İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

17.12.1995 - Sadaka Vermek

17.12.1995 - Sadaka Vermek
Hadisler Deryası

17.12.1995 - Sadaka Vermek

09.10.2026
17 dk 5 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İnne'l-lâhe azze ve celle yakbelu's-sadakate ve ye'huzuhâ bi-yemînihî fe yürebbîhâ li-ehadiküm kemâ yürebbî ehadüküm mührehû hattâ inne'l-lukmete le-tesîru misle uhudin.

Ebu Hüreyre radiyallahu anh'ten Dârekutnî ve Tirmizî rivayet etmiş. Tirmizî bu hadisi rivayet ederken sahih hadis olduğunu da söylemiş, beyan etmiş.

Manası nedir?

"Aziz ve celil; mutlak galip, son derece kıymetli ve son derece ulu olan Allahu Teâlâ hazretleri." Yakbelu's-sadakate. "Kulun sadakasını kabul eder." Ve ye'huzuhâ bi-yemînihî. "Onu sağ eliyle tutar."

Allah-u Teâlâ hazretlerinin eli, yüzü vesairesi tabi bilinmez.

Neden? Allah-u Teâlâ hazretlerini akıl tasavvur edemez. Çünkü,

Leyse ke-mislihî şey'ün.

"O'nun gibi hiçbir şey yoktur." Mahlukatına muhâlefetün li'l-havâdis.

Muhâlefetün li'l-havâdis ne demek?

İktidar muhalefet mi demek? Hayır.

Muhâlefetün li'l-havâdis, "Allah sonradan hâdis olmuş, hudûs bulmuş, ortaya çıkmış olan varlıkların hiçbirine benzemez. Yaratıklarına benzemez, yaratıklarına muhalif, yaratıklarından başka." demek.

Peygamber Efendimiz, "Kulun aldığı sadakayı eline alır." buyurmuş. Fe yürebbîhâ. "Onu büyütür." Rabbâ yürebbî; "ribâlandırmak, geliştirmek" demek. Onu geliştirir, büyütür.

Nasıl büyütür?

Fe yürebbîhâ li-ehadiküm. "Sadakayı veren sizden biriniz için o sadakayı elinde geliştirir, büyütür." Kemâ yürebbî ehadüküm mührehû. "Sizden biriniz küçük bir tayı terbiye edip büyüttüğü gibi…" Aman yesin, büyüsün, aman şöyle bir yağız at olsun, emsalsiz bir Arap atı olsun da üstüne bineyim de rüzgâr gibi uçayım bilmem ne, heves ediyorsun.

Eski zamanın şeyleri tabi bunlar. Şimdi at sadece at yarışlarında kumar için kullanılan bir hale geldi, başka bir şeyi kalmadı. Eskiden cihatta önemli bir malzemeydi, araçtı. Atına biniyordu, şakır şakır kılıç ile ok ile dıgıdık dıgıdık saldırıp düşmanla çarpışıyordu, atın üstüne hızlı gidiliyordu. Süvariler bir yerden bir yere intikal edip düşmanın önünü kesip, düşmanı önden arkadan çevirip savaşı kazanıyorlardı. At önemliydi.

Evet, "Sizden birinizin tayını böyle besleyip büyüttüğü gibi, at küçücük doğdu, büyüdü büyüdü kocaman bir küheylan oldu. Allah-u Teâlâ hazretleri de sizin o sadakanızı sağ eline alır sizin için öyle büyütür." Hattâ inne'l-lukmete le-tesîru misle uhudin. "Hatta bir lokmalık bir sadaka…"

Camide iftar etsin diye bir fakire şu kadarcık bir lokma vermişsin. Al kardeşim, ye. Ramazanda filan öyle oluyor ya, getiriyor birisi, camide oturan bir kimseye buyur.

Bir sadaka, bir lokma, ne kadar olur? Le-tesîru misle uhudin. "Uhud dağı gibi olur." O kadar büyütür Allah.

Bir lokma ya! Bazısı burada zeytin getiriyor veriyor, bazısı hurma getiriyor veriyor. İşte Mekke'de Medine'de hurmayla, zeytinle, zemzemle orucunuzu açıyorsunuz. Güzel ama bir kıyıdan kenardan kaçmış gelmiş, birazcık bir ekmek varsa onu da dukka denilen güzel baharatlar oluyor, onun içine bir bandırıp bir yedin mi Allaah... O lokma orada insana çok büyük bir ikram gibi geliyor. Değişiklik çünkü. İnsanoğlu işte, değişikliği sever. Halbuki hurma çok kıymetli bir gıda ama değişikliği seviyor.

Orada ekmek çok makbule geçiyor. Kırık dökülür filan diye kapıcılar ekmeği içeriye sokmuyorlar. O da eteğinin altında, cebinin içinde, kenarda geçirmeye çalışıyor. Kapıcı sezerse, -bevvâb "kapıcı" demek- "Gel buraya!" diyor, yokluyor ekmek var; "Yallah! Dışarı!" diyor. "Yallah! Dışarıda avluda iftar et." diye içeriye sokmuyor ama kimisi beceriyor bu işi, kıyıdan köşeden kaçırıyor.

O zaman sofralar kuruluyor, top patlıyor, ezan okunuyor, imam hemen farza durmuyor. Şöyle bir mühlet, oruçlular oruçlarını açıyorlar.

Çok makbul olan şeylerden birisi Arap kahvesi. Kavrulmuş kahve değil, sarı renkli, kahveyi kaynatıyorlar, içine biraz hel-mel bir takım baharat katıp onu öyle içiyorlar. O çok makbul.

Birisi termosla hel getirmişse, uzaktan gören bile geliyor "Bana da birazcık ver." diye istiyor, talip oluyor. İşte o hel, sıcak çay gibi içenlerin hoşuna gidiyor.

Çeşit çeşit hurmalar var; kimisi buzlukta geçen seneden kalmış, yarısı olmuş, yarısı çıtır çıtır, yarısı böyle bal gibi filan. Hurma yeniliyor, zemzem içiliyor, veyahut bu Arap kahvesi içiliyor derken birazcık da bir ekmek oldu mu, bir lokmada olsa insanın acıkmış da olduğundan orada hoşuna gidiyor. Kimisi de dukka denilen, çok güzel kokulu, un gibi, kahve gibi baharat karıştırmışlar, onu getiriyor. İşte o ekmeği o dukkaya bir banıp da hop bir yuttu mu çok hoş bir şey oluyor.

Bunları neden söylüyorum?

Bir lokma sadaka bile, işte o da bir sadaka olur. İşte birisine bir lokma verdin orucunu açtı mı, işte nihayet o da sadaka… Veya dışarıda verdin bir lokma; elinde bir sandviç vardı, böldün fukaraya verdin, "Al kardeşim." dedin, o da "hop" diye yuttu bir lokma. Bir lokma Uhud dağı kadar olur.

Medine'ye gidenler Uhud dağını bilirler. Medine ovalık, düzlük bir yere ama tam ortasında upuzun tek bir dağ vardır, başka hiçbir dağa bağlı değildir. Etrafını otomobille dolaşabilirsin. Her tarafı ovadır, ortada tek, sandviç gibi uzun bir dağdır. Çok da güzeldir, görünüşü haşmetlidir. Altın madeni filan olduğu da söyleniliyor. Herhalde böyle işin enteresan tarafları da var.

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

Uhudun cebelün yuhibbunâ ve nuhibbuhû.

"Uhud dağı öyle bir dağdır ki biz onu severiz o bizi sever."

Peygamberimizin sevdiği, peygamberimizi seven bir dağ.

Canım dağ da insanı sever mi? Sen bilmediğin işlere karışma, sever.

Kur'ân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki:

Yüsebbihu lillâhi mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ardi'l-lmeliki'l-kuddûsi'l-azîzi'l-hakîm.

"Yerde gökte ne varsa Allah'ı tesbih etmekte, tesbih edip duruyor." Yüsebbihu. "Ediyor, etmeye devam ediyor." diyor.

Duyuyor musun?

Şu tesbih ediyor, şu tesbih ediyor, bu tesbih ediyor, bu tesbih ediyor; ağaçlar, kuşlar, canlılar, taşlar, dağlar, ovalar…

Duyuyor musun? Duymuyorsun.

Allah tesbih ediyor diyor.

Evliyaullah da duyan da "Duyuyorum, duydum; evet söyler." diyor. Duyan da duyuyor.

Demek ki Uhud da Resûlullah Efendimizi seviyor. Sever mi sever.

Nasıl olur?

Senin canın varsa onun da bir başka türlü canı var; Allah da ona bir başka türlü can vermiş, Resûlullah söylüyor.

Mesela Yakacık’ın arkasındaki Kayış Dağı’na, Aydos Dağı’na benzetebiliriz. Küçükbakkalköy'den başlıyor, Gebze'ye kadar uzanıyor. İşte öyle bir dağ. Allah bir lokmayı geliştirir o kadar yapar.

Muhterem kardeşlerim. Bu ne demek?

"Allah sadakayı büyütüyor, küçücük bir hayrın mükâfatını çok veriyor, çoğaltıyor." demek. Bundan onu anlıyoruz. Büyütmesi, "Mükâfatını öyle çok veriyor." demek.

Bir lokma bile, yarım hurma bile olsa ver de birisinin gönlünü al da bir sadaka olsun da ahirette sen de onun mükâfatını gör." demek bu.

Neden?

Çünkü o devirde insanlar bizden çok çok çok daha fazla yoksul idiler. Bizim hepimizin sırtımızda kat kat giyimimiz vardır, gecekondu bile olsa evimiz vardır birkaç odalıdır, paramız, ekmeğimiz, aşımız vardır. Elhamdülillah.

Ben zaten gecekonduları seviyorum, apartmanlardan daha hoşuma gidiyor. Hiç olmazsa hepsinin birazcık bir bahçesi, iki yeşilliği, asması, ağacı var. Kurban kesmek istesen arka tarafta kesersin vesaire.

Evet, Allah-u Teâlâ hazretleri küçük bir hayrı kat kat büyütür. Yarım hurma da olsa, küçücük bir hayır da olsa yapmak lazım. Bizim gibi değildi, insanlar o zaman aç geziyorlardı, yiyecek bulamıyorlardı. Günlerce aylarca Peygamber Efendimiz' in evinden duman tütmüyordu, yemek pişmiyordu. Biz şimdi eve geldik mi evde yemeğimiz hazırdır, hiç olmazsa bir çorbamız vardır. Aylarca Efendimiz' in ocağı tütmemiş.

Ne yapmış ne yemiş Peygamber-i zîşânımız hocam?

Keçiyi sağmışlarsa hüp onu içmiş, hurma varsa onu ağzına atmış, böyle yani. Bizim için çerez sayılan, arkadaşımıza gittiğimiz zaman, arkadaşımızın bize ikram ettiği şey onlar için geçim. Karınları sırtlarına yapışıktı, çoğu zayıftı. Açlıktan uyuyamazlardı, yatakta duramazlardı da içlerini avutmak için kalkar gezmeye giderlerdi. Karınlarına taş bağlarlardı.

Şu Haliç'te kabri bulunan Ebu Eyyûb el-Ensari Efendimiz hazretleri bir hadis rivayet ediyor:

"Peygamber Efendimiz bir gün aç kalmış, uyku tutmamış da geceleyin karanlıkta dışarıya çıkmış. Hiç açlıktan uyumamak durumunu tattık mı biz, bu acıyı bilir miyiz?

Uyku uyamamış da kalkmış. Yolda yürürken ışık yok, elektrik direkleri yok, karanlık. Demek ki gökte ay yoksa, nerden aydınlanacak karanlık olur.

Ben hatırlıyorum, bizim köyde mehtapsız bir gecede çarşıdan yatsı namazından sonra teyzemin evine gideceğim. Sokaklarda lamba yok, ışık yok, gökte de ay yok. Meğerse ne kadar karanlıkmış, dünya, çok zor gittim. Debil dübül ayaklarım nereye bastığını bilmiyor, önünü görmüyorsun küt diye bir yere çarpabilirsin. Kör gibi böyle ellerin öne doğru uzanmış yürüyorsun.

Efendimiz karanlıkta yürüyorken bir karaltı görmüş, "Kim o?" diye sormuş, Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz imiş. Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz Kureyş'in zenginlerinden idi ve fukara insan değildi. Bilâl-i Habeşî'yi filan satın aldı, azat etti, parası pulu olan insandı.

Peygamber Efendimiz, "Yâ Ebu Bekir! Gecenin yarısında ne yapıyorsun böyle sokakta?" diye sordu. Dedi ki:

"Yâ Resûlullah! Evde yiyecek bir şey yok da açlıktan uyku tutmadı, ondan çıktım."

Resûlullah da ondan çıkmıştı zaten.

Gel bakalım. Beraber yürümeye devam ettiler. Biraz sonra bir iri karaltıyla karşılaştılar.

Kim o? Hz. Ömer radiyallahu anh Efendimiz imiş.

"Yâ Ömer! Gecenin bu karanlığında dışarıda ne işin var?

O da aynı sebepten çıkmış.

"Yâ Resûlullah! Evde yiyecek bir şey yoktu, uyku tutmadı ondan."

Gittiler, gittiler, gittiler… Bunların hepsi hicret edip Mekke'den Medine'ye gelmişler. Bunların Mekke'de malları mülkleri, her şeyleri vardı, bunlar imanları uğruna hicret etmiş muhacir. Ebu Bekr-i Sıddık, Ömer el-Fâruk, Efendimiz... Ebu Bekr-i Sıddık Peygamber Efendimiz' le geldi, ötekiler daha önce.

Ensardan Ebu Eyyûb el-Ensari hazretlerinin evine gittiler kapıyı çaldılar. Peygamber Efendimiz 'i görünce dünyalar onun oldu, "Buyur yâ Resûlallah!" dedi, "Gecenin bu saatinde ne arıyorsunuz ne istiyorsunuz?" demedi açtı kapıyı içeri girdiler. Ev sahibi hemen kayboldu bir hurma iskı getirdi.

İsk ne demek? "Hurma salkımı" demek.

Hurma böyle bir sap üstünde, salkım halinde olur. Üstünde kuru ve yaş hurmalar olan bir hurma dalı getirdi -Dalıyla muhafazası daha kolay oluyor.- "Buyurun Yâ Resûlallah!" [Dedi.]

Onlar da oturdular hurmalardan yemeye başladılar. Ev sahibi o arada arka tarafa gitti bir oğlak kesti, onu da çarçabuk hazırladı bunların önüne sundu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu ki:

"Yâ Ebâ Eyyûb! Bundan biraz Fâtıma'nın evine de gönder. Çünkü biliyorum ki günlerce böyle bir şey yemedi." dedi. Evlat tabi, insanın kendisi aç durur da evladının acısı biraz daha zor gelir. Öyle yaşamışlar o mübarekler.

Onun için o devirde bir lokma bile önemli. Şimdi lokmayı çöpe atıyor millet. Benim anamdan, nenemden öğrendiğim kırıkları bile toplamaktır, kırık dökmemektir. Kırık yere düşse aranır, bulunur. Şimdi millet ekmekleri atıyor, küflendiriyor, bu çöp tenekesine dökmekten ürpermiyor, korkmuyor. Eskiden ekmek bizde o kadar muhteremdi. Öperdi başına koyardı, duvarın kovuğuna koyardı.

Zaten ekmek ziyan olmazdı. Ekmek biraz bayatlamışsa benim rahmetli annem ekmek ovması yapardı. Hanımlar duyuyordur bu lafları tarif edeyim. Ekmeği alırsın, ıslatırsın, elinle ufalarsın, tavaya koyarsın; soğan doğrarsın, domates koyarsın, yumurta kırarsın, pişirirsin. Önce ekmeği biraz kavurursun, ondan sonra yumurtan varsa, tavuk yumurtlamışsa, bir iki de yumurta kırdın mı dünyanın en güzel yemeklerinden birisi olur. Çok güzel. Bize öyle geliyordu. İnsanın çocuklukta yediği yemekler "anam aşı" derler, tatlı olur. Annesinin aşı insanın kendisine tatlı gelir. Ekmek ziyan olmazdı. Ekmek, ekmek ovması olur. Halbuki bayat, böyle ısırmak istesen dişinden gıcır gıcır ses gelir, diş geçiremezsin. Islatınca yumuşar, kavurunca yeniden güzelleşir, fırından yeni çıkmış gibi olur, bir de işin içine soğan girdi mi…

Muhterem kardeşlerim. Soğan da hem çok güzel gıdadır hem çok kıymetlidir hem de çok vitaminlidir. Soğana ben bir kaside yazacağım. Şairler padişahlara yazıyormuş, ben de soğana yazayım. Soğan girdi mi işin içine güzel olur. Etin arasına doğrasan güzel olur, ciğere doğrasan güzel olur, ekmeğin arasına doğrasan güzel olur, yumurta olursa âlâ olur.

Ziyan yok. Ziyan etmek, israf etmek yok. Arttır.

"Ne yapacağım arttırıp var evde!"

Arttır da Çeçenistan'a gönder, arttır da Nakşibendistan'a gönder.

Yani az da olsa hayır yapmak lazımdan böyle açtık.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA