05.07.1992 - Abdest, Namaz, Abdest Duaları

05.07.1992 - Abdest, Namaz, Abdest Duaları
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ tevaddaa'r-racülu fe-ahsene'l-vudûa sümme harece ile's-salâti lâ yahrucühû ev lâ yenhezühû illâ iyyâhâ lem yehut hatveten illâ lem yahtü hatveten illâ rafeahu'llâhu bi-hâ dereceten ve hutta anhü bihî hatîeten.
Hadis-i şerifi hasenü's-sahîh olarak Tirmizî ve İbn Mâce, Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet etmişler.
"Kul abdestini güzel aldı, sonra başka bir maksatla, bir dünyevî gayeyle değil sırf namaza, ibadete çıktı mı hiçbir adım atmaz ki Allah onu her adımında bir derece yükseltmesin ve ondan bir günahını silmesin. Her adımında bir derece yükseltir, bir günahını siler. Camiye gelişindeki attığı adımlardan böyle derece kazanır. Namaz, abdest, namaz için yürüyüş bu kadar önemli, kıymetli, kazançlı, mükâfatlı.
İzahları kısa yapıp sayfanın sonundaki hadis-i şerife atlıyoruz.
İzâ tavaddaa'r-raculü'l-müslimü harecet hatâyâhü min sem'ihî ve basarihî ve yedeyhi ve ricleyhi fe-in kaade kaade mağfûren lehû.
Ebu Ümâme hazretlerinden bu konuda bir başka hadis-i şerif:
"Müslüman adam abdest aldı mı günahları kulağından, gözünden, ellerinden ve ayaklarından çıkar. Artık abdest aldıktan sonra camide oturursa affedilmiş, mağfirete mazhar olmuş kul olarak oturur."
Namaz dinin direğidir. İki eli kanda olsa bırakmayacak. Savaşta olsa bırakmayacak, kılacak. Hastaneye düştük, ameliyat olacağız. Diyorlar ki:
"Hocam, üstüm başım kirli, namazı sonra kılacağım." Dedim ki:
"Hakiki Müslümanlar savaşta bile bırakmamış."
Burada savaş yok, bir şey yok. Su olmazsa taşla, kumla teyemmüm edersin, abdest alırsın. Kıpırdayamıyorsan başınla, başını kıpırdatamıyorsan gözünle ima edersin, yine namazı kılarsın.
Namazı terk etmek yok; çünkü bu büyük şeref, büyük mükâfat! Olgun, arif, kâmil, mutlu, bahtiyar, sıhhatli, güçlü kuvvetli insan olmanın reçetesi var.
Reçetesi ne? İslâm!
Sen Müslümanca yaşa, bunların hepsi kendiliğinden olur. 10 kişi seni deviremez; sıhhatin sağlam, ruhun rahat, için dışın aydın, kalbin huzurlu, başın dinç olur; herkes seni sever, melekler sana dua eder, dünyan ahiretin mamur olur.
Her derdin devası reçetesi ne? İslâm!
Sen İslâm'ın emirlerini anlayamıyorsan bile yapsan o mükâfatlar olur ama insan bir de anlayarak tadını çıkararak yaparsa onun derecesi çok daha yüksek olur.
İzâ tavaddaa ahadüküm fe-ahsene vudûahû sümme harece âmiden ile'l-mescidi fe-lâ yüşebbikenne esâbiahû fe-innehû fî salâtin. "Sizden biriniz abdest almasını güzel yaptığı zaman sonra mescidi kastederek evinden çıktığı zaman, niyeti mescit olarak çıktığı zaman sakın ellerini birbirine kilitleyip kenetlemesin. Çünkü o namazdadır."
Efendimiz, parmakları kilitlemeyi uygun görmemiş. Çünkü "İnsan namazı beklerken namazda gibidir. Namazın içinde yapılmaması gereken şeyi, o bekleyiş anında da yapmasın." diye tavsiye buyurmuş.
Müslüman insan. Bu hadis-i şerifte ne dedi?
"Mescidi kastederek, niyeti mescit olarak çıkarsa" dedi.
"Önce kahveye gideyim, oturayım, arkadaşlarla sohbet edeyim, çay içeyim, ezan okununca da oraya giderim." derse olmaz.
Niyetler, şartlar bir bir hadis-i şeriflerde karşımıza geliyor.
İzâ tavadda'tüm fe'şrebû a'yünekümü'l-mâe mine'l-vüdûi ve lâ tenkudû eydiyeküm fe-innehâ mirvâhu'ş-şeytân.
Abdest almanın usulüyle ilgili bir hadis-i şerif:
"Abdest aldığınız zaman gözlerinize abdest suyundan içiriniz."
Göz çukur olduğu için yüzünü yıkarken buraya dikkat etmezse abdesti tam olmaz.
Vadu "abdest suyu" demek. Göz kapaklarının açılması, kapanması dolayısıyla burada fayda var.
Teşkilat güzel yapılmış, körüklü yapılmış, göz kapanıyor, açılıyor; onun için "Abdest suyunu gözlerinize iyice içirin. Ve ellerinizi silkelemeyin; çünkü bu şeytanın yelpazesidir."
Silkelemeyi doğru görmemiş.
İzâ tavaddae fe-eblüğu fi'l-mudmedati ve'l-istinşâku mâ lem tekün sâimâ. "Abdest aldığın zaman ağzına ve burnuna su vermede mübalağa et."
Tam yap, ağzını iyice çalkala, her tarafına iyice gitsin; burnunun içine su iyice gitsin, iyice temizlensin.
Mâ lem tekün sâimâ. "Oruçlu değilsen."
Oruçluyken o kadar yapılmaz çünkü oynarken insan yutuverir, orucu sakatlanır. Efendimiz' in tavsiyesi;
"Oruçlu olmadığın zaman ağzını güzel çalkala, burnuna iyi su ver."
Onun için abdest dualarını öğrenin. Dua ederek usulüne uygun abdest alın ki sevabınız çok olsun. Çünkü bu, günde beş defa belki daha fazla yaptığımız bir şey. Küçükten başlamışız; 40, 50, 60, 70 yaşına gelmişiz. Bunu bir yerde bir hoca söylemezse insan öğrenemez. Bunun söylenilip öğrenilmesi, kazanılması lazım.
Eûzü besmeleyle abdest almaya başlayacak. Önce elini yıkayacak, parmaklarının aralarını hilâlleyecek ki bu aralara su gitmeme durumu olmasın. Her tarafa su gitmesi önemli. Sonra diyecek ki;
El-Hamdü li'llâhi'l-lezî ceale'l-mâe tahûran ve ceale'l-İslâme nûrâ. "Suyu temizleyici bir malzeme olarak yaratan, onunla bizim temizlenmemizi nasip edip emreden ve İslâm'ı nur kılan Allah'a hamd olsun."
İslâm, tepeden tırnağa, bütün ahkâmıyla, şeriat nurdur. İnsanın içini, dışını, ailesini, cemiyetini aydınlatır; dünyasını ahiretini nura gark eder. Onun için İslâm kendisi nurdur. İslâm'ı nur kılan, suyu da temizleyici kılan hamd-ü senalar olsun.
Muhterem kardeşlerim!
Kimyacılar, kimya ilmiyle meşgul olanlar, çeşitli maddelerin özelliklerini, fiziği bilenler çok net olarak sözümü anlarlar. Su gerçekten çok enteresan özelliklere sahip, çok kıymetli bir maddedir. Herkes biliyor ki susuz hayat olmuyor.
Ve cealnâ mine'l-mâi külle şey'in hayy. "Biz her canlıyı sudan halk ettik, yarattık." diye ayet-i kerime var. Yaratılma da sudan, yaşama da suyla. Susuz hayat olmuyor.
"Adam ishal oldu, öldü." diyorsun. İshalden ölmedi. Vücudunda, hücrelerde kâfi miktarda su kalmadı, ondan öldü. Su kaybı fazla oldu, suyun tedariki, temini olmadı; onun için öldü. Bebekler ishal olur, dikkat edin. Ben böyle birkaç bebeğin hayatını kurtardım. "İshal olmuş." diyor, hiç aldırmıyor; "Bebektir, ishal olur." diyor. "Çocuğu doktora götürün." dedim, götürdüler, zor kurtardılar.
Neden?
İshal oluyor, çocuğun hücrelerinde su kalmıyor, ölüyor. O kadar önemli, çünkü insan vücudunun büyük bir kısmı su. Biz sudan meydana getirilmiş bir varlığız.
Su çok kıymetli bir malzeme. Çok güzel özellikleri var; eritici, götürücü, temizleyici özelliği var. Birçok şeyleri eritiyor, götürüyor. Yıkama onun için fayda veriyor. Dünyanın dengesi suyla. Ben insem fizik profesörü çıksa o inse kimya profesörü çıksa o inse coğrafya profesörü çıksa o inse astronomi profesörü çıksa suyun meziyetlerini anlatmakla bitiremeyiz. Allah öyle bir madde yaratmış ki. Suyun katı hâli var, buz; sıvı hâli var, mayi; gaz hâli var, buhar. Sıvı hâli en ağır, katı hâli sıvı hâlinden hafif. Hiçbir maddede bu durum yok, sırf suda var.
Neden?
Aksi olsaydı denizlerde, göllerde, sularda hayat devam etmezdi. Buz sudan ağır olsaydı, dibe çökseydi denizler bir kışta buz tutardı. Bütün balıklar, canlılar, hücreler ölürdü, dünyada hayat sürmezdi. Üstü buz tutuyor, altında hayat canlı. Eskimolar testereyle kesiyorlar, buzdan bir delik açıyorlar, oradan oltayı sarkıtıyorlar, balığı çıkarıyorlar. Altta hayat devam ediyor, üstünde buz yorgan gibi örtüyor; özellikleri çok.
Tebâreka'l-lâhu ahsenü'l-hâlikîn.
Allah suyu bir harika madde olarak yaratmış; çok olduğundan, bedavadan geldiğinden onun da kıymetini bilmiyoruz. Ama Efendimiz biliyor. Ümmî ama Allah'ın has peygamberi. "Suyu temizleyici kılan Allah'a hamd olsun." diye bize hamd etmeyi öğretiyor. Su çok büyük bir nimet. İslâm da çok büyük nimet.
"Suyu temizleyici, İslâm'ı nur kılan Allah'a hamd olsun." diye abdeste başlıyoruz. Suyun nimet olduğunu biliyoruz. İslâm'ın büyük bir nimet olduğunu biliyoruz, yıkanmaya öyle başlıyoruz.
Sonra ağzımıza su alırken üç defa alacağız, çalkalayacağız, temizlenecek, ağız kokusu kalmayacak.
Ne diyoruz?
Allâhümme eskınî min havdı nebiyyike ke'sen veya ke'sâ.
Ne demek?
"Yâ Rabbi! Peygamber'in Muhammed-i Mustafa’nın Havz-ı Kevser’inden bana da bir kâse içir."
"Dünyada suyla ağzımı temizliyorum, ahirette de o Kevser şarabından nûş edeyim, içeyim." diye dua ediyoruz.
Bu, ağza su alırken yapılan dua.
Üç defa burna su veriliyor. Burnuna su verirken;
Allâhümme lâ tahrimnî râihate neîmike ve cinânike. "Yâ Rabbi! Cennetinin kokusundan şu benim burnumu mahrum bırakma."
Cennetine sok da o cennet kokularını da duysun. Abdest alırken günahlardan temizleniyor; "Cennete girip o kokuları duyayım." diye Allah'tan cennet kokularını istiyor.
Sonra yüzünü yıkarken;
Allâhümme beyyıd vechî bi-nûrike yevme tebyeddu vücûhün ve tesveddü vücûh.
Vechiye de denilebilir vechî de denilebilir.
"Yâ Rabbi! İyi kulların yüzünün ak, mücrim kullarının da yüzünün kara olduğu mahşer gününde nurunla benim yüzümü nurlandır."
"Benim yüzümü ak eyle, nurlandır yâ Rabbi!" diyerek yüzünü üç defa yıkıyor.
Sonra sağ kolunu yıkarken diyor ki;
Allâhümme a'tınî kitâbî bi-yemînî ve hâsibnî hisâben yesîrâ. "Yâ Rabbi! Kitabımı sağ yanımdan ver ve beni kolay bir hesaba çekip kurtar."
Malum herkesin yaptıkları, söyledikleri, işleri, amali, hasenatı, seyyiatı bir yere yazılıyor.
Kim yazıyor? Melekler yazıyor.
Nerede? İşte birisi sağ yanımızda, birisi sol yanımızda.
Mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîd.
İnnâ künnâ nestensihu mâ küntüm ta'melûn.
Hâümü'kraû kitâbiyeh.
Bu işin yapıldığını, yazıldığını bildiren çok ayet-i kerime var. İşte o kitaplar mahşer gününde açılacak;
"İnsanlar hesaba çağırıldığı zaman iyi insanlara amel defterleri sağ yanından, sağ eline verilecek. Bunlar, iyi kullar. Kötü insanlara sol yanından, verâı zahr'ından arkasından verilecek; bunlar da mücrimler. İşte o günde yâ Rabbi! Benim yüzümü ak eyle. O günde kitabımı, sağ yanımdan ver ve beni kolay bir hesap ile hesabı geçenlerden eyle." demiş oluyor.
Sol kolunu yıkarken;
Allâhümme lâ tu'tınî kitâbî bi-şimâlî ve lâ min verâi zahrî ve lâ tühâsibnî hisâben şedîdâ. "Yâ Rabbi! Benim kitabımı solumdan veya sırtımın arkasından verme. Mücrimlere verilen duruma beni düşürme ve beni şiddetli, zorlu bir hesaba tâbi tutma yâ Rabbi!" diye sol elini yıkıyor.
Sonra başını mesh edecek:
Allahümme ğaşşinî bi-rahmetike ve enzil aleyye min berakâtike. "Yâ Rabbi! Beni rahmetine gark eyle. Rahmetini üstüme ört, rahmetinle beni ört, kapla. Ve benim üzerime bereketini indir yâ Rabbi!"
"Üzerime bereket yağsın, beni rahmetin kaplasın." diye başını mesh ederken böyle dua edecek. Sonra kulaklarını mesh ediyor:
Allâhümme'c'alnî mine'l-lezîne yestemiûne'l-kavle fe-yettebiûne ahsenehû. "Yâ Rabbi! Beni sözü duyanlardan ve onun en güzeline uyanlardan eyle."
Söz; Allah'ın kelamı, Resûlullah'ın emri.
"Yâ Rabbi! Beni sözü duyup dinleyip onu en güzel şekilde uygulayanlardan eyle." diye kulaklarını yıkıyor.
Bazılarının kulakları vardır, dinlemezler; bazılarının gözleri vardır, görmezler; hayvan gibidirler, hayvanlardan da daha aşağıdadırlar.
"Ben öyle olmayayım." demiş oluyor.
Sonra boynunu mesh ederken şöyle:
Allâhümme a'tik rakabetî mine'n-nâr. "Yâ Rabbi! Şu benim boynumu cehennemden azat eyle."
"Boynuna demirden halkalar takılıp da zincirlerle hayvan gibi sürüklene sürüklene cehenneme atılanlardan olmayayım, boynumu cehennemden azat eyle yâ Rabbi!" diye boynunu mesh ederken böyle dua ediyor.
Ayaklarını yıkarken de;
Allâhümme sebbit kademeyye ale's-sırâti yevme tezillü fîhi'l-akdâm. "Bazı ayakların sırattan geçerken kayıp cehenneme düştüğü günde, benim ayağımı kaydırma yâ Rabbi! Benim ayağımı sabit tuttur, sırattan kaydırma beni yâ Rabbi!" diye dua ediyor.
Bunları okuduktan sonra;
İnnâ enzelnâhü fî leyleti'l-kadri ve mâ edrâke mâ leyletü'l-kadri sûresini okur veyahut da;
Sübhâneke'l-lâhümme ve bi hamdike eşhedü en la ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfirüke ve etûbü ileyk diyerek Allah'a tevbe eder.
O'nu tesbih eder, O'na hamd eder, sena eder, öyle bitirir ve suyun kaptaki fazlasını da kaldırır, şifa niyetine içer, şu duayı yapar:
Allâhümme'şfinî bi-şifâike ve dâvinî bi-devâike va'simnî mine'l-vihli ve'l-emrâdı ve'l-evcâ'. Ne demek? "Yâ Rabbi! Beni kendi şifanla şifalandır, devan ile devalandır, manevi ilacınla beni ilaçlandır ve beni korkulardan, hastalıklardan, ağrılardan acılardan koru." diyerek o sudan da biraz içerse çok güzel olur; abdestin artığı olan su da şifalıdır.
Abdest aldıktan sonra kerahet vakti değilse o zaman iki rekât da tecdîd-i vudû namazı yani "abdest tazeleme namazı" kılması tavsiye edilmiştir. Böyle yapanların çok büyük mükâfatlara erecekleri bildirilmiştir.
İnsan bir abdest alırken bile kaç duyguyu zihninden evirip çevirip nice dualar ediyor, hem de ne güzel bir zamanda. Temizlenmeye azmetmiş olduğu, Allah'ın rahmetle baktığı zamanda çok güzel şeyler istemiş oluyor, çok güzel bir iş yapmış oluyor.
"Her gün yapıyoruz." diye, "ucuz" diye, "bol" diye namazın, abdestin kıymetini anlamaz duruma düşmeyelim. Her gün yapıyoruz ama her gün de olsa çok kıymetli bir iş yapıyoruz. Günde beş defa da olsa çok kıymetli bir iş yapıyoruz. Abdest, namaz, Ramazan-ı şerif, Cuma, umre, hac, günahları affettirir. Kul Rabbinin huzuruna böylece günahlardan sıyrılmış olarak çıkar. Allah bizi de onlardan eylesin. Rabbimizden dileğimiz odur. Eksiğimiz, kusurumuz çok olsa da O'nun rahmeti geniştir. Bizi o şekilde rahmetine erenlerden, iki cihanda aziz ve bahtiyar olanlardan eylesin.
05.07.1992 -
Niyet, Abdestin Önemi,
