İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

18.10.1992 - Mescide Girmek, Temizlemek, Mescid Adabı

18.10.1992 - Mescide Girmek, Temizlemek, Mescid Adabı
Hadisler Deryası

18.10.1992 - Mescide Girmek, Temizlemek, Mescid Adabı

11.09.2026
18 dk 8 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İzâ dehale ehadükümü'l-mescide kâne fî salâtin mâ kâneti's-salâtu tahbisuhû ve'l-melâiketihû yusallûne alâ ehadüküm mâ dâme fî meclisihillezî sallâ fîhi yekûlün: Allahümme'r-hamhu Allahümme tüb aleyhi mâ lem yu'zi fîhi mâ lem yuhdis fîhi.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ın bize nakil ve rivayet eylediğine göre buyuruyor ki;

İzâ dehale ehadükümü'l-mescide kâne fî salâtin mâ kâneti's-salâtu tahbisuhû ve'l-melâiketuhû yusallûne alâ ehadiküm mâ dâme fî meclisihi'llezî sallâ fîhi yekûlün: Allahümme'r-hamhu Allahümme tüb aleyhi mâ lem yu'zi fîhi mâ lem yuhdis fîhi.

"Sizden biriniz mescide girdiği, mescide dâhil olduğu zaman namazda sayılır, namazda olur, namazda olmuş gibi sevap kazanmaya devam eder durur. Namaz orada tuttuğu müddetçe, namaz niyetiyle orada beklediği müddetçe namazdaymış kadar çok sevabı almaya devam eder durur."

Sevabı yazılmaya başlıyor ve devam ediyor. Ama sebep namaz ise!

Namaz onu orada tutmuyorsa namazdan başka bir sebep varsa o ayrı.

"Hele şu namaz da bitsin de mendili yayarım ondan sonra para toplarım…"

"Birisi var, namaz kılsın da onunla bir konuşma yapacağım..."

Olmadı! Niyet başka! Namaz için ise, namaz orada tuttuğu müddetçe o zaman namazdaymış gibi sevap almaya devam eder durur.

"Ve namaz kıldığı o oturma yerinde olduğu müddetçe melekler sizden birinizin üzerine salât-u selam getirir, dua eder dururlar."

İki şey anlıyoruz:

Bir; namaz kılıncaya kadar beklediği müddetçe namazda sayılıyor, oradan sevap kazanıyor.

İki; namaz kıldıktan sonra namaz kıldığı yerde oturduğu müddetçe melekler ona dua edip duruyorlar, salât-u selam getirip, onun için Allah'tan rahmet isteyip duruyorlar.

Tabii meleklerin duası da kabul olur. Allah meleklerine öyle dua ettirdi mi meleklerin dua ettiği kimse nice hayırlara erer. O melekler derler ki:

"Yâ Rabbi! Bu kuluna rahmetini ihsan et, bu kuluna rahmeyle yâ Rabbi!" derler.

Başka?

"Yâ Rabbi sen bu kuluna teveccüh eyle, bu kulunu rahmetine mazhar eyle, bu kulunu rahmeyle ve lütfeyle, teveccüh eyle!" derler.

Şartı var:

Orada kimseyi ezalandırmadıkça ve orada abdestini bozacak bir şey yapmayıp abdestli olduğu müddetçe!

Demek ki abdesti kaçarsa o zaman iş bitiyor. Abdestini kaçırmadığı müddetçe ve kimseye eza vermediği müddetçe!

Muhterem kardeşlerim! Allah-u Teâlâ hazretlerinin rahmeti çoktur, bize rahmetini ihsan etmek için, küçük sayılabilecek bizim için çok kolay sebepleri vesile ediyor, lütfediyor. Bir şey yapmadan veriyor:

Namaza gidiyorsunuz, namazı bekliyorsunuz; namazdaymış gibi sevap veriyor. Namazı bitiriyorsunuz; oturduğunuz müddetçe melekler dua ediyor, insan sevap kazanıyor.

Bu hadis-i şerifte ne var?

Namaza erken gelmenin, ezan okunmadan camiye gelmenin çok kârlı olduğuna dair işaret var. Zaten bu hususta hadis-i şerifler de var. Ezan okunduğu zaman gelenin sevabı başka, ezan okunmadan evvel gelenin sevabı başka, daha önce gelenin sevabı başka, ezan okunduktan sonra gelenin sevabı daha az; derecelenme var. Bir insan Allah'ın evine geldi mi erken gelişine göre mükâfatı daha çok oluyor.

Cami; Allah'ın evi, Allah'a ibadet edilen ibadethane. Bu mülkün sahibi Allah, burası Allah'a ibadet edilen yer ama dışarıda çeşitli şeyler dönüyor. Mescitler Allah'a ibadet edilen yer olduğundan Allah'ın evleri sayılır. Bütün mescitler -isterse üstü hurma dallarıyla örtülmüş çardak olsun- hepsi Allah'ın evi sayılır.

Ve Allah'ın evine gelen her misafire Allah'ın ikramda bulunması mutlaka olacak. Ev sahibi evine gelene mutlaka ikram eder ya, Allah da gelen kimseye bir ikramda bulunacak.

"Kim Allah rızası için -içinde ibadet edilsin, benim de bir hayrım olsun diye- bir mescit bina ederse Allah da ona cennette bir köşk inşa eder. Eğer parası az da yol kenarında namaz kılınsın diye dört tane direği dikmiş de arasına dalları uzatmış, üstüne yaprakları örtmüş, çardak yapmış, namazgâh yapmışsa bile o sevabı yine alır."

Hatta o mescitlerin o namazgâhların temizlenmesi, süpürülmesi bir kenara; temizlenmesi o kadar sevap ki o süprüntüler huri kızlarının mehirleri oluyor. Huri kızları ile evlenecek de düğünde mehir lazım; altın lazım gümüş lazım vs. Çeşitli hadis-i şeriflerde; o onun gibi kıymetli oluyor, diye bildirilmiş.

Demek ki namaza erken geleceğiz, caminin adabına riayet edeceğiz; girerken dua var, Peygamber Efendimiz' e salât-u selâm getireceğiz.

Allahümme'ftahlanâ ebvâbe rahmetike diye sağ ayağımızla gireceğiz; içerde gürültü patırtı etmeyeceğiz, Allah'ın evinde saygısızlık sayılabilecek işleri yapmayacağız, kimseyi ezalandırmayacağız.

Ezâlandırmanın çeşitleri vardır: Yüksek sesle bağırıyorsun, kendi kendine okuyorsun, o bile bazen sağdakini soldakini ezalandırıyor.

Geçen gün birisi geldi, diyor ki:

"Hocam camide birkaç defa yer değiştirmek zorunda kaldım. Bir adam var onun yanında namaza durmak hiç istemiyorum. Çünkü yanında namazında okuduğu kıraatini öyle yüksek sesle okuyor ki benim aklım karışıyor. Onun için onun yanında durmak istemiyorum."

Demek ki üzüyor; yanındakinin aklını karıştırdığına göre, ibadetinin aksattığına göre o bile doğru değil. Fıs fıs, yavaş yavaş, kendisi duyacak gibi yapacak.

Bir de ezalandırmak; itmek kakmak, hakaret etmek olabilir.

Mesela temiz niyetli birisi camiye yeni geliyor; annesi-babası, komşusu teşvik etmiş, sevaptır demiş vs. Zavallı, camiye ilk defa geliyor geliyor. Bilmiyor, yanlış bir şey yapar mıyım filan diye ürkek bir kuş gibi korkuyor. Hacı babanın birisi oradan bastonunu sallıyor:

"Höt, öyle yapılmaz!" Eyvah! Öbür taraftan bir başka hacı;

"Öyle yapma!" Eyvah!

"Öne gittin, geriye kaldın, şöyle yaptın böyle yaptın!.."

Bizim bir komşu vardı, diyor ki:

"Hocam, bir kere camiye gittim bir daha gitmem!"

"Neden?"

"Ödüm patladı, hacı babalardan ödüm patladı." diyor.

Tabi ilk geliyor, hatalı yapmış. Bilmiyor.

"Elin öyle bağlanmaz, ayağın öyle tutulmaz; parmağını öyle kaldıracak, şu şöyle olacak…"

Dur bakalım adamcağız daha yeni yeni öğrenecek. Sen ilk önce bir tanış: "Kimsin?" de, hâlini bir anla, bir güzel birkaç söz söyle.

Önce güzel söz söyleyeceksin!

Bak Allah'tan bile bir şey isterken önce ne diyoruz?

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn diyoruz. Allah'a bir hamd ediyoruz. Onun şanını övecek sözler kullanıyoruz, er-Rahmâni'r-Rahîm diyoruz, Mâliki yevmi'd-dîn… diyoruz neden sonra İhdina's-sırâte'l-müstakîm diyoruz. Her şeyin bir adabı var.

Birisine bir nasihat edeceksen bile ilk önce bir methet:

"Allah razı olsun, iyi ki camiye gelmişsin. Allah sevabını bol etsin, Allah sevdiği kullar arasına seni de katsın… Ama ben şöyle bir şey duydum acaba senin bu hususta başka bilgin mi var?"

"Yok, amca ben de bilmiyordum, böyle yaptım. Teşekkür ederim…" diyebileceği gibi olsun.

Bağırıp çağırıp da eza etmemek lazım, o da bir eza olabilir. Şefkatli olmamız lazım.

Küçük çocuklar ön safa geliyor, ondan sonra bir tokat yiyor; bir daha cami deyince tokat aklına geliyor, tokadı görünce cami aklına geliyor! Ters şartlandırılmış oluyor!

Dövmeyeceksin, yumuşak konuşacaksın! Gülüşürler, tamam. Çocuk; ikisi bir araya geldi mi onun omzuna o vurur, ötekisine vurur, tamam. Aralarına girivereceksin:

"Sen şöyle dur bakalım, aferin. Sen şurada dur bakalım, aferin sana. Maşallah…" filan diyeceksin. Aralarına gir, şöyle bir idare et, sevdir. Bunların hepsi eza etmek bâbında, eza edilmemesi için söylediğim, hatırıma gelen şeyler oluyor.

Namazdan önce namazdaymış gibi sevap kazanıyor, namazdan sonra da meleklerin duasına mazhar oluyor, yine kâr ediyor.

Melekler ona ne diye dua ediyorlar? "Yâ Rabbi, bu kuluna rahmeyle!"

Rahmeylemek ne demek?

"Yâ Rabbi! Bu kuluna acı da bunun neye ihtiyacı varsa hayırlara ersin; gönlü şen olsun, hatırı hoş olsun, kâr etsin, kazansın. Yâ Rabbi, ona teveccüh eyle…" demek.

Allah-u Teâlâ Hazretleri Tevvâb'dır.

Tâbe, alâ ile kullanılırsa "Allah'ın kula teveccüh etmesi" mânasına gelir.

Tâbe, ilâ harf-i cerr'i ile kullanılırsa o zaman da "kulun Allah'a tövbe etmesi" mânasına gelir.

Tübdi ileyhi. "Ben Allah'a tövbe ettim." demek.

Tâballâhu aleyhi. "Allah ona teveccüh buyurdu." demek.

Birisi alâ harf-i cerr'i ile kullanılıyor ötekisi ilâ harf-i cerr'i ile kullanılıyor, mânada bir fark oluyor.

Ama esas itibariyle tâbe fiili ne mânaya geliyor?

Teveccüh etmek, yönelmek demek.

Kul Allah'a yönelip de el açıp da "Yâ Rabbi, affet beni!" dediği zaman kul Allah'a tövbe etmiş demek oluyor. Tâbe aleyhi dendiği zaman Allah kuluna teveccüh etmiş; rahmetine mazhar etmiş, ihramına erdirmiş, ona lütfetmiş oluyor. Çünkü Allah bazı kullarına nazar etmez! Sen "Yâ Rabbi" dersini Allahümme yâ Rabbenâ dersin de Allah bazen teveccüh etmeyebilir!

Bir hadis-i şerifte geçiyor:

"Kul "Yâ Rabbi!" der, Allah ona nazar etmez!"

Yüzüne bakmıyor. Kul yine yalvarıyor; "Yâ Rabbi!" diyor, ne yapsın; o kul, ötekisi âlemlerin Rabbi!"

"Yâ Rabbi!.."

"Yine Allah teveccüh etmez, yüzüne bakmaz, ona nazar etmez!" diyor.

Kul yine boynunu bükmüş, gözyaşlarıyla "Yâ Rabbi, ben ettim sen etme yâ Rabbi, pişmanım yâ Rabbi…"

Böyle üç defa ısrar edince, Allah-u Teâlâ hazretleri dermiş ki:

"Ey meleklerim! Şahit olun, ben bu kulumu affettim! Çünkü bu kulum benden başka Rabbi olmadığını bildi, bana yöneldi, benden istiyor. O böyle yapmışken ona suçundan dolayı karşılık vermemem, nazar etmemem, benim şanıma yakışmaz. Kulumdan utandım, onu affettim!"

Kad istahyeyyü min abdî. "Kulumdan utandım, hayâ eyledim."

"Yâ Rabbi, yâ Rabbi…" derken, "Defol, seni kabul etmedim!" demeye âlemlerin Rabbi hayâ ediyor.

Onun için Şeyh Sadi, kitabında bu hadis-i şerifi bahis konusu ediyor da diyor ki:

"Şu Rabbimizin rahmetinin, lütfunun genişliğine bak ki günahı kul işliyor da Rab affetmemeye utanıyor! Günahı işleyen kul, affetmemeye utanan Rab!" diyor.

Şu rahmetinin genişliğine bak ki üç-beş defa ısrar edip "Yâ Rabbi…" dedi mi demek ki sonunda affediliyor. Onun için bir de duada ısrar etmek vardır.

"İstedim, olmadı."

"Kaç defa istedin?"

"Dilimin ucuyla bir istedim ama aklım başka yerdeydi, fikrim, kalbim başka yerdeydi…"

Biraz devam et bakalım, bir iki cuma gecesi uyuma, biraz yalvar, hayrını hasenatını sürdür bakalım; sonunda elbet muradına erersin. Rabbülâlemîn sana kızmıştır, gazap etmiştir; affettirmeye çalış.

Etrafında, kapısında dönüp duracaksın: "Bu kapıdan gitmem yâ Rabbi!.." diyeceksin. Halkaya yapışacaksın, aman yâ Rabbi diyeceksin, yalvaracaksın!

Tabi edepli olmaya dikkat edeceğiz, hiç günah işlememeye dikkat edeceğiz de ne kadar işlemesek her işimiz hatadır. Ne kadar işlememeye çalışsak suçluyuz, günahkârız.

Demek ki camide duran insan meleklerin duasına mazhar olur ama kimseye eza etmediği ve bir de abdestini kaçırmadığı takdirde!

Abdest ne kadar hayırların işi; abdestli durdukça dua geliyor, sevap geliyor, rahmet yağıyor da abdesti kaçıverse iş gidiyor. Onun için büyüklerimiz demişler ki derviş her zaman abdestli olacak!

Namaz kılarken abdest almak tamam, Kur'an okurken abdest almak tamam, camiye gidiyorum abdest alacağım, her zaman abdestli oldu mu her zaman lütfa mazhar olur. Bir insan geceleyin abdestli yattı; abdestini aldı, dört rekât namaz kıldı, abdestli yattı. Abdestli yattığı için Peygamber Efendimiz diyor ki:

"İç çamaşırıyla vücudu arasında bir melek;

Şiâr: insanın kıllarına değen iç çamaşırı demek.

Demek ki Arabistan'da filan sıcak olduğundan üst elbisesini çıkartıyor, belki iç çamaşırıyla yatıyor diyelim.

'Yâ Rabbi! Bu kulun abdestli yattı, sen buna rahmetini ihsan eyle! Bu kulunu lütfuna erdir!' diye dua eder."

Abdestli yattı diye!

Burada da ne görüyoruz?

Abdestli olduğun müddetçe camide beklerken sevap kazanmaya devam, meleklerin duasına ermeye devam ediyor.

Camiye mümkün olduğu kadar erken gelmeliyiz, kârı çok! Kimisi camiye geliyor. Namaza kaç dakika var? On beş dakika var… Karşı tarafa oturuyor. Anadolu'yu gezdiğim zaman herhangi bir camide görüyorum. Sakallı, değnekli bastonlu, hacı babalar avluya geliyorlar, kumrular gibi, devrilmiş bir kavak ağacı vs. oraya diziliyorlar. Öyle diziliyorlar, oraya oturuyorlar; hepsi konuşuyor.

Caminin kapısı açık, içerisi serin, güzel cennet gibi; Kur'an okuyabilir, tespih çekebilir…

"Ne yapıyorsunuz burada?"

"Daha ezan okunmadı!"

Mübarek içerde sevap var, burada bir şey yok; içeri gir, sevap kazan! Bir sureyi ezberle, unuttuğun bir şeyi hatırla, tespih çek, oradaki sohbette bir fayda yok ki! Oradaki dünya konuşması! İçeri gir, sevap kazan; bunu bilmiyorlar.

Camiye erken geleceğiz, kimseyi ezalandırmayacağız!

Cahil insanları da ezalandırmayalım, yumuşak yumuşak söyleyelim, çoluk çocuğu da pataklamayalım, "Höt, konuşma, gülme, arkaya git şöyle yap böyle yap…"

Çocuk en öne geliyor, sonra "Hadi bakalım, arkaya!" diyorlar, birisi kolundan tutuyor ikinci safa, üçüncüsü arka safa, daha arka safa, daha arka safa… Çocuğun içi bir burkuluyor, sonra etrafa bakıyor, kimse yok; kapıdan çıkıp gidiyor! Çünkü en arka safa atıldı.

Ne yapmak lazım?

"Evladım, ön safta büyükler durur, büyüklere hürmet etti mi insanın sevabı daha çok olur, aferin sen en ön safa gelmiş oturmuşsun ama hacı amcalara ihtiyarlara bırakırsan burada sevap daha çok. Peygamber Efendimiz' in zamanında çocuklar arka safta dururlarmış. Gel ben de seninle beraber şurada [duralım]…"

Çocuğu kaldırıyor, kendisi oturuyor. Bu sefer çocuğun kafasında "Bu ne biçim iş!" diye bir soru, aklı ermiyor. Yüreği parçalanıyor. Eza vermeyeceğiz, üzmeyeceğiz, gürültü patırtı yapmayacağız. Abdestli olarak bulunacağız. O zaman bu ecirlere, sevaplara nail olmak mümkün olur. Allah her yerde her zaman bizi edepli eylesin, dikkatli eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA