15.04.1990 - Peygamberimizin Yaşantısı, Sünneti, Bayramda Giyinmesi

15.04.1990 - Peygamberimizin Yaşantısı, Sünneti, Bayramda Giyinmesi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kane yeğtasilu bi'ssâi ve yetevadda'u bi'l-müddi.
"Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gusül abdesti alacağı zaman bir sa' miktarı suyla abdest alırdı. Namaz için düz abdest alacağı zamanda bir müd miktarı su ile abdestini alırdı." Çok harcamazdı. Bu miktarda; üç kilodan biraz fazla su imiş gusülde kullandığı su… Ondan alabilirmiş.
Şimdi üç kilo su ne kadardır?
Süt tenceresini düşünün. Sabahleyin sütçü geliyor. "Süüt!" diyor. Sen de kapıyı açıyorsun. Bir kilo süt ver diyorsun, bir litre diyorsun. Şöyle bir dolduruyor, boşaltıyor. İki litre alırsan büyük tencere getiriyorsun. Üç litre alırsan işte…
Peygamber Efendimiz, üç litre [suyla] yıkanırmış. Millet neyle yıkanıyor?
Şar şar şar… Bir de şimdi batıdan küvet adeti geldi. Herkesin evinde bir küvet. Ne işe yarar bu?
"Valla bilmem inşaatçı koymuş işte buraya. Hocam, işte bu bunun adı küvet."
"Bende biliyorum küvet olduğunu ama sen bunu doldurup da içine mi giriyorsun? Kulaç mı atacaksın yüzecek misin? Ne olacak?"
"İşte gireceğim. Yok bizim şeyimiz…"
Bizim Bursa'da, filan bildiğimiz; hamamlarda hamam kurnası olur, oturursun kenarına, kurnayı temizlersin. Suyu şar şar dökersin; biter.
Avrupalılar ne yapar?
Avrupalılar küvetin içini su doldurur. Baba girer, yıkanır. Çocuk girer, yıkanır. Temizlenir mi kirlenir mi? Ötesinin kiri buna mı yapışır Allah bilir.
Bu su akacak, böyle şaldır şuldur temizleyecek seni, akıp gidecek mesela.
Şimdi Peygamber Efendimiz, böyle abdest meselesinde abdest alırken, gusül alırken israf etmemeyi tavsiye etmiştir.
Neden?
Her şeyin israfı haram da onun için. İnsan iktisadı öğrenmeli. Çünkü bu seferde birisi çıkar der; "Ya su çok zor bulunuyor. En iyisi yapmayalım şu ibadetleri…" diye yan çizmeye başlar.
Normal ölçülerle alınabilmesi lazım. Demek ki üç kilo suyla bütün vücudunu güzelce, üç küsur suyla bütün vücudunu yıkayıp gusül abdestini alıyormuş. Ölçü olarak hatırımızda kalsın!
Abdest içinde; 800 gram suyla abdest alıyormuş. Bir bardak su 250 gramdır. -Bir ayran bardağı 250 gramdır.- Üç bardak suyla elini yüzünü ayaklarını her tarafını yıkayıp normal abdesti alıyormuş. Ölçüsü buymuş.
İsrafa kaçmayalım! İsraf haram! Denizden bile abdest alsa insan israf etmeyecek yine. Ölçüye riayet edecek.
Kâne yeğtesilu hüve ve'l-mer'etü min nisâihî min inâin vâhidin.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve hanımı bazen aynı kaptan yıkanırlardı. Aynı kaptan yıkanırlardı demek şu:
Musluk yok, duş yok. Kaptan alacaklar dökecekler, alacaklar dökecekler. Dökülür, bir şey olmaz. İnsan ilk önce elini yıkar. Eli temiz olur. Eli temiz olduktan sonra tasla filan alırken kabın içine su girse zarar vermez. O da yıkanırdı, o da yıkanırdı. "Caizdir, mahsuru yoktur" diye hocamız bu rivayeti almış, kaydetmiş.
Bir rivayet daha:
Kâne yeğtesilu yevme'l cumu'ati ve yevme'l-fıtri ve yevme'n-nahri ve yevme arafeti.
Mübarek Peygamber Efendimiz' in adetiydi. "Cuma günü yıkanırdı. Bayram günü Ramazan Bayramı günü yıkanırdı. Kurban Bayramı günü yıkanırdı. Arefe günü yıkanırdı." "Peygamber Efendimiz bu günlerde yıkanırdı" diye bildiriyor. Cuma günü yıkanmak çok sevap.
Cuma günü mutlaka yıkanmalısınız. Cuma günü yıkanma adetini hiç kaçırmayın, yıkanın!
Neden?
Çünkü "Bir insan iman ile sevabını Allah'tan bekleyerek Cuma günü yıkanırsa geçmiş bir haftalık günahları affolur. Üç gün ziyadesiyle." "On günlük günah" demek. Bir haftalık günahı üç gün eklemesiyle affolur. Bir insanın On günlük günahı affolur. Bir cuma günü yıkandığı zaman.
Bilerek bilmeyerek yaptığın günahlar affolsun istemez misin? Onun için cuma günü güzelce gusül abdesti alırsın, yıkanırsın. Kokular sürersin, camiye erkence gelirsin. Oturursun vaazı, Kur'an'ı dinlersin, sevabı kazanırsın. Salimen, gâliben, ecirli sevaplı evine mutlu bahtiyar dönersin. Cuma gününün [önemi] bu. Cuma günü yıkanacağız.
Yevme'l-fıtri. "Ramazan Bayramı’nda da yıkanırdı." Ramazan Bayramı’nda da gusül abdesti alacağız. Öyle geleceğiz. O da Efendimiz' in yapmış olduğu bize işaret, bize rehber, bize nasihat…
Güzelce bayramlık elbiseleri giyip…
"Hocam eski elbisemi giyeyim ütüsü bozulmasın."
"Bozulsun be! Feda olsun! Ütüde feda olsun. Pantolonda feda olsun. Elbisede feda olsun. Bayram yapıyorsun. Bir ay Allah'ın rahmetine dalmışsın çıkmışsın, dalmışsın çıkmışsın. Sevapları kazanmışsın. Bayram senin hakkın. Feda olsun!"
Nasıl mantarı alıyorlar pat pat pat. Ya bunun tanesi şu kadar ziyan oluyor. Feda olsun!
"Hocam bayramdır dokunma çocukların keyfine."
"Neden?"
"Bayram."
Onun için öyle ütüyü pantolonu vesaireyi filan hesaplamayın ha! Bazısı öyle hesaplıyor:
"Gel namaz kıl."
"Yok ben evde kılacağım."
"Gel kıl ya evvel vaktinde kılmak sevap."
"Yok evde kılacağım."
Neden?
Evde pantolonu çıkartacak pijamayı giyecek. Allah'ın huzuruna pijamayla çıkacak. Şerefli çık. Temiz elbiseyle çık. En temiz elbiseni giy, bayramlığını giy; buruşsun.
"Hocam soba borusunun dönme yeri gibi oluyor. Kıvır kıvır oluyor."
"Olsun." Feda olsun. Tertemiz elbisenle pırıl pırıl bayrama gel. Güzel kokular sürünmüş olarak. Sadaka-ı fıtrını bayramdan önce ver. Bayram namazından çıkmadan önce fakirin eline geçsin. O da bayram yapacak hale gelsin. Onun da gönlü şen olsun.
Ve yevme'n-nahri. Peygamber Efendimiz Kurban Bayramı’nda da yıkanırdı. O da güzel. Onu da inşallah Allah Kurban Bayramı’na sıhhatle afiyetle erdirsin. İnşallah içinizden hacca gitmeyenlere hacca gitmek, gidenlere tekrar tekrar gitmek ne güzel şey. Allah hepimize nasip etsin. Belki Kurban Bayramı’nı orada yaparız Ramazan'a beraber oluruz inşallah.
Ve yevme arefete. Peygamber Efendimiz "Arefe gününde de yıkanırdı."
Arefe günü ne demekti? Hangi gündü? Kurban Bayramının bir gün evvelsine "arefe günü" derler.
Nedir bu arefe gününün özelliği?
"Arefe gününde hocam hacılar Arafat'a çıkarlar. O Arafat Dağı'nın ovasında, eteğinde Cebel-i Rahme'nin kıyısında kenarında baş açık, yalınayak, ihramlara bürünmüş, boyunlar bükük, gözler yaşlı, eller tesb ihli, dudaklar zikirli… Orada dua ederler, niyaz ederler. Arafat'ta vakfeye dururlar. Allah'tan rahmetini isterler. Affını isterler.
Günahlarının, o rahmet deryasının taştığı günlerden biridir. Allah-u Teâlâ hazretleri o Arafat gününde nice kullarını affeder. Onun için o günde Peygamber Efendimiz yıkanırdı. O gün de yıkanırdı, ertesi gün de yıkanırdı.
"Ya dün yıkanmıştım ya."
"Olsun yine yıkan." O da öyle. Onun sevabı, ayrı bunun sevabı ayrı.
Kâne yağsilu mak'atahû selâsen.
Hz. Aişe anamızdan radıyallahu teâla anha. Hanımlarımıza, evlatlarımıza, kızlarımıza örnek olsun Hz. Aişe anamız. O rivayet etmiş.
Büyük alim. Peygamber Efendimiz' in hadislerini rivayet etmiş. Fıkıh biliyor, ferâiz biliyor, tıp biliyor… Her bakımdan müstesna. Ümmühât-i mü'mininden. "Müminlerin anaları" Bizim hepimizin validemiz. O rivayet etmiş:
"Peygamber Efendimiz büyük abdeste çıktığı zaman altını üç defa yıkardı." diye.
Bunu gavurlar bilmezdi, bilmezler… Hatta onların yüznumaralarına gidince insan zorluk da çekiyor. Yok ki yıkama malzemesi.
Kopenhag Havaalanı'nda aşağı indim. Orada "tuvalet" diye yazıyor. Asansöre bindim, aşağı indim.
Ooh! Bizim buradaki bazı köşklerden daha temiz, tertemiz, pırıl pırıl... Girişinde tıraş olmak için kuaför dükkânı var. Şöyle başımı çevirdim baktım. Berber kadın. Erkekleri kadın tıraş ediyor.
Fesubhanallah! Neyse geç oradan. İçeri girdik. Her taraf pırıl pırıl, tertemiz, hiç koku yok. Hani yüznumara kokar ya. Hiç öyle koku filan yok. Her türlü tedbiri almışlar. Parasız, ücret de yok.
"Tak tak tak tak. Parayı vermeden geçtin. Sökül parayı." Öyle bir şey yok yani.
İçeri girdim. Her şey temiz. İyi güzel ama peki burada bir kimse büyük abdestini yapacak olsa ne olacak?
Yandı. Su yok. Su şeyi koymamışlar oraya.
"E orası yıkanmadığı zamanda insan pis kokar."
Bizim dinimiz temizlik dini. Pırıl pırıl, tertemiz, gıcır gıcır…
Tırnaklarımız kesilmiştir, koltuk altında kıllar kesilmiştir… Peygamber Efendimiz koltukaltını, kasıkları tıraş ederdi.
Ben modern insanları görüyorum; sporcu, bilmem neci… Koltuğunun altında sakal kadar uzatmış. "Sakalı ters yerden bitmiş" diyecek insan. Uzatmış… Bu orada terliyor, kuruyor; terliyor, kuruyor… Denize giren insanın tuzlanır ya derisi. O kıllar tuzlanıyor. Yanına vardığın zaman nerdeyse burnunun direği kırılacak. Kokuyor, teke gibi kokuyor.
Neden?
Bunlar kazınacak kardeşim. Sen Müslümanlığı görmedin mi duymadın mı?
Bunlar kazınacak. Bu kıllar burada olmaz. Aşağıda, koltukta olmaz!
Neden bıyıkları tıraş ettirmiş Peygamber Efendimiz?
Yukarısı akar da ondan. Bıyıkları da tıraş ettirmiş; sakalları uzatın diye müsaade etmiş. Şimdi millet bıyıkları bırakıyor, sakalları kesiyor. Öyle değil ya! Ters anladın. Sakalı bırakacaksın, bıyığı keseceksin. Kimisi hepsini dümdüz tıraşlıyor.
Allah, Peygamber Efendimiz' in adetlerini yaşamayı nasip etsin. Yaşayamıyor, yaşayamıyor, çeşitli sebepler oluyor, yaşayamıyor. Onları da kırmayalım. Kardeşlerimizdir de işin doğrusunu anlatmaya çalışıyoruz.
Kâne yugayyiru'l-ismen kabîha.
Kâne yugayyiru'l-ismen kabîha. Yine Hz. Aişe anamızdan Peygamber Efendimiz' den rivayet olunmuş. "Peygamber Efendimiz kötü isimleri değiştirirdi." Bir insanın ismini soruyorsun.
"Senin adın ne?"
"Bora."
Bora esmesini ister misiniz?
Kim ister. Bora "çok şiddetli kasırga" veyahut "çok şiddetli rüzgâr" demek. Damları uçurur, minareleri devirir. Kiremitleri adamın kafasına vurdurur. İsmi, Bora… Öyle koymuş.
Onun gibi hızlı olsun, essin, tozsun filan. Esmek, tozmak da iyi değil.
Neyse mesela Peygamber Efendimiz' in zamanındaki isimlerden düşünelim.
"Senin adın ne?"
"Benim adım Abdullat" mesela. Lat putlardan birisinin adı.
Senin adın ne?
"Benim adım Abduşşems." "Güneşin kulu."
"Öyle şey olur mu?" Efendimiz kötü oldu mu hemen değiştirirdi.
"Senin ismin Abdullah; senin ismin Abdurrahman, sen şusun, sen şusun…" diye güzel isimle değiştirirdi. Ben de onu bildiğim için soruyorum bazen bir kardeşe.
"Senin adın ne?"
"Benim adım Cengiz."
"Cengiz kimmiş?"
Okuduk, tarihten hepimiz okuduk. "Temuçinmiş" adı. "Cengiz" de demişler. Gayrimüslimmiş, Müslüman değil. İslâm'dan önceki devrede. Ayrıca Müslümanlara bir saldırmış, epeyce Müslüman da kesmiş. Asmış, tozmuş, kesmiş… Savaşçı, putperest, Moğol kabilesinden bir kimse.
"Sen onun ismini neden aldın?"
"Gel senin ismini Cemil yapalım, "Cengiz" olmasın da "Cemil" olsun…" diyorum mesela. Adını değiştiriyoruz.
Neden?
Peygamber Efendimiz kötü isimleri değiştirirdi. Sizde değiştirin. Kendi isminiz kötüyse değiştirin. Güzel bir şey yapın. Mânası güzel olsun. Mânası imanı ifade etsin, küfrü temsil etmesin, imanı temsil etsin.
Efendimiz her şeyi düzeltirdi. Peygamber Efendimiz eşyasına da isim koyardı. Onu yapmıyoruz. Onu da yapalım. Mesela kılıcının, atının ismi var. Canlı, cansız eşyasına da isim koyardı.
Mesela; "Getir bizim Düldül'ü; getir bizim Zülfikar’ı." İsmi var hepsinin. Onu da o sünneti de yapalım inşallah. Arabaya bir isim koyalım, kaleme bir isim koyalım, tatlı olur... Sünnete uygun olan her şey tatlı olur.
Allah bizi Efendimiz' in yolundan ayırmasın. Şefaatine erdirsin. Cennette komşu eylesin…
05.07.1992 -
Abdest, Namaz, Abdest
05.01.1992 -
Avcılık, Kapı Çalma
