İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

19.01.1992 - Doğan Çocuğun Hakları, Gece Namazı, Zikir

19.01.1992 - Doğan Çocuğun Hakları, Gece Namazı, Zikir
Hadisler Deryası

19.01.1992 - Doğan Çocuğun Hakları, Gece Namazı, Zikir

09.08.2026
20 dk 32 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İze'stehelle's-sabiyyu sulliye aleyhi ve vürrise.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Bu hadis-i şerif pek çok kaynakta rivayet edilmiş; Tirmizî'de, Nesâî'de İbn Mâce'de ve diğer kaynaklarda var. Câbir radıyallahu anh'ten İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

Doğan bir çocuk ölürse ne olacak?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

"Doğumdan sonra ölen bir çocuk; doğduğu zaman ağlamak, nefes almak, kıpırdanmak gibi hayat emaresi göstermişse bu ölen bebeğin yıkanması, isim konulması, üstüne cenaze namazı kılınması icap eder ve mirasta hakkı neyse o hak onun üzerine isabet eder. O çocuğa şer'an mirasçı kim olacaksa, mirasçısı kimse, onun üzerine miras tahakkuk eder. O çocuk mirasta hesaba katılır."

Demek ki sağ doğduğu zaman namazı da kılınıyor, mirasa da iştirak ediyor. Peygamber Efendimiz;

"Eğer ölü doğmuş olsa -anne karnında ölmüş olup da doğmuş olursa- o zaman bu durum tahakkuk etmiyor da sağ doğduğu zaman, sağlık emaresi belirdiği zaman tahakkuk ediyor." diye böyle buyurmuş.

İze's-teygaza'r-racülü mine'l-leyli ve eykaza ehlehû fe-kâmâ ve salleyâ rek'ateyni kütübâ mine'z-zâkirînallâhe kesîran ve'z-zâkirât.

Sadaka Resûlullah.

Ebu Dâvud, Nesâî, İbn Mâce ve İbn Abdilberr, İbn Hibban, Beyhakî… Birçok kaynaklarda var. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten ve Ebu Saîd el-Hudrî radıyallahu anümâ'dan rivayet edilmiş bir hadis-i şerif.

Peygamber Efendimiz gece namazından bir konu açmış oldu.

Malum; 5 vakit namazdan ayrı, Peygamber Efendimiz' in kendisinin kıldığı ve bize tavsiye ettiği başka namazlar da var. Beş vakit namaz farz, Müslüman bunları kılacak. Bunlardan ayrı kılınan, kılındığı zaman çok sevap verileceği belirtilmiş olan namazlardan birisi de gece namazıdır. Geceleyin uykuyu bölüp, kalkıp, abdest alıp namaz kılmak.

Rek'atâni mine'l-leyli hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "İnsan geceleyin fedakârlık yapıp uykuyu bölüp kalkar abdest alır da iki rekât namaz kılarsa bu namazı kılmak o kimse için dünyadan da dünyanın içindeki tüm varlıkların, zenginliklerin hepsinden de daha hayırlı olur." diye hadis-i şerif var.

Geceleyin dualar makbuldür. Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri kullarına seslenir:

"Yok mu benden bir şey isteyen? Haydi, istesin, isteyenlere vereceğim…" dediği zamandır.

"Yâ Rabbi! Benim bir muradım var, ben istiyorum, beni affeyle, beni mağfiret eyle, benim şu muradımı hâsıl eyle, şu dileğim var, bu dileğimi bana ver…" diyen kazanır.

Bunun için gece namazı önemli bir namazdır. Evet, farz değildir ama bu da hangi Müslüman âşık-ı sadıkmış, hangisi gayretliymiş, hangisi Cenâb-ı Hakk'ın yolunda fedakârlık yapabilecekmiş; onu gösteren işaret. Onun için geceleyin uykumuzu bölüp kalkmaya, böyle bir namaz kılmaya kendimizi zorlayıp alıştırmamız lazım.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kış mevsimi hakkında diyor ki:

"Kış mevsimi ne kadar güzel bir mevsimdir..."

"Allah Allah! Soğuk var, öksürük, hastalık var, kar var... Kış mevsimi niye güzel?"

"Kış, ne kadar güzel bir mevsimdir. Geceleri uzundur, insan kalkar, namaz kılar; gündüzleri kısadır, oruç tuttuğu zaman çok zorlanmaz. Kolayca oruç tutar, çok oruç tutar, çok sevap kazanır. Şu kış mevsimi ne güzel mevsimdir."

Peygamber Efendimiz' in mevsimlere bile bakış tarzı ahiret sevabı noktasından. Yoksa zamane insanı; "Keyfimiz kaçıyor, plaja gidemiyoruz. Meyveler az, sebzeler donuyor, portakalların suyu kaçıyor. Bu mevsim çabucak gitse de o güzel bahar gelse; bülbüller ötse, güller açsa, yaz gelse karpuzları, üzümleri yesek…" filan der.

Zamane insanı, ehl-i dünya midesine göre düşünüyor ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ahirete göre düşünüyor:

"Kış ne güzel mevsimdir; geceleri uzundur kolay kalkılır..."

Yazın gece namazına kalkmak zordur. Zaten gece geç, sabah erken oluyor. Ama kışın kolaydır, alışabiliriz, kalkabiliriz. Hele insan erken yattı mı gece bitmiyor ki! Yatsı namazını kıl, yatsıdan sonra pek oyalanma, yat.

"Allah Allah! Gece bitmiyor. Gece meğer ne kadar uzunmuş. Sübhanallah. Sabah gelmiyor..."

Kış ne güzel bir mevsim ki gecesini ihya etme, sevap kazanma imkânı var.

Muhterem kardeşlerim! Bunu deneyin. Çünkü manevi pazar geceleyin kurulur.

Çarşamba pazarı çarşamba günü kurulur, semtin pazarı 9'da açılır, saat 5-6'ya kadar devam eder… Maneviyat pazarı da geceleyin kurulur. Gece yarısı, gecenin sülüsânı geçti mi o zaman göğün kapıları açılır, yerlere rahmetler saçılır. Allah-u Teâlâ hazretleri kullarına seslenir; uyuyanlar duymaz, uyanıklar istifade eder, ibadet edenler kazanır, manevi dereceler kazanır, ahirette yüzü güler.

Bu dünyanın menfaate, paraya pula, maddiyata dayalı hesapları başkadır; İslâm'ın hesabı başkadır.

Müslüman bütün insanlara, hatta bütün hayvanlara faydalı olmaya çalışır. Tasavvufta, bu manevi terbiye içinde yetişmek olgunlaşmak için senelerce insanların dışındaki öteki mahlûkata da şefkat gösterip onları da tedavi etmek, yardım etmek, beslemek vs. suretinde hayrı dokunma çalışmaları yaptırılmıştır. Onun için bizim dinimiz başkadır.

Müslümanın genel yaşayış tarzı içinde gece erken yatmak prensibi vardır. Sahabe-i kiram yatsı namazından sonra lafı uzatıp pek konuşmazlardı. Ayakkabısını alan camiden hemen çıkar; başı önünde, kimseyle uzun boylu konuşmadan bir an önce evine giderdi.

Neden?

Gecenin manevi pazarına hazır olacak. Manevi pazara hazır olmak için eve gidecek, yatacak. Bilir ki yatsıdan sonraki sohbet uzar gider, ondan sonra gece namazına kalkamaz; sabah namazına camiye gelemez hatta sabah namazını evinde bile vaktinde kılamaz!

Müslümanın yaşayış tarzı nasıl alacak?

Eve çabuk gelecek, akşam namazında evde olacak. Ekseriyetle oruçlu olurlar. Evin ailenin prensibi akşamleyin herkesin evde olması. Delikanlı da baba da ötekisi de gelecek. Akşam namazından sonra sofrada aile toplanacak. Yatsıyı kılacaklar. Yatsıdan sonra oyalanmayıp yatacaklar. Teheccüd namazına kalkacaklar, teheccüd namazından sonra camiye cemaate gelecekler. Çünkü yatsı namazıyla sabah namazını cemaatle kılmayı başaran bir insanın bütün günü ibadetle geçmiş gibi sevaplı olur. Sevabı o kadar çok olur.

Onun için sabah namazını, yatsı namazını kaçırmamak lazım.

Müslümanın yaşam tarzı böyle!

Adam evli ise ne yapacak?

Karı koca birbirine yardım edecek. Hanım kalkmışsa beyi kaldıracak. "Kalkmadığı zaman yüzüne su bile serpsin." diye hadis-i şerifte tavsiye var. Birkaç damla su...

"Ya, yapma kalkıyorum…" filan der, kalkar.

Eğer adam kalkmışsa tatlılıkla, güzel sözle hanımını kaldıracak. Kalkmazsa biraz su serpebilir. Kova boşalt demiyoruz. Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte su serpmekten bahsetmiş. Tatlılıkla tabi, ibadete zorla, döverek söverek de kaldırılmaz. Yumuşaklıkla [çağrılır.]

Birçok muteber hadis kitabında yer alan bu hadis-i şerife gelelim.

İze's-eygaza raculün mine'l-leyl ve eykaza ehlehû. "Gecenin bir bölümünde adam uyanırsa ailesini de uyandırırsa..."

Ehil; "hanımı" mânasına da "ailesi efradı" mânasına da gelir.

Delikanlı oğlunu da hanım kızını da kaldırır.

Ehil; "Bu benim ehl-i beytim." Ailemin mensupları, demek.

Ehli, hanımı mânasına da ailesindeki öteki şahıslar mânasına da gelir.

Burada daha çok hanımı mânası anlaşılıyor.

Fe-kâma "İkisi de yataktan kalkarlarsa…"

Şeytana aldanmadılar, Şeytanı da nefsi de yendiler. Nefis uyumak istiyor ama kalktılar.

Fe-sallayâ rek'ateyn kütibâ mine'z-zâkirînallâhe kesîran ve'z-zakirât. "İki rekâtçık kılsalar Allah'ı çok zikreden kadınlar ve çok zikreden erkekler zümresine yazılırlar, kaydolunurlar, kayıtları o mübarek deftere geçer."

Allah-u Teâlâ hazretleri; İnne'l-müslimîne ve'l-müslümât… diye başlayan bir ayet-i kerimesinde hangi kullarını çok sevdiğini, hangi kullarına çok büyük mükâfatlar vereceğini bildiriyor. En sonunda da kimlerin Allah'ın sevdiği insanlar olduğunu sıralıyor.

Ve'z-zâkirinallâhe kesîran ve'z-zâkirât. "Allah'ı çok zikreden beyler, Allah'ı çok zikreden hanımlar."

Evli olsun, bekâr olsun; Allah'ı zikreden erkekler, Allah’ı zikreden kadınlar.

Eadde'llâhu lehüm mağfireten ve ecran azîmâ. "Allah bu sayılan zümrelere mağfiretini nasip edecek, affedecek. Mağfiret eyleyecek ve ecr-i azîm ikram edecek. Büyük sevaplar bahşedecek." diye ayet-i kerime bildiriyor.

İnsan geceleyin kalkıp da iki rekât namaz bile kılsa Allah'ı çok zikredenler zümresine yazılır, diyor.

Dikkat edilirse aslında iki rekât çok değildir. Ama geceleyin kalkmak; uykuyu, nefsi yenmek, şeytanı alt etmek önemli bir iş. Kalkıp abdest alıp sonra iki rekât namaz bile kılmış olsalar, o Allah'ı çok zikreden erkekler, çok zikreden kadınlar sınıfına dâhil olurlar. O grup içinde o mükâfatlara nail olurlar, diye bildiriliyor.

Demek ki burada ailemizi de kendimiz gibi dindar, ibadetkâr yetiştirmeye işaret de var.

"Kendim kalktım, hanım uyusun…" veya "Bey uyusun…" Olmaz!

"Ben bu sevabı alıyorum, o da alsın." diye acımak lazım. Ona da "Uyuma, hadi bakalım. Kalk beraber kılalım." diye seslenmek lazım.

Peygamber Efendimiz' in aile içinde latifeciliği vardır. Peygamber Efendimiz ailevî yaşayışı içinde tatlı, yumuşak ve latifeci bir ev reisiydi. Sert, kaşları çatık, sert kanun koyucu, "Böyle olacak!" tarzında değildi.

Hadisleri okudukça [Mehmed Zahid] Hocamızın –rahmetullahi- aleyh- hallerine bakıyorum, hatırlıyorum, gözümün önüne geliyor, Allah şefaatlerine erdirsin. Okudukça hep Peygamber Efendimiz' in hallerini hâl edinmiş olduğunu anlıyorum.

Şemail-i Şerife’de "Peygamber Efendimiz' in âdet-i seniyyesi nasıldı? Ahlâk-ı hamîdesi nasıldı?" diye okuyoruz…

Mesela Peygamber Efendimiz minbere çıktığı zaman çok celalli konuşurmuş. Bir ordunun başkomutanı "Düşman geliyor!" der gibi bir edayla konuşurmuş. Hakikaten de [Mehmed Zahid] Hocamız minbere çıktı mı başımızı kaldırıp yüzüne bakmaya korkardık, öyle celallenirdi. Aşağıda gül gibi yumuşak, yukarda demir gibi, çelik gibi sert!

Neden?

Efendimiz öyle yaparmış da ondan! Evde latifeciydi. Rahmetli valide hanıma latife yapardı. Valide hanım da sabahtan akşama misafirleri ağırlayarak, Hoca Efendi’ye hizmet ederek yoruluyordu. Fedakârca, kendisini feda edercesine hizmet ederdi. O da tatlı sözlerle onun gönlünü hoş ederdi. Çok latif halleri ile bize örnek olurlardı.

Tabi insan eşini kaldırırken bu latifliği hatırında tutacak, işi kavgaya dökmeyecek; yumuşak, tatlı ve muhabbetli olmasına dikkat edecek.

Bundan sonra saatlerimizi kurarız, inşallah gece namazlarını biz de kaçırmayız. Allah bizi de kendisini çok zikreden sevgili kulları zümresine dâhil eder. [Ahmed Ziyâeddin] Hocamız, şerhinde aşağıya bir not düşmüş, diyor ki;

Kâle râkiu ve gayruhû kırâati'l-Kur'âni ve'ştikâlu ve'l-iştikâlu bi'l-ilm'i-şerriyyi mine'z-zikri. "Bu hadisleri şerh eden alimler ve başka alimler buyurmuşlardır ki Kur'an okumak da şer'î ilimle meşgul olmak da zikirdir."

Demek ki Kur'an'a çalışırsanız Allah'ı zikretmiş oluyorsunuz. İlm-i şer'iyyi; şeriatın fıkhından, hadisinden, tefsirinden, itikadından vs. okuduğu ilimler de zikir cümlesinden sayılıyor, o hesaba dâhil oluyor. Kardeşlerimize Bunu da hatırlatalım ki ilme gayret etsinler, Kur'an'ı öğrenmeye gayret etsinler. Kur'an'ı, ilmi, dini ilimleri öğrenmeye hevesli olsunlar diye bunu da söylüyoruz.

Bizim eski arkadaşlarımızdan bakanlık yapmış kimsenin ayağında bir hastalık olmuş; ayağı şiş, tehlikeli. Damarları iltihaplanmış filan. Ciddi bir hastalık hem ağrı veriyor hem de sonra ayağı tehlikeye düşürebilir. Kangren olabilir, kesilme durumu olabilir, büyük zararlar açabilir.

Seyahatler dolayısıyla Londra'ya gitmişler. Londra'da bizim yine bir genel müdür arkadaşımız da yanında, bakan da orada. -Bunlar namazlı niyazlı insanlar.-

Bu hastalığı iyi bilen, bunu iyi tedavi eden meşhur bir İngiliz doktora gitmişler, göstermişler. İngiliz Profesör muayene etmiş, demiş ki:

"Beyefendi, geceleyin akşamdan sabaha bütün bir uyku uyumayacaksın. Uykunu arada böleceksin. 7-8 saat uyumak yok, arada kalkacaksın; uykuyu böleceksin. Sonra elini, ayağını, yüzünü soğuk suyla masaj yapacaksın. -Bunu İngiliz söylüyor.- Biraz da hareket yapacaksın; eğileceksin, kalkacaksın..."

Bizim genel müdür dostumuz diyor ki:

"Adam Müslüman değil ki! Ne yapsın, böyle anlatıyor. Kısaca 'Teheccüd namazı kılacaksın.' dese aynı şey."

Hem uykuyu bölmek var hem suyla masaj var hem hareket var, eğilme kalkma var hem de sevap var. Ötekisi sadece bir külfet, bizim dinimizin emri sadece külfet değil, aynı zamanda sevap ve nimet!

Muhterem kardeşlerim! Onun için bu bir güzel misal olduğundan tekrar da olsa söylüyorum. Bizim dinimizin emirlerinin hepsi bu mahiyettedir. Doktor tavsiyesi, sonunda bizim dinimizin emrine gelir; iktisadî tavsiye, siyasî tavsiye, ahlâkî tavsiye sonunda buraya gelir...

Onun için ekonomik meselelerde, ahlâkî, terbiyevî, sıhhî meselelerde de hepsinde İslâm'ın emirleri kurtarıcıdır. Her türlü derdin devası İslâm'dadır!

Neden? Kısacası şu sebepten:

Kâinatı Allah-u Teâlâ hazretleri yaratmıştır. Kulları Allah-u Teâlâ hazretleri yaratmıştır. Onlara neyin yarayacağını neyin yaramayacağını en iyi o bilir. Onun tavsiyesi; bu hayatı en güzel sürmek için en doğru yolu göstermesi demektir. Onun için mü'min; Allah yolunda, Kur'ân-ı Kerîm yolunda, Peygamber Efendimiz' in sünneti seniyyesi yolunda yürüyecek ki her bakımdan sağlam olsun. Bedenen sağlam olsun, ruhen, ahlâken sağlam, toplum olarak sağlam olsun, mutlu olsun, aile bakımından, her bakımdan sağlam olsun, bahtiyar olsun. Dünyası ahireti mamur olsun.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA