28.11.1993 - Babanın Evladından Razı Olması, İbadette Uyuklamak, Cumada Uyuklamak

28.11.1993 - Babanın Evladından Razı Olması, İbadette Uyuklamak, Cumada Uyuklamak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ nazara'l-vâlidü veledihî nazraten kâne li'l-veledi idle itki nesemetin. Kîle yâ Resûlallahi. Ve in nazara selâse mietin ve sittîne nazraten? Kâle: Allah-u Ekber.
Taberanî, İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet etmiş. Babası sağ olan evlatlar için önemli bir hadis-i şerif! Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki;
İzâ nazara'l-vâlidü veledihî. "Baba evladına memnunlukla bir bakış baktığı zaman evlat için bir köle azat etmek kadar sevap hâsıl olur!"
Nasıl bakış? Sevgiyle bakış, teşekkürle, memnunlukla bakış.
Babası evladına bir severek baktı mı; "Aferin bizim oğlana, maşallah, iyi yetişmiş, sevdim, güzel iş yaptı. Hem Müslüman, namazında niyazında mâşaallah hem de başarılı…" vs. filan. Babası memnun, severek bakıyor.
"Severek bir baktı mı, bir bakışında evlada bir köle azat etmiş kadar sevap hâsıl olur!"
Neseme, "köle" demek. Bir köleyi azat etmek kadar sevap hâsıl olur.
Efendimiz' in etrafında sahabesi var, sözlerini dinliyorlar, hemen merak ediyorlar.
Kîle yâ Resûlallâhi. Ve in nazara selâse mietin ve sittîne nazraten. "Denildi ki; 'Ey Allah'ın elçisi, ey Resûlullah! Üç yüz altmış defa bakarsa?..'"
Çocuk babasının yanında, baba çocuğunun evinde; kapıdan girdi baktı, çıktı baktı, mutfağa gitti baktı, geldi baktı, bahçeye çıktı baktı, bakkala gitti geldi baktı…
Üç yüz altmış defa bakarsa ne olacak? Bir defada bir köle azat oluyordu, çok bakarsa ne olacak?
Kâle Allah-u Ekber. "Resûlullah Efendimiz buyurdu ki; Allah-u Ekber!"
"O kadar bakarsa o kadar köle azat etmek gibi olur. Allah büyükler büyüğüdür, verir. Ne mutlu o gence! Ne mutlu! Ne kadar büyük mükâfat!" demek.
Allah-u Ekber, "Allah en büyüktür!" diye cevap vermiş.
Sahabe-i kiram Allah-u Ekber’i ne zaman derlerdi?
Çok hayret edilecek, çok hoşlarına giden bir şey olduğu zaman, o zaman yüksek sesle Allah-u Ekber diye bağırırlardı. Peygamber Efendimiz'e de "Baba evladına 360 defa bakarsa?.." deyince, o da Allah-u Ekber demiş, "Mâşaallah, o kadar sevabı alacak!" demek.
Allah kâdirdir! Bir geceye bin ayın sevabını veren Allah;
Leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehr. "Kâdir gecesi Bin aydan daha hayırlıdır!"
Bir geceye bin aydan daha büyük sevap, hayırlılık vermeye kâdir olan Allah; bir bakışa bir köle azat etmiş sevabı vermeye kâdir olan Allah, 360 defa baksa 360 köle azat etmiş sevabını vermeye kâdir değil mi?
Kâdirdir, Allah-u Ekber. Daha fazlasına da kâdirdir.
Muhterem kardeşlerim! Bu neyi gösteriyor?
Baba evladından hoşnut olursa, evlat çok kazançlı çıkıyor. O hâlde evlatlar babasına güzel evlatlık yapsınlar; iyi hizmet etsinler, hürmetkâr olsunlar, gönlünü almaya çalışsınlar. Kendisine babasının severek bakmasını sağlamaya çalışsınlar, sevgi gözüyle görmesini, memnunlukla bakmasını sağlamaya çalışsınlar. Bunun için ne yapmak gerekiyorsa yapsınlar. Şeker mi alacaklar, çikolata mı alacaklar, horoz şekeri mi, elma şekeri mi, mest mi alacaklar, mendil mi, hırka mı, takke mi, yün çorap mı alacaklar… Babalarının durumunu evlatlar kendileri bilir; ne yapıp yapıp bir şeyler yapacak, o sevgiyi [kazanacak]!
Biz elhamdülillah, her sabah okula giderken giyinirdik, çantamızı hazırlardık, çıkarken büyüklerimizin elini öper öyle çıkardık. Çıkarken duasını alırdık. Gelince bir el öperdik, bir duasını alırdık filan. Bizim evde bir el öpme merasimi vardı. O büyüklerin dualarının büyük faydaları vardır.
İzâ nease ehadüküm fi's-salâh fe'l-yerkud hattâ yezhebe anhü'n-nevmü. Fe inne ehadeküm izâ sallâ ve hüve nâisün lâ yedrî leâllehü yezhebu yestağfiru fe yesübbü nefsehû.
İmam Malik, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, İbn Mace, İbn Hibban ve sâir [kaynaklar] Hz. Aişe-i Sıddıka validemizden rivayet etmişler. Söyleyen Peygamber Efendimiz; rivayet eden Peygamber Efendimiz' in mübarek zevcesi, Müslümanların annesi, Hz. Aişe validemiz.
Hz. Aişe validemizi numune olarak arz ederim: Hz. Aişe-i Sıddıka validemiz genç bir kadındı. Peygamber Efendimiz' in genç zevcelerindendir. Peygamber Efendimiz'e babası verdi. Peygamber Efendimiz' in çok kabiliyetli, alim zevcesidir. Her şeyi bilirdi; fıkıh bilirdi, tefsir, hadis-i şerif, hatta tıp bilirdi. Tıbbı, tedaviyi çok iyi bilirmiş.
Bazı bilgiç kadınlar vardır, bizim bugün de böyle. Mesela kadın çıkıkçı oluyor; doktorların yapamadığı şeyi, bakıyorsun, tahsil görmediği halde -doktorlar darılmasın da- becerikli kadın, kırığı çıkığı yerli yerine oturtup gayet güzel yapabiliyor.
Peygamber Efendimiz' in zevcesi Aişe-i Sıddıka validemiz rivayet etmiş. Efendimiz buyurmuş ki;
İzâ nease ehaduküm fi's-salâh fe'l-yerkud hattâ yezhebe anhü'n-nevmü. "Sizden biriniz namazda uyuklarsa, uyursa uykusu geçinceye kadar çekilsin bir kenara uyusun!"
Bazen uyuklama durumu oluyor. Farz namazda nereye çekilecek, farz namazı cemaatle kılması lazım; anlaşılıyor ki farz namazlarda değil de nafile namazlar var ya sevaplı, gece namazı vs.
"Ben şu sevabı da kaçırmayayım…" diye namaza geliyor ama uyukluyor, kaç rekât kıldığını bilmiyor, hay Allah yeniden başlıyor vs.
Herhalde gece namazı gibi farz olmayan namazlar.
"Bir namazda uyukladığı zaman uykusu geçinceye kadar yatsın, uyusun. Uykulu uykulu kılmaya çalışacağına uykusu geçinceye kadar yatsın, uyusun!"
Fe inne ehadeküm izâ sallâ ve hüve nâisün lâ yedrî leâllehü yezhebu yestağfiru fe yesübbu nefsehû. "Çünkü sizden biriniz uykuluyken namaz kılarsa, bilemez ki… Tevbe ve istiğfar etmeye niyet eder, dua etmeye kalkar, belki uykuda nefsine küfretme, sebbetme, ters cümleler kullanma durumuna [düşebilir]. Ne söyleyeceğini bilemez, kendi aleyhine sözler söyleyebilir. Onun için uykusu geçsin!"
Namazda olunca, zikirde de böyledir. Zikri yapacağım diye yatsıdan sonra seccadesine oturuyor, uyukluyor: "Hay Allah, nerede kalmıştık…" Elinden tespihi düşüyor, yeniden alıyor filan.
Ne yapacak?
Biraz dinlenecek, keyfi, neşesi yerine geldiği zaman kalkacak, ibadetini neşeli neşeli yapacak, şen şen, canlı canlı, diri diri yapacak. Uykulu uykulu ne yaptığını ne söylediğini bilmeden namaz kılmak, zikretmek uygun olmuyor. Hadis-i şeriften o anlaşılıyor.
İnsanın normal olarak ne zaman uyuyacağını ne zaman uyanık olacağını da planlaması lazım. Hadi özel durumlar oluyor: Ama normal olarak bir insanın da ne zaman uyuyacağını ne zaman uyanacağını bilmesi lazım.
Ben size bu hususta bir prensip de söyleyeyim: Yatsı namazından sonra hemen uyumaya gayret edin. Efendimiz' in tavsiyesi böyledir. Yatsıdan sonra çok oyalanmayın.
"Hocam televizyon var, Galatasaray maçı var, şampiyonluk var…"
Bırakın bu işleri. Yatsıdan sonra çabuk uyumaya gayret edin, teheccüd vaktinde kalkmaya gayret edin. Çünkü gecenin teheccüd vakti çok mübarek bir vakittir; göğün kapılarının açıldığı zamandır, Allah'ın kullarına;
"Yok mu bir şey isteyen; haydi istesin, istediğini vereceğim!" diye kendisinin teşvik ettiği zamandır. Gecenin o vaktini kaçırmamak, sabah namazını kılmak lazım.
Peygamber Efendimiz sabah namazından sonra uyumayı da tavsiye etmiyor. Ben bazen dayanamıyorum; midem ağrıyor, hasta oluyorum veya gece yolculuk yapmış oluyoruz, iki buçukta, üçte yatmış oluyoruz vs. Yatıyorum.
İşin doğrusu hani yapmadığı şeyi başkasına söylemek durumu değil; sünnet-i seniyye olan durumunu söylüyorum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sabah namazından sonra insanın çalışmaya gitmesini tavsiye ediyor. Uyumayı tavsiye etmiyor. O halde nasıl yapacaksak dedelerimizin yaptığı bu planı, programı uygulamaya çalışalım.
Şimdi sabahleyin işe gidilmiyor, herkes uyuyor.
Neden?
Gece televizyon seyretti, saat birde, ikide yattı. Güzel film vardı, haber vardı, maç vardı, boks vardı… derken gece uyumuyorlar. Eğer sabah namazını kılıyorsa kıldıktan sonra [hemen] yatağa yatıyor; saat 10.00-11.00'e kadar uyunuyor. Hatta bazılarını duyuyoruz: Yatıyorlarmış, öğle geçiyormuş, ikindi kalkıyormuş!
Tersine döndü, gündüzler gece oldu. İş tamamen tersine döndü. Böylelerini de duyuyoruz. Böylelerini duyuyoruz. Öyle olmayacak. İş ve ticaret hayatı erkenden başlayacak.
Bir ara bizim üniversite bizi görevlendirdi, tetkikat yapmaya Almanya'ya gittik. Küçük çocuğumuzu da götürdük, onu da Türk okuluna ilkokula kaydettik, oraya gidip geliyordu. Emin olun, Türk okuluna hava kapkara karanlıkken servise bindiriyorduk, öyle gidiyordu! Erken, erken gidiyordu! İşçilerimiz işe öyle gidiyorlar ki sabah namazı vakti girmeden gidiyorlar, orada kılıyorlar. Almanlar çalışmaya erken başlıyor; bizimkiler gibi değil, tıkır tıkır. Pazar günü bakıyorsun, ortada kimse yok!
Neden? Yarın iş günü, sokaklar tenhalaşıveriyor.
“İhtiyaç var!” diyorlar, o kadar daha fazla çalışıyorlar.
Suudi Arabistan'da bir arkadaşımız Avrupalıların yapmış olduğu istatistiği incelemiş. Keşke yazsaydım, rakamlar iyi hatırımda kalsaydı. Suudi Arabistan'da memur, verimli olarak 46 dakika çalışıyormuş. Suud'da bir memurun bir günlük yaptığı işi, tam çalışan biri 46 dakikada yaparmış, o işi bir güne yayıyor. Yatıyor, dairesinde uyuyor. Bizim Türkiye'de tam çalışması dört saatmiş. Bizim de tam verimli değil.
Kaç saatti? Sekiz-dokuz saatti, demek ki %50 fire veriyoruz.
Daha başka ülkeleri sayıyor derece derece; maalesef en verimsiz çalışan, en az çalışan yine geri kalmış ülkeler. En çok çalışan, ileri ülkeler! Hâlbuki artık ilerlemiş; rahatlasın, nasıl olsa ilerdeyim [diye] yan gelip yatsın… Hayır, tersine olması lazımken ilerleyen daha çok çalışıyor, daha ileri gidiyor; gerileyen daha az çalışıyor, daha geriye kalıyor!
Ben Almanya'da bir devlet dairesine gümrüğe gittim. Dedim ki:
"Şu bizim arabamızın işlemlerini burada yapıverin."
"Hudutta da yapılır." dediler. Hudutta yapılır ama ben burada yapıp herhangi bir pürüz olmadan huduttan geçmek istiyorum. Tekrar hudutta inip de bir pürüz çıkar da geriye gelirsem diye korkumdan, işi burada bitirmek istiyorum. Dedik ki:
"Biz burada yapmak istiyoruz."
"Hudutta yapın." dediler.
Bize baktılar, biz yabancıyız, bize öyle [muamele ediyor]. Dışarıda kar yağıyor, arabamız dışarıda. Arabanın yanına gidecek, kaporta numarasını ve motor numarasını yazacak, imza atacak. Gümrük memuru bir işlem yapacak.
"Hudutta yapın." diyor. Çıkmak istemiyor. Biz bir-iki defa üstelik, o da bir-iki defa reddetti.
Ben yanımdaki Almanca bilen arkadaşa dedim ki:
"Bu herif bizim işi yapmayacak, gidelim bari..." dedim. Affedersiniz, dedi ki:
"Ben şimdi ona yaptırırım." Çok affedersiniz.
Onların durumunu anlatmak için [söylüyorum]. Almanca [olarak];
"Memur Bey, sizi göreve davet ediyorum, görevinizi yapmıyorsunuz!" dedi.
"Eyvah! Şimdi adam cetveli alacak, bizim yakamıza yapışacak, herhalde burada bir kavga olacak, dur bakalım…" dedim.
Adam bir sert çıkışı [görünce] yüzümüze bir baktı, hazan yaprağı gibi sapsarı sarardı. Ayağa kalktı, bir tek kelime söylemedi! Hayır, vs. bir şey diyemedi. Bizimle beraber dışarı çıktı. Numaraları yazdı, mühürü mühürledi, imzayı imzaladı, verdi. Tek bir itiraz veya tek bir iğneleyici söz bile söylemeden yerine oturdu. Biz de gittik.
Hayret ettim, bu adamları öcüyle mi korkutuyorlar, bu adamlara ne oluyor, bunları pastırma mı yapıyorlar, sucuk mu yapıyorlar, fillerin önüne mi atıyorlar, ayaklarının altlarında mı ezdiriyorlar, kaplanlara mı parçalattırıyorlar da bu kadar itaatli?!..
Bizimkiler efe; vazife yapmaz, iş yapmaz…
Onun için, geri kalmanın sebebi ne olduğu anlaşılıyor, ileri gitmenin sebebi ne olduğu anlaşılıyor. Adamlar tıkır tıkır çalışıyor. "Görevini yap!" dediği zaman sapsarı kesiliyor ve yapıyor. "Yapmıyorum işte, nereye şikâyet edeceksen et!" diyemiyor.
İzâ ne'ase ehadüküm ve hüve fi'l-mescidi yevme'l-cumu'ati fe'l-yetehavvel min meclisihî zâlike.
Bu da Tirmizî'nin 'Hasen ve sahih hadis.' dediği, İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan -daha başka râviler de var- rivayet edilmiş bir hadis-i şerif.
İzâ ne'ase ehadüküm ve hüve fi'l-mescidi yevme'l-cumu'ati fe'l-yetehavvel min meclisihî zâlike. "Sizden biriniz cuma gününde uyuduğu, uyukladığı zaman uyukladığı yerden kalksın, yerini değiştirsin. Oradan kalksın, başka yere otursun!"
Ne hikmetse bütün uykular cuma günü hatip hutbeye çıktığı zaman insanın başına üşüşür. Hatta yanındaki dirseğiyle dürtmese horultusundan meclis ayağa kalkacak kadar rahat! Orada insan otururken nasıl uyuyor bilmem. Yatakta uyuyamıyor; bir o tarafa bir o tarafa dönüyor. Fakat cuma günü imam minbere çıktığı zaman, hatip hutbe okuyacak, dinî bir bilgi öğrenecek; şeytan bütün ağırlığıyla insanın üzerine çöküyor, uyku bastırtıyor. Onun için o durumda durumunu değiştirsin, uyumamak için gerekli tedbiri alsın, demek oluyor.
İyi yerlerde, iyi hâllerde, iyi durumlarda dişini sıkmak lazım.
Ne demiştik?
"Evet, insanın uykusu gelebilir." demiştik. Sabah erken kalkacak. Peygamber Efendimiz öğle uykusu uyurdu. Öğleyin uyku uyurdu; öğle namazından az evvel, az sonra. Bu sıhhate çok uygun bir uykudur. Ayrıca geceleyin insanın ibadet yapmasına da güç ve kuvvet verir, insanı tazeler. Mümkünse, özelse işiniz, imkânınız varsa öğleyin uyuyun. Resmî işiniz bile olsa namazı kılın, vakit ayırın, bir yerde 15-20 dakika bir uzanın. Öğle tatilinde dinlenebilirseniz çok dinç olursunuz. Böyle hareket ettiği zaman da insanın olmadık yerde, uyanık olacağı yerde uyuma gibi durumu olmaz.
Allah-u Teâlâ hazretleri öğrendiklerimizle amel etmeyi, rızasını kazanmayı, Peygamber Efendimiz' in şefaatine ermeyi nasip eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
11.09.1994 -
Nefis
11.09.1994 -
Faziletli İşlerin En
