24.03.1994 - Deccal, Tevekkül, Zikrullah

24.03.1994 - Deccal, Tevekkül, Zikrullah
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne’d-deccale yahrucu min kıbeli’l-maşriki min medîneti yukâlelehâ horasan yettebiuhu akvâmun ke enne vücûhehüm el-micânü’l-mutarrakah.
Bu da Ahmed İbni Hanbel’de, Tirmizî’de olan bir hadis-i şerif. “İsnadı ceyyid, rivayeti sağlam.” diye söyleniyor. Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz;
“Deccal doğu tarafından, Horasan denilen taraftan çıkar. Ve ona yüzleri sanki kalkanmış gibi olan, yuvarlak böyle olan insanlar tâbi olur.” diyor, böyle bilgi veriyor.
Mutarraka demek, kalkan gibi ama katlanmış, bir tabaka daha, emniyet için bir kap daha kat geçirilmiş.
“Kat üstüne kat geçirilmiş, kalkan gibi yüzleri olan herifler deccale tâbi olur!” diye bu hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz böyle bildirmiş.
İnne’d-deccâle yebluğu külle menhelin illâ erbaate mesâcide: Mescidü’l-harami ve mescidü’l-medîneh ve mescidü’l-tûr-i sîna ve mescidü’l-aksâ.
“Deccal çıkar ve her tarafa ulaşır, her yere varır, varmadığı yer kalmaz; dört mescide varamaz!”
Onlar hariç.
Deccalin varamayacağı, gidemeyeceği dört yer var, onlara varamaz.
Nereleri?
1. Mescidü’l-Haram; Kâbe-i Müşerrefe’nin etrafındaki Mekke’deki mübarek mescit, oraya deccal giremez.
2. Mescidü’l-Medine; Peygamber Efendimiz’ in Medine-i Münevvere’ sine, mescidinin olduğu yere giremez.
3. Tur-i Sina’ya giremez. Tur-i Sina, Sina Yarımadası’nda Musa aleyhisselam’a vahiy gelen yer. Oraya da gelemez.
4. Mescid-i Aksa; Mescid-i Aksa’ya da gelemez.
Öteki yerlere gelecek!
İnne’d-dünya mel’ûnetün mel’ûnun mâ fîha illâ zikrallâhi ve mâ vâlâhu ve âlimun ev müteallimun fe inne evvele fitneti benî isrâile kânet fi’n-nisâ’.
Müslim, Ebû Said el-Hudrî hazretlerinden, Tirmizî de Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet eylemiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri diyor ki:
“Dünya melundur!” Peygamber Efendimiz diyor; dünya melundur, lanetliktir, lanetlidir!
Dünya ne demek? Dünya; “şu anda yaşadığımız âlem, şu andaki hayatımız” demek.
Niye böyle tarif ediyorum da beş kıtaya sahip, okyanuslara sahip yer demiyorum?
Sen Ay’da da olsan, Venüs’te de olsan, başka bir yıldızda da olsan şu hayatımız, bizlerin burada sürdüğü bu âlem, bu hayat el-hayâtü’d-dünyâ’dır.
Bu ne demek? Yakın olan hayat, şu anda içinde bulunduğumuz hayat.
Bundan sonra başka bir hayat daha var mı?
Evet. İki tane hayat var; Birisi el-hayâtü’d-dünya, yaşadığımız âlem, hayat. Öbürü de el-hayâtü’l-âhira, öldükten sonra varacağımız, kıyametten sonra açılacak olan hayat var. O ahiret hayatı, ahiret âlemi; bu da dünya âlemi. Dünya demek, yeryüzü demek değil; içinde yaşadığımız âlem!
Bu dünya, bu âlem, bu hayat melundur, Allah indinde makbul bir şey değildir. Şeytanı nasıl lanetlemiş, melun kılmışsa, dünyanın da kıymeti yok! Niye?
Bu dünyada herkes birbirini yiyor, aldatıyor, kandırıyor, vuruyor, kırıyor, öldürüyor, yaşamaya bakıyor; çok çirkin işler, çok acı işler oluyor! S
İnsanoğlu, hepsi Hz. Âdem’in oğlu olduğuna göre gül gibi geçinseler ya!
Geçinmezler, zulüm yaparlar! Zalimler var; her devirde zalimler olmuş, mazlumlar olmuş. Bu devirde de var, görüyorsunuz, duyuyorsunuz. Resimlerini görüyorsunuz, televizyonda görüyorsunuz: Elini koyuyor, üstüne taşla vura vura kemiklerini kırıyor. Yere yatırıyor, tekmeliyor, kolunu kırıyor. Evini bombalıyor, berhava ediyor...
Dünya melundur. Bu hayat lanetliktir. Bu hayatta Allah’ın sevdiği şeyler olmuyor! İstisnası var:
Mel’ûnun mâ fîha illâ zikrallâhi. “İçindeki şeyler de melundur. Altın, gümüş gibi şeyler… Allah sevmiyor. Ziynet, tefahur, bolluk, mal mülk çokluğu… Allah sevmiyor! Melun, dünya da melun dünyanın içindeki her şey melun! Allah sevmiyor!
Melun ne demek?
Rahmetten uzak demek. Allah’ın rahmetine uzak. Allah sevmiyor, kıymet vermiyor. Paraya da kıymet vermiyor mala da kıymet vermiyor.
Adam otuz kişiyi toplamış, birisinin evini basmış, eşyaları lime lime parçalamış… Kavmi kabilesi kalabalık!.. Allah Onu da sevmiyor.
“Kavmim çok, etrafım kalabalık, ben mafyayım, güçlüyüm, kuvvetliyim, benim etrafım bana yardım eder. “Öl!” dediğim yerde ölürler, “Şunu öldür!” dersem takır takır öldürürler…” diyor; zulüm yapıyor, onun evini basıyor...
Vurma, kırma, dövme, yatırma, silah çekme, taciz etme, işini sabote etme… İslâm’da bunlar yok.
Allah sevmiyor. Nasıl olacak?
Peygamber Efendimiz müstesnaları sayıyor:
İllâ zikrallâhi. “Allah Zikrullahı seviyor.”
Allah dedin mi seviyor; lâ ilâhe illallah, subhanallah, elhamdülillah, Allah-u ekber, lâ havle velâ kuvvete illâ billah… bunlar zikirdir.
Başka ne zikirdir?
Yâ Hayyu yâ Kayyûm, Hasbünallâhu ve ni’mel vekîl… bunlar zikirdir. Kur’an zikirdir. Allah çok seviyor. Zikredeni zikrediyor.
Bizim zikri meslek edinmemiz bunu bildiğimizden dolayıdır.
Bunları hocalar herhalde her zaman söylüyorlar, adamın birisi demiş ki:
“Ben büyük çöle çıkacağım. Yanıma su da almayacağım, yemek torbası da almayacağım, ekmek de hurma da almayacağım. Çöle çıkacağım, hem de yağla bal olmazsa ağzıma başka bir şey koymam!”
Yola çıkmış. “Allah’a tevekkül ettim. Bismillâhi ve billah, tevvekkeltü âlallah, yâ Allah!” demiş, çöle gidiyor.
“Su tulumu nerede, matara nerede?” Yok.
“Ekmek torbası nerede, yiyecek nerede?” Yok.
“Nereye gidiyorsun?” Engin, uçsuz bucaksız çöle gidiyor.
“Orada süpermarket var mı, bakkal var mı, yiyecek var mı, çeşme var mı?..”
Yok! Hiçbir şey yok!
“Niye gidiyorsun?” Tevekkeltü âlallah!
Ve men yetevekke’l-alallâhi fe hüve hasbühû. “Kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter!”
Allah’a tevekkül edeni Allah korur, kollar, bulur buluşturur. Allah yapar, her şeye kâdir. “Onu görmek istiyorum.” demiş, adamın [isteği bu].
Ya Allah demiş, çöle çıkmış. Kumlara bata çıka; güneş tepede, aşağıda kum var. Kumda yürümek de çok zor oluyor. Sert bir zeminde ayağını normal bastı mı güzel yürüyorsun da kuma bir battın mı bileğine kadar batıyorsun; çıkartmak, kumda yürümek zor. Yürümüş, yorulmuş, takati kesilmiş, karnı acıkmış, susamış, sıcaktan beyni kaynamış; sendelemeye başlamış!
“Yahu ben Allah’a tevekkül ettim ama yanlış mı yaptım?..” demeye başlamış. Ama artık geri dönemez, dönecek mecali yok. Yürüdüğü kadar yeri geriye dönemez. Düşmüş, gözleri kararmış, kendisine hâlsizlik gelmiş, düşmüş.
Gidecek ama Allah kendisine tevekkül edenlere yardım edeceğini göstermeyecek mi?
Gösterecek! O iyi niyetle yanlış bir iş yapmış. Böyle iş yapılmaz. Allah imtihan edilmeye kalkılmaz, edebe uygun değil! Yapmış bir kere, bir cahillik etmiş ama iyi niyetle yapmış.
Yere yığılmış mı?
Yığılmış, düşmüş. Allah’tan olacak; ileriden bir kervan geçiyormuş, adam devenin üstünde etrafa baka baka giderken;
“İleride ben bir karaltı gördüm, insana benziyordu…” demiş. Arkadaşı oradan demiş ki;
“Burası öyle bir yer ki burada in yoktur cin yoktur, şehir yoktur, oba, insan yoktur. Burası hâli, boş bir çöl!..”
“Yok, gördüm.”
“Yanlış görmüşsündür.”
“Yok, dikkatli baktım.”
Olurdu, olamazdı… Çok ısrar edince;
“Dur bir gidelim bakalım.” demişler. Bir taraftan da bağırıyorlarmış; “Heyy! Orada birisi var mı? Varsa cevap versin!.. Kervandan o tarafa doğru hakikaten orada düşen birisi var mı diye durumu araştırmak için birileri geliyor. Bu sefer adam o sesleri duymuş ama;
“Yok, Allah’a Tevekkül ettim ya seslenmeyeyim.” demiş.
Yine seslenmiyor, bu sefer ses çıkartmıyor. İşi inada bindirdi.
Adamlar gelmişler, bakmışlar; ayak izleri var. Takip etmişler, bulmuşlar. Başına gelmişler; adam yine numara yapıyor, başı kapalı, gözü kapalı. Sonra adamlar birbirlerine demiş ki:
“Bu adamı güneş çarpmış. Gıdasız, enerjisiz kalmış. Bunun çaresi nedir?..” Aralarında konuşmuşlar:
“Bunun çaresi yağla baldır.” demişler, bir tanesi kervana koşmuş.
Zaten tereyağı da orada katı kalmaz; dipfiriz yok ki, buzdolabı yok ki! Zaten tereyağı bile olsa erir. Kaşıkla getirmişler, ağzına yağı balı koyacaklar; inadından ağzını da kapatıyor. Ağzını zorla açtırtıp koyarken eşhedü enlâ ilâhe illalah diyerek kalkmış. “Yâ Rabbi! Sen ne büyüksün! Ben inat ettim, ‘Allah’a tevekkül edeceğim. Yağ ile bal gelmezse onu da kabul etmem!’ dedim, hepsi oldu!” demiş.
Muhterem kardeşlerim! Helalini istersen vallahi Allah helalinden verir! Helaline sabretmezsen, imtihanı kaybedersen bir şeyler yersin, zaten o helalinden olan, sana gelecek olandır; sen helal yolu tıkadın, haramdan geliyor. O kadar! Rızk değişmez, hiç değişmez! Ama senin edepsizliğinden dolayı onu alış yönün değişir; sevap kazanacakken günah kazanırsın, cennete gidecekken cehenneme gidersin!
Peygamber Efendimiz ne diyor?
“Rızık gecikti diye acele edip harama sapmayın, rızık gelir! Sen rızkı aradığın gibi, rızık da seni arıyor.” diyor.
Muhterem kardeşlerim! Ben bu hadis-i şerifi çok söylerim. Onun için buna inanın bu bir gerçektir! Ama nasıl ispat edeceksin? İnanmayan inanmıyor; nereden gelecek, diyor. Bilmediği için, rızk gayb olduğu için, kendisinin görmediği, bilmediği bir şey olduğu için bilmiyor. Ama işin doğrusu budur!
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
“Dünya melundur, dünyanın içindeki şeyler de melundur; zikrullah hariç! Zikrullah grubundan, o kabilden olan şeyler müstesna!”
O kabilden olan şeyler, onunla uyumlu, ona uygun olan şeyler nelerdir?
Mesela namaz, o da zikrullahtır; Kur’an okumak, o da zikrullahtır; itaat, o da zikrullahtır…
“Hocam sen kâğıtlara bakarken kelimeleri seçerek mi söylüyorsun, yoksa şaşırıyor musun?” Hayır!
Allah’a itaat zikrullahtır!
Allah’a isyan zikirsizliktir! Adamın elinde tesbih bile olsa, elinde tesbih çekiyor da olsa eğer haram işliyorsa zikretmiyor; eğer itaat ediyorsa zikrediyor!
Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte böyle buyuruyor.
Zikri sadece tesbih işi sanmayın, sadece dil dudak işi sanmayın! Zikir zihniyettir, Allah’ı hatırlama zihniyetidir! Allah’ı bilme, Allah’a saygı duyma zihniyetidir!
Allah’ı hatırlıyorsan, Allah’a saygı duyuyorsan, Allah’a itaat ediyorsan zikirdesin!
Çünkü; “Şunu yapayım mı?”
“Yapmayayım, Allah bunu sevmez!”
“Canım istemiyor, yatsam uyusam mı?”
“Ama yapayım, Allah seviyor…”
Allah düşüncesinden, zihniyetinden olduğu için itaat zikirdir; itaatsizlik isyandır. Bu; dervişlerin işini, işinizi zorlaştırıyor.
Baban da çeker, deden de çeker, komşun da arkadaşın da çeker; günde 100, 200 tane, 500 tane, istersen 1000 tane olsun. Şakır da şukur oturduğun yerden Allah de ama itaat etmek asıl zikir, Allah’a âsi olmamak zikir! Bunu iyi bilin, iyice öğrenin!
Zikir ve zikirle müteallik, onunla uyumlu olan her şeyi Allah sever, dünyada onlar mel’un değil.
Cami?
Allah camiyi sever.
Neden? İçinde zikir oluyor.
“Hocam her camide toplanıp, halka olup lâ ilâhe illallah demiyorlar…”
Namaz da zikirdir. Namaz kılınmıyor mu? İşte zikir. Kur’an okunmuyor mu? İşte zikir… Veyahut insan şahsen orada oturduğu zaman bir şeyler yapmıyor mu? Tesbih çek vs. Allah burayı da sever. Zikre müteallik her şeyi, onunla bağlantılı her şeyi Allah sever. Onlar melun değil.
Muhterem kardeşlerim! Başka?
Ve âlimun ev müteallimun. “Allah alimi sever, talebeyi de sever.”
Allah hocayı da sever talebeyi de sever, şeyhi de sever müridi de sever, öğreteni de sever öğreneni de sever… Elhamdülillah, çok şükür! Allah bizi yolundan ayırmasın. İlimden, irfandan, ihsandan ayırmasın.
İlim, “bilmek” demek.
İrfan, “bildiğiyle adam olmak” demek.
İhsan da “evliya olmak” demek.
Kısaca işin kademesi, mertebesi bu!
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi Peygamber Efendimiz’ in yolundan ayırmasın. Sünnetine uymayı, ömrümüzü sevaplı geçirmeyi nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulu olarak varalım.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
30.04.1995 -
İyiliğin Hazinleri, Sadakayı
02.06.1996 -
Kötü Söz, Başkalarını
