İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

28.11.1993 - Yolculukta İkram Etmek, Niyet Mescidin Önemi, Şükür Etmek

28.11.1993 - Yolculukta İkram Etmek, Niyet Mescidin Önemi, Şükür Etmek
Hadisler Deryası

28.11.1993 - Yolculukta İkram Etmek, Niyet Mescidin Önemi, Şükür Etmek

07.10.2024
22 dk 38 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İzâ nezeltüm bi-kavmin fe emerû leküm bimâ yenbeği li'd-dayf fakbelû. Ve in lem tef'âlû fe huzû minhüm hakka'd-dayf ellezî yenbeğî lehüm.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Ukbet'ubni Âmir rad‎yallahu anh'ten Ahmed b. Hanbel tarafından rivayet olunmuş. Efendimiz buyuruyor ki:

İzâ nezeltüm bi-kavmin. "Ey benim ashabım! Bir insan topluluğunun, bir cemaatin diyarına, beldesine, ikamet mahalline, mahallesine gittiğiniz zaman, oraya indiğiniz- Yolcusunuz, Medine'de değilsiniz, bir vazifeyle çıkmışsınız, kalabalıksınız. Yolculuk hâli; insan giderken bir mahalleye, bir köye, beldeye, bir yere uğrar- bir yere uğradığınız, konakladığınız zaman, onlar da misafire Müslümanlıkça yapmak gereken ikramları yapmayı emrederler ve o ikramları yaparlarsa kabul edin!" Ve in lem tef'âlû fe huzû minhüm hakka'd-dayf ellezî yenbeğî lehüm. "Ev sahibi hakkını yapmadı, ağırlama hakkını yapmadı; o zaman onların boynuna borç olan misafire ikram hakkını onlardan siz alın, onlar yapmazlarsa siz alın!"

Hadis-i şerifin söylendiği zamanı, yeri, söylendiği şartları düşünürsek daha kolay anlarız. Çöl, mahrumiyet diyarı ve insanlar şimdiki gibi organize olmamış; beldeler gelişmemiş, ticaretler tam sağlam geniş bir şekilde yapılmıyor; süpermarketler yok, bakkallar, kasaplar, fırınlar yok. Bir yere gidiyorsunuz, birkaç tane çadır var veya birkaç tane topraktan yapılmış, üstü hurma dallarıyla örtülmüş köy evi var, başka bir şey yok! Sokağı yok, caddesi yok. Uzaktan gördünüz, orada kümelenmişler; tamam burada insan topluluğu var, iyi elhamdülillah, kumların arasında kalmaktan kurtulduk. Şu köşede birileri oturuyor. Gidelim bakalım yanına, dediniz, gittiniz.

Paranız ya olur ya olmaz, gidenin de parası olmayabilir çünkü onların hayatlarından biliyoruz ki çok mahrumiyetli hayatları vardı. Bazen bir hurmayı bile bölüşüyorlardı. Bazen bir hurmayı bile yutmuyorlardı da biraz birisi emiyordu, ötekisine veriyordu, o emiyordu, ötekisine veriyordu, o emiyordu… Demek ki çok mahrumiyet var. Çekirge yiyorlardı, çekirgeyi toplayıp yiyorlardı. Su bulamıyorlardı…

Gidenlerin parası da olmayabilir. İnsanın kesesinde parası çok oldu mu, göğsü kabarık durur, başı dik durur: "Kes şuradan bir koyun, al parasını, çok konuşma!" gibi bir eda ile insan parasıyla bir şeyler yaptırabilir, ama mesela parası da yok.

Gitti, orada 5-10 çadır var. Tamam, anlaşılan çölde bir bedevi obasına uğradı. Ama bakkalı yok, kasabı yok. Her şey o çadırların içindeki insanların çadırlarının içinde, kendi mülkiyetleri altında.

Ne olacak?

Bunlar aç, susuz, yorgun ve Allah'ın sevgili kulları, bunlar Peygamber Efendimiz' in ashabı. Bir vazifeyle çıkmışlar, gelmişler.

Peygamber Efendimiz; "Bu adamlar bunlara ev sahibinin misafire yapması gereken ikramı yaparlarsa ötekiler kabul etsin!" diyor. "Buyurun efendim, oturun; yiyecek bir şeyler buyurun, içecek bir şeyler buyurun, devemizden biraz süt sağdık, için…"

Bir şey ikram ederlerse kabul edin, reddetmeyin. Hani bazen biz; "Teşekkür ederim, estağfirullah, sağ olun, var olun…" filan diyoruz, istemiyoruz.

"Hayır, kabul edin!"

Vermedi, şimdi ne yapacak?

Vermediği zaman ötekisi suçlu oluyor. Çünkü insanlık vazifesi var. Hepimiz insanız; hepimiz yemeğe içmeye muhtacız, mecburuz.

Geçen seneler gazetelerde vardı: bir yerde [galiba] uçak düşmüş de hiçbir şey bulamamışlar, ölmüşler. Ölen ölmüş, kalan kalmış. Kalanlar ölenlerin etini yemiş! Gazeteler yazıyordu. Hayatın bin bir türlü sıkıntısı olabiliyor. Biz burada şimdi rahatız. En fakirimiz bile o devre göre en zenginiz. En fakirimiz bile; "Hiç ekmek bulamadım." diyemez. Ama ekmeği beğenmeyebilir; kuru, kenarı küflenmiş diyebilir filan da bulamadım demez; çünkü vardır.

Vermediği zaman ne olacak? Aç kalacak, susuz kalacak, yorgun, perişan olacak.

"O zaman gerektiği kadarını da alın!" diyor. Öyle insafsızlık da olmaz. Biz insanoğlu Hz. Âdem'den beri birbirimizle kardeşiz; sen orada çadırın içinde karnın tok yat, akşam kuzuyu kestin, kebabı yaptın, yedin, yattın; ben de burada misafirim, dışarıda açlıktan kıvranayım!.. Demek ki bu da Allah'ın razı geleceği bir şey olmadığından, Peygamber Efendimiz, "Onlardan misafirlik hakkı kadarını vermeseler bile alın!" diyor. Makul; çünkü hayat bu, hayatın devam etmesi lazım, alırsın.

Allah bize çok nimetler vermiş. Bizim beldemiz, bizim Türkiye'miz dünyanın çok güzel yerlerinden birisi. Her şey var! Aynı gün içinde kar yağan yer var, yağmur yağan yer var, güneş olup da denize giren insanların olduğu yer var! Meyveler kamyon kamyon, sebzeler tümen tümen, yığın yığın, ağaçlar yeşil yeşil, yiyecek var, içecek var, tatlı var, tuzlu var, ekşi var, turşu var… Hiç kimse bir şey vermesin, ben dağda gezeyim; karnımı doyururum!

Ama çölde?

Çölde ağaç da yok. Burada pınardan su içerim. Çölde pınar da yok, dere de yok. Uçsuz bucaksız kumlar, sayılamayacak kadar inişli çıkışlı tepeler. Ne yapacaksın? Kum. İş yürüyecek, hayat devam edecek olduğu için Peygamber Efendimiz o zaman;

"Bu gibi zor şartlar altında misafire yapması gerektiği ikram kadarını, vermese de alırsınız!" diyor.

İzâ nezeleti'r-rahmetü alâ ehli'l-mescidi bedeet bi'l-imâm. Sümme ahazet yemînen sümme atafet ale's-sufûf.

Ebu Hüreyre rad‎ıyallahu anh'ten, Peygamber Efendimiz bildiriyor ki;

İzâ nezeleti'r-rahmetü alâ ehli'l-mescidi. "Mescit ahalisinin, mescide gelip namaz kılan cemaatin üzerine Allah'ın rahmeti indiği zaman…"

İner mi? İner. Bütün mescitler Allah'ın evidir.

Ve enne'l-mesâcide lillâh. "Allah için bina edilmiştir!"

Hepsi Allah'ın ibadethanesidir, Allah'ın evidir. Mescitler Allah'ın yeryüzünde sevdiği yerlerdir.

Biz; manzaralı yer diye, sefalı yer diye severiz, gönül bağlarız. Aman dere kenarı, aman söğütlü, ağaçlı, çamlı bir yer, aman temiz havalı bir yer, aman meyvelik, ağaçlık, bolluk, bereketlik… bir yer diye biz öyle severiz. Allah-u Teâlâ hazretleri de yeryüzünde mescitleri, kendisine ibadet edilen yerleri seviyor. Bir yer ibadet edilmekle şeref buluyor.

Onun için mescide Allah'ın rahmeti iner. Çünkü mescide gelenler, Allah'ın evine misafir gelmiş demektir. Ev sahibi de misafirlere ikramda bulunur. Allah'ın ikramı da sonsuzdur; rahmetinin haddi hesabı, hududu yoktur. Osmanlı alimlerinden birisi;

Bir lahzada bir fakîr-i bî-ser u pâyi

Fermân fermâ-yı mesned-i şâhî eyler, diyor. "Allah-u Teâlâ hazretleri bir fakire nazar-ı rahmetle bir nazar eder, padişah yapar. Bir padişahı da bir anda perişan eder, zindanlara düşürtür, askerlere boğdurtur."

Allah'ın hikmetinden sual olunmaz, kahrından korkulur, rahmeti istenir.

Mescide Allah'ın rahmeti iner. Nereye iner önce?

İzâ nezeleti'r-rahmetu alâ ehli'l-mescidi bedeet bi'l-imâm. "Mescitteki insanların, mescit ahalisinin, mescidi dolduran insanların üzerine rahmet indiği zaman imamdan başlar, önce imam rahmete gark olur!" Sümme ahazet yemînen. "Sonra imamın sağına geçer."

İmamdan başlar; İmamın arkasına, tam arkasındakine, arkasındakinden sağına, soluna, önce sağ olmak üzere Allah'ın rahmeti devam eder.

Demek ki ön safta ve imamın arkasında olmak en çok rahmete en evvel nail olmak makamıdır. Tabii önce imama geliyor, imamlık en güzel diyeceğim ama büyüklerimiz imamlıktan korkmuşlardır! Çünkü veballi, mesuliyetli yerdir, en öndür. Allah'ın divanında koca bir kalabalığın önüne geçmişsiniz, onun temsilcisisiniz; gönlünüz sağlam olması lazım, aklınız müstakim olması, duygularınız salim olması lazım, nerede ne yaptığınızın farkında olmanız lazım, divan-i ilâhiyede olduğunuzu unutmamanız, el pençe divan durmanız, sevgiden, saygıdan, takvadan, huşudan, hududan dopdolu olmanız lazım. Gözünüzün önünde Kâbe-i Müşerrefe olması lazım, Cenâb-ı Hakk'ın size nazar ettiğinden gafil olmamanız lazım. Abdestinizin güzel olması, kıraatinizin güzel olması, her şeyinizin güzel olması lazım. Sorumlu!

Olmazsa ne olur? Vebal olur!

Müezzinlik kolaydır, çok sevaplıdır. Çünkü Allah-u Ekber, Hayye âle's-salâh diyorsun, camiye çağırıyorsun, sevap kazanıyorsun. Ama imamlık veballidir. Veballidir ama güzel yaparsa da sevaplıdır. İmamların çok dikkat etmesi lazım.

Önce imamdan başlar, sonra sağına gider.

Sümme atafet ale's-sufûf. "Sonra bu minval üzere öteki saflara intikal eder."

En arkadaki en sonra kalır. Onun için mescide önce gitmek lazım. Mümkünse ezandan önce gitmek lazım. Ezandan önce gidenin ecrine kimse erişemez. Ezandan önce gidenler, daha önceden gidip mescitte oturanlar büyük sevabı alırlar.

İnsan mescitte namaz için oturduğu müddetçe, namazda sayılır, sevabı öyle yazılır. Namaz kılıyor gibi sevabı yazılır. Namazı kılsa insan yüzüne gözüne bulaştırır. Kolay namaz kılınmaz, Allah'ın huzurunda namaz kılmak kolay bir şey değil! Namaz için beklediği zaman namazdakinden daha kârlı olur çünkü mükemmel kılmış gibi sevap alacak! Hâlbuki hakikaten kılsa kusurlu kılar ama beklediği zaman mükemmel kılmış gibi farz edilip sevabı öyle yazılacağı için o daha [iyi]. Erkenden gidip beklemek, tespih çekmek, Kur'an okumak dahi iyidir.

Ama millet öyle yapmıyor çünkü hadis-i şerifleri bilmiyor! Sevabın kaynağını, sevapları nereden kazanacağını bilemiyor. Camiye geliyor, tamam; evinden erken çıktı, bastonuna dayana dayana camiye geliyor, caminin şadırvanında oturuyor. Veyahut duvarının dibine bir kütük devirmişler, onun üstüne sıra sıra diziliyorlar. Konuşuyorlar, sohbet ediyorlar; sarı öküzden bahsediyorlar, kara koyundan, boynuzlu koçtan, tavukçuklardan, hindiciklerden bahsediyorlar… Müezzin yukarıdan "Haydin namaza gelin!" dediği zaman içeri öyle giriyorlar. Hâlbuki önceden girse çok sevap alacak.

İzâ nesiye ehadüküm salâten fe zekerehâ ve hüve fî salâtin mektûbetin fe'l-yebde' bi'l-letî hüve fî hâ fe izâ ferağa sallelletî nesiye.

İbn Abbas rad‎ıyallahu anhümâ'dan; Peygamber Efendimiz' in amcası ve amcazâdesi. Allah ikisine de büyük ikramlarda bulunsun, şefaatine erdirsin.

"Sizden biriniz bir namazı unuttuğu zaman sonra bir başka farz namazı kılarken aklına geldiyse içinde olduğu namazı tamamlasın!"

"Ben bir namaz kılmamıştım ya, hay Allah…"

Aklına birden geldi. Bazen dünya telaşından nadir de olsa bazı kimselerde oluyor: "Ya ben bir önceki namazı kılmamıştım, kılacağım demiştim, niyetlenmiştim, ama tam o sırada misafir gelmişti, abdest alacağım derken, şöyle derken telaştan unutmuştum."

Çünkü hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

Accilû bi's-salâti kable'l-fevt. "Namazı kaçırmazdan evvel acele kılıverin!"

Çünkü şeytan kaçırttırır. Şeytan önce kıldırtmamak ister. Kıldırtmamaya muvaffak olamazsa tehir ettirir. Tehir ettirince unutturur, unutturup öyle kıldırtmaz. Şeytanın oyunları çoktur. Tehir ettirdi mi eline bir fırsat geçiyor, o geçen zaman içinde allem eder kallem eder, adamın önüne işleri yığar; namazı unutturur, kıldırtmaz. O bakımdan evvel vaktinde kılmak lazım.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e sorulmuş ki:

"İbadetlerin, amellerin en faziletlisi hangisidir?"

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

Es-Salâtu li-evveli vaktihâ. "İlk, ezanın okunduğu zamanki kılınan namaz!"

Geriye kaldı mı sevabı azalır, nuru, feri azalır, insan ta öteki vakte yaklaştığı zaman ancak kıldı mı, farzı eda etmiş olur ama çok faziletleri de kaçırmış olur. Onun için evvelden kılmaya çalışmak lazım.

İkinci namazı kılarken birincisi aklına geldi, ne yapacak?

Peygamber Efendimiz; "İçindeki, başlamış olduğu namazı bitirsin! İçinde olduğu veyahut vakti içinde olan namazı tamamlasın. Onu bitirdikten sonra unutmuş olduğunu kılsın!" diyor.

İzâ nazare ehadüküm ilâ men fuddıle aleyhi fi'l-mâli ve'l-halki fe'l-yenzur ilâ men hüve esfelü minhü.

Ahmed b. Hanbel, Buhârî ve Müslim'den Ebu Hüreyre rad‎ıyallahu anh'ın rivayet ettiği hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

İzâ nazare ehadüküm ilâ men fuddıle aleyhi fi'l-mâli ve'l-halki fe'l-yenzur ilâ men hüve esfelü minhü. "Sizden biriniz kendisinden malca ve yaradılışça daha üstün kılınmış olan bir kimseye baktığı zaman kendisinden daha aşağı olana baksın!"

Şu daha zengin, daha yakışıklı, boylu, poslu, sıhhatli, âfiyetli, hilkatçe, simaca güzel. İnsanda bir burukluk olur. O kendisinden daha zengin, daha güzel, daha sıhhatli…

Onun çaresi ne?

Fe'l-yenzur ilâ men hüve esfelü minhü. "Bu sefer onu düşünsün!"

"Elhamdülillah, o benden zengin ama hiç olmasa benim de hiçbir ihtiyacım yok. Elhamdülillah, borcum yok, kazancım iyi, evim var, çoluk çocuğum var, bugünkü hâlime çok şükür. Falanca kimsenin evi de yok. Şu anda fabrikadan da çıkarttılar, işsiz. Başında da dokuz tane çocuk, onları nasıl geçindireceğim diye zavallı uğraşıp duruyor. Kış gününde yakacağı yok…"

İnsan aşağısına, kendisinden daha aşağıdakine bakınca o zaman rahatlar, insafa gelir.

Evet, o senden daha zengin ama senden daha aşağıları da var! İnsanın şükrünün artması için böyle yapması lazım. Kendisinin sahip olduğu nimetlere, izzetlere, ikramlara, Allah'ın verdiği ihsanlara sahip olmayan nice insan olduğunu düşünmesi lazım. O zaman rahatlar. "Elhamdülillah, yine Allah bana şunu şunu vermiş, hamd-ü senalar olsun." diye, içinde olduğu nimetleri düşünüp böylece hamd-ü sena etmesi, şükretmesi uygun olur.

Biliyorsunuz insanlar arasındaki bütün çekişmeler, çatışmalar, kavgalar, öldürmeler, yağmalamalar, savaşlar; paradan, puldan, zenginlikten çıkıyor. Bir yerde petrol varsa orada kıyamet kopuyor. Zenginlik varsa bütün devletler üşüşüyor. Veyahut falanca yer zengin, komşu ülkeler fakirse oradan oraya hücum oluyor, hırsızlık, yağmalama oluyor. Hep bu şeylerden oluyor.

Müslüman olarak, biz dünyaya imtihan için geldik, ne yapacağız?

Biz yaptığımız her işin Allah tarafından görüldüğünü ve ahirette de hesabının sorulacağını bilerek dünya ehli başka insanlar gibi hareket etmeyeceğiz, ölçülü hareket edeceğiz. Yaptığımız şeyi düşüneceğiz: "Evet ama ben onun malına el uzatamam, yağmalayamam, haram yiyemem. Eh Allah bana da verir, Allah'a dua ederim…" İslâm'ın Müslümana verdiği hâl başka türlüdür.

İslâm dini çok mahrumiyetli bir yere gelmiştir; oranın insanlarını dünyanın en kıymetli insanları haline getirmiştir. En cahil kavme gelmiştir, cahiliye çağı yaşayan; çocuklarını, kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bir kavme gelmiştir; onlardan en merhametli insanlar, en ahlâklı, en dürüst, en faziletli insanlar çıkmıştır. En bilgisiz, okuma yazma bilmeyen kavme gelmiştir; dünyanın cihan durdukça adı hürmetle anılacak alimleri onların arasından çıkmıştır. En kavgacı kavminin arasına gelmiştir; o kabile o kabileye hücum eder, malını ve çoluk çocuğunu yağmalar, esir eder; en güzel kardeşliği tahakkuk ettirmiştir. İslâm kardeşliği; birbiri için yemeyen, yediren, kendisi mahrum kalan, veren, merhamet eden, fedakârlık eden, îsâr eden [kardeşlik]!

Kur'ân-ı Kerîm'de;

Ve yü'sirûne alâ enfüsihim velev kâne bihim hasâsatün, diye methediyor.

Kendisinin ihtiyacı varken arkadaşına veriyor; İslâm, kendisi kıvranırken ona veren insanlar meydana getirmiştir. Ve İslâm âlemi bu zihniyetle mutlu olmuştur, zengin olmuştur, müreffeh olmuştur. Cihan, insanlık mutluluğu tanımıştır, görmüştür.

Sonra niye Müslümanlar geri kaldı?

Onu tarihi iyi bir şekilde okursan çok iyi anlarsın! Avrupa'nın fitnecileri gitmişlerdir, Moğolistan'ı kışkırtmışlardır. Moğol müşrikleri İslâm âlemine hücum etmişlerdir, şehirleri yaka yıka Bağdat'a kadar gelmişlerdir, Bağdat'ın nehirlerinden kan akmıştır, su yerine kıpkızıl kan akmıştır! Kütüphanelerdeki bütün kitapları suya atmışlardır, mürekkeplerinden sular simsiyah akmıştır. Moğol istilası İslâm âlemini mahvetmiştir. Bir asır, iki asır bu felaket, bu tırpanlama!

Mesela Gazne şehrine gelmişler, Gazne şehrini yakmışlar yıkmışlar. Artık Gazne şehri ikinci bir yerde, yedi kilometre aşağıda kurulmuş, eski yerinde kurulamamış.

Neden?

Moğollar yaktı. Orta Asya'nın şehirleri, bugünkü Afganistan'ın, bugünkü İran'ın şehirleri, bugünkü Türkiye'nin Sivas'ı… Hep yakılmış, yıkılmıştır, harabeye dönmüştür!

Hani tarihten ibret alma?!..

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Bir Önceki

11.09.1994 -

Nefis

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA