İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

18.04.1993 - Temizlik, Sabır, Tefekkür Etmek

18.04.1993 - Temizlik, Sabır, Tefekkür Etmek
Hadisler Deryası

18.04.1993 - Temizlik, Sabır, Tefekkür Etmek

28.04.2026
22 dk 21 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Tenzilu'l-ma'ûnetü mine's-semâi 'alâ kadri'l mü’netü ve yenzilü's-sabru 'alâ kadri'l-musîbeti.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Tenzilu'l-ma'ûnetü mine's-semâ. "Gökten ilahî yardım neye göre gelir?" 'Alâ kadri'l mü’netü. "Zahmete, üzüntüye, meşakkate göre, gökten Allah'ın yardımı gelir." Yani Allah dağına göre kar verir demek. Allah'ın yardımı sıkıntıya göre gelir. Ve yenzilü's-sabru 'alâ kadri'l-musîbeti. "Bunun gibi sabır da musibetin miktarınca gelir." Musibet çok olunca, Allah sabrını da verir. Sabreder, yoksa dayanılacak gibi değil ama Allah sabra, tahammül verir, sabra takat verir, imkân verir de insan o üzüntülü hali sabırla, tahammülle geçiştirebilir.

Demek ki Allah dağına göre kar veriyor, sıkıntı nispetinde yardımcı oluyor, musibet nispetinde kolaylıklar indiriyor. Bu onun kâidesi olduğunu, Peygamber Efendimiz bu ilahi kâideyi, bize bu hadîs-i şerîfinde bildiriyor.

Bir hikâye, olmuş bir şeyi anlattılar, hatırıma geldi. Eşkıya adamların yolunu kesmiş. Soymuşlar, soğana çevirmişler, ceplerini boşaltmışlar. Tam gidecekleri sırada, adam ceplerini karıştırmış, bakmış pantolonunun arka cebinde de biraz para var:

"Hey, buraya gelin." demiş, dönmüşler:

"Ne var?"

"Arka cebimde de para varmış, onu da alın." demiş soygunculara, eşkıyaya.

Adamlar şaşırmışlar, biraz da sırıtarak, gülerek, kalkmışlar, yanına gelmişler. Hakikat mi söylüyor, yoksa dalga mı geçiyor, alay mı ediyor diye. Hakikaten bakmışlar, bir demet de para oradan çıkmış. Onu da almışlar, fakat onlar parayı alıp gidinceye kadar, jandarma da gelmiş, yakalamış. Arkadaşları sormuşlar ki:

“Ya adamlar seni soydular, alacakları kadar aldılar. İşte yanında kalan kardır. Niye tam onlar giderken, çağırdın onları da burada şu da kalmış bunu da al dedin?”

Nasıl bir adamdı bilmiyorum, bu mantık yani herkeste kolay bulunan bir mantık değil. Şöyle cevap vermiş, demiş ki:

“Yol kesmek, hırsızlık yapmak, Allah'ın sevmediği bir şey. Ben istedim ki, Allah'ın sevmemesi artsın. Yani, zulüm daha ziyadeleşsin de Allah'ın cezası daha çabuk gelsin diye söyledim. Cebimden bu parayı ondan çıkarttım.”

Hakikaten de işte o arada gelip yakalamışlar. Demek ki insan sabrederse, sıkıntının nispetinde yardım geliyor, sabrın nispetinde, musibete göre sabır geliyor, sabrın nispetinde de mükâfat geliyor, sevap geliyor ve Allah'ın yardımı erişiyor.

İstanbul'da böyle bir toplantıdan çıkıyoruz. Birisi bana dedi ki:

"Allah senin sabrını artırsın." Dedim:

“Teşekkür ederim. Allah razı olsun ama sen sabrını artırsın deme de şükrünü artırsın de. Sabrını değil, şükrünü artırsın” de. “Öyle dua et” dedim.

"Niye?" dedi. Dedim:

“Sabır niye olur? Bir bela gelir belaya sabır olur, yani sıkıntılı, hoşlanılmayan bir şey gelir sabır ona olur.”

Sabrını artırsın ne demek? Yani Allah sana çok bela versin, sen de ona çok tahammül et demek. Biz de zayıf kullarız, öyle, belalara, musibetlere, tahammülümüz yok. Korktum yani adamın sözünden. Dedim ki:

“Sen ‘şükrünü artır’ de, Allah çok nimet versin, biz de çok şükredelim.”

Çünkü bazen nimete mazhar insan şükretmekle, öyle güzel şükreder ki, musibete uğrayan, sabreden insanın derecesi gibi derece alır. Hatta ondan fazla derece alabilir.

Yani Müslüman her durumda sevap kazanabilir. Nimet gelirse şükreder, nimetini kadrini, kıymetini bilir, sevap kazanır. Musibet gelirse sabreder, tahammül eder, yine sevap kazanır. İnsan Müslüman oldu mu, gecesi gündüzü emme basma tulumba gibi boyuna sevap kazanmakla geçer. Yeter ki iyi Müslüman olsun. Kafası, gönlü muntazam olsun. Allah'ın sevdiği bir zihniyete sahip olsun.

Mesela yağmur yağıyor; "Oh oh elhamdülillah, çok şükür yâ Rabbi! Bu yağmurdan bereket olacak. Sana şükürler olsun yâ Rabbi! E güneş çıkmış; "Oh oh ne güzel hava ne kadar güzel. Bahar geldi, kuşlar ötüyor, ağaçlar çiçek açtı. Şu manzaraya bak, şu kudretine bak yâ Rabbi! Çok şükür yâ Rabbi!" Yine sevap kazanır.

Onun için Müslümanın sırtını kimse yere getiremez.

Öldürür. Öldürürse bile yere getiremez. Çünkü öldürdü mü şehit oluyor! Müslümanı öldürmekle haklıyorlar mı, bitiyorlar mı işini? Yani Allah onu cennetine sokuyor.

Bizim temennimiz Allah-u Teâlâ hazretlerinin lütuf yoluyla bizi taltif etmesi, terbiye eylemesi, kahır yoluyla terbiyesine tahammülümüz yoktur. Bazen kahır yoluyla terbiye eder. Mihnetler, meşakkatler verir. Eyyüb aleyhisselam'ın malını almış, evlatları ölmüş, sıhhati gitmiş, hastalıklara bulaşmış, vücudu yara olmuş, yaraları kurtlanmış filan. O Eyüp aleyhisselam. Eyyüb aleyhisselam sabretmiş, büyük sevaplar kazanmış. Hastalığın sevabı çok fazladır. Musibete karşı tahammülün sevabı çok çok büyüktür. Tabii, Allah'tan hep hayırlar isteriz de ama musibet geldiği zaman da onun çok sevap kazanma vesilesi olduğunu hiç unutmayalım. Hatırımızdan çıkartmayalım.

Tünkehu'l-mer'etü li-erba'in li-mâlihâ ve li-hasebihâ ve li-cemâlihâ ve li-dînihâ fa'zfer bi-zâti'd-dîni teribet yedâke.

Bu çok sahih bir hadîs-i şerîftir. Çok kaynaklarda da yazılmış. Buhârî'de, Müslim'de, Sıhah-ı Sitte'nin çoğunda Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten, Câbir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîftir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Tünkehu'l-mer'etü li-erbain. "Bir kadınla evlenilmek istenmesi, nikâhına rağbet edilmesi, kadının nikâhlanmaya koşulması, dört sebepten olabilir." Herkes, aman şu kadını alsam, şununla evlensem diye pervane gibi dönüyorlar, koşuyorlar mesela. Dört sebepten bir kadının nikâhına talip olunur.

Bir, li-mâlihâ. "Malından dolayı." Zengindir kadın, evleneyim de rahat edeyim diye herkes onunla parasından, malından dolayı evlenmek ister. Veyahut;

Li-hasebihâ. "Soylu sopludur, asilzâdedir, paşazâdedir, iyi bir ailedendir, ondan dolayı." Aman şu mübarek, bu yüksek, şerefli aile ile benim de irtibatım olsun, damat olayım şunlara diye, insan ondan öyle bir kızı almak isteyebilir. Hasebinde, soyunun sopunun, nesebinin yüceliğinden dolayı. Üçüncüsü;

Ve li-cemâlihâ. "Ve güzelliğinden dolayı." Aman çok güzeldir. Boyu posu selvi gibidir, yüzü ay parçası gibidir, vesaire vesaire filan diye güzelliğinden dolayı olur. Dördüncüsü;

Ve li-dînihâ. "Dindarlığından dolayı." Şöyle mübarek, dindar, âbid, zahid, şöyle namazında niyazında; Kur'an Kursu'nda okumuş, hafız olmuş vesaire diyoruz ya. Yani böyle dindarlığından dolayı. Dört sebepten. Malından, soyundan, güzelliğinden, dindarlığından dolayı. Bir kadın dört sebepten alınır, bu sebeplerle rağbet görür.

Fa'zfer bi-zâti'd-dîni teribet yedâke. "Ey elleri toprak olasıca, sen din sahibi olanı, ele geçirmeye çalış." diyor Peygamber Efendimiz.

Demek ki, sormuş kendisine sahabeden o zât. Peygamber Efendimiz de ona şaka yollu böyle, latife yollu, eli toprak olasıca diye tatlı bir hitap ederek, böyle buyurmuş. Sen gayret edersen, dindar olanını elde etmeye gayret et. Ona zafer bulmaya, onu elde etmeye çalış. Onu ele geçirmeye gayret et.

Ama ekseriyetle böyle olmuyor. Yani, dünyanın kanunu böyle. Bir kadının en çok güzelliğinden dolayı peşinden koşuyorlar. Ekseriyetle çok güzel diye. Huylu mu, huysuz mu, soylu mu, soysuz mu, nesebi sahih mi, değil mi? Aldıran yok. Soysuz bir kimse bile olsa, güzelse hop bakıyorsun, boyu posu yerinde diye Monaco Sarayı'na prenses filan gidebiliyor. Hiç dindarlığına aldıran olmuyor. Ekseriyetle güzellikten dolayı oluyor. Bu doğru değil. Bazen soydan soptan dolayı oluyor. Soylu soplu asilzâde, padişah kızı diyelim, sadrazam sülalesi veya şöyle böyle. Çok kere de zenginliğinden dolayı oluyor. Ekseriyetle zengin oldu mu yamuk da olsa, şöyle de olsa, böyle de olsa rağbet ediliyor.

Halbuki evlilikte ana düşünce dindarlık olması lazım, yani insan sadece kendisine hayat arkadaşı almıyor. Aynı zamanda çocuklarının annesini seçiyor. Kendisine sadâkat gösterecek bir eş olması lazım. Namuslu, soylu olması lazım. Bir çocuk annesinden doğup ‘ınga’ dediği zaman, diyordu Profesör Kemal Bey, terbiyesinin sekizde beşi elden gitmiştir. İmkânı kalmamıştır.

Neden? Annesini iyi seçmemişsen çocuk istediği kadar, ne olursa olsun, artık onun terbiyesinin imkânı kalmadı demektir.  Onun için çocuğun hayırlı olması için annesinin de dindar insan olarak seçilmesi gerekiyor. Şu yığınla kâğıtların arasında, evlilikle ilgili sorular da oluyor. Dört beş tanesi gözüme ilişti. Hadîs-i şerîfte de Peygamber Efendimiz' in cevabı çıktı. Yani ne mal aşkıyla ne soy sop hesabıyla ne güzellik ölçüleriyle hareket edeceksiniz.

Hangi ölçülerle hareket edeceksiniz? Dindar, namuslu, mütedeyyin, Allah'ın sevgili kulu olan bir kadın, bir kızcağız, bir hayat arkadaşı bulmaya çalışacaksınız. Erkekler böyle yapacak.

Kadınlar? Kadınlar da aynısını yapacak. Kadınlar da efendinin dindar olmasını isteyecek, öylesini arayacak. Öylesine varırım diyecek. Yani, onunla evlenmeye razı olacak.

Onlar da tabii çok kere öyle yapmıyorlar. Kızların da kocasına ait, temennileri, ileride kocası olacak kimse hakkında aradığı şey de dindarlık olacak.

Çok zengin bizim damat namzeti hocam. Çok iyi ticareti var. Çok iyi BMW arabası var, lüks. Bir de yazlık köşkleri, kışlık köşkleri var.

Eee...! Yani, kız için de erkek için de önemli olan dindarlık.

Bundan sonraki hadîs-i şerîf;

Tenezzafû bi-külli mesteta'tüm fe-innellâhe bene'l-İslâme 'ale'n-nezâfeti ve len yedhule'l-cennete illâ küllü nazîfin.

Bu hadîs-i şerîf Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Tenezzafû. "Temizlenin." Nazif olun, nezâfet ehli olun. Tertemiz temizlenin. Bi-külli mesteta'tüm. "Gücünüz yettiğinizin her hali, her şeyiyle, gücünüz yettiği miktarda." Yani, aşırı yapabildiğiniz kadar temiz olacaksınız. Pabucunuz, ayakkabınız, çorabınız, koltuk altınız, ağzınız, elbiseniz, yüzünüz, saçınız temiz olacak, filan. Yani, yapabildiğiniz kadar eviniz, barkınız, çevreniz, evinizin önü, vesaire.

Herkes evini de temizleyecek evinin önünü de temizleyecek. Tanzim edecek. Çukursa dolduracak, iki kürek, bir kazma. Tık tık kazacaksın çukuru dolduracaksın, düzleyeceksin. Çoluğunu çocuğunu çağıracaksın. Kendin yapacaksın. Yarım saatlik, bir saatlik bir iş. Bir cumartesi, bir pazar gününde bitecek bir şey. Çöpleri toplayacaksın, bir kibrit çakıp yakacaksın veya dolduracaksın bidona çöpçü alıp götürecek. Önüne gelen çöpü getirmiş yolun kenarına, en güzel manzaralı piknik yerlerine çöpleri dökmüşler. Derenin kenarına çöp dökmüşler. Ya bu dereden bu nehre gider, nehirden denize gider. Çöpü bulaştırıp, sıvaştırıp, her tarafa yayıyorsun.

Yani insan elindeki kâğıdı bile atmamalı. Sümkürmek, tükürmek, hınkırmak, vesaire vesaire. Ne oldu Müslümanlık?

Ne diyor, Peygamber Efendimiz? Tenezzafû. "Temizlenin, nazif olun." Bi-külli mesteta'tüm. "Gücünüz yettiğiniz her şekil ile, her türde."

Adam camiye geliyor. Bakıyorsun etrafındaki insanlar uzaklaşıyor.

Neden? Ayakları dört beş yıllık teke gibi kokuyor.

Neden? Yıkamamış ayaklarını. Ayağı da akıyor maşaallah sıhhatli! Ayağı akmış, adamlar yanından kaçıyor. Olmaz!

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Bana ağzınız sarı, ağzınızın içi kokar vaziyette gelmeyin." Demek ki ağız temizlenecek, çalkalanacak, fırçalanacak, macunlanacak, neyse. Perdahlanacak, temiz olacak. Veyahut çürüğü varsa çekilecek, doldurulacak, tamir edilecek.

Terleri silinecek. Şimdi şakır şakır sular var. Eskiden kovalarla çeşmeden getirilirdi, evlerde birazcık maşrapa ile üstüne dökünerek yıkanırdı insanlar. Şimdi herkesin evinde küvet var, balık gibi isterse dalar, çıkar. Yani bol, duş var yukarıdan şakır şakır yağıyor. İstediğin gibi sabah akşam yıkanabilirsin. Kimse bir şey demiyor. Suyun parasını ödeyemedim diye bir şikâyet duymadım ben hiç. Su bol, sabun var, niye yıkanmıyor temizlenmiyor insan? Niye pis, pasaklı duruyor?

Ne diyor Peygamber Efendimiz:

Fe-innellâhe bene'l-islâme 'ale'n-nezâfeti. "Çünkü Allah İslâm'ı nezafet üzerine bina etti." Yani, temiz olmak esası üzerine İslâm kurulmuştur. Bu İslâm'ın temizliği fevkalade yaygın, önemli büyük bir şeydir. Temiz olmak; kalbin, bedenin ve her şeyin temiz olması; niyetin, aklın fikrin, sözün temiz olması... Kimisi pis pasaklı konuşuyor.

Anlattılar, yollarına çoban çıkmış. Sürü yolda gidiyor. Taksi ile arkasından gidiyorlar. Bekle Allah'ım, bekle. Sürü köye kadar gidecek asfalttan, tıkır tıkır. Otomobil de arkasından gidecek. Korna çalmış, dıt dıt, yani kenara çekil, hiç olmazsa yolun yarısını bana ver ben geçeyim. Yani sürünü biraz kenara çek. Çoban kapmış sopayı, gelmiş arabaya, sopayla küt küt arabaya vuruyor, kapatmışlar camları korkmuşlar; deli mi, divane mi, katil mi, haydut mu, mafya mı, hırsız mı? Ondan sonra da din, iman küfrediyor. Bu da ağız pisliği işte. Bu da ahlâk pisliği. Bunların hiçbirisinin olmaması gerekiyor. Her bakımdan Müslümanın zarif olması gerekiyor. Bak "tâhir" demiyor, "nazîf" diyor. Nezâfet yani. Temizliğin her çeşidi maddeten ve mânen, iç ve dış temizliği hepsi birden olması gerekiyor.

Tefekkerû fî-halkillâh ve lâ tefekkerû fillâh fe-tehlekû.

Bu hadîs-i şerîf de bir önemli tavsiyeyi ihtiva ediyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Tefekkerû fî-halkillah. "Allah'ın yarattığı mahlukât ve yarattığı çeşitler, şekiller üzerinde tefekkür edin." Buyurun, serbest, tefekkür edelim: Allah Allah! Bulutları, ayı, güneşi, ağaçları, çiçekleri, kuşları, böcekleri, tohumları, meyveleri, sebzeleri yaratmış; yağmuru, nehiri, dağı, denizi yaratmış; hücreler, moleküller, atomlar, elektrikler, dalgalar, vesaireler... Allah'ın mahlukatını düşün, kudretini anla, düşünmek serbest. Bunların hepsini düşün;

Ve lâ tefekkerû fillâh. "Ama Allah'ın kendisini nasıl olduğunu düşünmeye kalkma, kalkışma."

Neden? Fe-tehlekû. "Helak olursun." Yanlış karar verirsin, yanlış bir kanaate saplanırsın mahvolursun. Allah hakkında yanlış bir kanaate sahip olmak seni şirke düşürür, küfre götürür.

Leyse ke-mislihî şey'ün. Ben sana nasıl anlayatım? Leyse ke-mislihî şey'ün. "O'nun misli gibi bile bir şey yok." Misli gibi bile bir şey yok. Yani O'nun emsali olacak, emsali gibi bile bir şey yok ki emsalini anlatarak, "Allah şöyledir, şuna benziyor." diyebilsin. Leyse ke-mislihî şey'ün. "Misli gibi bile bir şey yok." Ne kadar önemli bir ifade. E o zaman insanoğlu Allah'ı düşünmekle anlayamaz çünkü insanoğlu gördüklerine kıyas eder. Acaba eni ne kadar, boyu ne kadar, ağırlığı ne kadar, hacmi ne kadar demeye kalkar. Halbuki Allah-u Teâlâ hazretleri bunların hepsini yaratandır ve bunların hepsinden yücedir.

Allah-u Teâlâ hazretlerini bilmek böyle olmaz. Allah-u Teâlâ hazretlerini bilenler nasıl bilmiş, görenler nasıl görmüş? O'nun sevgili kulu olanlar nasıl olmuş?

Ha! Çok güzel bir soru. Bunun yolu Allah'ın emirlerine itaat etmektir. Allah'ın buyruğunu tutup, kalbini temizleyip Allah'ın yolunca gidersen, haramlarından sakınırsan Allah sana kendisini bildirir.

Nasıl bildirir? Ne bilenler sana söyler ne de sen bilirsen başkasına anlatabilirsin. Ama bildirir, gösterir, anlatır, tanıtır, dost eder ama O tarife sığmaz. Bir de sır saklamak diye bir şey vardır. Bir makama ermiş olan kimse o makamdan olmayan kimselere o makamın esrarını açmaz. O da gelsin o da öğrensin. Vermez Allah, müsaade vermez.

Onun için Allah'ı bilmenin yolu nedir? Allah'a mutî kul, edepli kul, itaatli kul olmaktır. Emrin başım üstüne yâ Rabbi! Ne emredersen yaparım. "Öl dersen ölürüm, kal dersen kalırım." diyebiliyor musun? Haramlardan, günahlardan seve seve kaçabiliyor musun? Allah'ın sevaplı işlerini "emretmiş Rabbim!" diye seve seve [yapabiliyor musun?] Hani şairin sözü hoşuma gidiyor. Hani "Şu vatan kimin?" sorusunun cevabı şiir yazmış;

Bir gül bahçesine girercesine şu kara toprağa girenlerindir, diyor.

Hani insan gül bahçesine sevinçle girer ama kara toprağa öyle herkes kolay giremiyor.

İşte Allah'ın bütün emirlerini severek yapacak hale gelebilirse bir insan, haramlarından severek kaçınacak bir edebe, bir itaate ulaşabilirse Allah'ın yolunda yürürken yürürken Allah kendisini kuluna bildirir, gösterir, sevdirir, o zaman o Allah'ın ârif kullarından, Allah'ı bilen kullarından, sevgili kullarından olur. Bakarsın başka kullara benzemiyor. Bakarsın hali başkalarının haline benzemiyor. Melek gibi bir şey. Böyle uzaktan yiyeceğin gelir, tadına doyum olmaz, sözü güzel, hali güzel, huyu güzel, her şeyi güzel.

Neden? Allah sevdi mi başkalarına da sevdirir de onun için.

Allah cümlemizi kendisine mutî, edepli, itaatli, nazif, temiz, içi dışı pak, tertemiz, pırıl pırıl kullarından eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA