İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

09.05.1993 - Alimlerin Mertebeleri, İlmiyle Amel Etmek, Alimlerin Önemi

09.05.1993 - Alimlerin Mertebeleri, İlmiyle Amel Etmek, Alimlerin Önemi
Hadisler Deryası

09.05.1993 - Alimlerin Mertebeleri, İlmiyle Amel Etmek, Alimlerin Önemi

14.07.2026
17 dk 35 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İzâ alime’l-âlimu felem ya’mel kâne ke’l-misbâhi yudîu li’n-nâsi ve yuhriku nefsehû.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Okuduğumuz hadis-i şerifler mânası şöyle:

İzâ alime’l-âlimu. “Alim bildi mi, bildiği zaman...” Felem ya’mel. “Ama bildiği ile amel etmedi mi...”

Biliyor, bildi, öğrendi, duydu, okudu; ama bildiğini yapmıyor. Alim bilip de bildiğiyle amel etmediği zaman...

Kâne ke’l-misbâhi. “Kandil gibidir.”

O alim kandil gibidir.

Ne yapar?

Yudîu li’n-nâsi. “Yanar, insanlara ortalığı aydınlatır ama...” Ve yuhriku nefsehû. “Kendisini yakar.”

Nasıl bir kandil, bir çıra, bir mum, fenerin içindeki fitil yanar, etrafı aydınlatır; ama kendisi yanar yanar, biter. Mum erir, biter. Fitil biter, kendisi yanar. Alim ona benzer.

İslâm dininin ilme, alime, ilim öğrenmeye, talebeye ve ilim öğretmeye ne kadar büyük sevap verdiğini bütün hadis kitaplarından okuyabilirsiniz. Hepsi bunu anlatır. Ama en güzellerinden bir tanesi, Hocamızın Cennet Yolu kitabıdır. Orada güzel anlatıyor.

Bir de İmam Gazzâlî hazretlerinin İhyâ-u Ulûmi’d-dîn kitabının ilk bölümü. O 40 bölümdür, 4 cilt, her ciltte 10 bölüm. Birinci bölümü ilimle ilgilidir. Burada ilmin kıymeti, hangi ilmin şerefli ilim olduğu, hangisinin zarurî olduğu, ilim adamının, alimin ne kadar sevap alacağı, talebinin ne kadar sevap alacağı gibi hususları çok geniş ve güzel bir şekilde anlatır.

Onun için, ben kendi kendime dedim ki; ilim yoluna giren her talebeye ilk önce İhyâ-u Ulûm’un birinci bölümünü okutup iyice belletmek lazım. “Bak, ilim öğrenmek ne kadar sevaplı... Yılma, üşenme, sabret, geceni gündüzüne kat, Allah’ın rızasını kazanmak için çalış, çabala, oku, öğren; ne kadar büyük sevaplar alacaksın... Bak, Allah sana ne kadar büyük mertebe vermiş...” diye öğrenmiş olur. Onun için, İhyâ-u Ulûmi’d-dîn’in birinci kitabını, kitâbu’l-ilmi okumasını temenni etmiştim.

Allah celle celâlühû yanında mertebesi en yüksek olan insan alimlerdir. En yüksek mertebeli, Müslüman alimdir. Alimler mücahitlerden ve şehitlerden de üstündür. Ama her şeyin hakikisi var, sahtesi var; tamı var, yarımı var. Mallar da çeşit çeşit, kumaşlar da çeşit çeşit, meyveler de çeşit çeşit... Aynı meyvenin kaliteleri de farklı farklı olabiliyor. Kalite mühim. Vasfı güzel olması lazım. Vasfının tam olması lazım.

Alim nasıl olacak? Alim, bilgisi bakımından tam olacak, bir.

Bilgisi tam olsa yeter mi?

Yetmez. Bildiğini kendi hayatında uygulayacak. Söylediğini yapacak. İnanmış olduğu davaya göre hayatını kendisi tanzim edecek. Hâli, yolu, işi, muamelesi ilminin gereğine uygun olacak.

İlmiyle amil olması yeter mi? Yine yetmez. İlmini tatbik etse bile yetmez.

Nasıl olacak?

İlmini tatbik ederken, uygularken, ilmiyle amil olurken aynı zamanda ihlaslı olacak. Hâlis muhlis niyetli olacak. Dünya için öğrenirse olmaz. Dünya için öğretirse olmaz. Mevki makam için öğretirse olmaz. Şöhret için öğretirse olmaz. Nefsi için öğretirse olmaz. İhlaslı olacak. İhlaslı olduktan sonra tamam olur. Bilecek, bildiğini ihlâsla tatbik edecek. Onun da yine birçok tehlikeleri vardır, incelikleri vardır. Ama ilmiyle amil olduğu gibi ihlaslı da olması lazım.

İhlâs ne demek?

“Bir şeyi sırf ve sadece Allah rızası için yapmak demek. İhlas bu. Yaptığı şeye başka hiçbir niyet karıştırmamak; niyetinin hâlis olması, katıksız olması, İhlas ne demek? Bir şeyi yaparkenki niyetinin halis olması, yüzde 100 olması.”

“Ben bu işi yaparken biraz sevap düşünüyorum; ama biraz da menfaat düşünüyorum. Çok sevap düşünüyorum ama biraz da şöhret düşünüyorum. Biraz sevap düşünüyorum ama biraz da reklam düşünüyorum. Biraz sevap düşünüyorum ama biraz da geçimimi düşünüyorum.”

Olmaz!

“Hâlis olacak” ne demek?

Katıksız olacak, bu niyetin içine başka bir şey katılmayacak. Allah rızası için, hasbeten lillah olacak. Allah rızası için olacak. Böyle olursa tamam.

Böyle olmazsa Allah ihlâs ile yapılmayan ibadeti kabul etmiyor. Hadis-i şeriflerde bildirilmiş. İhlâs ile yapılmayan ibadeti, ibadet bile olduğu halde -namaz, oruç, sadaka, hayır, hasenat- ihlâs ile olmayınca onu bile kabul etmiyor. Demek ki ibadet yapmak da yetmiyor. İbadeti yapmasını bilecek, ibadeti yapacak, yaparken de hâlis muhlis niyetli olacak, sırf Allah rızası için yapacak!

Alim, Allah’ın emrini kullara söyleyecek.

Allah sevsin. Hakkı söyleyecek. Doğruyu Allah rızası için dobra dobra söyleyecek.

Hak yolda taviz vermemişler. Taviz vermemişler ama bazen insanları kazanmak için bir politika gütmüşler.

Bu politika nedir? Siyaset-i dîniyyedir.

“Şu adamı kaçırmayayım. Şu adamı delirtmeyeyim. Şu adamı çileden çıkartmayayım. Şu adamı doğru yola usulünce çağırayım. Birden söylersem bu adam kaçar gider; kaçırtmayayım. Adamın cehenneme ayağının kaymasına sebep olmayayım...” diye, dokuz defa yutkunacak, söyleyeceği söze dikkat edecek, yapacağı işe dikkat edecek. Bu böyle. Herkes dikkat edecek. Her doğruyu her yerde her zaman pat diye söylemek doğru olmuyor. Emr-i marufun, nehy-i münkerin usulü, erkânı, prensipleri, siyaset-i dîniyyesi, politikası oluyor. Tabii ona riayet edecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’ in yine sünnet-i seniyyesinden… Mesela Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Beşşirû ve lâ tüneffirû. “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.”

Beşşirû ve lâ tüneffirû.

Müjdeleyin, sevindirecek sözler, müjdeli sözler söyleyin; ama nefret ettirecek, korkutacak, ürkütecek sözler söylemeyin.

Yessirû. Ve lâ tüassirû. “Kolaylaştırın, mümkün olduğu kadar kolaylaştırıcı anlatım, davet içinde olun.” Ve lâ tüassirû. “Zorlaştırmayın.”

Yorgunu yokuşa sürmeyin. Adamı yapamayacağı yükün altına sokmayın, kaçırtmayın.

Birisi çok uzun namaz kılıyormuş. Gelip şikâyet etmişler, Peygamber Efendimiz’ e demişler ki:

“Yâ Resûlallah, bizim imam çok uzun okuyor.”

Efendimiz o zaman çok kızmış. Şu şahdamarı, şah damarı değil de bu Alnındaki -ar damarı derler- damarı kızdığı, sinirlendiği zaman kabarırmış, herkes simasından Efendimiz’ in sinirlendiğini anlarmış. O zaman çok sinirlenmiş.

Niye sinirleniyor? Bu imam uzun namaz kıldırıyordu. Niye sinirleniyor?

Cemaati bıktırıyor ya, ondan.

Bıktırmayacak. Cemaati kaçırmayacak. Cemaati şikâyet ettirtmeyecek. Takati zorlamayacak. Bardağı taşırmayacak. Çizgiye riayet edecek.

Tabii bu nerede olur, nerede olmaz? Ne kadar olur ne kadar olmaz?

Allah’ın müsaade ettiği kadar olur, müsaade etmediği çizgide durur.

Her koyun kendi bacağından asılacak.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ne dedi?

“Kızım yâ Fâtıma, Allah’tan kork. Allah’ın emirlerini tut. Allah’a karşı ibadet borçlarını güzel yap. Ben senin babanım, peygamberim diye ümitlenme. Ben sana eğer Allah’ın emrini tutmazsan fayda veremem.”

Demedi mi? Dedi.

Peygamber Efendimiz, kızı Fâtıma’ya -ki cennet hatunlarındandır, müeddepti, terbiyeliydi, ibadet ehliydi, cennetlik bir hatundu- böyle söylüyorsa o zaman iş çok iyi anlaşılıyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Alim demek, -İslâm’da- ille kafasında kavuk olan, sırtında cüppe olan, makamı olan, rütbesi olan insan demek değildir. Bu kürsülerde geçtiğimiz sene hadis-i şerifleri okuduk. “Kimin dili dürüstse, kimin kalbi temizse, kimin ahlâkı müstakimse, kim sözüne sadıksa o ilimde en derin insandır.” diyor Peygamber Efendimiz. Alimlik öyle bazı insanlara mahsus bir şey değildir. İnsan ne kadar alim olsa bazı şeyleri bilmez. Bazı şeyi ötekisi daha iyi bilir. Onun için, Demek ki bazı insanlar bir konuda alimdir, bazı insanlar öbür konuda alimdir.

Onun için, bu hadis-i şerife göre, her Müslüman bildiği şeyi tatbik edecek. Bildiği şeyi tatbik etmezse, başkasına anlatır da kendisi yapmazsa yine kendisinin vebali kendi üzerinde kalır, sorgusu suali olur. Başkasına nakletmekle iş bitmez.

Allah celle celâlühû tevfîkini cümlemize refik eylesin. Bize gayret versin. Bize iz’an versin, irfan versin. Şuur versin, sevgi versin, anlayış versin. Dini güzel anlayalım. İbadetleri, Allah’ın yolunu güzel öğrenelim. Ama bir şey daha versin; öğrendiklerimizi tatbik de edelim. Neyi duyduysak tatbik edelim.

Sahabe-i kiramın ahlâkını her zaman söylüyorum. Sahabe-i kiramın, Peygamber Efendimiz’ in ashâbının rıdvanullâhi Teâlâ aleyhim ecmaîn, bu zamandaki Müslümanlardan çok farkı var. Onlar sahabe, Bu zaman Müslümanları, zamane Müslümanı... Onlar sahabe, bunlar zamane Müslümanı.

En büyük farklardan birisi neydi?

Onlar bir şeyi duydular mı hemen uygulamaya başlarlardı. Bir defa duydu mu insana yeter.

Her zaman söylemiyor muyuz;

Bedevînin birisi Resûlullah’a gelmiş, hodbehot; -onun görgüsü, bilgisi o kadar-

“Yâ Resûlallah, bana Müslümanlık nedir, anlat.” demiş.

Peygamber Efendimiz de kısaca, namaz kılacağını, Ramazan’da oruç tutacağını, haccedeceğini, zekât vereceğini anlatmış.

“Tamam, bunları yaparım. Bunlardan ne az yaparım ne fazla yaparım.” demiş. “Allah’a ısmarladık...” vedalaşmış gidiyor... Peygamber Efendimiz arkasından buyurmuş ki:

“Dediğini tutarsa cennete girer.”

Allah’ın bize bildirdiği emirlerini biz güzel tutsak hepimiz cennete gireriz. “Cennete girmek için daha bilmediğimiz birtakım şeyler var.” diye düşünmeyin. Şu anda hepimizin kafasındaki bilgiler iyi, yeterli, İslâm’ı az çok biliyoruz. Ama tatbik etmiyoruz.

Emr-i maruf nehy-i münker, kim bilmez? Herkes bilir. Tatbik etmiyor. Uygulamıyor, söylemiyor.

Bu kadar basit bir şey mesela... Adam veya Çocuk bakkala gitmiyor, ekmeği almıyor, parayı koymuş, sokakta dolanıyor. Babası da kahvaltıya oğlan ekmek getirecek diye orada bekliyor. Çocuk sokakta, olur mu?

“Basit bir emir söylemedim mi evlâdım ben sana? Ben bu parayı sana niye verdim evlâdım?”

“Ekmek al diye verdin baba.”

“Sen ne yapıyorsun şimdi?”

“Sokakta oynuyorum baba.”

Olur mu?

Allah’ın emirleri anlaşılmaz şeyler değil ki, Allah anlaşılacak gibi anlatmış. Peygamber Efendimiz’ i anlaşılacak şekilde konuşturtmuş. Peygamber Efendimiz Arap’ın en fasihi idi, en güzel konuşanı idi, en tatlı dillisiydi. Hem de tane tane konuşurdu. Bazen bir sözü üç defa söylerdi; anlaşılsın, hafızaya nakşolsun diye. Kitabe gibi taşa yazı yazar gibi, kazılsın, nakşolsun diye Peygamber Efendimiz öyle anlatırdı. İslâm’ın anlaşılmayan bir tarafı yok ki...

Anlaşılıyor da bizimkiler anlamak istemiyor. Yani Allah’ın emrini tutmuyoruz. Bu bizim yirminci yüzyıl Müslümanlığının, zamane Müslümanlığının kusuru!

Sahabe Müslümanının vasfı neydi? Duyduğunu hemen yapmaktı. O mübareklerin meziyeti buydu.

Onlar senden benden bilgisi daha az insanlar olabilir. Nereden bilecek fiziği, kimyayı, matematiği... 5 kere 5’in 25 ettiğini kaç tanesi bilirdi?

Bilmezdi belki ama duyduğunu tatbik ediyorlardı. Resûlullah’tan ne duyduysa tatbik ediyorlardı.

Ortaklardan birisi tarlada çalışıyordu, ötekisi Peygamber Efendimiz’ in mescidine gidiyordu, akşama kadar Resûlullah ne söyledi, dinliyordu, gelip akşam ona anlatıyordu. Ertesi gün o çalışıyordu, dünkü bu sefer camiye geliyordu, Resûlullah’ı o dinliyordu. Uyguluyorlardı. “İçki haram oldu!” diye ayet inince herkes küplerini sokaklara döküverdiler. Medine’nin sokaklarından şaldır şuldur içki aktı. Eskiden içiyorlardı. Hurmadan meşrubat yapıyorlardı, alkollü içki, içiyorlardı. Yasak deyince hepsi döktüler.

Müslüman öğrendiği şeyi tatbik edecek. Bildiğini tatbik etmenin sevabı, fazileti, ecri, nedir?

Bir insan bildiğini tatbik ederse Allah ona manevi bakımdan bilmediği şeyleri öğretir. Bilmediği ilimlerin kapısını açar. Füyûzât verir, fütuhat verir, gönlünü açar, kalbini açar, basiretini açar, başkasının görmediği şeyi gösterir. Başkasının göremediği şeyi görecek bir manevi hâle gelir.

“Rüyamda böyle olduğunu, olacağını gördüm.”

Neden?

Bildiğini tatbik etti mi Allah insana öyle meziyetler verir. Yani keramet verir.

Onun için, Allah celle celâlühû hepimize hayırlı ilimler nasip etsin. Bildiğimizi de yaşamayı, tatbik etmeyi nasip etsin.

Yalancı pehlivan olmayalım. Ense kulak yerinde, ortada dolaşıyor; ama hiç güreşe gelmez. Hiç gücü kuvveti yok. Öyle olmayalım. Yalancı pehlivan gibi olmayalım.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA