01.09.1996 - Günahlara Tevbe Etmek Ağlamak, Hastalığın Mükafatı, Beddua

01.09.1996 - Günahlara Tevbe Etmek Ağlamak, Hastalığın Mükafatı, Beddua
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne’l-abde leyemradu feyerukku kalbühû, feyezkürü zünûbehû, feyakturu min ayneyhi misle’z-zübâbi mine’d-dumûi, feyutahhiruhu’llâhu min zünûbihi, fein beasehu mutahharen, ve in kabadahû mutahherâ.
Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
Aziz ve muhterem değerli müminler!
Peygamberimiz Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi vessellem efendimiz hazretlerinin mübarek sözlerini, hadis-i şeriflerini okumak, dinlemek üzere toplandık. Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlenizden, cümlemizden razı olsun… İki cihan saadetine cümlenizi, cümlemizi nail eylesin…
Okuduğumuz, okuyacağımız hadis-i şerifler Râmuzü’l-Ehadis kitabının 104. sayfasının 7. hadis-i şerifi ve devamları olacak.
Peygamberimiz demin metnin okuduğumuz hadis-i şerif, Enes radıyallahuanh’dan rivayet edilmiş, Deylemî Müsnedü’l-Firdevs isimli kitabına kaydettiği hadis-i şerifinde buyuruyor ki; İnne’l-abde leyemradu. “Kul hastalanır, feyerukku kalbühû kalbi hassaslaşır, rikkatli olur, gönlü yumuşar. Feyezkürü zünûbehû. Evvelce işlemiş olduğu hataları, günahları, zünûbu hatırına gelir, hatırlar onları. Feyakturu min ayneyhi misle’z-zübâbi. Gözlerinden sinek kadar bir gözyaşı, azıcık bir gözyaşı çıkar.”
“Tüh, niye ben bu günahı işledim yâhu?” diye böyle bir pişmanlık içinde, üzüntü içinde kalbi hassaslaştığı için, gözleri yaşarır da azıcık bir gözyaşı çıkar. Yani seller gibi akmak değil, birazcık şöyle sinek kadar gözyaşı çıkar.” Mine’d-dumûi. Gözyaşlarından şöyle sinek kadar çıkar.
Feyutahhiruhu’llâhu min zünûbihî. O kadarcık ağlamasından dolayı, o kadarcık gözyaşından dolayı Allah onu günahlarından pak eyler, tertemiz eder.
Biliyorsunuz, “Hastanın günahı mağfurdur.” diye zaten başka müjdeleri de zaman zaman size söylemiştim. Hastalık hoşlanılan, istenilen bir şey değil ama hastalık geldiği zaman da Allah’ın mükafatı büyük geliyor. Günahları af-u mağfiret oluyor. Ağladığı zaman da, birazcık gözü yaşardığı zaman da günahlardan Allah onu tertemiz ediyor.
Fein beasehû mutahharen. Eğer Allah, o hastalıktan onu kurtarır da hayata tekrar gönderirse, tertemiz bir kul olarak hastalıktan kalkar, döner.
Ve in kabadahû. Eğer canını alırsa, o hastalıktan vefat ederse kul, kabadahû mutahherâ tertemiz olarak ruhu kabzolunmuş olur, ölmüş olur, ahirete göçmüş olur.
Tabii, Peygamber Efendimiz’in nasihatini hatırlatalım: Böyle güzel şeyler olacak diye hastalık istenmez. “Yâ Rabbi, bana hastalık ver, ben de böyle tertemiz olayım!” denmez. Yani usul bu değil amma hasta olursa insan, bundan çok sevaplar geleceğini bilmeli, müteselli olmalı. Allah’tan affını, mağfiretini istemeli!
Hatta bir derece daha ilerisi var müjdenin. Hastanın kendisini ziyaret edene duası da makbul. Etsin, etmesin, hastanın duası da makbul. Ziyaret etmese bile hasta birisine dua ediyorsa, o da makbul. Tabii ziyaret etmiş olan kimseyi de karşısında görünce sevinir:
“Hay Allah senden razı olsun! Canım sıkılmıştı, geldin, müteselli oldum, sağ ol, var ol, Allah vücuduna afiyet versin, işini rast getirsin, iki cihanda aziz ol!” der.
Hastanın duası da makbuldür. Kendisinin günahı affolduğu gibi duası da makbuldür.
Buradan bize çıkan bir içtimai ders ve vazife var:
Zamanımızın bir bölümünü hasta ziyaretine ayırmamız lazım. Yani günlük, haftalık, aylık programımızın bir köşesinde bir de hasta ziyareti bölümü bulunsun.
Hangi gün ziyaret edelim hastayı?
Cuma günü hasta ziyaret etmek çok sevap. Mümkünse Cuma günü hasta ziyaret etmek lazım, kabir ziyaret etmek lazım, sadaka vermek lazım, ana-babasının kabrini ziyaret etmek, geçmişlerine dualar etmek lazım. Cuma günü olursa olur.
“E Cuma günü olmuyor, benim işim oluyor, çalışıyorum da hocam! İsterdim senin söylediğini tutmayı ama Cuma günü mümkün olmuyor, Cuma’ya bile zor gidiyoruz, hemen dönüyoruz.”
Eh o zaman Cumartesi git, Pazar git. Yani hangi zamanın müsaitse, akşam git. Bazı hastaneler belirli saatlerde ziyaretçi kabul ederler, başka zaman etmezler. Bazen hasta iltimaslı olur, özel yatakta yatar, ona her zaman kapılar açık olur. Buyursun, gelsin ziyaretçiler gitsin filan, rahatlık olur. İşte, hangi zaman müsaitse.
Bazen hastanede olmaz, evinde olur hasta. Hasta ziyaretine bir vakit ayırın ki sevap kazanasınız, günahlarınız afv u mağfiret olsun; bir.
“Hocam madem programdan söz açıldı, söyle haftalık programıma yazacağım başka bir şey var mı?”
Var: Bir de arkadaş ziyaretine vakit ayırın! Dost, arkadaş, ihvan, tanıdık, akraba ziyaretine bir vakit ayırın!
Akraba ziyaretine sıla-i rahim derler biliyorsunuz, dostların ziyareti de çok kıymetli. Akrabanın ziyareti ve maddi bakımdan da kollanması, akrabaya yardım edilmesi, biraz fakirse cebine harçlık filan konulması bu da sıla-i rahimin bir parçası.
Sıla-i rahim belâları def eder, ömrü uzatır. Ömrünüz uzun olur.
“Yahu bu lastik mi, nasıl uzuyor?”
Allah her şeye kâdirdir. Allah’ın işine karışma!
“Efendim, işte insanın ömrü sayılıymış da, eceli belliymiş de, bu iş nasıl oluyor?”
Hem ömrü bellidir hem ömrü uzar. Var mı bir diyeceğin? Çünkü öyle açık söylüyor ki Peygamber Efendimiz… Çok açık söylüyor. Ömrü uzar diyor, e uzar o zaman. Madem Peygamber Efendimiz uzar buyurmuş, ömrü uzar.
Dua belayı def eder, kazayı reddeder.
“E nasıl oluyor? Mukadder olmuş…”
Sana ne? Sen mi yapıyorsun?
Allah yapıyor. Nasıl yapıyorsa yapıyor. Allah’ın kudreti sonsuz. Allah’ın işi esrarengiz. Senin aklın ermez. Yapıyor, nasıl yapıyorsa yapıyor. Sadaka veriyorsun, ömrün uzuyor. Kazadan, beladan, dertten, fitneden, fesattan kurtuluyorsun. Sıla-i rahim yapıyorsun, ömrün uzuyor. Allah haneni şen ve mamur ediyor. İşini de rast getiriyor. Akraba ziyaret ediyorsun, sevap kazanıyorsun.
Arkadaş ziyaret ediyorsun, çok sevap kazanıyorsun. Müslüman kardeşini ziyaret ettiğin zaman melekler sana dua ediyor. Allahu Teala hazretleri bu ziyareti çok seviyor. Kardeşin kardeşi sırf sevap maksadıyla, dünyevi menfaat için değil, sevap maksadıyla ziyaretini çok seviyor, çok mükafatı var ve en büyük mükafatı ne: Allah’ın sevgili kulu olmak.
Hakkat mahabbetî li’l-mütezâvirîne fiyye buyurmuş Allahu Teâla Hazretleri:
“Benim sevgim, sevmem kesin olur, muhakkak olur.”
“Kimlere?”
Mütezâvirîne fiyye. “Birbirlerini benim rızam için ziyaret eden kimselere benim sevgim muhakkak olur. Vacip olur, muhakkak ben severim!”
O zaman Allah bizi sevsin diye ibadet ediyoruz, Allah bizi sevsin diye hayır-hasenat yapıyoruz, para veriyoruz. Allah bizi sevsin diye arkadaş ziyaret edeceğiz. Kapısını çalacağız:
“Selâmun aleyküm!”
“Ve aleyküm selâm! Hoş geldin yâhu, sen misin? Çok özlemiştim seni…”
Tamam, bak işte muhabbet bu. İki kardeşin birbirlerini ziyaret etmesi… Bir isteği mi var, bir arzusu mu var, bir menfaati mi var; hayır. Allah için bu bunu seviyor.
Biz birbirimizin kardeşiyiz. Müslüman’ın Müslüman’ı kardeş olarak ziyaret etmesi sonunda ne oluyormuş en büyük mükafat? Allah’ın sevgisi hasıl oluyor, Allah seviyor.
Hasta ziyaretinde ne oluyormuş? Kişinin günahları affoluyormuş.
Tamam, o zaman ben Cumartesileri veya Pazar günleri arkadaş ziyaret ederim, filanca vakitte de hasta ziyaret ederim. Hasta var mı arkadaşlarımdan, araştırırım, soruştururum, ziyaret ederim.
Mühim şeyler bunlar. İçtimai vazifeler. Bak, Allah içtimai vazifelere büyük sevap vererek bizi onlara teşvik ediyor Müslümanlar muhabbetli olsun diye. Müslümanlar birbirleriyle kaynaşsın, Müslümanlar birbirleriyle yek vücut olsun diye. Müslümanlar birbirlerinin hizmetinde olsun, yardımında olsun, desteğinde olsun diye bunlara büyük mükafat veriyor.
Evet, bu bir. Hasta ziyaret edeceğiz. Bir de kendimiz hasta olursak bunun kıymetli bir şey olduğunu bileceğiz, şikâyet etmeyeceğiz çünkü gelene gidene şikâyet ettik mi hastalığımızdan, sevap kaçıyor.
“Benim kaderime razı olmuyorsun, beni kullarıma, seni ziyaret eden ziyaretçilere şikâyet ediyorsun!” diye Allah sevmiyor.
Şikâyet yok.
Nasılsın?
Elhamdülillâh.
Neyin var neyin yok? Bir şikâyetin var mı?
Bir şikâyetim yok.
Çünkü sevap kazanıyor, günahları affoluyor, duası makbul.
Bir de ziyaretimize gelen insana dua edeceğiz. Bol bol dua edeceğiz, çünkü bizim duamız makbul... Bir de gittiğimiz hastaya kendimize dua ettireceğiz. Beni duadan unutma. Senin duan makbül, beni duadan unutma diyeceğiz.
Evet, muhterem kardeşlerim…
İkinci hadis-i şerif, sayfanın ikinci hadis-i şerifi:
İnne’l-abde lâ yuhtıihî mine’d-duâi ehadün selâsin: İmmâ zenbun yuğferu, ve immâ hayrun yuddahharu, ve immâ ecrun yu’mel.
Kul dua etti mi, duasında şu üç şeyden birisi şaşmaz, mutlaka ona gelir. Kul dua etti mi, şu sayacağım üç şeyden bir tanesine mutlaka nail olur. Bu üç şeyden bir tanesi mutlaka gelecek ve kendisini bulacak, şaşmaz, aksamaz, atlamaz, yandan geçmez, tırıs geçmez, ıska geçmez, tam isabet. Bu üç şeyden bir tanesine nail olur.
Nedir bu üç şey:
İmmâ zenbun yuğferu. “Ya duası sebebiyle günahı mağfiret olur.” Sen dua mı ettin kulum? Dua ettim. Affettim senin günahını… Ya günahı affolur.
Ve immâ hayrun yuddahharu. “Ya da biriktirilmiş bir hayra nâil olur.” Bir hayır biriktirilir onun için. Şu anda duasının bir sonucunu görmez çünkü duasından hasıl olan hayır birikti. İddihar etmek ne demek? Depo etmek demek. Depolandı bir yere. Dua ettin diye hayır bir yere yazıldı, biriktirildi. Ne zaman lâzım olacak bu? Ahirette lâzım olacak. Ahirette ameller tartılırken konulacak mizana, o duanın o depo edilmiş olan hayrı mizanı ağır bastıracak, kişinin o duadan dolayı ahirette mizanı ağır gelecek. O faydası var.
Ve immâ ecrun yu’mel. “Ya da bir amel-i salih işlenmiş, bir hayır yapılmış gibi ecir alır.”
Üç şeyden birisi. Yani duada boş yok. Deylemî Enes radiyallahu anh’den rivayet etmiş. Dua eden mahrum kalmaz. Duası mutlaka kabul olur. Ya günahı affolur, ya ahirete tehir olunur, biriktirilir; ya da bir ibadet yapmış gibi ecir ve sevap alır.
Buradan çıkan sonuç ne?
Buradan çıkan sonuç, duayı çok yapacağız. Dua ibadettir. Bazı kimseler duanın ibadet olduğunu bilmeyebilir. Sanır ki namaz ibadettir de, namaz bittikten sonra el açıp bir şeyler istiyor
Allah’tan, o ibadet değil. O da ibadettir. Yani insan dua ettiği müddetçe ibadet sevabı alıyor.
Ed-duâü hüve’l-ibâdetü. “Dua ibadetin ta kendisidir.”
Demin de söylediğimiz gibi duanın faydası nedir? Dua gelmiş belâyı kaldırmaya da faydalı olur, gelmekte olan belâyı durdurmaya da faydalı olur. Gelecek belâ durur, gelmez; gelmiş belâ kalkar. Duanın öyle faydası var.
Dua insana mutlaka bir kazanç sağlıyor. O halde ne yapacağız? Dualı bir insan olacağız, ağzı dualı… Ama dua ikiye ayrılıyor: Hayır dua, beddua…
Beddua ve lanet kötü bir şey, iyi değil. Geçen haftalar okuduk, sahibine zarar verebilir. Dönüp gelip sahibini mahvedebilir. Hayır dua edeceğiz.
Peygamber Efendimiz’e sahabesi, işkence görünce;
“Yâ Rasûlallah, şu işkence yapanlara beddua et!” dediler de etmedi.
“Ben lânet edici peygamber olarak gönderilmedim!” dedi Peygamber Efendimiz.
Hayır dua edeceğiz. Beddua etmekten sakınacağız, çekineceğiz. Eğer çok şey sıkılmışsak, “Allah ıslah etsin!” deriz.
Bazıları çok güzel alıştırmış oluyorlar kendisini, bizim köyde öyle akrabalar vardı, çok sinirlenirse ne der:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh!”
Yâni neticede zikir yapıyor. Fazla kızarsa;
“Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammed!”
Yani kızıyor ama salavat getiriyor. Veyahut;
“Hasbüna’llâhu ve ni’me’l-vekîl.”
Yani zikri yaparak kızgınlığını söndürüyor. Beddua etmek doğru değil.
İnne’l-abde izâ zulime felem yentasır, velem yekün lehû men yensuruhû, rafea tarafehû ile’s-semâi, fedea’llâhe, kale’llâhu teâlâ: Lebbeyke abdî, ene ensurake acilen, ev âcilâ.
Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh’dan Deylemî ve Hâkim müsterrekinde kaydetmişler. Bu hadis-i şerif kulun başına gelen bir haksızlığın karşılığı nedir, onu gösteriyor.
İnne’l-abde izâ zulime. Kul bir zulme uğradı mı, bir haksızlığa maruz kaldı mı, kulun bir hakkı çiğnendi mi, kendisini üzecek bir tatsız muamele kendisine yapıldı mı, zulme uğradı mı;
felem yentasır ve bu zulmü kaldırmaya gücü yetmedi mi, zulmü engelleyecek, zulmün karşısında kendisini destekleyecek bir çare bulamadı mı; velem yekün lehû men yensuruhû ve kendisine yardım edecek, o zalimin karşısında kendisinin yanına gelecek bir yardımcı bulamadı mı; rafea tarafehû ile’s-semâi, fedea’llâhe gözünü şöyle gökyüzüne kaldırıp Allah’a dua etti mi, yâ Rabbi diye böyle dua etti mi,
Allah-u Teâla Hazretleri buyurur ki: Lebbeyke abdî. “Buyur ey kulum!” der Allah:
Lebbeyk ne demek?
Bir insan çağırdığı zaman bir insanı Araplarda, çağrılan ne der? Buyurun manasında lebbeyk der.
“Ahmed!”
“Lebbeyk…”
Ne demek? Buyur. Ahmet cevap veriyor lebbeyk diye. Arapça da Lebbeyk buyur demek. Tesmiye sigasıyla. Demiş oluyor ki;
“Ben senin kat kat emrindeyim. Yani bir defa değil, tekrar tekrar,kat kat emrindeyim!” manasına bir deyim bu Arapça’da. Kul zulmü def edemedi, kendisine yardım edecek de bir dost yanına gelmedi de gözünü kaldırıp Allah’a dua etti de, “Yâ Rabbi zulme uğruyorum!” dedi mi, dua etti mi, Allah kuluna: “Lebbeyk der, buyur kulum!” O Allah’a dua ediyor, sesleniyor, Allah da kuluna, “Lebbeyk!” der, “Buyur kulum!” der.
Ene ensuruke. Ben sana yardım edeceğim, buyur kulum! Âcilen. Ayın ile acilen, acele demek.
Ev âcilen Elif ile; veya tehirli olarak…”
“Çabuk, acele olarak veyahut tehirli olarak yardım edeceğim!” der.
“Dünyada da ahirette de…” mânâsına da gelir. Çünkü dünya acildir, ahiret de tecilli bir alemdir. Yani, “Buyur kulum, ben sana dünyada da yardım edeceğim, ahirette de yardım edeceğim. Hem dünyada o zalimden senin intikamını alacağım, seni zulümden kurtaracağım; hem de ahirette sana sevap vereceğim, ona ceza vereceğim!” demek olur yani.
Allahu Teâla Hazretleri kulunun duasına böyle cevap verir.
Bundan çıkacak ibretli sonuç nedir?
Kimseye zulmetmeyelim, elini kaldırır, gözünü kaldırır Allah’a dua ederse, Allah’ın hışmına uğrar zulmeden kimse. Belasını bulur, cezasını bulur.
Elbette olur hane yıkanın hanesi viran.
Kişi ettiğini bulur, ev yıkanın evi yıkılır. Zulmeden bir zaman gelir, bir başkası ondan daha baskın çıkar, bir başkası tarafından zulme uğratılır.
Onun için kimseyi üzmemeli, kırmamalı, kimseye haksızlık, zulüm yapmamalı, mazlumun ahını almaktan çekinmeli, zalime yardım etmemeli, zalimin yanında yer almamalı!
Bu da çok mühim. Bunu pek çok kimse yapmıyor.
“Hocam ben etliye sütlüye karışmaz bir insanım, hiç kimseye zulmetmem, öyle ortada dururum.”
Olmaz, yetmez. Zalime destek olmayacaksın, mazlumun yardımına koşacaksın. Zalime destek oldun mu ne olur? Zalimle beraber helâk olursun.
Mazluma destek olmadığın zaman ne olur? Kabre girerken kabirde bekleyen melekler kafana ateşten bir büyük topuz patlatır, kabrin içi ateş dolar.
Evet, zalimle zulümle ilgili konuyu konuşuyoruz. Zalime destek olmak yok, zalime hak sözü söylemek var, mazluma yardım etmek gerekiyor, yardım etmezse ahirette sorumluluklar var, cezalar gelebiliyor. Kendisi zulme uğrarsa Allah’a dua ettiği zaman Allah da ona dünyada, ahirette acele olarak veya tecilli olarak yardım ediyor, edecek. Sana yardım edeceğim diye, lebbeyke abdi ene ensuruke acilen ve acila. Buyur ey kulum, ben sana yardım edeceğim. Hem acele hem tecilli, hem dünyada hem ahirette yardım edeceğim diyor Allah-u Teâla hazretleri.
Onun için kimseye zulmetmeyelim. İyi Müslüman nasıl Müslümandır? Kimseye zulmetmeyen Müslümandır. Kimsenin hakkını üzerine geçirmeyen Müslümandır.
Rahmetli büyüklerimiz nur içinde yatsınlar, bize derlerdi ki:
“Hem zulmetmek iyi değil, ezmek iyi değil, hem de ezilmek iyi değil.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
22.01.1995 -
Alimlerin Vazifeleri ve
12.06.1998 -
Allaha Kulluk, Ölümü
