14.07.1996 - Şeytanın Oyunları, Dini İnanç

14.07.1996 - Şeytanın Oyunları, Dini İnanç
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'ş-şeytâne ye'tî ehadeküm fe yekûlu men halekake fe yekûlullahü azze ve celle fe yekûlu men halekallah fe izâ veceda ehadüküm zâlike fe'l-yekûl amentü billâhi ve rusulihî fe innehû yüzhibu anhü.
İbn Ebi'd-Dünyâ isimli alimin Mekâidü'ş-şeytân, "Şeytanın Oyunları" diye bir kitabı varmış. Hadis alimi İbn Ebi'd-Dünyâ bu işi faydalı görmüş, Mekâidü'ş-şeytan "Şeytanın Oyunları, Hileleri" diye bir kitap yazmış. Bunu Süleymaniye kütüphanesinde filan arayalım, bulalım inşallah. İbn Ebi'd-Dünyâ, Mekâidü'ş-şeytan; bu orada Hz. Aişe anamızdan rivayet edilmiş bir hadis-i şerif.
Hz. Aişe anamız, alim hatun. Peygamber Efendimiz' in zevcesi, Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz' in kızı; sıddık kızı, sıddîka, o da sıddîk.
Aişe validemiz Peygamber Efendimiz' in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor;
İnne'ş-şeytâne. Muhakkak ki şeytan Ye'tî ehadeküm. Sizden birinize gelir. Fe yekûlu men halekake. Der ki; 'Seni kim yarattı?' Fe yekûlullahü azze ve celle fe yekûlu men halekallah. Bu sefer; 'Allah'ı kim yarattı?' der.
Bu söz, bu soru olmaz! Yalandır, yanlıştır!
Neden?
Eğer yaratılmışsa halik olmaz. Mahlûksa halik olmaz, mahlûk varsa onu bir yaratan vardır. O yaratanın da artık yaratıcısı olmaz. Akıl dışı, bu soru aklın dışında! Var, onu yaratan varsa o zaman bu yaratan değildir, bu yaratılandır; ötekisi yaratandır! Onu yaratan var. O zaman o da mahlûkmuş, onu yaratan var. Ama bir yerde yaratan Allah'tır, ötekiler yaratıktır! "Allah'ı yarattı." sözü akıl dışıdır, mantık dışıdır, yanlıştır!
İslâm felsefesinde, ilm-i kelâmda "Teselsül batıldır!" derler.
Ne demek?
Onu kim yarattı, onu kim yarattı, onu kim yarattı… Bu müteselsildir, gitmez, durur bir yerde, durması lazım, durmazsa izah olmaz, akıl mantık gider. Evet, asırlar geçmiştir. Beni Allah yarattı, anamı babamı Allah yarattı, dedemi Allah yarattı, ama ilk yarattığı zaman yarattı. Allah-u Teâlâ hazretleri, o mahlûk, ötekisi yaratan, Allah-u Teâlâ hazretleri Halik.
Teselsül olmaz, teselsül yanlıştır bâtıldır, akıl mantık dışıdır, ilim irfan dışıdır ama şeytan cahil insanı avlamak için bunu da sorar. Gün gibi aşikâr, akla mantığa uygun olduğu hâlde; "Allah'ı kim yarattı?" der.
Allah yaratılmamıştır. Allah yaratandır; evveli yoktur, ahiri yoktur, ezelîdir, ebedidir. Mahlûkatına benzemez, bizim yaratıkları gördüğümüz zaman, aklımıza gelen bilgiler gibi, müşahedeler gibi, bir şeyler anlaşılmaz;
Leyse ke-mislihî şey'ün ve hüve's-semi'ü'l-basîr. O âlemlerin Rabbidir, Allah'tır.
Şeytan oradan girip, aklını çelmeye çalışır.
"Şeytan gelir, 'Seni kim yarattı?' der. 'Allah yarattı.' diye cevap verince de 'Allah'ı kim yarattı?' der."
Böyle bir soru olmaz çünkü akıl dışıdır, mantık dışıdır.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem;
Fe izâ veceda ehadüküm zâlike fe'l-yekûl; Amentü billâhi ve rusulihî. "Sizden birinizin içine şeytan gelir, böyle vesveseler sokar da siz içinizde böyle bir duyguyu hissederseniz desin ki; 'Ben Allah'a ve onun gönderdiği resullere inandım!'"
Var mı diyeceğin ey mendebur şeytan? Senin vesvesene kulak asmıyorum, dinlemiyorum, reddediyorum. Ben Allah'a inandım ve Allah'ın peygamberlerine inandım.
Fe innehû yüzhibu anhü. "Böyle demesi o vesveseyi onun üstünden defeder, giderir!"
Muhterem kardeşlerim!
Biz ilkokulda okuduk, ortaokulda, lisede, üniversitede okuduk; üniversitenin de bu münakaşaların en çok yapıldığı ilim dallarının olduğu kısmında okuduk. Teknikte okusan, elektrikte, inşaatta okusan başka şeyler öğrenirsin. Ama biz bu konular üzerinde inceleme yapan, araştırma, çalışma yapan ilim dallarında yetiştik, hepsinin cevabı var. Hepsinin sapasağlam cevabı var. İslâm pırıl pırıl, İslâm paslanmaz çelik gibi, kale gibi, her şeyi yerli yerinde!
Hindistan'da, Hindistan'daki insanları sapıtmak isteyen, Hıristiyan yapmak isteyen misyoner teşkilatlar ile oranın Müslümanları karşı karşıya gelmişler. Müslümanlar demişler ki:
"Halka açık bir münazara yapalım, toplantı yapalım; var mısınız? İki grup -affedersiniz, iki heyet- karşılıklı geçsin; biz İslâm'ı anlatalım, savunalım. Sizin grup da Hristiyanlığı anlatsın, savunsun. Halk da dinlesin, hakem olsun, elini vicdanına koysun, kararını versin… Hangi konuları konuşalım? Tanrı, Allah inancı hususu; bir mevzu bu olsun. Peygamberlik nasıl bir şeydir? Peygamberlik denilen şeyi konuşalım. İlâhî kitaplar nedir? Bunu konuşalım…"
Amentü billâhi'nin maddelerini münakaşa etmek üzere Hindistan'da kararlaştırmışlar. Hindistan-Pakistan ayrılmamışken, Hindistan-Pakistan beraberken, geçen yüzyılda İngilizler oraya Hristiyanlığı yerleştirmeye çalışırken.
İslâm'ı, hak din İslâm'ı söndürmek için öküze tapan heriflere gidiyor orada yağcılık yapıyor:
Onları Müslümanlara karşı kışkırtmak için Budistleri, Brahmanistleri " Siz iyisiniz, hoşsunuz, ağasınız, paşasınız…" diye pohpohluyor. Dolduruşa getirmek derler ya, öyle yapıyor. Bunlar da demişler:
"Konuşalım; radyolar da gazeteler de takip etsin. Yayalım!"
Muhterem kardeşlerim! Çıkmışlar. Olmuş bir hâdise! Ben ilahiyat fakültesinde talebelerime tez olarak, araştırma mevzuu olarak verdim, onları incelediler. Kitaplar yazıldı.
Allah hakkında Hristiyanların düşüncesi ne, Müslümanların düşüncesi ne?
Biz Allah deyince ne deriz?
Âlemlerin Rabbidir, her şeye kâdirdir. Her şeyi bilir, gözler onu göremez ama o her şeyi görür, bilir. Her yerde hazırdır, nâzırdır.
Bizim inancımız bu, çok doğru. İşin aslı bu.
Hristiyanlar nasıl inanıyor?
Almanca' da god diyorlar, İngilizce' de gad okuyorlar; "tanrı" demek.
"Peki, senin tanrı inancın nasıl, tanrı kim?"
Hz. İsa gelmeden evvel insanlar neye tapacak? Milattan iki asır önceki insanlar neye tapacak, neye tapmışlar?
İbrahim aleyhisselam'ı tanımıyor musun? Musa aleyhisselam'ı tanımıyor musun? Mukaddes kitapta, İncil'de bunları okumadın mı, Nuh aleyhisselam'ı bilmiyor musun? O peygamberleri bilip dururken "Tanrı İsa'dır, Allah'ın oğludur." diye sen nasıl dersin?
Oğul nasıl oluyor?
Düğün oluyor. Erkekle hanım düğün yapıyor, nikâh yapıyor, evleniyorlar, gelin oluyorlar, güvey oluyorlar, gerdek oluyor, çocuk oluyor. Allah'ın karısı mı var, düğün mü oldu, doğum mu oldu; nereden çıkartıyorsun? Nasıl çıkartıyorsun, nasıl söylüyorsun? Vicdanın sızlamıyor mu? Nasıl din adamısın? Allah'tan kokmaz mısın?!..
Yanlış. Tabii Hristiyanların inancı yanlış, Müslümanlarınki doğru, münakaşalardan çıkmış.
Ama bizim Hindistan'daki, Pakistan'daki İslâm ilimleri çok kuvvetlidir muhterem kardeşlerim!
Onlar mütevazıdır, belli etmezler, ama çok kuvvetlidir.
Pakistan'dan gelme misafirlerim vardı. Bir tanesi dekandı, ikinci profesördü, bir tanesi Amerika'dan gelme profesör idi. Sokakta görsen mütevazı insanlar ama profesör, İngilizce biliyor, kitap yazmış vs. Bilgisi görgüsü yerinde. Onlar, dinî ilimleri de iyi öğreniyorlar, iyi öğretiyorlar. Orada bir çelmeleme yapılmamış. Orada ilim var!
Pes ettirmişler, Allah inancı konusunda Müslümanlar galip! Peygamberlik, peygamberlik inancı konusunda Müslümanlar galip! Mukaddes kitaplar, mukaddes kitaplar konusunda Müslümanlar galip!
Peki karşı tarafa nasıl ispat ediyor?
Bir fıkra vardır, hoşuma gidiyor:
Eski devrin münkirlerinden -Dehrî, Dehriyyûn- derlerdi- bir tanesine, bizim saf mollalardan, sarıklı cübbelilerden bir tanesi gelmiş. Hararetli anlatmaya çalışıyor. İslâm doğrudur, Allah, Allah'ın varlığı, birliği vs. ayet böyle söylüyor, Peygamber Efendimiz şöyle söylüyor filan; anlatmaya çalışıyor. O karşıdaki de dinsiz, gülmüş şöyle demiş:
"Yahu, men özünü inkâr edirem, sen bana sözünü dirsen!" demiş. Ben Allah'ın kendisini inkâr ediyorum, sen bana Allah kelamından ayet okuyorsun, demiş.
Burada şu anlaşılıyor. Karşı taraf inanmadığına göre ona, onun anlayacağı delilleri söylemek lazım.
Sen inanmıyor musun? İnanmıyorsun.
Kur'an'ı kabul etmiyor musun? Etmiyorsun.
Senin anlayacağın delil getirirsem kabul eder misin? Hz. Ali Efendimiz' den delil getirirsem kabul eder misin?.. Böyle yapacaksın, konuştuğun insanın, kabul edeceği delilleri getireceksin
Bizim Müslüman münazara heyeti; grup demiyorum, heyet diyorum.
Yabancı kelime kullanan ceza verecek. Yabancı kelime kullanmayacağız. Dedelerimizin kelimeleri var, onları kullanırız.
Niye grup diyoruz? Grup İngilizce.
Pakistan'daki kardeşlerimiz delilleri nerden getirmişler?
İncil'den getirmişler. İncil'den, Tevrat'tan delil getirmişler. Hadi bakalım inkâr etsin, edemez. Hristiyan grup inkâr edemez.
Neden?
"Senin İncil'inin şu sayfasını, filanca ayeti aç oku bakayım. Bak burada ne diyor, buna böyle dediğine göre, senin bu inancın yanlış değil mi?.."
Yenilmişler kaçmışlar. Kaçmakla yetinmemişler, karar çıkartmışlar: "Bir daha Müslümanlarla, aleni toplantılarda, münazara etmek yok!" demişler.
Neden? Yeniliyorlar da ondan.
Bizim Çamlıca'da bir arkadaşımız var, Amerika'da uzun zaman kaldı, mühendis; çok aktif, "faal" [diye düzeltiyorum]. Faal bir kardeşimiz var, aktif değil faal; cevval ve faal kardeşimiz var. O cevval kardeşimiz Amerika'da bulunduğu zaman bir toplantı tertip etmiş. Kendisi sağ, Çamlıca'da oturuyor, adresini verebilirim; köşkü var, bahçesi var, çayı da kahvesi de vardır, giderseniz kendisine sorabilirsiniz. Bir Hristiyan piskoposunu çağırmış, piskoposun Türkçesi yok, Hristiyan ruhani lideri. Sonra bir de Yahudi hahamını çağırmış, haham başını çağırmış, bir de Mısırlı hocayı çağırmış. Halka ilan da etmiş, bir büyük konuşma mekânını -salon demeyeceğim, salon da yabancı- ayarlamış, orada hepsini konuşturmuş. Sonunda, Müslümanlar galip!
Neden?
Hak daima bâtıla galip gelir de ondan. Bu işin başka çaresi yok.
Amerikan senatosunun senatörlerinden biri Müslüman olmuş, olabilir. Mertse, kalbindeki iman hakikiyse, insan Allah'tan korkuyorsa o zaman olur. İlan eder. Allah'tan daha çok insanlardan korkuyorsa o zaman haklı olduğunu bilir, ama söyleyemez.
Neden?
"Menfaatim gidecek, makamım gidecek, düşmanlar artacak, ailem darılacak…"
Darılsın. Allah darılıyor. Sen Allah'a şerik koştuğun zaman Allah darılıyor, seni yaratan seni sevmiyor! O mu daha iyi, ailenin mi sevmemesi iyi? Mü'min insanın dünya gözüne görünmez. Ben mü'minim, der biter.
"Öldürürler…"
Öldürsünler. Öldürseler de öldürmeseler de işten atsalar da atmasalar da mü'min mü'minliğinden vazgeçmez, öyle olması lazım. Mü'minse öyle yapar; zayıfsa eğilir, bükülür. Allah bizi kuvvetli Müslüman eylesin.
"Şeytan gelip kendisine, 'Seni kim yarattı?' deyince ne diyecek?"
"Allah yarattı."
"Allah'ı kim yarattı?"
"Allah yaratılmamıştır, Allah yaratandır. Teselsül bâtıldır, akıl ve mantık bunu ispat ediyor. Sen onları bilmiyorsun, beni de bilmiyor sanıyorsun, cahil sanıyorsun. Amentü billâh ve rusulihî. 'Ben Allah'a iman ettim, peygamberlerine de iman ettim.' der biter."
Yahudiler, Hristiyanlar bize ne kadar teşekkür etse azdır, biz bütün peygamberleri tanıyoruz. Hepsini tanıyoruz. Hz. Âdem'den Hz. İsa'ya kadar, Peygamber Efendimiz' e kadar bütün peygamberleri tanıyoruz, seviyoruz ve sevdiğimiz için çocuklarımıza adını koyuyoruz. Sevmesek koyar mıyız?
Kızlarımıza Meryem adını koymuyor muyuz? Kaç tane Meryem vardır! Musa adı yok mudur? Kaç tane Musa vardır! Davut adı yok mudur? Kaç tane Davut vardır!..
Bunlar Benî İsrail'in peygamberleri diye ayırıyor muyuz?
Süleyman, Musa, Davut, İsa…
Yalova'da bir İsa amcamız vardı, nur içinde yatsın. Ne hayır sahibi insandı, adı İsa!
Hristiyan mı? Hayır, Müslüman.
Müslümanlar; Amentü billâh ve rusulihî, "Biz Allah'ın peygamberlerine de inandık, hepsini seviyoruz." der.
Hristiyanlar bize gelsinler; teşekkür etsinler. Biz onların peygamberlerinin peygamber olduğunun teminatıyız! İslâm onların dinlerinin, peygamberlerinin hak peygamber olduğunun teminatı.
Hristiyanların bir kısmı, "Hz. İsa var mı yok mu? Hakikaten peygamber mi değil mi? Masal mı efsane mi?.." diye tereddüt ediyorlar. "Yaşamış mı yaşamamış mı?" diye bile tereddütleri var.
Yaşadı!
Nereden belli?
Kur'an söylüyor, Allah bildirmiş. Tescil, biz teminatıyız, garanti ediyoruz, teşekkür etmeleri lazım. Bunların aklı olsa hepsinin Müslüman olması lazım, bunların aklı yok!
Akıllı insan kimdir?
Ahiretini kurtaran insandır. Ahiretini kurtaramayanlara yazıklar olsun, akıllı değildir.
"Ama dünyayı kurtarıyor?.."
Dünya ne ki dünyayı nasıl kurtaracak? Rızkı veren Allah, vermese yiyemiyor. Afrika'da bazılarına vermiyor, Amerika'da vermiyor, Asya'da bazılarına vermiyor, yiyemiyor. Vermediğine vermiyor! Rızkı Allah veriyor, sıhhati Allah veriyor.
Doktor kardeşlerimiz kızmasın.
Bir hasta:
"Doktor Bey, başım ağrıyor…"
"Buna migren derler.
"İyi, migren derler, adını öğrendik, tamam adını öğrenmesek de zaten başımız ağrıyordu. Çare?.."
"Bunun mahiyeti meçhul, çaresi de yok!"
Şifa Allah'tan da ondan, şifayı Allah veriyor! Verirse veriyor, vermezse vermiyor. Şifa Allah'tan, gıda Allah'tan, sıhhat Allah'tan, hayat Allah'tan… Dünyanın her nimeti Allah'tan!
Şaşkın ahiretini yakarak dünyasını kurtarmaya çalışıyor. Bu akıl mı?
Sen ahiretini kurtarmaya çalış. Zaten burada çalıştığın her şeyi Allah veriyor. Ve sen Allah'a iyi kul oldukça daha çok veriyor. Sen Allah'a iyi kul oldukça daha âlâsını veriyor aziz ve muhterem kardeşlerim!
Ne diyecek?
Amentü billâh ve bimâ câe min indillâh ve amentü bi-rusulillâh ve bimâ câe min indi rusulillâh. Bu uzun tarafı. Kısacası:
Amentü billâh ve rusulihî. "Allah'a ve peygamberlerine ben inandım!"
"Ben dindarım, ben senin bu vesvesene pabuç bırakmıyorum ey mel'un şeytan! Ben senin kafa karıştırmana pabuç bırakmam. Ben sana mağlup olmam!" demiş oluyor.
Bak böyle şeyler de söyler, şeytanın neler yaptığını görüyor musunuz?
Allah bir insana akıl vermezse çok yanlış işler yapar. Allah öğrendiklerimizi anlayıp uygulamayı, ilmimizde amil olmayı, dinimize bağlanıp Allah'ın rızasına uygun yaşamayı cümlemize nasip eylesin.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
14.07.1996 -
Şeytanın Oyunları
13.10.1996 -
Şifa, Zikir, Hoşgörü
