İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.07.1990 - Zikir Etmek

15.07.1990 - Zikir Etmek
Hadisler Deryası

15.07.1990 - Zikir Etmek

12.09.2025
18 dk 49 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Ve’llezî nefsî bi-yedihî lekadi’btederehâ aşeretü emlâkin, küllühüm harîsun alâ en yektübehâ fe-mâ derev keyfe yektübûnehâ hattâ rafeû ilâ zî’l-izzeti fe-kâle: “üktübûhâ kemâ kâle abdî” ya’nî el-hamdü li’llahi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh, kemâ yuhibbü rabbünâ en yuhmede ve yenbeğî leh.

Bu okuduğumuz birinci hadîs-i şerîf, zikir bâbında. Sevaplı cümleleri tekrar ediyoruz. Lâ ilâhe illallah, elhamdülillah, sübhânallah gibi bâkıyâtü’s-sâlihât diye adlandırılan, güzel mânalara sahip olan, imanımızın temelini teşkil eden hakikatleri anlatan cümleler,bunları okuyoruz. Bunların sevabına dair bir hadîs-i şerîf. Râvîsi Enes radıyallahu anh. Ahmed b. Hanbel’in, Neseî’nin, İbn Hibbân'ın ve daha başka hadis âlimlerinin kitaplarına kaydedilmiş.

Peygamber Efendimiz’in, kendisinin özel bir yemin ediş tarzı var; o tarzda yemin ederek başlıyor.

Ve’llezî nefsî bi-yedihî. “Canım, nefsim, elinde olan zâta yemin olsun ki.”

Canım elinde olan zât ne demek?

“İsterse beni yaşatır, isterse öldürür. Can almak ve vermek, diriltmek ve öldürmek O’na aittir ve beni dünya hayatında nasıl isterse öyle yapar. Kudret-i külliye sahibidir, ilim sahibidir, her şeyi bilir, her şeye kadirdir. Bir şeyin olmasını isterse, kün fe yekûn, ‘Ol’ der, olur.”

O halde hepimiz Rabbimizin hükmüne, emrine ve kaderine bağlıyız. Elimizde bir şey yok. Canımız O’nun elinde. Onun için Mevlana Celâleddîn-i Rûmî’nin bir beytini hatırlıyorum, diyor ki;

Biz kilcinin, çamurdan kap kacak yapan ustanın elindeki bir avuç çamur gibiyiz.

Kendi gafletimizden hâlâ diyoruz ki bizi şekillendiren usta nerede?

Kilci çamuru alır, tezgâh dönerken elini suya batırarak çamura şekil verir. Ya tabak olur ya kâse olur ya testi olur. O çamura o şekli veren O. Elindeyiz; istediği gibi bize şekil veriyor. Her şeyimiz O’na bağlı, her şeyimiz O’nun kudreti elinde. Gafletimizden hâlâ anlayamıyoruz. “O’nu göremiyoruz, bilemiyoruz da ‘Nerede bizim kilcimiz?’ diyoruz.” diye edebî bir üslupla anlatmış.

Her şeyin Allah’tan gelmesi dolayısıyla tabi Peygamber Efendimiz de; “Canım kudreti elinde olan Allah’a yemin olsun ki” diyor. Vallahi demiyor da böyle bir ifadeyle başlıyor.Yemin olsun ki; Böyle bir yeminle başlamak, bir işin ehemmiyetini anlatmak için önemli. Durup dururken düz bir şekilde söylemek varken yemin ederek başlanıyor; demek ki arkasından önemli bir şey gelecek.

Ne buyrulmuş?

“Nefsim, canım kudreti elinde olan Allah’a yemin olsun ki”

Lekadi’btederehâ aşeretu emlâkin. “On tane melek bu işi yapmaya kalkıştı, davrandı, girişti.”

Küllühüm harîsun alâ en yektübehâ. “Hepsi bunun sevabını yazmaya haristiler, ‘aman ben yazayım’ diye gayretliler, tembel değiller, hızlı çalışıyorlar.”

Fe-mâ derev keyfe yektübûnehâ. “Fakat sevabı nasıl yazacaklarını bilemediler.”

Öyle muazzam bir şey ki içinden çıkamadılar.

Hattâ rafeû ilâ zî’l-izzeti. “İzzet ve celâl sahibi olan Allahu Teâlâ hazretlerine durumu ref ettiler, arz ettiler, dediler ki ‘Yâ Rabbi! Kulun bir söz söyledi; biz bunun sevabını nasıl yazacağımızı bilemedik. âciz kaldık, şaşırdık.’”

Bunun üzerine Allahu Teâlâ hazretleri şöyle der:

Üktübûhâ kemâ kâle abdî. “Kulum ne dediyse siz onu öyle yazın; ‘bu kul şöyle dedi’ diye yazın, sevabı bana aittir; siz onu bilemezsiniz, güç de yetiremezsiniz. On tane melek, yazsanız dursanız, bunun sevabını bitiremezsiniz.”

Nedir bu cümle?

el-Hamdü li’llâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh kemâ yuhibbü rabbünâ en yuhmede ve yenbeğî leh.

Melekler bu sözün sevabını yazmaktan âciz kalmışlar. Ellerinden kalemleri bırakıp ne yapacaklarını şaşırmışlar. Rablerine demişler ki;

“Kulun bir söz söyledi ama sevabını yazacak kudrette değiliz.”

O da;

“Öyle yazın, sevabını ben veririm, siz karışmayın.” buyurmuş.

Şimdi gelelim bu sözün ezberlenmesine. Bir kere bu sözü hatırımızda tutmamız lazım.

el-Hamdü li’llâhi hamden kesiran tayyiben mübâreken fîh kemâ yuhibbü rabbünâ en yuhmede ve yenbeğî leh.

Mânasına geçelim:

el-Hamdü li’llâhi hamden kesîren tayyiben. “Elhamdülillah, her türlü övgü, medh ü senâlar Allah’adır, Allah’ındır. Her şeyi Allah yarattığı için, hamd O’nadır.”

Hamden kesîren. “Allah’a çok hamd ile hamd ederim.”

Tayyiben. “Güzel, hoş bir hamd edişle hamd ederim.”

Mübâreken. “Çok hoş, mübarek bir hamd ile Allahu Teâlâ hazretlerine hamd ederim.”

Bu hamd edişin içinde nice sevaplar vardır, nice bereketler vardır. Kul şükredince, hamd edince nimet artar.İşte böyle çok hoş,mübarek hamd ile Allahu Teâlâ hazretlerine ham ederim.

Ve kemâ yuhibbü rabbünâ en yuhmede ve yenbeğî leh. “Rabbimiz hangi tarzda kendisine hamd edilmesinden hoşnut ve razı olacaksa ve Rabbimin celaline, makamına, azametine, izzetine, kudretine layık olan hamd ediş tarzı ne tarzdaysa onunla hamd ederim.”

Kesiran, tayyiben, mübâreken. “‘Çok fazla miktarda hoş, bereketli, mübarek bir hamd ile Rabbimiz kendisine nasıl hamd edilmesini seviyorsa o tarzda ve kendisinin azametine, celaline layık olan şekilde hamd etmek nasılsa o tarzda Rabbime hamd olsun.’ dedi.” diye melekler âciz kalmışlar.

Hamd nedir?

Övmektir ama kulların övülmesi gibi değil. Hamd Allah’a mahsustur. Kul kula herhangi bir şekilde övücü söz söylerse ona medih, sena derler. Bu hamd; verilen nimetlerin karşılığında duyulan minnettarlığı ifade eden bir övgü. Bir iyilik yapılmış veya nice iyilikler yapılmış da onun mukabilinde, o iyiliğe teşekkür babında yapılan övgü; boşuna değil! Mesela bir şair, bir hükümdarı methedebilir; ama yalan yanlış sıfatlarla... Adam zalimken “adilsin” cimri iken “ne cömertsin” der. Veyahut kötü huyluyken “şahane bir insansın” der; korkak, aciz, beceriksizken göklere çıkarır. Böyle değil!

Hamd; bir iyiliğin, bir nimetin karşılığında o nimeti verene karşı duyulan şükran borcu ile o nimetin karşılığı olarak yapılmış olan övgü ve teşekkür ifade eden bir medih.

Allahu Teâlâ hazretleri kendisine hamd edilmesini emrediyor ve seviyor. Kitabımız da el-hamdü li’llâhi rabbi’l-âlemîn diye başlıyor. Kur’ân-ı Kerîm’in ilk suresi, Fâtiha sûresi de hamd ile başlar. Onun için şairin birisi demiş ki;

Yok iştikâ-yı cevr-i felekten nisâbımız,

Serlevhasında hamd ile başlar kitâbımız.

“Biz feleğin cevri cefasından şikâyet etmeyiz, çünkü bizim kitabımız ilk sayfasında hamd ile başlar.”

Bu sevaplar sadece bu cümleye mahsus mudur?

Bunun gibi bir tanesi de daha önce geçmişti:

Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhâna’llâhi’l-azim.

Bunun hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyordu:

“Dile söylemesi kolay, ancak âhirette, mizanda çok ağır çekecek olan ve Allahu Teâlâ hazretlerinin çok sevdiği cümlelerdir.”

Bir de;

“Hocam, ben bir rivayette okumuştum, sonunda ve bi hamdihî estağfirullâh da var.” bir arkadaş ilave etmişti.

“Tamam, o ilavesini de eklerseniz daha iyi olur.” demiştim.

Bir başka rivayet daha var:

Bir defasında kulun birisi demiş ki;

Allâhümme leke'l-hamdü kemâ yenbeğî li-celâli vechike ve li-azîmi sultânike. “Yâ Rabbi! Sana hamd olsun, senin zâtının celâline nasıl hamd etmek uygun oluyorsa o tarzda ve saltanatının azametine münasip ve mütenasip şekilde hamd olsun.”

Bu sözü söyleyen bir kul için de melekler âciz kalmışlar kalemleri bırakmışlar; “Bu kul öyle bir hamd ile hamd etti ki şimdi biz buna ne yazacağız?” diye yine âciz kalmışlar.

Muhterem kardeşlerim!

Demek ki hamd, tesbih, takdis, kelime-i tevhîd, lâ ilâhe illallah vs. bunların sevabı çok fazla. Bunların, bizim akıl gözüyle dünya gözüyle anlamamızın mümkün olmayacağı kadar muazzam sevapları var. Onun için dilimizi Allah’ın zikrinden hiç boş tutmamalıyız. Dilimiz daima Allahu Teâlâ hazretlerinin şükrüyle meşgul olmalı. Elhamdülillah mı deriz, sübhanallah mı deriz, hadîs-i şerîflerde geçen bu ifadeleri ezberleyip öyle mi yaparız, nasıl yaparsak yapalım bunları ezberlemeli ve çok çok söylemeliyiz.

İmam Nevevî büyük hadis alimidir. Riyâzü's-sâlihîn’in sahibi ve çok müttakî bir insandır. Onun da Riyâzü's-sâlihîn kitabında;

“Bir kul bu tesbihi çektiği zaman şu kadar köle âzat etmiş gibi olur, şu kadar maddî sevaba nâil olur, bu kadar mânevî mertebesi yükselir.” diye anlatılıyor. Demek ki Allahu Teâlâ hazretleri bu sözlere büyük sevaplar veriyor.

Neden?

Bu sevapları seveceği, kazanmak isteyeceği için kullar çok söyleyecekler. Çok söyleyince de o ilim, o iman, insanın kalbine işleyecek. Çok söylene söylene gönlüne yer edecek ve o duyguyu öğrenmiş olacak. Kul o duyguyla, hamd duygusuyla, tesbih duygusuyla, tevhid duygusuyla, her şeyin Allah’tan geldiğini bilen bir insan şuuruyla yaşayacak. Kâmil müslüman olacak.Onun için;

“Bu sözler ve sözlerin tekrarı çok sevaplı, yüz defa söyleyin.” filan diye Efendimiz’in çeşitli tavsiyeleri vardır. Onun için Mü’minin önemli bir işi zikirdir. Buna benzer hayırlı, sevaplı cümleleri, Allahu Teâlâ hazretlerinin Esmâ-i Hüsnâ’sından herhangi birisini, Yâ Latîf, Yâ Hak, Yâ Hû, Yâ Rahmân, Yâ Rahîm, Yâ Celîl gibi Esmâ-i Hüsnâ’dan herhangi bir isim ile Allah, lâ ilâhe illallah diyerek veya hepsinden meydana gelen sübhâna’llâhi ve’l-hamdü li’llâhi ve lâ ilâhe illa’llâhu va’llâhu ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm demek suretiyle bu sevapları kazanmaya devam eder. Bunlar devamlı gelir kaynağıdır.

Hatta bir hadîs-i şerîfte okumuştum ki; bir kişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e fakr u zaruretinden, elinin darlığından, kazancının geçiminin güç durumda olduğundan, fakirliğinden şikâyet etmiş. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ona; “İnsanın maddî-mânevî nice sevaplar kazanmasına sebep olacak maddeten de kazancının fazlasına sebep olacak şu tesbihten yana durumun nasıl?” diyor. “Şu tesbihi çekiyor musun çekmiyor musun?” mânasına.

O tesbih nedir?

Sübhâna’llahi ve bi-hamdihi sübhâna’llâhi’l-azîm ve bi-hamdihî estağfirullâh.

Sabah namazından önce veya sonra bunu yüz defa söylemeyi tavsiye ediyor. Demek ki bu çeşit mübarek sözleri tekrar etmek, zikirleri yapmak insanın zengin olmasına da sebep oluyor, maddî bakımdan kazanç sahibi olmasına da vesile oluyor. Onun için mü’minin dili zikirli olması lazım.

Peygamber Efendimiz’in; “Yâ Rabbi! Bana şükredici, zikredici bir dil ver. Dilim senin zikrinle meşgul, kalbim şükredici, imanım sapasağlam olsun; yakîn sahibi olayım.” diye duaları vardır. “Amellerin en faziletlisi, en hayırlısı en temûte ve lisânüke rabbü min zikri’llâh, “Dilin, Allah’ın zikriyle meşgulken, ter ü taze o zikirle devam ederken Allah’a kavuşman, öyle canını teslim etmendir.” diye bildirmiş.

İnsan bir şeyi tekrar ettiği zaman içine yer eder ve artık istese de istemese de onu söylemeye başlar; şarkı ise şarkı, zikir ise zikir, başka bir şey ise başka bir şey. Tekrar, iz bırakır ve o insan istemeden, gayri ihtiyari o işle devamlı meşgul olur. “Aklın kontrolü elden gittiği zaman da, hâlet-i nez geldiği zaman da insan zikri gayri ihtiyari, kendiliğinden yapabilsin.” diye büyüklerimiz zikirle meşgul olmayı emretmişlerdir.

Bir arkadaşımız kalp ameliyatı olmuş, bayıltmışlar. “Uyandım, baktım, Yasin suresini okuyup duruyorum, üçüncü sayfasındayım.” diyor.

Neden?

Kendisi hafız, çocuklarını hafız yetiştirmiş. Şuuru gittiği, baygın kaldığı zaman, uyanırken aklının kontrolü yokken bakıyor ki dili Yasin suresiyle meşgul oluyor.

Neden?

İşte o evvelki alışkanlıktan.

Onun için Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Hangi hal üzere ölürseniz o hal üzere kalkarsınız.”

O bakımdan zikri; başka insanlar bize “mecnun” diyecek kadar çok yapmaya çalışmalıyız.

“Şuna bak, deli mi divane mi mecnun mu bu adam canım, bu kadar da olur mu?” desinler, biz zikri kalbe yerleştireceğiz.

 Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA