11.09.1994 - Faziletli İşlerin En Üstünleri, Yardımcı Olmak, Duanın En Faziletlisi

11.09.1994 - Faziletli İşlerin En Üstünleri, Yardımcı Olmak, Duanın En Faziletlisi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Efdalü'l-fedâili en tasile men kata'ake ve tu'tiye men harameke ve tasfaha ammen şetemeke.
Muâz İbn Enes'ten rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'inde var. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Efdalü'l-fedâili. "Faziletli işlerin en üstünü şunlardır." En tasile men kata'ake. "Senden alâkasını kesen kimseye, senin ilgini kesmeyip devam ettirmen." Ve tu'tiye men harameke. "Sana bir şey lazım olduğu zaman vermeyip esirgeyen kimseye senin vermen." Ve tasfaha ammen şetemeke. "Sana sövüp sayan, kötülük yapan insanı hoş görmen, ona uymaman, ona küfürle karşılık vermemen." Faziletin en üstünü bu.
Niye bunlar faziletlerin en üstünleri oluyor?
Zor da onun için. Zor ama yapıldığı zaman da toplumun düzeni için en gerekli şeyler de onun için.
Adam küsüyor size, konuşmuyor, darılıyor. Senin bir kabahatin var mı?
Yok! Küsüyor. Kabahatin olsa bile küsmemesi lazım. Haksız, kabahat kendisinde, küsüyor. E sen de küssen... Küsmek haram İslâm'da, ilgiyi kesmek, konuşmamak haram…
Müslüman Müslümanın kardeşidir, her zaman yardımcısı olacak. Zulmettiği zaman, günah işlediği zaman bile yardım edecek. Nasıl yardım edecek?
Günahı işlememesine çalışacak, engellemeye çalışacak. İlgi devam edecek, onu kurtarmaya çalışacak. Kötü yoldan iyi yola çekmeye çalışacak, elinden tutmaya çalışacak. Onun için darılmak haram olduğundan, darılmayacak; ilgiyi kesene gidecek, kurtarmaya çalışacak.
Senden ilgiyi kesen, sen iyi bir insan olduğuna göre, demek ki kötü yola gidiyor.
Sen ne yapacaksın? Sen onun yanına gideceksin yavaş yavaş, yumuşak yumuşak;
"Bu hastalandı, kafayı bozmak üzere, en iyisi ben buna şöyle usulüyle muamele edeyim, yavaş yavaş doğruları anlatmaya çalışayım, biraz gönlünü almaya çalışayım, aman sapıtmasın, şaşırmasın, namazı bırakmasın, ibadeti, hayr-ü hasenatı bırakmasın."
Bazıları öyle oluyor. Bakıyorsun… Geçen senelerde tüccar tanıdığımız anlattı. Hanlarında bir kimse varmış; sakallı, şalvarlı, cübbeli, sarıklı, beş vakit namazı camide kılan, handaki tezgâhtarlara gidip;
"Gel kardeşim namaza beraber gidelim."
Filan diye onları da doğru yola çekmeye çalışan bir insan. Aa! Bir değişmiş; sakalı kesmiş, namazı bırakmış, camii bırakmış, bütün kötü şeyleri işlemeye başlamış.
Neden? İnsanoğlu bir karar üzere durmaz, çok sağlam bir mahlûk değildir insanoğlu.
Ve hulika'l-insânü za'îfen. "İnsanoğlu zayıf yaratılmıştır."
Ufacık bir şeyden harap olur, küçücük bir şeyden morali bozulur, ruhen hasta olur, gelir bizim karşımıza dua ister bizden. Bir şey yok ya, turp gibi sapasağlam. Yok, şöyle olmuş da böyle olmuş da incir çekirdeğini doldurmayan şeyden hasta olur. Çok zayıftır bu insanoğlu. Ruhunun dengesi bir sarsıldı mı, bir bozuldu mu pehlivan gibi insan sinek kadar kıymeti kalmaz.
Onun için çok ihtiyatlı davranmak lazım. Hem insanın kendisine de çok güvenmemesi lazım. Daima Allah'a sığınması lazım.
"Yâ Rabbi, beni şaşırtma yâ Rabbi! Beni doğru yoldan ayırma yâ Rabbi! Beni nefsime uydurma yâ Rabbi! Beni şeytana kananlardan etme yâ Rabbi! Hidayetten sonra dalalete ayağımı saptırma yâ Rabbi, günahlara bulaştırma!.." diye daima Allah'a sığınmak lazım. Zordur, kolay değildir.
Onun için, senden birisi ilgiyi kesti mi, sen; "hastalandı bu adam" diyeceksin, tedavi etmek için yumuşak davranacaksın. İpi gerdirtmeyeceksin, koparttırmayacaksın, gideceksin.
Balıkçılar diyorlar ki; büyük bir balığı yakaladığın zaman birden çekersen balık bir çeker oltayı, kopartır. Ne yapacaksın?
Salacaksın salacaksın, çekeceksin. Biraz zorlandığı zaman yine salacaksın salacaksın, yine çekeceksin. Biraz zorladığı zaman yine salacaksın, yine çekeceksin. Maksat ne?
Oltayı kopartmamak. Yakaladı ya. Sonra iyice yorulduktan sonra balığı alırsın belli bir usulle. Hızlı çeksen o zaman da ağzı yırtılır, yine kaçar. Yavaş yavaş alacaksın; kocaman bir balık, tamam. Ama usulü var işte. Fazla gerdirdiği zaman salıvereceksin.
Beşerî münasebetlerde de böyle. İpi koparttırmayacaksın adama. Mühim olan onları yakalamak, doğru yola getirmek.
İkincisi ve tu'tiye men harameke. "Sana vermemiş zamanında, kötülük yapmış, istediğini yapmamış, sıkışık olduğun zamanda yardım etmemiş; sen ona vereceksin."
Ne yapalım; o sana vermedi, o sevabı kaçırdı, sen sevabı kaçırma.
Sen sevabı kimin için yapıyorsun? Allah için yapıyorsun!
Kardeşlerimiz var şimdi, her gün haber alıyoruz, rapor alıyoruz sağdan soldan. Bin bir türlü problem başımızda; onunla uğraş, bununla uğraş, bin bir türlü dert... Hayır, yapmak istiyorsun, şahsın için değil, toplum için faydalı bir şey yapmak istiyorsun; o kadar çok müşküller, o kadar çok problemler çıkıyor ki…
Öyle negatif, öyle çelmeleyici insanlar var ki… Sen gangstersin, mafya çetesi reisisin de ortalığı kasıp kavuruyormuşsun gibi muamele ediyor, vatan haini muamelesi yapıyor. Okul kurmak istiyorsun, hayır yapmak istiyorsun; hayır yapmanı engelliyor, hayır yaptırtmak istemiyor, hayrı başlatmak istemiyor, hayrı çalışır hale getirmek istemiyor.
Niçin yapıyoruz biz?Bırakacak mıyız, darılacak mıyız?
Hayır! Cümle cihan halkı aleyhimize dönse, hakkı işlemekte, yapmakta devam edeceğiz.
Neden? Allah için yapıyoruz da ondan! İnsanlar beğensin diye yapmıyoruz. İnsanlar alkışlasın diye yapmıyoruz da onun için. Beğenmezse beğenmesin!
Kötülüğünü düşünür, suizanda bulunur…
Hayır işine giren herkese, herkes böyle ters bakıyor. Adam işini gücünü bırakıyor, cami yaptıracağım, hayır yapacağım diye koşturuyor, çeşit çeşit iftiralara uğrayabiliyor. Allah korusun. Zor.
Kadir kıymet bilmediler, ne yapacağız?
Biz hayrı bırakacak mıyız? Hayır, bırakmayacağız!
Allah biliyor. Biz Allah'ın sevdiği işi yapmaya devam edeceğiz.
O adam bana vermedi, ben ne yapacağım?
Benim elime fırsat geçerse ben kötüye iyilikle muamele ederim, o utanır. Ben sevabı kaçırmam, o sevabı kaçırdı. Ben tam borçlu olduğum sırada borç istedim vermedi, tamam, o şimdi borç istiyor; ben veririm.
Neden?
Borç vermek sevap. Sevabı ben kaçırmadım, o kaçırdı. Böyle düşünürüz. Yaptığımız işi Allah rızası için yaptığımız müddetçe vazgeçmeyiz. O zaman da o adam mahcup olur ve yola gelir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in dünya kadar düşmanı vardı. Yığınla düşmanı vardı Mekke'de. Mekke'nin, Kureyş'in eşrafından nice insanlar vardı. Hepsinin gönlünü kazandı.
Neden?
Çok halim selim muamele etti, kötülere hep iyilikle mukabele, muamele etti.
Kendisine, bakın ayet-i kerime iniyor, Hz. Hamza'yı öldürdükleri, şehit ettikleri zaman Uhud'da; kulağını kestiler, burnunu kestiler, göğsünü açtılar, ciğerini çiğnediler. Peygamber Efendimiz de bir sinirlendi. Çok üzüldü. Amcasını çok seviyordu. Bir insan ölür savaşta ama böyle gözünü oy, kulağını kes, burnunu, dudağını kes, ciğerini aç. Çok sinirlendi.
"Ben de yetmiş tanesini onların yakalayıp intikamımı almazsam..." filan diye böyle yemin etti. Onun üzerine ayet-i kerime indi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e;
Ve âkebethüm fe âkibû bi misli mâ ûkibtüm bihî ve le in sabertüm le hüve hayrun li's-sâbirîn.
"Eğer bir suçluya bir ceza verecekseniz, cezası kadar verin."
"Yetmiş tanesini" dedi ya Peygamber Efendimiz, üzüldüğü için. Kim yapmışsa o cezalandırılsın. Cezanın suçla mütenasip olması lazım, aşırı olmaması lazım.
Ve le in sabertüm. "Eğer sabrederseniz." Le hüve hayrun li's-sâbirîn. "Sabretmek daha iyidir." diye bildirdi Peygamber Efendimiz' e Allah celle celâlüh.
Efendimiz sabretti. Yemin etmişti, intikam almak için;
"Vallahi, yetmiş tanesini şöyle yapacağım." diye. Yemininin kefaretini ödedi, Allah sabretmeyi tavsiye ettiği için ayet-i kerimede.
Kötülere, iyilikle mukabele etti. Kâtilleri affetti. Müslüman olunca ceza vermedi, Mekke'ye girdiği zaman katliam yaptırmadı. Katliam yapmak isteyen hızlı komutanlar vardı;
"Şimdi müşriklerin karşısında biz galip durumdayız, Mekke'ye bir girelim, o bize eskiden kan kusturan herifleri bir yakaladık mı neler yapacağız." diyenleri vazifeden aldı. Sen gel bakalım, pasif hizmete, şuraya git. Katliam yaptırtmadı.
"Kâbe'ye sığınanlar emniyettedir, sığınanlar kurtulacaktır, Ebu Süfyân'ın evine girenler kurtulacaktır." dedi, sığınma yeri gösterdi…
Koca İslâm mücadele tarihinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in Arabistan'a İslâm'ı yerleştirme savaşları oldu; Bedir, Uhud, Hendek, Huneyn harbi vesaire…
Kaç tane müşrik öldü? Yüz küsur. Bu kadar az.
Kan dökmedi Peygamber Efendimiz. Sulhen, gönlünü alarak, sabrederek, kötülere iyilikle mukabele ederek gönül kazandı. Bir zamanın en azılı kâfirleri, müşrikleri Müslüman oldular, sonra İslâm'a hizmet ettiler.
Hz. Ömer radıyallahu anh'ı ziyarete geldiler Kureyş'in rüesası, başkanları, itibarlı insanlar, eşraftan insanlar. Hz. Ömer, emîrü'l-mü'minîn, odalarına almadı onları.
Biz olsak;
"Efendim hoş geldin, -bakan, müsteşar bilmem ne filan- buyurun efendim, hoş geldiniz efendim." deriz. Hz. Ömer hiç yüz vermedi onlara. Bilâl-i Habeşî ile Süheyb-i Rûmî'yi almış odasına, onlarla konuşuyor, ötekiler dışarıda bekliyor. Bilal ile Süheyb köleleriydi onların. Mekke'de köleydi onlar, işkence görüyorlardı. Bilal'i, Süheyb'i radıyallahu anhümâ yanına almış, onlarla sohbet ediyor, ötekiler de kapıda bekliyorlar.
Dayanamadılar, nefislerine ağır geldi, izzet-i nefislerine dokundu. Bir tanesi dedi ki:
"Ya bu ne biçim iş, böyle bir acayip gün görmedim; Kureyş'in eşrafı kapıda bekletiliyor, el pençe divan, köleler içeride halifeyle beraber oturuyor, ne biçim gün?" dediler. İçlerinden bir tanesi kalktı, o da asaletli bir insan ama akıllı insanlar bunlar. Dedi ki:
"Ey kavmim, kabahat, kusur bizdedir; Allah'ın emri hepimize umumî geldi, biz reddettik, onlar kabul etti. Onlar Allah'ın Resulüne yardımcı oldular, biz düşman olduk. Onlar bizi geçtiler sevapta, manevi mertebe bakımından, Müslümanlıkta daha ileri gittiler, biz geride kaldık. Bizim bugün bu dünyada bunların mertebesine yetişmemiz mümkün değildir. Ancak gelin cihat diyarlarına gidelim, savaş yerlerine gidelim, savaşalım, Allah yolunda şehit olursak belki ahirette bunlardan derece bakımından geri kalmayız."
Bir zamanın müşrikleri, azılıları, Peygamber Efendimiz' e asker gönderen, savaşan, nice nice Müslümanları asmış, kesmiş, öldürmüş olan insanlar sonradan iyi insan olup bakın Allah yoluna cihada gidiyorlar, aileleriyle Mekke'yi terk edip… Koca aile gitmiş de bir kişi dönmüş, öbür bir koca aile gitmiş bir kişi de oradan dönmüş. Toplamda iki tanesi dönmüş geriye, Hz. Ömer de ikisini evlendirmiş, birisi kızmış birisi erkekmiş. Aileler cihat yolunda canlarını vermişler. O hale gelmişler.
Onun için ne yapacaksın?
Sana vermeyene sen vereceksin. Senden alâkayı kesene sen alâkanı devam ettireceksin.
Ve tasfaha ammen şetemeke. "Sana zulmeden, sana ağır söz söyleyen, hakaret edene sen halim selim muamele edeceksin, hoş göreceksin, uymayacaksın."
Güzel ahlâk bu işte! Böyle olunca insan yükselir, yücelir, toplum düzelir. Böyle olmadığı zaman;
"O bana böyle yaptı, ben ona öyle yaparım; o bana böyle yaptı, ben ona bin katını yaparım; o bir tane yaptı, ben yetmiş tane yaparım." dedin mi toplumda kan davası, çalkantılar vesaire bitmez.
Çok önemli bu hadis-i şerifler.
Efdalü'd-du'âi yevme arafete ve efdalü mâ kultü ene ve'n-nebiyyûne min kalbî: Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû.
Talha hazretlerinden mürsel olarak rivayet edilmiş bir hadis-i şerif.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Efdalü'd-du'âi. "Duanın en faziletlisi, en kıymetlisi." Yevme arafete. "Arafat'ta hacıların toplandığı Arefe günündeki duadır."
Çok kıymetlidir. O Arafat'ta, vakfeye durduğun zaman, o hacıların, o günü, o saatleri, o vakitte yaptığı duaları muazzamdır, Allah'ın çok rahmet ettiği, duaları kabul ettiği, kullarını affettiği yerdir.
Hacılık çok önemli bir iştir. Arafat çok önemli bir yerdir. Arafat'ta vakfeye durmak çok önemlidir. Çok mühim bir gündür orası. Hac zaten çok mühimdir. Mekke, Medine zaten çok mühimdir. Ama Arefe gününde yapılan dua da yapılan duaların en kıymetlisidir. Saatlerce dua imkânı vardır orada; çadırın içinde hiç vakti boşa geçirmeyip boyuna güzel güzel dualar etmek lazım, vakfeyi can-u gönülden gözyaşlarıyla yapmak lazım.
Ve efdalü mâ kultü ene ve'n-nebiyyûne min kalbî. "Benim ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri sözün de en faziletli sözü, -hep güzel sözler söylemişlerdir de- en üstünü: Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû sözüdür."
"Allah var; şeriki, naziri yok." Lâ ilâhe illallâhu vahdehû. "O tektir." Lâ şerîke lehû. "Şerîki, nazîri yoktur."
Eşi, benzeri, misli, dengi, şeriki, naziri, ortağı yoktur Allah'ın. Allah-u Teâlâ hazretleri tektir, âlemlerden müstağnidir, O'na benzeyen hiçbir şey yoktur.
Leyse ke mislihî şey'ün.
Her şeyi görür, bilir; gözler O'nu göremez.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin varlığını, birliğini söylemişlerdir bütün eski peygamberler de Musa aleyhisselâm da İsa aleyhisselâm da İbrahim aleyhisselâm da hepsi Firavun' un karşısında, Nemrut'un karşısında, cebbarların karşısında: Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû demişlerdir. En önemli şey budur. Sağlam bir inanç, doğru bir inanç.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi sevdiği kul eylesin.
Kâinatın sahibi, Halikı bizi severse cümle cihan halkı düşman olsa bir şey yapamaz. İbrahim aleyhisselâm'ı, Musa aleyhisselâm'ı koruduğu gibi korur Allah. Allah bizi sevmezse, biz Allah'ın sevmediği bir kul olursak, cümle cihan halkı yardımımıza gelse bize fayda sağlayamaz. Allah'ın sevdiği kul olmaya çalışmamız lazım.
Allah bizi sağlam inançlı, sağlam akideli, sağlam Müslümanlar eylesin. Hayırlı kul eylesin, ömrümüzü hayırlı geçirmeyi, imtihanı başarmayı nasip eylesin.
Bir gün gelip biz de göçüp gideceğiz, herkes gidiyor, kimse kalmıyor, peygamberler de gidiyor, Allah'ın sevgili kulları, hükümdarlar da gidiyor, zengin insanlar, komutanlar da başkanlar da zenginler de sağlıklı afiyetli pehlivanlar da herkes gidiyor, bir gün biz de gideceğiz.
Allah'ın huzuruna sevdiği, razı olduğu bir kul olarak varmayı Allah cümlemize nasip eylesin, cennetiyle Cemali’yle cümlemizi müşerref eylesin.
28.11.1993 -
Babanın Evladından Razı
17.12.1995 -
Allahın Sevdiği Kullar
