir insan kırk sabah ibadetle meşgul olursa gönlünden diline hikmet pınarları akmaya başlar." buyuruyor.

İnsan kırk gün ibadet ediyor. Aynı insan, elinde tesbih zikrediyor, ibadet ediyor, namaz kılıyor, oruç tutuyor. Kırkıncı gün, gönlünden diline hikmet pınarları akmaya başlıyor.

Neden?

Bir şeyler oldu, bir değişiklik oldu, kilitli kapılar açıldı, varidat gelmeye başladı. Gönlünden diline intikal etti; söylediği sözlerin hepsi güzel ve hoş bir hâle geldi.

İşte havfullah olunca da insan böyle bir duruma geliyor.

Halvetteyken bizim hocalarımızdan birisi, yine bizim hocalarımızdan birisinin yanına, o halvete girmiş; o onun hocası. Gelmiş;

"Evladım! Ne var ne yok? Bugün rüyanda neler gördün? Ne gibi zuhurat oldu?" diye sormuş.

"Efendim! İçimde öyle coşkun duygular var ki öyle coşkun, öyle coşkun, öyle coşkun ki on binlerce mısra, on binlerce beyit kafamın içinde dolaşıyor; şiir doluyum, içim duygu dolu. Nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum; öyle coşkun."

Neden oluyor?

Oturuyordu kenarda, gözlerini kapamıştı, daracık sandık kadar bir yerdeydi; demek ki Allah'tan korkunca, ibadet edince, kapalı kapılar açılınca, ilim doğrudan doğruya Allah'tan gelmeye başlayınca, ümmî olan insan bile Ansiklopedi Britanika'dan daha bilgili olur; ağzından çıkan sözleri yazsan binlerce cilt kitap olur.

Peygamber Efendimiz' in vasfı neydi?

Ümmî idi, hocası yoktu. Allah lütfetti, Cebrail aleyhisselam'dan öğrendi. Mektep medrese görmemişti, kitap okumamıştı, yazı yazmamıştı ama hadis-i şeriflerini görüyorsunuz, anlattığı konuları görüyorsunuz:

Hz. Âdem aleyhisselam'dan, Hz. Âdem'in yaratılmadığı zamanlardan insanlığın akıbetine, dünyanın sonuna, ahirete, cennete, cehenneme, her şeye dair ne kadar güzel bilgiler veriyor. Hiçbir kaynakta bulunmayan, hiçbir kaynakta beşeriyetin okumadığı bilgileri ümmî bir insan söylüyor.

Allah neden ümmî bir insana söylettiriyor?

"Peygamberliğinde şek şüphe olmasın." diye.

Filozofların yetiştiği bir mıntıkada, bir büyük mektebin, okulun olduğu yerde okumuş olsaydı; İskenderiye'de veyahut Efes'te, Atina'da olsaydı;

"Yahu! Burada bir tarihî görenek ve bir töre var; bu bilgiler kulaktan kulağa buraya gelmiş." diyecektik.

Öyle değil ve Peygamber Efendimiz bütün bilgileri tashih ediyor, yanlışları düzeltiyor, yeni bilgiler veriyor. Başka insanların söyleyegeldiği şeylerin doğrusunu eğrisini de "Şurası yanlış, burası doğru." diye bildiriyor.

Neden?

Mehâfetullah'a sahip olunca, gönlünün kapıları açılınca, Allah'tan ilim gelmeye başlayınca, o zaman mesele hallolmuş oluyor. Bu mânada Mevlânâ Celâleddîn er-Rûmî'nin bir mısraı var, o geldi aklıma. Şöyle diyor:

İlm kân nebûd ze-hû bî-vâsıta

Ân nepâyed hem çü reng mâşıta.

"Allah'tan ilim gelirse böyle gelmeli, böyle gelirse insan alim olur. Bir ana kaynağa gönlünü dayamamış, gönül kulağını oraya verip de diliyle oradan duyduklarını bu tarafa söyleyecek hâle gelmemiş olan bir insanın ilmi devamlı olmaz, kalıcı olmaz.

"Gelin, süsleyicinin karşısına oturur; yanağına allık, dudağına boya, gözüne sürme sürülür. Ama elini yüzünü yıkadığı zaman hepsi kaybolur, gider, devam etmez."

"İlim Allah'tan gelmezse boyayıcının, süsleyicinin boyası gibi o da devam etmez, silinir gider. Yani ilmi oradan almak lazım." diyor.

Kendisinin de oradan aldığını anlıyoruz. Çünkü Mevlânâ o kaç ciltlik Mesnevi’yi; akşamları kalemi eline alıp oturup başını gökyüzüne dikip gözlerini kapatıp "İham gelsin de yazayım." diye düşünerek yazmamış ki. Etrafındakiler kâğıt kalemle geziyorlarmış; o "Yazın." diyormuş, onlar da yazıyorlarmış. O vecde geliyormuş, söylüyormuş, ötekiler yazıyorlarmış; vezin, kafiye, her şey yerli yerinde.

Bir sürü, bir sürü bilgi, bir sürü malzeme; işin içinde Osmanlı kültürünün, edebiyatının, tasavvufun çok büyük malzemesi var. Ne kadar çeşitli, muazzam bilgiler, muhakemeler var.

Bunlar nereden oluyor?

İnsan tasavvuf yoluna girince, Allah'a ibadet edince, Allah'tan korkunca, haramlardan sakınınca, ibadetleri yapınca bir değişiklik oluyor; kapalı kapılar açılıyor, birçok şeyi bilmeye başlıyor.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA