İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

22.01.1995 - Alimlerin Vazifeleri ve Hürmet Etmek

22.01.1995 - Alimlerin Vazifeleri ve Hürmet Etmek
Hadisler Deryası

22.01.1995 - Alimlerin Vazifeleri ve Hürmet Etmek

27.07.2026
23 dk 45 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

Ekrimu'l-ulemâe fe-innehüm veresetü'l-enbiyâi. Fe-men ekremehüm fekad ekrema'llâhe ve resûlehû.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Kelimelerini okuduğumuz hadis-i şerifi Hatîb-i Bağdâdî ve Deylemî Câbir radıyallahu anh'ten rivayet eylemiş.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri buyuruyor ki;

Ekrimu'l-ulemâ' fe-innehüm veresetü'l-enbiyâ'. Fe-men ekremehüm fekad ekrema'llâhe ve resûlehû.

"Alimlere hürmet ediniz, saygı gösteriniz."

"Onlara karşı saygılı, asaletli, ikramlı muamele ediniz."

Buradaki ikram, "maddeten bağışta bulununuz" mânasına değil de "hürmet, izzet ve itibar etmek" mânasına.

"Alimlere izzet ve itibar eyleyiniz; çünkü..." diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;

Fe-innehüm veresetü'l-enbiyâ'. "Onlar -alimler- peygamberlerin vârisleridir." Fe-men ekremehüm. "Kim onlara izzet, hürmet ve itibar eyler ise..." Fekad ekrema'llâhe ve resûlehû. "Allah'a ve Resûlullah'a izzet, itibar ve hürmet göstermiş olurlar."

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Allah-u Teâlâ hazretleri insanları yarattığı, dünya yüzüne gönderdiği, bu âlemde yaşamalarını başlattığı zaman onlara her türlü nimetlerini verdiği gibi onların yanlış yollara sapmaması için ilk insandan itibaren, hemen ilk insan neslinin var olduğu zamandan itibaren ilk peygamberi göndermiştir. İlk insan; ilk peygamber. İnsanları hiç peygambersiz bırakmamıştır. Kur'ân-ı Kerîm'de de buyuruluyor ki;

Ve in min ümmetin illâ halâ fihâ nezîr. "Ahiretin tehlikelerini ihbar ve ihtar edecek, insanları yanlış işler yaparlarsa azaba uğrayacaklarını söyleyerek korkutacak bir mübarek, vazifeli, görevli Allah elçisi gönderilmedik hiçbir ümmet yoktur."

Her bir karyeye, her bir yere de tarih boyunca bir vazifeli göndermiştir. Onların sayısını Allah bilir. Kimisinin ümmeti geniştir, çoktur; kimisinin ümmeti azdır. Hatta ümmeti tek bir kişi olanlar dahi varmış diye kitaplar yazıyor. Ümmetinin sayısı ille çok olacak diye bir şey yok.

Bu peygamberlerin evveli Hz. Âdem atamız aleyhisselam, ahiri de bizim Peygamberimiz, başımızın tacı Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleridir. Ahir zaman peygamberi Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Kur'ân-ı Kerîm'in şehadetiyle aynı zamanda hâtemü'n-nebiyyîndir.

Mâ kâne Muhammedün ebâ ehadin min ricâliküm velâkin resûlallâhi ve hâteme'n-nebiyyîn.

Allah'ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur, hâtemidir, mührüdür. Artık peygamberlik onunla hitam buluyor, ondan sonra peygamber yok. Men lâ nebiyye ba'dehû. Peygamber Efendimiz, kendisinden sonra başka peygamber gelmeyecek olan ahir zaman peygamberidir.

Peki, ilk insanlara Allah peygamber göndermiş de her karyeye, her beldeye, her ümmete peygamber göndermiş de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' den sonra asırlar geçmiş, insanlar cihana yayılmış, onlar ne olacak? Her yere göndermiş de Peygamber Efendimiz' den sonraki ülkelere, karyelere, beldelere, gruplara, insan topluluklarına ne olacak?

Onlara Peygamber Efendimiz' e bağlı alimler aynı vazifeyi devam ettirip göstermişlerdir.

Peygamber Efendimiz' in vârisi demek; "onun yapmış olduğu vazifeyi devam ettirmek" demek, "Peygamber Efendimiz' in ilmine vâris olup, ilmini alıp insanlara Peygamber Efendimiz' in hayatında anlattığı şeyleri anlatan kimseler" demek.

Bakın, biz burada ne okuyoruz? Kendi sözümüzü mü söylüyoruz?

Hayır, Peygamber Efendimiz' in hadislerini okuyoruz. Ne yapıyoruz?

Size Peygamber Efendimiz' in sözlerini anlatıyoruz, açıklıyoruz, naklediyoruz. Peygamber Efendimiz' in vazifesini yapıyoruz. Alimlerin vazifesi budur.

Peygamber Efendimiz' in vârisi olarak vazife aynı şekilde insanları Allah'ın yoluna çağırmaktır ve Allah'ın sevgili kulu olmaları için ne yapmaları gerektiğini öğretmektir. Alimler bunlardır.

Bunlara hürmet etmek onların Allah ehli olmasından dolayıdır, Allah yolunun görevlileri olmasından dolayıdır.

Kur'an'a niçin hürmet ediyoruz? Allah'ın kelâmı olduğu için.

Peygamber Efendimiz' e niye hürmet ediyoruz? Allah'ın peygamberi olduğu için.

Allah'ın olan her şeye, Allah'ın sevdiği her şeye sevgi ve hürmetimiz vardır, Allah'ın olduğu için. Yol Allah'ın yoludur, din Allah'ın yoludur. Onun için de bu dini öğreten vazifeli kimlere de aynı şekilde hürmet, Allah'ın sevdiği razı olduğu iştir.

O bakımdan Allah için, Allah'ın rızasını kazanmak için, doğru yolda yürümek için, doğruları öğrenmek için, peygamberlerin tebliğlerine aşina olmak için, dinin inceliklerini öğrenmek için insanların alimleri sevmesi lazım, alimlere izzet, itibar ve hürmet göstermesi lazım. Çünkü öğrettikleri şey önemlidir, yaptıkları vazife önemlidir; peygamber vazifesi yapıyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' e sahabe-i kiram nasıl hürmet ederlerdi?

Öyle hürmet ederler ki hürmetlerinden yüzüne bakamazlardı. Sahabeden birisi diyor ki:

"Resûlullah'a hürmetimden, saygımdan, izzet ve itibarımdan ömrümde başımı kaldırıp da yüzüne doya doya bakamadım."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mescid-i saadetine namaz kıldırmak için geldiği zaman herkes başı önünde, hürmetinden tüyleri diken diken öyle beklerlerdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in yüzüne herkes bakamazdı. Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz, s-Faruk Efendimiz- mütebessim- bakarmış, o da onlara tebessüm buyururmuş. Böyle anlatılıyor.

Sahabe-i kiram Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in mübarek sözlerini dinlerken kıpırdamazlardı, çıt çıkartmazlardı, öyle dururlardı ki şöyle anlatılıyor; sanki başlarının üstüne bir kuş konmuş, kıpırdarlarsa kaçacak. Kıpırdamadan öyle hürmetle, öyle dikkatle dinlerlerdi. Tıraş olduğu zaman saçlarını -hatıra olarak- kapışırlardı. Abdest suyunun artığını kapışırlardı. Hitap ederken fidâke ebî ve ümmî yâ Resûlallah derlerdi; "Annem, babam, canım, varım, malım, mülküm sana feda olsun ey Allah'ın Resulü!" diye düşünürlerdi, öyle söylerlerdi ve öyle yapmışlardı.

Neden?

Allah için. Allah'ın rızasını kazanmak için. Allah'ın emri böyle olduğundan. Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'inde "Resûlullah'a itaat edin." buyurduğundan.

Atîu'llâhe ve atîu'r-resûle ve uli'l-emri minküm. "Ve işin başındaki kimselere; ulu'l-emr..."

Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ'nın bildirdiğine göre ulû'l-emr, yani "işin başında olan" kim demek?

"Alimler" demek.

"Allah'a itaat edin. Resûlullah'a itaat edin."

Niçin? Allah'ın Resulü olduğu için.

"Ulu'l-emre itaat edin."

Niçin? İş elinde olduğu için.

Ümmetin işi kime havale edilmiştir? Alimlere havale edilmiştir.

El-Ulemâu ümenâu ümmetî. "Alimler ümmetin kendisine emanet edildiği, 'Ümmetimi koruyun.' diye ümmetin teslim edildiği kimselerdir." diyor Peygamber Efendimiz.

Ümmetin teslim edildiği kimse, ümmetin işi elinde olan kimse... Onun için ulu'l-emr, alimlerdir. Bunu tefsir kitapları da yazmışlardır, bu bilgi tefsir kitaplarında bu ayetlerin izahlarında vardır. Binâenaleyh, bütün Ümmet-i Muhammed'in alimlere ikram, izzet, itibar etmesi, sözünü dinlemesi, emrinde yürümesi lazımdır. İşin aslı, özü, esası budur. Kim alimlere izzet itibar eder, saygı sevgi bağlılık gösterir, sözünü tutar, yolunda giderse ne yapmış olur?

Allah'a ve Resûlullah'a izzet itibar etmiş olur. Çünkü alimler Allah'ın ve Resûlullah'ın emrettiği vazifeyi yapmaya devam ediyorlar.

Alimleri İslâm ümmeti eskiden beri sevmiştir; en büyük saygıyı, en büyük sevgiyi göstermiştir. Düşünün, İmam-ı Azam Efendimiz' in sevgisini, mürşid-i kâmillerimizin sevgisini, Abdülkadir-i Geylani Efendimiz, Bahaeddin-i Nakşbend Efendimiz vesaire... Mesela Şehâbeddîn-i Sühreverdî Şeyhimiz, Efendimiz; kitabını neşrettik. Şehâbeddîn-i Sühreverdî Efendimiz öyle mübarek, öyle itibarlı kimseymiş ki halifeler elini öperlermiş, hürmet gösterirlermiş; Abbasî halifeleri kendisine hürmet gösterirlermiş. Alimlere yine aynı şekilde hürmet edilmesi lazım.

Fakat acı bir durum vardır ki çok kere alimler zalimler tarafından mazlum duruma düşürülmüşlerdir, cevr-ü cefaya uğratılmışlardır. "Allah'ın imtihanı, kaderi" diyelim. Ne diyelim, bir şey diyemeyiz. İmam-ı Azam Efendimiz' in hapislerde süründüğünü biliyorsunuz, duymuşsunuzdur, menakıbını okumuşsunuzdur. İmam-ı Rabbani Efendimiz' in hapislerde ne kadar eza cefa çektiğini, senelerce kaldığını biliyorsunuz.

Neden? Hakkı söylediği için. Zalime yüz vermediği için. Zalimin karşısında hak sözü söylediği için.

Onun için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in şu hadis-i şerifini hatırlayalım, diyor ki;

Efdalü'l-cihâdi. "Cihadın en faziletlisi, en üstünü, en kıymetlisi..." Kelimetü hakkın inde sultânin câirin. "Cevr-ü cefa yapıcı bir hükümdarın karşısında hak sözü söylemektir, hakkı söylemektir."

En büyük cihat odur.

Savaşa gidiyorsun, düşmanla beraberce çarpışıyorsun. Ama hükümdarın karşısına kimse çıkamıyor, hakkı, gerçeği söyleyemiyor. Çıkacaksın, çatır çatır; "Haksızlık yapıyorsun! Yanlışlık yapıyorsun! İsraf yapıyorsun! Yaptığın doğru değildir! Bu işi düzelt…" Çünkü söylenmezse olmaz. En büyük cihat budur.

Onu söylediği için alimler mağdur edilmiştir, horlanmıştır vs. vs. Bu da tabii zalimlerin bir büyük yaygın hatasıdır. Tarih boyunca böyle olmuştur.

İnsanların aslında alimlere tâbi olması gerekirken hayret edilecek bir şeydir ki insanlar alimleri bırakmışlardır, zalimlere tâbi olmuşlardır. Hayret edilecek şey! Ya ne zalime tâbi oluyorsun? Neden tâbi olmuşlardır?

Zalimin mafyasını yenemiyor, zincirini kıramıyor. Alim organize olmadığından, tek başına olduğundan; zalimin etrafında kavmi kabilesi, avenesi, haşemesi, gürûhu olduğundan baş edemiyor. Hükümdarın komutanları var, askerleri var, kılıçları var, silahları var, orduları var. Alimin?

Alimin boynu bükük, Allah'ı var, o kadar.

Alimlerimizin bir kısmı hapislerde ölmüştür.

Ama alimi zalimin eline bırakmak Ümmet-i Muhammed'in ayıbıdır. Alimi bırakıp da zalime tâbi olmak Ümmet-i Muhammed'in ayıbıdır. Zalime bir şey yapmayıp da mazlumu korumamak mertliğe sığmaz. Mazlum da Allah'ın sevgili kuluysa, makbul kuluysa, o da çok yanlış bir şey olur.

Onun için, zalime yüz vermemek, prim vermemek, teslim olmamak lazımdır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz her zaman buyuruyor ki;

Zü'l-mea'l-hakkı haysü zâle. "Her zaman hak neredeyse hakla beraber ol."

Azınlıkta da olsa, az da olsa, yalnız da olsa, kenarda boynu bükük de olsa, çamurlar içine düşmüş cevher gibi de olsa haktan yana olacak Müslüman, hakkı tutacak!

Yasin suresini hepiniz okuyorsunuz. İkinci sayfasındaki kıssadan ne hisse çıkarttınız?

Mürselleri, gönderilmiş vazifeli mübarek insanları devrin hükümdarı öldürmeye karar veriyor, öldürecek. Niye öldürüyor?

Kendisi putlara tapıyor, bunlar da onlara; "Putlara tapmayın, Allah'a tapın." diyorlar, ondan öldürüyorlar.

Onlar öldürülecek. Mahkeme kurulmuş. Şehir, askerler, hükümdar aleyhinde.

Sureleri okumuyor musunuz? Tefsirleri okumuyor musunuz? Okuyup ibret almıyor musunuz?

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve câe min aksa'l-medîneti raculün yes'â. "Şehrin öbür tarafından, aksâsından, uzağından, bir adam koşa koşa geldi."

Kâle yâ kavmi't-tebiu'l-murselîn. "Ey kavmim, bu gönderilmiş vazifeli mübarek insanlara, bu mürsellere tâbi olun, ittibâ edin, bunların sözünü dinleyin. Bunlar Allah tarafından gönderilmiş."

İttebiû men lâ yes'elüküm ecren ve hüm muhtedûn. "Kendileri hidayet üzere olan, doğru yolda olan, sizden de bir para pul istemeyen, menfaat beklemeyen bu insanlara tâbi olun." dedi.

Ve mâ liye lâ a'budü'llezî fataranî ve ileyhi turceûn. Onlara mantık yürüttü, kendisini öne atarak; "Niye ben beni yaratan Rabbime ibadet etmeyeyim?" dedi.

"Ona dönüp gideceğim, öldükten sonra huzuruna varacağım. O Rabbime niye ben ibadet etmeyeyim? Niye siz ibadet etmeyesiniz? Bunu böyle düşünsenize. Putlara ne tapıyorsunuz? Mermerden, tahtadan, ağaçtan, şundan bundan yapılmış putlara ne tapıyorsunuz?" dedi.

E ettehizu min dûnihî âliheten. "Ben o Allah'ı, o âlemleri yaratan Rabbü'l-âlemîn'i, beni halk eden Mevlâmı bırakıp da onun dışında putlar, ilahlar edinir miyim? Yapmam böyle şey!" İn yuridni'r-rahmânu bi-durrin lâ tuğni annî şefâatuhum şey'en ve lâ yunkizûn. "Allah bana bir gazap etse, bir bela, ceza, musibet gönderse bunların bana bir faydası olmaz ki; bu tapınılan putların bir şefaati, faydası, hizmeti, kurtarması olmaz ki..." İnnî izen lefî dalâlin mübîn."Eğer ben Allah'ı bırakıp da bu putlara tâbi olursam, açıkça bir dalâlete düşmüş olurum, yanlış bir iş yapmış olurum. Ben böyle şey yapmam. Siz de yapmayın." mânasına orada konuştu.

Kızgın kalabalığa, hükümdara, askere, orduya, devlete karşı konuştu. Hakkı söyledi ama, doğru olan şeyi söyledi.

Ne yaptılar? Onu da öldürdüler.

Böyle bir şeyi siz yapar mıydınız? Yapıyor musunuz? Ölümü göze alıp da hakkı söyleyebiliyor musunuz?

Bak, hakkı söyleyen bir tek insan yok orada. Üç tane mürsel var, vazifeli insan var, onlar vazifelerini yaptılar; kavim kabul etmedi, "Bizim dinimize karşı geliyor, putlarımıza hakaret ediyor!" diye onları öldürmeye kalktı. Kimse ses çıkartamıyor, halk susuyor, belki bunların haklılığını anlıyor ama susuyor. Bu ne yaptı?

Ve câe min akse'l-medîneti raculün yes'â. "Koşarak oraya geldi." O zulüm meydanına koşarak geldi. Dedi ki; "Ey kavmim! Yanlış yapıyorsunuz. Böyle yapmayın. Hatalısınız, fikriniz yanlış..." Hakkı söyledi. Ne pahasına?

Ölüm pahasına. Hayatı pahasına hakkı söyledi.

Muhterem kardeşlerim! Müslümanın işi budur. Müslümanın işi hakla beraber, haklıyla beraber olmaktır. Haktan yana olmaktır.

Ben kendim alim olduğum için söylemiyorum. Allah'ın emri böyle olduğu için söylüyorum. Size hizmet etmek benim için en büyük şereftir. Size malımla canımla hizmet etmek benim için en büyük şereftir, sizden bir şey istemiyorum. Ama Allah'ın emirlerini tutun, Allah'ın yolunun kıymetini bilin.

Allah'ın size gönderdiği bilgiler garnitür olsun diye değildir; ittibâ edilsin diyedir. Kur'ân-ı Kerîm ölülere okunsun diye değildir; diriler hayatını tanzim etsin diyedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in hadis-i şerifleri masal değildir; ihbardır, ihtardır, tavsiyedir, "Bunu yapmazsanız sonunuz iyi olmaz." mânasına önceden haber vermedir, muhterem kardeşlerim!

İlmi sevin. Alim olmaya çalışın. Çocuklarınızı alim yetiştirmeye çalışın. Cahillikten kurtulmaya çalışın. İlmi destekleyin. Alimi destekleyin. Zalimi desteklemeyin.

Rusya Çeçenistan'a zulmediyor, bütün dünya susuyor. "Yapma bu zulmü!" dese yaptırtmaz. Avrupa, Estonya, Letonya, Litvanya'ya yaptırtmadı. O ayrılmak isteyince, istiklâl isteyince Rusya ona da homurdandı. İstemedi mi? Baltık ülkelerinden Estonya, Letonya, Litvanya, bunların üçü kopmadılar mı Sovyetler Birliği'nden? Rusya onlara homurdanmadı mı? Saldırabildi mi?

Saldıramadı. Neden?

"Avrupalılar bu işe razı gelmez. Ben burada Avrupalılar bunları desteklerse baş edemem." dedi.

Yazıklar olsun İslâm âlemine! Koca İslâm âleminden korkmuyor, Müslümanlara saldırıyor! Hem içeride Müslümanlar var, onlardan korkmuyor. Bugün Rusya Federasyonu'nda Müslüman halk grupları var. Kazan Cumhuriyeti var, özerk cumhuriyeti. Daha başka Kafkaslar' da başka ülkeler var. Abazalar Müslüman, Gürcülerin içinde Müslümanlar var, Orta Asya Müslümanları var, daha başka Müslümanlar var. Korkmuyor.

Allah bizi nevm-i gafletten ikaz eylesin.

Hadis-i şeriftir; "İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanacaklar." diyor Peygamber Efendimiz. Gerçekleri o zaman görecekler.

Firavun hayatındayken ne diyordu?

Ene rabbükümü'l-a'lâ diyordu.

Mâ alimtü leküm min ilâhin ğayrî diyordu. "Ben sizin en yüce Rabbinizim, benden başka size bir ilah tanımıyorum." diyordu. "Sizin ilahınız benim!" diyordu. Kavmini kendine taptırtıyordu. Firavun "Tanrıyım" diyordu, tanrılık iddiasındaydı.

Bu adam zulüm yaptı, bebekleri kesti, adamları yok etti, kadınları bıraktı, yaşadı, Musa aleyhisselam'la mücadele etti, benî İsrail'i kovaladı, Kızıldeniz'in, deryanın kenarına geldiler, sonra kovaladıkları karşıya geçti, bu ordusuyla beraber denizin içinde boğulma durumuna geldi. Ne dedi?

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Hattâ izâ edrekehü'l-ğaraku kâle âmentü ennehû lâ ilâhe ille'llezî âmenet bihî benû isrâile ve ene mine'l-müslimîn dedi.

Tam boğulacağı sırada ne demiş?

Lâ ilâhe ille'llezî. "Benî İsrail'in kabul ettiği..." Âmenet bihî benû isrâil. " Musa aleyhisselâm'ın söylediği, o benî İsrail'in ibadet ettiği âlemlerin Rabbinden başka ilah olmadığına ben de inandım." dedi.

Hattâ izâ edrekehü'l-ğaraku.

Boğulma anında ne dedi?

"Ben de benî İsrail gibi inandım. Benî İsrail'in inandığı âlemlerin Rabbine inandım. Musa aleyhisselâm'ın söylediği Rabbine inandım." dedi.

Neden?

Ölüm geldiğinden, gözden perdeler kalktığı için. İş ciddiyete bindiği için.

İş ciddiyete bindiği zaman herkes gerçekleri anlayacak, gözünden perdeler kalkacak, anlayacak. O zaman uyanacaklar. Ama o zaman iş işten geçmiş olacak.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA