İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

05.01.1996 - Allahın Emirlerine İtaat

05.01.1996 - Allahın Emirlerine İtaat
Hadisler Deryası

05.01.1996 - Allahın Emirlerine İtaat

01.08.2022
14 dk 25 sn

Bismilllahirrahmanirrahim

Elhamdulillâhi Rabbi’l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî-külli hîn. Vesselâtu vesselâmu âlâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ecmaîn ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn. Emma ba’d.

Fe’lemû eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l-hadîsi kitâbullâh ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî’n-nâr. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl;

مَهْمَا أُوتِيتُمْ مِنْ كِتَابِ اللهِ فَالْعَمَلُ بِهِ لَا عُذْرَ لِأَحَدٍ فِي تَرْكِهِ, فَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِي كِتَابِ اللهِ, فَسُنَّةٌ مِنِّي مَاضِيَةٌ , فَإِنْ لَمْ يَكُنْ سُنَّةٌ مِنِّي مَاضِيَةٌ، فَمَا قَالَ أَصْحَابِي. إِنَّ أَصْحَابِي بِمَنْزِلَةِ النُّجُومِ فِي السَّمَاءِ. فَأَيُّهَا أَخَذْتُمْ بِهِ اهْتَدَيْتُمْ, وَاخْتِلَافُ أَصْحَابِي لَكُمْ رَحْمَةٌ

Mehmâ ûtitüm min-kitâbillâhi fe’l-amelü bi-hî lâ uzra ve lâ hadde fî-terkihî fe-illem yekün fî-kitâbillâhi fe-sünnetün minnî mâdiyetün fe-illem yekün sünneten minnî mâdiyeten fe-mâ kâle ashâbî İnne ashâbî bi-menzileti’n-nücûmi fi’s-semâi fe-eyyühâ ehaztüm bi-hî ihtedeytüm ve’htilâfü ashâbî leküm rahmetün.

Bu hadîs-i şerîfte Efendimiz ortaya bir usul koymuş oluyor.

Mehmâ ûtitüm min-kitâbillâhi fe’l-amelü bi-hî. Yani “vâcibun” demektir. “Size Allah’ın kitabından ne verilmişse emir olarak; ne tavsiye, ne emir varsa veyahut yasak olarak şunu yapmayın tarzında ne hüküm varsa onunla amel etmek sizin boynunuza borçtur yani farzdır.”

Allah kitabında buyurmuş; içki içmeyin, tamam bitti. Hırsızlık etmeyin, tamam bitti. Zina etmeyin, tamam bitti. Yalan söylemeyin. Bak ötekileri yapmıyor da müslümanlar yalana gelince yalan kıvırabiliyor. Halbuki yalan da söylemeyecek. Gıybet etmemek, o da var âyet-i kerîmede ama gıybet ediyor. Allah’ın emirlerinde hiç ayrım yapmadan Kur’ân-ı Kerîm’de Allah bir şeyi emretti mi onu tutacak.

Lâ uzra ve lâ hadde fî-terkihî. “Bu emri terk etmenin bir özrü olmaz, bir sınırı da olmaz.” Yani mutlaka Allah’ın emrini yapmak lazım. Fe-illem yekün fî-kitâbillâhi. “Eğer bir meselede Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça bir işaret yoksa, bir delil bir ayet yoksa...” Fe-sünnetün minnî mâdiyetün. “O zaman benim cârî olan sünnetime uyun.” demiş oluyor Peygamber Efendimiz. Fe-illem yekün sünneten minnî mâdiyeten. “Eğer cârî, benden nakledilmiş, tahakkuk etmiş, hüküm hâline gelmiş bir sünnet çıkmamışsa, ortada yoksa...” Fe-mâ kâle ashâbî. “O zaman benim ashabımın dediğini tutun.” diyor Peygamber Efendimiz.

Demek ki biz dini işlerimizi dünyevi işlerimizi Allah’ın rızasına uygun yapmamız gerektiği zaman Kur’an’a bakacağız, Kuran’ı öğreneceğiz, ahkâmına uyacağız. Kur’an’da bir mesele hakkında teferruat, bir sarahat göremezsek Efendimiz'in sünnetine bakacağız. Sünnetinde göremezsek Efendimiz'in ashabının o hususta nasıl hareket ettiğine bakacağız.

İnne ashâbî bi-menzileti’n-nücûmi. “Çünkü benim ashabım yıldızlar gibidir.” Fi’s-semâi. “Gökte yıldızlar nasılsa benim ashabım da gökteki yıldızlar gibidir.” Fe-eyyühâ ehaztüm bi-hî ihtedeytüm. “Nasıl gökteki yıldızlara, yıldızları tanıyan bir insan baktığı zaman istikameti bilir de yolunu bulursa...”

“İşte bak şurada kutup yıldızı var, işte şurada falanca yıldız var o halde istikametimiz şöyle olacak, şuradan dolanalım şöyle gidelim.” diye yolunu nasıl yıldızdan biliyorlarsa… Eskiden öyle bilirdi insanlar. Ne yapsınlar, yollar yok, levhalar yok, karayolları yok...

Dağın başına çıktı, çöle çıktı uçsuz bucaksız her tarafı aynı olan bir düz arazi, nereden bilecek?

Veya denize çıktı, istikameti nereden bilecek?

Yıldızlara bakarlardı oradan istikameti bulurlardı. İşte onun için ashabını da Peygamber Efendimiz yıldızlara benzetiyor. “Benim ashabım yıldızlar gibidir. Yıldızlardan hangisine uyarsanız nasıl doğru yolu buluyorsanız benim ashabıma da uyunca yolu bulursunuz.”

Ve’htilâfü ashâbî leküm rahmetün. “Eğer benim ashabım bir meselede ihtilaf etmişlerse, birisi şu şöyle olsun demiş ötekisi de bana göre böyle olması daha iyi demiş. Bu da rahmettir.”

İsteyen onu tutsun isteyen onu tutsun, kolaylıktır, bir genişliktir. İki taraflı söylenmesi bir kolaylık olmuş oluyor. “Ümmetimin ihtilafı rahmettir.” buyurdu Peygamber Efendimiz. Bu cins karaattaki içtihattaki fark zarar vermez, o bir rahmettir, Allah’ın rahmetidir. Hangisine kani olursa senin gönlün  oradan gidersin yine aynı sevabı alırsın.

Rabbimiz bizi Peygamber Efendimiz'in sünnetine mütemessiklerden eylesin. Ashabını iyi tanıyıp bilenlerden eylesin, onların yolundan ayırmasın, âhirette de onlara komşu eylesin.

مَهْلًا عَنِ اللهِ مَهْلًا. فَإِنَّهُ لَوْلَا شَبَابٌ خُشَّعٌ، وَشُيُوخٌ رُكَّعٌ، وَبَهَائِمُ رُتَّعٌ، وَأَطْفَالٌ رُضَّعٌ، لَصُبَّ عَلَيْكُمُ الْعَذَابُ صَبًّا

Mehlen ‘anillâhi mehlen fe-innehû levlâ şebâbün huşşe’un ve şuyûhun rukke’un ve behâimü rütte’un ve etfâlün rudda’un le-subbe ‘aleykümü’l-‘azâbu sabben.

Okuduğumuz Ebû Hüreyre radyallahu anh’ten öteki hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Mehlen ‘anillâhi mehlen. “Allah mühlet vererek tehir ediyor.” Yani birden cezanızı vermiyor buyurmuş. Mehlen, “biraz duraklama” demektir. Arapça'da bir insana mesela derler ki; Mehlen. Yani, “Dur, acele etme, sana söyleyecek şeyim var, hareket etme.” filan mânasına gelir. Burada da mehlen geçmiş yani Allah acele etmiyor, hemen cezayı vermiyor. Mehlen ‘anillâhi mehlen. “Allah’tan yana böyle bir mühlet vererek, acele etmeyerek bir ruhsat hali var insanlarda.”

Eğer böyle Allah acele etmemesi olmasaydı, suçlunun cezasını hemen verme âdet-i ilahiyesi olsaydı o zaman ne olurdu?

İnsanlar mahvolurdu ama Rabbimiz acele etmiyor. Niçin acele etmediğini de bu hadîs-i şerîfte buyuruyor ki, “Allah’tan bir mühlet ile böyle insanlar azaptan uzak duruyorlar, başlarına azap inmiyor.”

Neden?

Levlâ şebâbün huşşe’un. “Eğer Allah’tan korkan gençler olmasaydı.” Dikkat edin, genç ama huşşa’. Yani hâşi’ Allah’tan huşû üzere, korku üzere olan, Allah’a saygısından dolayı günaha sapmayan pırlanta gibi gençler olmasaydı...

Ve şuyûhun rukke’un. “Secdede, rükuda ibadet eden ihtiyarlar olmasaydı...” Âbid gençler olmasaydı, Allah’tan korkan takvâ ehli gençler olmasaydı, namazlı niyazlı âbid ihtiyarlar olmasaydı...

 Ve behâimü rütte’un. “Otlayan masum hayvancıklar olmasaydı...” Ve etfâlün rudda’un. “Süt emen küçük tıfıl çocuklar olmasaydı...” Le-subbe ‘aleykümü’l-‘azâbu sabben. “Allah’ın azabı sizin üzerinize bardaktan boşanan yağmur gibi boşanırdı.” Ama Allah mühlet veriyor, cezanızı birden başınıza indirmiyor.

Kimin hatırına?

Allah’tan korkan gençler, ibadet ehli ihtiyarlar, otlayan hayvancıklar, süt emen çocuklar hürmetine azap tehir oluyor.

Ama bazen de nasıl geliyor. Şeyde resmini gördüm de yüreğim parçalandı. Boğazına kadar, göğsüne kadar hayvan yanardağın, lavın içine girmiş. Günlerce orada kalmış, lav akmış, yağmur yağmış, çamur olmuş böyle kıpırdaması mümkün değil öyle durmuş kalmış. Hayvanın duruşu gözümün önünde, yüreğimi parçaladı. O insanlar, kimisi orada başı çıkmış günlerce uğraşmış uğraşmış kendisini kurtaramamış. Ne kadar büyük bir azap.

Yanardağ patlıyor lavlar bütün insanları örtüyor, 25.000 kişi dediler 50.000 kişi dediler, ölüyor. Yani azap öyle inebilir insanların başına.

Neden inmiyor?

İşte iyi kulları var da, Allah onlar için affediyor. İyilerin en başında dikkat ederseniz gençleri sayıyor, Allah’tan korkan gençleri.

Niye?

Çünkü ihtiyarlayınca insan şehveti azalır. Zaten evlenmiştir hayatta evlilik denen şeyin ne olduğunu da bilir. Canım çok da büyütülecek bir şey değilmiş der. Ama delikanlı kanı cıvıl cıvıl kaynıyor, ateşli. İşte onun Müslümanlığı daha önemli. Onun namazında niyazında olması, onun Allah’tan korkması daha önemli, onun harama bakmaması daha önemli, onun Allah yolunda yürümesi daha önemli. Allah onu seviyor yani Allah yolunda yürüyen gençlere müjdeler olsun, Allah’ın en sevdiği kimseler. Ondan sonra ihtiyarları zikretti burada. İhtiyar belki de hep ibadet ederek böyle ihtiyarladı gitti ömrü namazda, camide geçti. Bir de küçük çocukların hatırı çok oluyor. Küçük yavruları Allah koruyor.

Büyüklerimiz söylemişti; eski senelerde Uludağ’da bir otobüs uçmuş uçuruma. 39 yolcusu -mesela kaç yolcusu varsa içinde- hepsi ölmüşler. Otobüs tangır tungur uçurumdan yuvarlanırken annesinin, babasının kucağından yavru karların üstüne düşüyor yumuşacık, bir o sağ kalıyor. Allah koruyor.

Bizim de yeğenimiz vardı; altıncı kattan betonun üstüne düştü, ertesi gün koşturuyordu yine evde. Paraşütle mi indin mübarek altı kat yukarıdan. Ertesi gün de evde koşturuyordu annesi de; “Aman koşma bir şey olur!” diye yani daha belli olmaz filan diye. Biraz şurası morlaşmıştı o kadar. Hiç keyfinde bir keder yoktu yani.

Yine büyüklerimiz anlattılar. Vapur gidiyor bir gürültü bir patırtı, bir feryat,  çığlık filan.

“Ne oldu?” diyorlar.

“Kundaktaki çocuk denize düştü.” diyorlar.

Kundak çocuğu düşmüş yani küçük yavru düşmüş. Kaptana;

“Gemiyi durdur!” diyorlar.

Marmara’dan Çanakkale’ye doğru giden bir gemide oluyor bu hadise.

“Durdurayım ama şimdi onu bulamayız bile!”

“Olsun, n’olur durdur!” filan.

Gemiyi durduruyor, kim bilir ne kadar uzakta durur gemi o hızla. Kayığı indiriyorlar, filikayı. Küreklerle geriye doğru tayfalar asılıp gidiyorlar. Çocuk böyle cump diye denize düşünce aşağıdan tulumu şeyi bir şişmiş hava yapmış çenesini böyle havaya kaldırtmış, çocuk suyun üstünde ciyak ciyak bağırırken sudan alıp getiriyorlar gemiye.

İbret; denize düşüyor da sonra neden sonra filika indirip şey yaptıktan sonra getiriyorlar.

Allah bizi sevdiği kul eylesin. Günahlardan korusun, güzel kulluğunda muvaffak etsin, salih ameller işlemek nasip etsin. Huzuruna çıktığımız zaman yüzü ak alnımız açık olmayı nasip eylesin. Azabından da korusun, dünyada âhirette gazabından da korusun hışmına uğratmasın, ateşinde yakmasın.

مَهْلًا يَا قَوْمِ، بِهٰذَا  هَلَكَتِ الْأُمَمُ مِنْ قَبْلِكُمْ، بِاخْتِلَافِهِمْ عَلَى أَنْبِيَائِهِمْ، وَضَرْبِهِم الْكُتُبَ بَعْضَهَا بِبَعْضٍ. إِنَّ الْقُرْآنَ لَمْ يَنْزِلْ يُكَذِّبُ بَعْضُهُ بَعْضًا، بَلْ يُصَدِّقُ بَعْضُهُ بَعْضًا. فَمَا عَرَفْتُمْ مِنْهُ، فَاعْمَلُوا بِهِ؛ وَمَا جَهِلْتُمْ مِنْهُ، فَرُدُّوهُ إِلَى عَالِمِهِ.

Mehlen yâ kavmi bi-hâzâ heleketi’l-ümemü min-kabliküm bi-ihtilâfihim ‘alâ enbiyâihim ve darbihimi’l-kütübe ba’dahâ bi-ba’din inne’l-kur’âne lem yenzil yükezzibü ba’duhû ba’dan bel yusaddiku ba’duhû ba’dan fe-mâ araftüm minhu fa’melû bi-hî ve mâ cehiltüm min-hü fe-reddûhu ilâ âlimihî.

Sadaka Resûlullah.

Peygamber Efendimiz dini konuda âyetleri okuyarak birbirleriyle mücadele eden etrafındaki insanların münakaşa yaptığını gördü. “Yok o öyle değil, şu ayette şöyle deniyor bu ayette böyle deniyor” diye münakaşa ettiğini, onların o halini görünce dedi ki;

Mehlen. “Durun!” Mehlen “durun demek” dedim ya demin. Mehlen. “Durun, alıkoyun kendinizi, bırakın bu işi!” Yâ kavmi. “Ey topluluk!” Bi-hâzâ heleketi’l-ümemü min-kabliküm. “Sizden önceki ümmetler şu işten dolayı helâk oldular.” Sizin şu yaptığınız işten dolayı helâk oldular.

Nasıl o, ne işi?

Bi-ihtilâfihim ‘alâ enbiyâihim. “Peygamberlerine karşı ihtilafa düşmek yüzünden...” Ve darbihimi’l-kütübe ba’dahâ bi-ba’din. “Kitabının ahkamını birini ötekisine karşı çıkarıp vuruşturmak sureti ile helâk oldular.” Birisi kitabın bir kısmını aldı, okudu ötekisi öteki kısmını aldı, okudu, iki fırka birbirleriyle çekiştiler, bundan helâk oldular.

İnne’l-kur’âne lem yenzil yükezzibü ba’duhû ba’dan. “Kur’an, içindeki bazı âyetler öteki âyetleri yalanlayıcı olarak inmedi ki!” Birisini ötekini tekzip edici olarak inmedi ki... Bel yusaddiku ba’duhû ba’dan. “Aksine hepsi birbirini tasdik eder, hepsi birbirini teyit eder hepsi bir uyum içindedir.” Hepsi bir hakikatin birer vecihesini gösterir veya muhtelif vechelerini gösterir.

Fe-mâ araftüm minhu fa’melû bi-hî. “Bu ayetlerden bildiğiniz varsa, net olarak manasını anladığınız varsa onunla amel edin.” Ve-mâ cehiltüm min-hü. “Bu ayetlerden bilmediğiniz, manasını anlamadığınız varsa...” Fe-reddûhu ilâ âlimihî. “Bilen kimseye havale edin kendiniz ileri geri konuşmayın.” dedi Peygamber Efendimiz. Kur’ân-ı Kerîm ile insanların karşı karşıya geçip  o âyeti okuyup, öteki o âyeti okuyup münakaşa etmesini istemedi. “Eski ümmetler böyle helâk oldu.” buyurdu.

نَادَانِي جِبْرِيلُ مِنْ تِلْقَاءِ الْعَرْشِ، فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ، يَقُولُ لَكَ الرَّحْمٰن عَزَّ وَجَلَّ: «مَنْ ذُكِرْتَ بَيْنَ يَدَيْهِ فَلَمْ يُصَلِّ عَلَيْكَ، دَخَلَ النَّارَ».

Nâdânî cibrîlu min tilkâi’l-‘arşi fe-kâle yâ Muhammedü yekûlu le’ke’r-rahmânu azze ve celle men  zükirte beyne yedeyhi fe-lem yusalli ‘aleyke dehale’n-nâre.

Bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Nâdânî cibrîlu. “Cebrail aleyhisselam bana seslendi, nida etti.”

Nereden?

Min tilkâi’l-‘arşi. “Arşın tarafından bana seslendi.”

Ne buyurdu?

Fe-kâle yâ Muhammedü. “Ey Muhammed buyurdu.” Yekûlu le’ke’r-rahmânu azze ve celle. “Aziz ve celil olan Rahman Rabbimiz sana buyuruyor ki...” Men  zükirte beyne yedeyhi. “Her kimin yanında senin adın geçerse...” Fe-lem yusalli ‘aleyke. “O sana salât ü selâm etmezse...” Dehale’n-nâre. “Cehenneme girer.”

Allahumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi ihsan salâten ve selâmen dâimeyni mütelâzimeyni ilâ yevmi’d-din.

Allah-u Teâlâ hazretleri Resûlullah’ın muhabbetini içimizde coştursun. O’nu her anışımızda cân u gönülden O'na salât ü selâm etmeyi, dua etmeyi, yolunda yürümeyi nasip eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA