İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

16.09.1990 - Mehdi, Dalkavukluk

16.09.1990 - Mehdi, Dalkavukluk
Hadisler Deryası

16.09.1990 - Mehdi, Dalkavukluk

09.12.2019
20 dk 13 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Ebşirû bi'l-Mehdî racülün min Kureyşin min itretî yahrucü fî ihtilâfin mine'n-nâsi ve zelzâlin fe-yemleü'l-arda kıstan ve adlen kemâ müliet zulmen ve cevren ve yerdâ anhü sâkinü's-semâi ve sâkinü'l-ardi ve yaksimü'l-mâle sıhâhan kâlû ve mâ sıhâhu kâle bi's-seviyyeti ve yemleü kulûbe ümmeti Muhammedin gınen ve yese'uhum adlühû hattâ ennehû ye'mürü münâdiyen fe-yünâdî men lehû hâcetün ileyye fe'tihi femâ ye'tîhi ehadün illâ racülün vâhidün ye'tîhi fe-yes'elühü fe-yekûlü i'ti's-sâdine hattâ yu'tiyeke fe ye'tîhi fe yekûlü ene resûlü'l-Mehdî ileyke li-tu'tiyenî mâlen fe yekûlü'hsi fe-yahsî ve lâ yestetî'u en yahmilehû fe-yülkî hattâ yekûne kadre mâ yestetî'u en yahmilehû fe-yahrucü bihî fe-yendemü fe-yekûlü ene küntü ecşe'a ümmeti Muhammedin nefsen küllühüm du'iye ilâ hâze'l-mâli fe-terekehû gayrî fe-yerüddü aleyhi fe-yekûlü innâ lâ nakbelü şey'en a'taynâhü fe-yelbesü fî zâlike sitten ev seb'an ev semâniyen ev tis'a sinîne ve lâ hayre fi'l-hayâti ba'deh.

Metnini okuduktan sonra kaynağını söyleyelim. Ahmed b Hanbel ve Bâverdî'den Ebu Saîd el-Hudrî rivayet etmiş radıyallahu anh. Birçok şahitleri olan, birçok hadis-i şeriflerde zikredilen konu; kısaca izah edip geçeceğim:

Ebşirû bi'l-Mehdi. "Ey ümmet-i Muhammed! Mehdi gelecek, müjdeler olsun. Bir Mehdi'nin gelişiyle müjdelenin."

Bu nasıl bir kimse olacak?

Racülün min Kureyşin min itretî. "Benim ailemden, soyumdan, Kureyş kabilesinden bir kişi olacak."

Hz. Fâtıma radıyallahu anhâ'nın soyundan rivayetleri var, daha başka rivayetler var.

Yahrücü fî ihtilâfin mine'n-nâsi ve zelzâlin. "İnsanların, Müslümanların birbirleriyle ihtilafa düştükleri ve sarsıldıkları, manevi zelzelelere uğradıkları ve birbirleriyle fazla çekiştikleri, uğraştıkları bir zamanda bu Mehdi çıkacak."

Fe yemleü'l-arda kıstan ve adlen. "Yeryüzüne hâkim olacak ve yeryüzünü doğruluk ve adaletle dolduracak."

Kemâ müliet zulmen ve cevren. "Kendisinin bu hâkimiyeti kurmasından önce yeryüzü cevir, cefa ve zulüm ile dolmuşken bu durumu değiştirecek, yeryüzünü doğruluk ve adaletle dolduracak. Zulüm gidecek, cevir gidecek."

Ve yerdâ anhü sâkinü's-semâi ve sâkinü'l-ardi. "Öyle beğenilecek, insanlar onu öyle sevecekler, memnun olacaklar ki kendisinin bu adaletinden ve mükemmel idaresinden gökteki varlıklar da gökte olan yaratıklar da yerde olan yaratıklar da kendisinden razı olacak. Melekler, kuşlar, yerdeki hayvanlar, insanlar, hepsi razı olacak."

"Ve malı sıhâhen dağıtacak."

Sıhâhen ne demek?

Kâlû ve mâ sıhâhu. "Sahâbe-i kirâm, dinleyiciler; 'Ne demek?' diye sormuşlar."

Bi's-seviyyeti. "Eşit olarak dağıtacak, haksızlık etmeden, herkese bol bol mütesaviyen dağıtacak."

Mehdi'nin o güzel taksimi ile herkes mala mülke kavuşacak. Sonra?

Ve yemleü kulûbe ümmeti Muhammedin ğınen. "Ümmet-i Muhammed'in, Müslümanların kalbini istiğna ile dolduracak. Müslümanlara gönül zenginliği gelecek, herkesin gözü doyacak, gönlü doyacak."

Böyle bir hırs, mala karşı ihtiras kalmayacak. Herkese dağıtacak, mal bol; hiç kimsenin hırsı kalmayacak. O adaletiyle doyuracak. Çünkü onun o adaletiyle bereket de gelecek.

Ve yese'uhüm adluhû. "Hepsine yardımı kavuşacak, hiç kimseyi geride eksik bırakmayacak; bu cömertliği, adaleti hepsini ihata edecek."

Ve öyle olacak ki durum:

Hattâ ennehû ye'müru münâdiyen fe-yünâdî men lehû hâcetün ileyye fe'tihi. "Seslendirecek bir tellala, bir ilancıya ilan ettirecek, ihtiyacı olan, bana muhtaç olan gelsin, diyecek." Femâ ye'tîhi ehadün. "Böyle ilan ettiği hâlde kimse gelmeyecek."

Çünkü herkesin gözü tok, gönlü tok, mala sahipler, kimse gelmeyecek.

İllâ racülün vâhidün ye'tîhi fe-yes'elühü. "Ancak bir adam gelecek ve mal isteyecek." "O da diyecek ki." İ'ti's-sâdine. "Hazinedarıma, beytülmale mallara bakan, taksimi yapan memuruma git, iste!" Hattâ yu'tiyeke. "O da gidecek." Fe-ye'tîhi fe-yekûlü. "Ona diyecek ki." Ene resûlü'l-Mehdî. "Ben Mehdi aleyhisselam'ın sana gönderdiği kimseyim."

"O gönderdi. Ben ona müracaat etmiştim, beni sana o gönderdi mânasına."

İleyke li-tu'tiyenî mâlen. "'Bana mal veresin.' diye, beni sana gönderdi, hadi ver." diyecek.

Fe-yekûlü. "Onun üzerine bekçi, o mala bakan vazifeli memur diyecek ki "Aç alacağın kucağını, eteğini.'"

O da açacak. O kadar yüklenecek ki;

Ve lâ yestetîu en yahmilehû. "Verilen miktarı taşımaya gücü yetmeyecek."

Kucağını mı açtı, eteğini mi açtı, ceplerini mi doldurdu, artık neyse taşıyamayacak hâle gelecek.

Fe-yülkî. "Onun üzerine bazısını atacak."

Çünkü taşıyamıyor; taşıyamadığını atacak.

Hattâ yekûne kadre mâ-yestetîu en yahmilehû. "Taşıyabileceği kadarı yanında kalıncaya kadar atacak, üzerindeki fazlalığını bırakacak."

Her şey o kadar bol.

Fe-yehrucü bihî. "Sonra bu malla hazinedarın yanından, hazine dairesinden çıkacak." Fe-yendemü. "Ama nadim olacak, pişman olacak." Ene küntü ecşea Ümmet-i Muhammedin nefsen. "Ümmet-i Muhammed'in malca, kalpçe, kalıpça, zatça en huşûlusu olsaydım daha iyi değil miydi?" diyecek.

"Nedir bu benim aç gözlülüğüm? Ne diye geldim? Herkese ilan edildi; 'Bu malı alsın.' diye, herkes davet edildi, benden gayrı hiç kimse gelmedi, herkes geri durdu, bir ben mi geldim?" diye bir pişmanlık duyacak. Böyle bolluk olacak. Peygamber Efendimiz böyle anlatıyor.

Fe-yelbesü fî zâlike sitten ev seb'an ev semâniyen ev tis'a sinîne. "Böylece böyle hâl, bu güzel hâl, bolluk bereket, tatlılık hoşluk, göz tokluğu, gönül hoşluğu ile altı veya yedi veya sekiz veya dokuz yıl geçecek."

Başka rivayetler de var:

"Allah-u Teâlâ hazretleri bu Mehdî aleyhisselam'ı üç bin melekle teyit edecek; onlar muhaliflerini darp edecekler, menedecekler; otuzla kırk yaşı arasında olacak."

Ondan sonra ne olacağı hakkında şu cümle var:

Ve lâ hayre fi'l-hayâti ba'dehû. "O bu vazifeyi gördükten, vefat edip de Müslümanların arasından ayrıldıktan sonra..."

Müslümanlar onun namazını kılacaklar; çok güzel vasıflara sahip bir kimse.

Ve lâ hayra fi'l-hayâti ba'dehû. "Ondan sonra felaketler sökün edecek, ondan sonra hayatın bir tadı kalmayacak."

Li-zuhûri'l-eşrâri. "Şerlilerin çoğalmasından dolayı böyle durumlar olacak." diye bir hadis-i şerifte bildiriyor.

Peygamber Efendimiz, ileride böyle bir Mehdi’nin geleceğini asrından bildiriyor. Dünyanın ileriye dönük hâlleri hakkında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in istikbali ihbar eden hadis-i şeriflerinden bir grubu da budur:

"Mehdi gelecek, şöyle olacak böyle olacak." diye. Kıyamet alametleriyle ilgili çok şeyleri biliyorsunuz, zaman zaman hadis-i şeriflerde geçti, biz de izah ettik; bir de Mehdi’nin gelme hadisesi var.

Heyecanlı; gerçekten herkesin dikkatini çeken bir mevzu. Müslümanlar biraz sıkıntıda olduğu için herkes de canla başla dinliyor. Şu sırada böyle bir Mehdî gelmesini bekleyenler çok.

Bizim de arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, tanıdıklarımızın arasında Mehdi meselesini çok seven, onunla çok ilgilenen, bu meseleyi çok karıştıran, kurcalayan, bu husustaki kitapları okuyan, takip eden, her sohbetinde bu hususta çok konuşmalar yapan kardeşlerimiz var. İstikbale ait bir mesele bu.

İnsanların bazen rüyaları da oluyor; şahsen benim de rüyalarım oldu, kendi şahsıma ait. Herkese söylemediğim rüyalar oluyor. Ama bu hususta insanın aşikâre bir alamet olmadan bir şey söylemesi uygun olmuyor, yanlış oluyor ve birtakım gevşemelere yol açıyor, toplulukların dağılmasına yol açıyor, vazifelerin ihmaline yol açıyor; o duruma düşmemek lazım.

Mehdî gelecek. Geldiğini Müslümanlar bilecekler, haberdar olacaklar. Haberdar oldukları zaman elbirliğiyle onun etrafında toplanıp çalışacaklar. O ayrı ama spekülasyon dediğimiz yani ortada bir şey yokken, bu işin spekülasyonunu yapmak, gürültüsünü patırtısını yapmak ve şu anda yapması gereken vazifeleri bu yüzden ihmal etmek, canlı tutması gereken bağlılıklardan kopmak yanlış oluyor; öyle hareket etmek yanlış oluyor.

Bazı arkadaşlar böyle çeşitli sorular sordukları zamanlar oluyor. İşte kıyamet ne zaman kopacak, kıyamet alametleri, Mehdi’nin çıkması vesaire… Hristiyanların da buna benzer bazı inançları var, onlar da bazen acayip şeyler yazarlar. Amerika'da bir gazetede "İsa aleyhisselam geliyor." yazmış. İsa aleyhisselam'ın geleceğine dair de rivayetler var. Onlar zaten bekliyorlar, Hristiyanların kendi dinî literatürlerinde de var.

Bizim buradaki arkadaşlar da "Aman Amerika'ya İsa aleyhisselam geliyormuş!" diye onlar da burada bakıyorsun ona tâbi olmuş.

Bir kere rivayeti kimden alıyorsun?  Neye göre yazdı, neyin nesi?

Bu kaç sene önce oldu; hâlâ "Geliyor, gelecek." Sonradan onların bir oyunu olduğu anlaşıldı. Bu gibi hususlarda şöyle rahat hareket edin; Allah insana takatinin üstünde yük yüklemez. Herkese takati kadar yük yükler ve sorumlu olmadığı meseleden sorumlu tutmaz. Adaletinin icabıdır; Allah, size Mehdi'nin çıktığını gönlünüzün razı olacağı bir şekilde duyurur. Duyurunca tâbi olursunuz. Öyle "Galiba otuz yaşındaymış, filanca yerde saklanıyormuş, bilmem neymiş." gibi çeşitli rivayetler çıkıyor. Aslı çıkmıyor. Aslı çıkmayınca da hem kendilerinin moralleri bozuluyor hem de bu işi çok konuştukları kimselerin moralleri bozuluyor. Bu sefer çeşitli problemler başlıyor. Bu meseleyi böylece söylemiş olalım.

Eb'adü'l-halki mina'llâhi racülâni racülün yücâlisü'l-ümerâe femâ kâlû min cevrin saddakahüm aleyhi ve muallimü's-sıbyâni lâ yüvâsî beynehüm ve lâ yurâkıbu'llâhe fi'l-yetîm.

Bu hadis-i şerif; İbn Asâkir'den Ebu Ümame radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Şöyle buyruluyor:

Eb'adü'l-halki mina'llâhi. "Mahlukatın, özellikle insanların Allah'tan en uzak olanı; Allah'ın rahmetinden uzak, Allah'ın sevmediği, yanlış yolda olan, Allah'ın gazap ettiği kötü durumda olan kişi."

Racülâni. "İki tip adamdır."

"Mahlukatın Allah'tan en uzağı iki tip adamdır."

Çok büyük kusurlu iki kimse anlatılacak: Bunlar Allah'ın sevmediği insanlardır, Allah'tan uzaktır, Allah'ın rahmetinden uzaktır, Allah'ın gazabına müstahaktırlar.

Raculâni. "İki sınıf insan, iki adam." diyor ama "sınıf" kastediliyor, "tip" kastediliyor.

Racülün yücâlisü'l-ümerâe femâ kâlû min cevrin saddakahüm aleyhi.

Allah'ın en sevmediği, Allah'tan en uzak olan insanlardan birisi kimdir?

"Bir adamdır ki bir adam tipidir ki emirler, komutanlar, başbuğlar, siyasî iktidar sahibi kimselerin meclislerinde bulunurlar, onlarla düşüp kalkarlar, otururlar. O siyasîlerin, başkanların, emirlerin cevr-ü cefa, zulüm bâbında, yalan yanlış günah bâbında söyledikleri şeyleri tasdik ederler. Dalkavukluk yaparlar; 'İsabet buyurdunuz, çok haklısınız efendim, gerçekten öyle efendim!' derler."

Ne gerçekten öyle!

Bunlar zulmediyor, cevrediyor, yanlış söylüyor; nefsinden, şeytanî ve dine aykırı konuşuyor. Ne tasdik ediyorsun?

Allah'ın indinde en uzak, Allah'ın rahmetinden en uzak insanlardan bir tip bu. İktidar sahiplerinin koltuğunun altında, meclisinde, yakınında el pençe divan, ne derse, "Eyvallah efendim, tamam efendim!" diye dalkavukluk eden kimse.

Peygamber Efendimiz iki tip insandan bahsediyor,

İktidar sahipleri, emir, komutan vesaire paralı pullu ağa, paşa insanların yanına sokulup onlara dalkavukluk eden cevr-ü cefa bâbında söyledikleri şeyleri bile tasdik eden; bu bir.

Ve muallimü's-sibyâni. "Çocuklara öğretmenlik yapan kişi ki." Lâ yüvâsî beynehüm. "Aralarında eşit davranmıyor. Vereceği şeyleri eşit olarak vermiyor." Ve lâ yurâkıbu'llâhe fi'l-yetîmi. "Yetimi gözetmek hususunda Allah'tan korkmuyor."

Bu ikisine Allah çok kızar. Bunlar Allah'tan en uzak insanlardır. Bu iki tipi biraz bahis konusu etmek istiyorum.

Muhterem kardeşlerim! İslâm'ın en teşvik ettiği, en güzel vasıflardan birisi adalettir. Adalet, dürüstlük, doğruluk, hakkaniyetlilik. Terazi elinde olup her şeyi hakkaniyetli yapmak çok önemlidir. Ve İslâm adalete o kadar büyük bir önem vermiştir ki Müslümanın; kendinin aleyhine bile olsa canı gibi sevdiği anasının babasının, akrabasının aleyhine bile olsa adaletten ayrılmaması lazım gelir. Kendi kendini mahkûm etmesi lazım; "Evet, ben bu hususta suçluyum, şu cezayı hak ettim." diye kendisini yargılaması lazım.

Şeyh Şâmil'i böyle anlatırlar: Kendini mahkûm etmiş, Kendisini -bilmem kaç kırbaç- kırbaçlattırmış. Anasına sokulmuşlar, demişler ki:

"Biz bu Ruslarla baş edemeyiz, bu heriflerin silahları, güçleri, kuvvetleri var; her şeyleri yerli yerinde. Şu Şeyh Efendi hazretlerine söyleseniz de bunlarla bir anlaşma yoluna gitse, sulh etse, biz bunlarla savaşmasak."

Kendileri söyleyemiyorlar. Şeyh Şâmil'in anasına gitmişler. "Sen annesisin, sana bir şey diyemez, seni de kıramaz." demişler; öyle bir politikayla anasına gelmişler, teslim olmayı, sulh olmayı veya anlaşma yapmayı teklif etmişler.

Anası da "Evladım, böyle böyle diyorlar. Bu mücadelenin sonu yok; acaba, bıraksan mı bu mücadeleyi? Bunlarla bir sulh, bir anlaşma, bir vazgeçme olsa mı?" deyince bir durmuş mübarek, "Şeyh Şâmil" Nakşibendî tarikatının büyüklerinden Hâlid-i Bağdadî Efendimiz' in Kafkasya'daki halifelerinden, mücahitlerin en meşhurlarından mübarek zât.

Demiş ki:

"Ana, bu sözü başkası söyleseydi çok büyük suç olduğu için ona şu kadar kırbaç cezası vermem gerekirdi. Sen söyledin. Şimdi ben ne yapayım? Bu lafı sen söyledin, söylenecek laf mı bu?"

Ruslar yenilmezmiş! Bak, Afganlıları yenebildiler mi?

İnsan gözü korktuğu zaman yeniliyor. Gözü korkmadığı zaman bir şey olmuyor.

Amerika Irak'a bir şey yapabildi mi?

Herkes sanıyordu ki iki günde tepeleyecek. Gözü korktuğu zaman insan zaten yıkılmış oluyor, savaşta yenik düşmüş oluyor.

"Şimdi vursam elimde kalırsın, şu kadar yaşlısın, belin kambur, yaşın yetmiş seksen. Ölsen ben senin malına mirasçı olacaktım; senin cezanı benim çekmem lazım." demiş, sırtını açtırmış; "Kaç kırbaç vurulması lazım gelirse anamın yerine bana vurun!" diye kendisine vurdurtmuş.

"Anası o sözü teklif etti." diye, kırbacı kendisine vurdurtmuş. Büyüklerin hâli böyle enteresan oluyor.

Adalet, İslâm'ın esasıdır. Adaleti, hakkı söyleyeceksiniz. Kimin karşısında olursa olsun doğruyu söyleyeceksiniz.

"Dokuz köyden kovarlar!"

Kovsunlar be! Allah'ın mülkü geniş, onuncu köyü kurarsınız. İki köyün arasından, dağın kenarından bir başka köy kurarsınız. Hep dürüst insanlardan müteşekkil güzel bir köy olur. Bir sürü yalancının, dolancının arasında olacağınıza daha rahat edersiniz. Biraz kovulur gibi olursunuz ama ertesi gün daha rahat edersiniz.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA