01.10.1995 - Kıyamet Alametleri

01.10.1995 - Kıyamet Alametleri
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ tekûmü's-sâatü. "Kıyamet kopmayacak; -şunlar, şunlar olmadıkça- kıyamet kopmayacak."
"Şu canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki şunlar şunlar olmayınca kıyamet kopmayacak. Önce bunlar, bunlar, bunlar olacak, şu sayılan şeyler olacak da kıyamet ondan sonra kopacak, bunlar olmadan kıyamet kopmayacak."
Demek ki kâinatın kaderinde bu işler var. Kâinatın kaderi var. Kıyametin saati var.
"Kıyamet" demiyor, ne diyor?
Lâ tekûmü's-sâatu. "Saat ayağa kalmaz; yani kopmaz." diyor.
"Saat" dediği "kıyametin saati" yani "o feci olayların olacağı zaman" demek. Aslında şu duvardaki şeye de "saat" derler.
Kemi's-sâa? "Saat kaç?"
Saat kelimesini Araplar bizim kullandığımız gibi kullanır ama bir de es-sâa deyince elif lam'lı belirli, belirleme takısıyla beraber kullanınca "kıyamet, kıyametin kopacağı zaman, ahir zaman" demek olur.
"Şunlar şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz."
Neler olacakmış?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yeminle söylüyor.
Hattâ yeshare'l-fuhşu ve't-tehaffuş. "Fuhşiyat yayılacak, zahir olacak."
Ne demek?
Eskiden gizli oluyordu; millet korkuyordu. Müslümanlardan, kadı efendiden, subaşından, zabitten, emniyeti temin etmekle görevli sorumludan, kanundan korkuyordu, yapamıyordu.
İçki alenen içiliyor muydu? Yasaktı, yoktu, içilmiyordu.
Zina alenen yapılıyor muydu?
Yasaktı, yoktu. Yapan cezasını bulduğundan yapılmıyordu. Yapılırsa gizlice yapılıyordu, fırsat kollanarak yapılıyordu.
Rıza Tevfik Bölükbaşı'nı Ramazan'da yemek yerken yakalamışlar. Şair. Hece vezniyle çok güzel şiirler yazmış; edebiyat kitaplarına girmiş bir adam. Yakalamışlar.
Niye Ramazan'da yemek yiyorsun? Niye oruç tutmuyorsun?" diye yakalamışlar.
"Ben Yahudi’yim." demiş.
İbranice biliyormuş, Yahudiler gibi konuşarak zabitlere;
"Ben Yahudi’yim." demiş.
Bakmışlar bu gayrimüslim; bırakmışlar. Çünkü Müslüman olmayınca;
"Ramazan'da oruç tut." diyemiyorlar.
Yanındaki adamı yakalamışlar;
"Sen niye oruç tutmuyorsun?"
O bir şey diyememiş; kendisini kurtaramamış.
Rıza Tevfik;
"Niye böyle zorluyorsunuz?" demiş
"Bizim dinimizde Ramazan'da oruç tutmak farz; bu farzı yerine getirmeyenlere böyle yapıyoruz." demişler.
"Ben sizin dininizi çok sevdim, beğendim; eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh şimdi Müslüman oluyorum ama bir ricam var, 'bunu salıverin, bu sefer cezalandırmayın.'" demiş.
Ondan sonra zabitler gitmişler, adama dönmüş;
"Bak" demiş, "Yahudi oldum, kendimi kurtardım. Müslüman oldum, seni kurtardım. Bir daha böyle alenen günah işleme!" demiş, göndermiş. Böyle bir şey okumuştum kitaplarda.
Gizli yapılıyordu. Doğrudan doğruya yapılmıyordu.
Burada ne diyor?
Hattâ yazhare'l-fuhşu fe-t-tefahhuş. "Fuhşiyat aleni yapılmaya başlayacak."
Kimse kimseden korkmuyor.
"Sana ne? Benim keyfim böyle istiyor." diyor.
Adamı yakalıyorsun;
"Sana ne?" diyor.
"Alan razı, veren razı. İki taraf da razı olduktan sonra sana ne?" diyor. Polis de "Allah Allah!" diyor, şaşırıp kalıyor.
Şimdi ben buna ne diyeyim?
Kadın evin içinde çıplak geziyormuş, komşuları ayartmak için perdeleri de açıyormuş. Çırılçıplak geziyormuş. Komşular polise şikâyet etmişler. Polis gelmiş;
"Size ne? Evimde istediğim gibi gezerim." demiş.
Allah Allah! "Evin içinde giyinik gezecek." diye bir kanun var mı? Polis şaşırmış.
Eskiden olsa bunu yapamazdı. Eskiden böyle oyunlar sökmezdi; yapamazdı. Gizliydi; yapanlar da azdı. Şeytana çok uymuş insanlar yapıyorsa bile toplumun diyelim binde biri yapıyordu.
Ne yapalım? Herkes nefsine hâkim olamıyor, herkes Allah'ın sevdiği kul olmayı başaramıyor. Cehennemde yanacak, ettiğini bulacak; ama şimdi öyle değil.
"Muhammed'in canı elinde olan Allah'a yemin olsun ki edepsizlik, kötülük, aşikâre olmayınca kıyamet kopmaz."
Hem de bunu ısrarla yapmak; tefahhuş.
Ve sûü'l-câr.
Câr Arapça' da "komşu" demek. Câr, çoğulu cîrân geliyor; "komşular" demek.
Ne demişler?
El-Câru kable'd-dâr. "Ev almadan evvel komşu al."
Dâr "ev" demek. Evden evvel komşu.
"Ucuz satılıyor."
Neden ucuz satılıyor?
Bak bakalım! Mahalle nasıl bir mahalle?
Evet, demek ki bir de kötülük alenileşecek; edepsizlik, çirkin işler, fuhşiyat, fahişelik artacak, meslek hâline gelecek, ısrarla yapılabilecek hâle gelecek. Manzara böyle olacak.
Sonra kötü komşular artacak.
Allah Allah! Eski Müslümanlar bu hâle şaşırıyor.
Neden? İslâm'da komşu hakkı çok mühim de ondan.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifinde;
"Cebrail bana o kadar çok geldi, komşulara iyi muamele etmeyi o kadar çok tavsiye etti, o kadar çok komşu hakkını büyüttü ki ben de 'Galiba Allah-u Teâlâ hazretleri komşuyu komşuya varis kılacak.' diye düşündüm" diyor.
Komşu hakkı çok önemli. Komşuya zulmetmek çok fena! Bir Müslüman, komşusu açken tok yatmaz; onun da yemek yemesini, tok olmasını sağlar. Ona yediğinden yedirir, giydiğinden giydirir; duvarını onun istemediği kadar yükseltmez.
Neden? "Sen evini yükseltip de komşunun havasını engelleme!" diyor.
Hava alacak, rüzgâr esecek. Sen oraya üç katlı ev yapıyorsun; o, yanda çukurda kalıyor. Öyle yok İslâm'da; her şey düşünülmüş.
Komşunun namusunu korumak, hanımına kızına bakmamak, vesaire çok hadis-i şerifler var. Bunlar unutulacak, yapılmayacak; ortaya kötü komşular çıkacak. Komşuluk haklarını hiçe sayan, komşusuyla kavga eden, edepsiz insanlar türeyecek. Bu da kıyamet alameti. Komşunun komşuyla kötü olması, kötü komşuların zuhur etmesi kıyamet alameti.
Müslüman nasıl olur?
Müslüman çok güzel, çok tatlı komşuluk yapar. Komşusuna çok hürmet eder, çok izzet eder, çok itibar eder, çok yardım eder, çok ilgilenir, çok korur, çok kollar; yani komşusuna her türlü iyiliği yapmaya çalışır. Komşu gayrimüslim bile olsa "komşuluk hakkı" vardır. Müslüman olmasa bile komşuluktan dolayı "komşuluk hakkı" vardır. O Yahudi, sen Müslüman; o Hristiyan, sen Müslüman bile olsan "komşuluk hukuku" vardır.
Demek ki bu töre de bozulacak; İslâm'ın o güzel hükümleri çiğnenecek, kötü komşuluk yapan insanlar çıkacak. Ortaya kötü komşular çıkacak.
Allah Allah! Fesübhanallah!
Ve kâtiatü'l-ehram. "Akrabalık bağlarını koparıp akrabalarıyla küsüşüp akrabalarıyla sıla-i rahim yapmayan, ilgisini kesen insanlar türeyecek."
Bu âdet de çıkacak. Halbuki sıla-i rahim; akrabalarla ilgi, sevgi, yardım vesairenin devam etmesi de çok önemli.
Hatta Peygamber Efendimiz;
"Sıla-i rahim ömrü arttırır." buyuruyor.
Yuammirne'd-diyâra ve yezidne fi'l-a'mâr. "Beldeleri mamur hâle getirir, insanların ömürlerini arttırır."
Sadaka vermek, bir; akrabayla sıla-i rahim yapmak, ilgiyi devam ettirmek, iki.
Çok önemli! Sıla-i rahim çok önemli işlerden birisi.
Ne yapacaksınız?
Dayı, amca, yenge, hala, yeğen, akraba vesaire kimseleri kollayacaksınız; onlara gidip geleceksiniz. Takip edeceksiniz, yardım edeceksiniz, hizmet edeceksiniz; fakirse para vereceksiniz, hastaysa tedavi ettireceksiniz.
Neden?
Akraba, akrabalık bağları çok önemli, fevkalade kıymetli! Ahir zamanda o da gidecek, o da yok olacak. Bu bağlar kesilecek, koparılacak.
Kâtiatü'l-erham. "Akrabalık bağlarının koparılması" ortaya çıkacak. Adam amcasını saymıyor, takmıyor. Babasıyla ilgiyi kesiyor, teyzesine uğramıyor, kardeşini aramıyor, eniştesine düşman vesaire.
Neden?
İncir çekirdeğini doldurmayan sebeplerden veya sebepsiz.
"Bozuluyorum efendim, sevmiyorum. Bakışı hoşuma gitmiyor. Mirasta bana şöyle yaptı. Bana böyle dedi."
Bırak bunları! Allah; akrabalık bağlarını kuvvetli tutmayı, bu bağa riayet etmeyi emrediyor, seviyor.
Yap! Ufak tefek hesapları bırak.
Yunus Emre'nin sözü çok güzel:
Nazar eyle ituru,
Bazar eyle götürü.
Bırak öyle ıncık boncuk, ufak tefek işleri; toptan düşün, ana hatlarıyla düşün. Bırak bunları.
"Hocam! Ben gidiyorum, gidiyorum da o gelmiyor. Ben kapısını çalıyorum da açmıyor, ben elimi uzatıyorum da reddediyor."
Tamam, günah onda; ama bir defayla bırakma, sen yine vaziyeti düzeltmek için gayrete devam et. Yine hediye gönder, yine git, yine tebrik yaz. O reddettiği için günah onda.
Demek ki kıyamet alametlerinden birisi de neymiş?
"Akrabalık bağlarının hiçe sayılması, koparılması."
Adam bayramda uğramıyor; hacca giderken helalleşmeye gidiyor. Diğeri hakkını helal etmiyor. Baba evladına hakkını helal etmiyor.
Mus'ab b. Umeyr radıyallahu anh genç yaşta müslüman oldu. Allah şefaatine erdirsin.
Bir ailenin bir tek evladı, aile zengin mi zengin, çocuk efendi mi efendi; Müslüman oldu. Anası kapris yapıyor;
"Sen niye bıraktın bizim putperestlik dinimizi, niye İslâm'a girdin? Dönmezsen intihar ederim, yemek yemem." diye protesto ile çeşitli acındırıcı şeylerle Mus'ab hazretlerini İslâm'dan döndürmeye çalışıyor.
"Anne!" diyor. "Senin bin tane canın olsa, hepsini böyle yapsan ben yine dönmem."
Neden?
Çünkü burada Allah'ın rızası var. Allah'ın emri olan yerde ananın babanın yanlış kaprisleri sökmez. Doğru değil! O kendisini düzeltsin; kusur onda.
"Hakkımı helal etmem!" dese kıymeti olur mu? Olmaz!
Neden?
Umumi kaide var, hadis-i şerifte de geçer:
Lâ tâate li mahlûkın fî ma'sıyati'l-hâlık. "Allah'a isyanı emretti mi mahluka itaat edilmez. Allah'a isyanda mahluka itaat yoktur."
Lâ tâate li mahlûk. "Mahluka itaat yoktur." Fî ma'sıyati'l-hâlık. "Allah'a isyanda."
O sana "Öldür şunu!" diye emrediyor, öldüremezsin. Doğu Anadolu'da var böyle; kan davası var bilmem ne var. Küçücük çocuk; 14-15 yaşında, daha reşit olmamış; kan davasından birini İstanbul'a kadar takip ediyor, adamı köşede kıstırıyor, öldürüyor.
"Aferin evladım!" diyor anası. "Aferin! Ailemizin intikamını aldın."
İslâm'da böyle bir şey yok!
"Anam emretti, ondan öldürdüm."
Ananın sana öldürmeyi emretmeye hakkı yok. Tamam mı?
Evet, akrabalık bağlarının koparılması da kıyamet alametlerinden.
Yuhavvenü'l-emîn ve yü'temenü'l-hâin.
Kıyametin yaklaştığının, ahir zaman olduğunun alametlerinden birisi de nedir?
"Emniyetli, güvenilen insan hain sayılacak. Hainmiş gibi muamele görecek. Hain insan da itimatlı kimse sayılacak."
Allah böyle şeyleri sevmez!
Ne yapar?
Cezalandırır; milleti cezalandırır, toplumu cezalandırır, başına bela sarar. Allah saklasın! Sonra iyi insanlar dua eder de bela kalkmaz. Milletin başına toptan bela sarar.
Bir belalıyı sarar sana; Suriye'den, Irak'tan, Hint'ten, Bağdat'tan, Yemen'den gelir, başına bela olur.
Neden?
Gönderen Allah. Başına belayı salar, elin belalısını başına salar. Kuzey'de Rus, Batı'da Bulgar, Rum.
Batılılar İstiklâl harbinde onları başımıza salmadı mı? Balkan harbinde bütün Sırplar, Bulgarlar, hepsi birleşip Balkanlar'da çarpışa çarpışa İstanbul'a kadar dayanmadılar mı?
Nasıl oldu bunlar?
Allah müsaade etmeseydi olmazdı.
Eskiden küçücük bir orduya Allah büyük zafer veriyordu. Neden? Çünkü mü'min insanlardı, Allah'ın sevdiği kullardı. Sen Allah'ın sevmediği işleri yap yap, ondan sonra başına işte öyle belalar gelir.
Toplumu İbrahim aleyhisselam'ı öldürmek istedi; bunu Hristiyan da biliyor, Yahudi de biliyor, Türk de biliyor, herkes biliyor.
İbrahim aleyhisselam'ı Urfa'da öldürmek istediler, tamam mı? Tamam.
Neden öldürmek istediler?
İbrahim aleyhisselam bunların put hanesine girdi; "Böyle şeylere tapmak olmaz." diye putların hepsini kırdı. "Putları kırdı." diye "Bunu öldürelim." dediler.
Harrikûhu ve'nsurû âliheteküm. "Yakın bu adamı da tanrılarınıza yardım edin!" dediler.
Tanrı insandan yardım bekliyorsa insana muhtaçsa tanrılığı kalır mı? Kafaya bak, mantığa bak, şaşkınlığa bak, dalalete bak!
Öldürmek istemediler mi? İstediler.
Odunları topladılar mı? Topladılar.
Har har har yaktılar mı? Yaktılar.
Öyle bir yaktılar ki uzağında bile dururken insanın yüzü yanıyordu. Korkunç bir ateş yaktılar. Har har har muazzam bir ateş! Yanına yanaşamıyorlar. İbrahim aleyhisselam'ı mancınıkla, bir çeşit yaylı bir aletle savurdular, ateşin içine attılar.
Ne oldu? İbrahim aleyhisselam ölmedi.
Neden?
Allah ölmesini istemedi de ondan. Cümle cihan halkı bir insanı öldürmeye kalksa Allah öldürmeyince ölmez. Ama ölecek olduktan sonra ecel geldiği zaman "baş ağrısı bahane" derler. Baş ağrısı bahane olur, ölür adam. Pattadak ölür.
Turp gibiydi, kırmızı yanaklıydı, aslan gibiydi, pehlivan gibiydi.
Niye öldü? Vallahi bilmem, neden öldüyse öldü. Öldü ya artık, sen ona bak; gitti, öldü.
Ahir zamanda ne olacakmış?
"Emniyetli insan hain muamelesi görecek, sevilmeyecek, istenmeyecek, tehlikeli görülecek vesaire. Hain insana da işler güçler verilecek, emniyet edilecek, emanet edilecek, memleketin kaderi onun elinde olacak veya filanca müdürlük veya filanca müessese veya devletin, milletin filanca parası pulu böyle kimselerin elinde olacak; yani kurda kuzu emanet edilecek, işler değişecek."
Bu, kıyamet alametlerinden biridir.
Bu devirde böyle olmuş mudur?
Bu devir böyle midir?
Aşağı yukarı olmuştur. Aşağı yukarı bütün dünyada; hadis-i şeriflerde söylenilen, kıyametin kopmasından evvelki acayip değişikliklerin, çirkinliklerin, kötülüklerin hepsi olmuştur.
Nasıl kopar kıyamet? Muhterem kardeşlerim!
Birden kopar. Öyle aniden kopar. Çarşıda alışveriş yaparken kopar; adam malı alır da parasını ödeyemez. O kadar ani gelir.
Yasin suresinde ne diyor?
Ve hüm yahissimûn. "Birbirleriyle muhasama edip çekişip dururken, uğraşırken, günlük hayatın koşturmacası içinde pattadak gelir kıyamet, aniden!"
Lâ te'tîküm illâ bağteten. "Kıyamet size ansızın gelecek."
"Yarın olur, öbür gün olur, beş sene sonra olur, şu olur, bu olur." derken pattadak geliverir.
"Hocam! Ağzını hayra aç!"
Tamam, Allah uzun ömür versin, mutlu ömür versin. İyilikler hâkim olsun, dünyanın hayatı daha devam etsin, kıyamet kopmasın. Hepimiz korkuyoruz.
Kıyamet ancak şerli insanların başına kopacak, kıyametten evvel iyi insanların hepsi ölecek; kötüler kalacak. Tamam, geç bir zamanda olsun ama alametleri belirdi.
Nerede İslâm, nerede ayetler hadis-i şerifler, nerede ahlâk edep, nerede bugünkü durum?
Kalmadı.
Kız çocuk, anasını babasını takmıyor; çete reisi gibi. Eskiden sokakta kız gördün mü âciz sanırdın. Ne malum? Belki çetenin reisi! Değişti; manzaralar değişti, durumlar değişti. Bak uyuşturucu kullanımı ne kadar artmış.
Uyuşturucu kullanımına karşı Türk ailesinin bir direnci var; o dirence rağmen ortaokullarda ve bilmem nerelerde yüzde yedi miktarında uyuşturucu var, eroin esrar vesaire kullanılıyor.
Gel bakalım buraya!
"Türk ailesinin uyuşturucu kullanımına karşı direnci" ne demek? bu
Gel bakayım, bu ne demek?
Millet Müslümandı da onun için uyuşturucuya kapılmıyor, işin aslı bu.
Bir şey aklı giderdi mi ona "yasak" diyoruz, kullanmıyoruz. İsterse içilsin, isterse koklansın;
"İnsanı sarhoş eden her şey haramdır." diyoruz.
"Adı ne olursa olsun, neden yapılırsa yapılsın. İçtiği zaman, kokladığı zaman aklı gideren şey haramdır." diyoruz. Biz haram olduğundan yemiyoruz, içmiyoruz.
Muhterem kardeşlerim! Bunları niçin söylüyoruz?
Niçin anlattık?
Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte; kıyamete yakın zamanda dünyanın nasıl bozulacağını, değer hükümlerinin nasıl alt üst olacağını söylüyor; onun için bunları anlattık. Cemiyetin düzeni bozuluyor, cemiyet mahvoluyor, gemi deliniyor, batacak. Toplum dejenere oluyor, nesiller bozuluyor.
Bunların karşısında niçin üzülüyoruz?
Ben sıhhatliyim, ben uyuşturucu kullanmıyorum, benim herhangi bir derdim sıkıntım yok. Sizin de öyle.
Niye üzülüyoruz?
Millet namına üzülüyoruz, memleketin selameti için üzülüyoruz. Bunu düşmanlar körüklüyor, yaymaya çalışıyor; bunun ticaretini onlar yapıyor. Bunları engellemeye çalışıyoruz. Biz fahri polisiz, fahri askeriz. Yani maaşsız; bunu Allah rızası için yapmaya çalışıyoruz.
Allah yanlıştan dönmeyi nasip eylesin! Allah bizi İslâm'ı öğrenip İslâm'a gönül veren, rızasına uygun yaşayan, başka insanlara faydalı işler yaparak hayırlı, verimli, sevaplı, faydalı, güzel bir yaşamla yaşayıp ömrünü böyle hayırlı yolda geçiren kimselerden eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
02.10.1994 -
Doğru ve İyi
21.03.1993 -
Vesile Makamı, Salat
