İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

16.10.1996 - Münafıklık Alameti, Yalan Peygamberler, Kıyamette Mücrimlerin Durumu

16.10.1996 - Münafıklık Alameti, Yalan Peygamberler, Kıyamette Mücrimlerin Durumu
Hadisler Deryası

16.10.1996 - Münafıklık Alameti, Yalan Peygamberler, Kıyamette Mücrimlerin Durumu

25.06.2020
24 dk 14 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İnne’l-kezibe bâbün min ebvâbî’n-nifâk. “Yalan söylemek münafıklık kapılarından bir kapıdır.”

Münafıklığın çeşitlerinden bir çeşittir demek. Münafıklığın bariz alâmeti, alâmet-i fârikası yalancılıktır.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz bu konuda buyurmuş ki:

İzâ haddese kezebe. Münafık konuştuğu zaman, kıvırttırır, yalanı dolanı çok söyler, yalanın bini bir paraya gider. Her şeyi yalan, aldatma, kandırma…

Ve izâ veade ahlefe. Vaat etse sözünde durmaz. 

“Tamam, tamam! Şöyle yapacağım, böyle yapacağım, görüşeceğim, seni biraz sonra telefonla arayacağım.” Bekle ki arasın, bekle ki yapsın. Yalan münafık.

Ve ize’tümine hâne. Kendisine bir şey emniyet olunsa hıyanet eder. 

Verilen bütün bu bilgilerden anlaşılan, münafık nasıl bir insan? 

Güvenilmeyen bir insan! İtimada şâyân olmayan insan. Ne yapacağı belli olmaz, kaypak insan. Sözünü, vaadine, işine güvenilmez. Münafık bu! 

Yalan; münafıklığın çeşitlerinden, münafıklığa götüren kapılardan bir kapıdır. Münafıklığın bölümlerinden bir bölümdür. Bir insan yalan söylerse, kendisinde biraz münafıklık var, demektir. Bir de vaadinde durmazsa biraz daha münafıklık var, demektir. Bir de hainse, kendisine itimat eden insanları aldatıyorsa. Hacca giderken para vermiş;

“Al şu parayı, dönüşte ver.”

Dönüşte;

“Ver paramı…” diyor.

“Yok, öyle bir şey! Sen bana para vermedin. İstediğin yere git, istediğin yere şikâyet et.” 

“Allah’a şikâyet ederim. Başına yıldırım yağdırır… Hemen adliyeye mi gideceğim sanıyorsun? Allah’a şikâyet ederim, mahvolur, perişan olursun.”

Hain! İtimadı suistimal ediyor, boşa çıkartıyor; münafık budur. Hepsi birden olursa tam, katıksız, karışıksız, halis münafık olur.

“Hocam! Ben iyi bir insanım. Namaz da kılarım ama iş icabı, geçim icabı bazen yalan da söylüyoruz.”

O zaman münafıklıktan biraz var sende. Yüz gram iki yüz gram, beş kilo on kilo, bir ton iki ton; biraz münafıklık var. 

Bu hadisten ne çıkıyor? 

Yalan söylememek lazım! Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi vessellem’in en çok kızdığı kötü huylardan birisi yalan söylemekmiş. Çok kızarmış Peygamber Efendimiz.

“Mü’min şu hatayı yapabilir mi?”

Yapmaması lazım ama yapar. Nefsine uyar, şeytana uyar; yapar.

“Mü’min şu hatayı da yapar mı?

Yapmaması lazım ama yapar.

“Mü’min yalan söyler mi?

Hayır, asla! Mü’min dosdoğru olur, yalan söylemez!

“Pekiyi hocam! Yalanın caiz olduğu, söylenebileceği yerler de var, diye duyduk?”

Evet, doğru duymuşsun. Peygamber Efendimiz söylüyor, yalan bazı yerlerde caiz olur. Mesela harpte düşmana doğru söylenmez. Yakalandın, düşman seni sorguya çekiyor; sen de müslümansın, sakallısın, hacısın, doğruyu mu söyleyeceksin? Hayır, harp hud’adır, aldatmacadır.

Sahâbe-i kirâm harp edecekleri zaman harp meydanına gittiler. Komutan emretti:

“Her biriniz on tane, yirmi tane, otuz tane ateş yakın!”

Çok çok ateş yaktılar. Bir ateş yeter bir adama ama sayı uzaktan on-yirmi misli fazla göründü. Düşman yanına gelemiyor, uzaktan bakıyor;

“Vay be! Ovaya bak, ateş dolu! Ne kadar fazla miktarda müslüman, mücahid gelmiş, eyvah kaçalım biz buradan.” diye korktu.

İşte aldatma yaptılar. Yanlış mı oldu bu? Hayır, harp hud’adır, aldatmacadır. Onun için harpte yalan söylemek olur. 

Nasreddin Hoca’nın ters huylu oğlu gibi, işi yanlış yerde kullanmamak lazım! Düşmanın karşısında bülbül gibi dosdoğruyu söylüyor; olur mu öyle şey, orada söylenmez. Çünkü harp hiledir…

İki kimse dargın; onları barıştırmak, arasını bulmak, tekrar dost etmek için yalan söylenebilir. Çünkü bunları maksat dargınlık haramdır İslâm’da, dargınlık olmasın diye barıştırmak lazım.

Onun için:

“O, o sözü söylememiş.”

“Sana söylemiş.”

“Hayır, bana öyle bir laf hiç söylemedi.”

Halbuki söylemişti. Neden? Ara bozulmasın, kızgınlık artmasın, düşmanlık devam etmesin diye… Arayı bulmak için o zaman da yalan söylenebilir.

Başka?

Peygamber Efendimiz;

“Karı-koca arasında aile muhabbeti devam etsin diye hilâf-ı hakikat sözler söylenebilir.” diyor.

O ne demek? Kadın kocasını mı aldatacak yalanla dolanla, koca karısını mı aldatacak yalanla dolanla. Hayır! O mânaya değil. Muhabbet olsun diye… 

“A benim sultanım, canım, efendim! Sen dünyada bir tanesin. Eşin, menendin yok, güzeller güzelisin. Gönlümün sultanısın.

Yani ailede muhabbet olacak. Bay ile bayan arasında sevgi olacak. Muhabbet olacak. Hanım beyine karşı sevgi saygı duyacak, bey de hanımına karşı saygı ve sevgi duyacak. Ailenin içinde yaratılışın, fıtratın icabı olan, insanların neslinin üremesine sebep olan duygular mükemmel bir şekilde tatmin olacak da dışarıda harama göz ucuyla bile bakmayacak.

Nakşî Tarikatı’nda prensiplerden birisi nedir?

Nazar ber kadem: Gözü pabucunda olmak! Gözünü iyi kollayacak, harama bakmayacak. Tabii, bu başka mânalara da gelebilir; tarikatteki seyr u sülûkuna dikkat etsin, demek de olabilir. O ayrı!

Bu mühim bir meseledir; gözler dışarıda harama bakmayacak. Hepsi nikahla evin içinde olmuş bitmiş olacak.

İnne’l-kezibe yüktebü keziben, hattâ enne’l-küzeybete tüktebü küzeybeten. “Yalanın şakası yoktur, yalan olarak defterine yazılır.”

Küçücük bir yalan olsa, defterine küçücük bir yalan olarak yazılır diyor Peygamber Efendimiz.

Hani bazen insan yaptığı yalanın tesiri azdır, mühim değildir diye yalan söylüyor, küçük bir yalan. 

Burası küzeybe de okunabilir, kezîbe diye harekelenmiş ama ism-i tasgîr sîgası ile olabilir. 

Hattâ inne’l-küzeybete tüktebü küzeybeten de okunabilir.

Yalanın küçüğü, büyüğü olmaz; küçüğü de yazılır, büyüğü de yazılır. Onun için hiç yalan söylenmemeli!

“Şaka söyledim sana, Nisan bir şakası yaptım.”

“Bugün Nisan bir olduğundan bu yalanı sana söyledim.”

Nisan birde yalan söylemek serbest değil İslâm’da! Yalan her zaman yalandır. Büyük yalan büyük yalandır, küçük yalancık da küçük yalancık olarak deftere girer ve işin sonu fena olur. Onun için müslüman kale gibi dosdoğru olacak. 

“Hocam! Şaka yaparken nasıl yapacağız?” 

Şaka yaparken ciddi şaka yapacaksın. Yalandan şaka olmaz. Yalanla kurulmuş şaka İslâm’da yoktur. Şaka ciddi olur. Nasıl? 

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz ihtiyar bir kadına dedi ki: 

“İhtiyarlar cennete girmeyecek.” 

Kadıncağız üzülecek gibi oldu, üzüldü. İhtiyarlar cennete girmeyecekse, kendisi de ihtiyar.

“Gençleşerek girecek.” dedi. “Cennete civan gibi, nevcivan olarak girecek!” diye müjdeledi.

Öyle! Yalan değil, sözü doğru ama latife yaptı.

Sonra yine yakını olan, sevdiği bir hatuna:

“Ne o, senin gözünde aklık var.” dedi.

O da, “Ne olmuş gözüme bir hastalık mı gelmiş.” filan diye telaşlandı, ayna aramaya başladı. O zaman dedi ki;

“Her insanın gözünde bir ak yok mudur?”

Ortası kara, mavi, yeşil veya ela; bir kenarında herkesin gözünün akı var... “Senin gözünde ak var.” deyip öyle latife yaptı.

Demek ki hiç yalan söylemeyeceğiz. Şaka yaparken bile ciddi sözler üzerine şaka yapacağız. Latifeyi latif yapacağız. Karşı tarafın hoşuna gitmeyecek bir şekilde şaka olmaz.

“Öyle bir şaka yaptın ki, neredeyse sekte-i kalpten vefat edecektim. Böyle şaka olur mu?”

Karanlıkta çıkmış da karşısına, çarşafı bürünmüş, eline bilmem ne almış… Adamın yanında ruhsatlı silahı vardır, çeker,güm güm korkusundan seni kurşunlar. Öyle şaka mı olur? Şakanın da latif olması lazım!

Bir hadîs-i şerif daha okuyalım.

İnne’l-kerîme’bne’l-kerîmi’bni’l-kerîmi’bni’l-kerîmi: Yûsufu’bnü ya’kûbe’bni ishâka’bni ibrâhîme aleyhimü’s-selâmü; ve lev lebistü fi’s-sicni mâ lebise sümme etâni’r-rasûlü ecebtü; ve rahmetu’llâhi alâ lûtîn, in kâne leye’vî ilâ rüknin şedîdin, iz kâle: Lev enne lî biküm kuvveten, ev âvî ilâ rüknin şedidin; femâ beasa’llâhu ba’dehû nebiyyen illâ fî zirvetin min kavmihî.

Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerifte, eskiden yaşamış peygamberlerden bazısını zikrediyor.

“Hiç şüphe yok ki kerim oğlu kerim oğlu kerim oğlu kerim; İbrahim oğlu İshak oğlu Ya’kub oğlu Yusuf’tur.”

Yusuf peygamber güzelliğiyle tanınmıştır. O, İbrahim aleyhisselam’ın oğlu İshak aleyhisselam’ın, onun oğlu Yakup aleyhisselam’ın neslinden gelmiştir. Yakup oğlu Yusuf’tur.

İbrahim aleyhisselam kerimdir, İshak aleyhisselam kerimdir, Yakup aleyhisselam kerimdir. Yusuf aleyhisselam da kerimdir. Kerim oğlu kerim oğlu kerim oğlu kerim Yusuf aleyhisselam...

Peygamber Efendimiz, aleyhimü’s-selâm diyor, hepsine selâm ediyor. Biz müslümanlar el-hamdü lillâh güzel durumdayız. Cihanda gelmiş, yaşamış, göçmüş bütün peygamberleri biz tanıyoruz. Kâfirler durumlarına ağlasınlar; Allah’ın peygamberlerinden bazısına inanmıyorlar.

Bizim inanmadığımız bir peygamber var mı?

Yok! Hepsine inanıyoruz. Hz. İsa’ya da, Hz. Musa’ya da, Hz. İbrahim’e de, Hz. İshak’a da, Hz. Ya’kuba da, Hz. Yusuf’a da inanıyoruz. Eğer tarafgirlik yapsaydık “İbrahim Abraham’dır, İshak İzak’tır, Yakup Yakop’tur, Yusuf da Yasef’tir” diye bunların adını ağzımıza almazdık.

“Bunlar yahudilerin peygamberleri!” derdik adını almadık. Hayır.

Çünkü bizim yolumuz İslâm yolu, onların yoluna mutabık, şimdiki hali, yolu onlara mutabık değil. Onlar.

Biliyorsunuz Yusuf aleyhisselam hapse girdi.

“Ne suç işledi de hapse girdi? Suç mu işledi Yusuf aleyhisselam?”

Aziz’in karısı ve beldenin soylu kadınları Yusuf aleyhisselam’ı sevdiler, ona âşık oldular. Yusuf aleyhisselam’a dediler ki; “Gel eğlenelim.” Âşık, mâşuk ile ne yaparsa… Davet ettiler, ısrar ettiler, tehdit ettiler. Yusuf aleyhisselam kabul etmedi:

Rabbi’s-sicnü ehabbü ileyye mimmâ yed’ùnenî ileyh. 

Bu kadınların beni çağırdığı şeyi yapmaktansa, hapse girmek daha iyidir yâ Rabbi!” dedi. (Yusuf, 12/33)

Allah’tan hapse girmeyi istedi. Kadınların elinden kurtulmak için… Çünkü dayanılmaz güzelliği vardı Yusuf aleyhisselam’ın. 

İlk önce şehirdeki kadınlar; “Aziz’in hanımı Yusuf Yusuf aleyhisselam’ın’ı seviyor.” diye dedikodu yaptılar. Aziz’in hanımı kim? Züleyha Validemiz… Sonra tevbekâr oldu.

Bütün kadınları konağına çağırdı. Filanca vezirin hanımı, filanca soylu kişinin kızı, bilmem kim; bütün kadınları çağırttı. Hepsine iltifat etti, ikramda bulundu. Elma verdi, ellerine bıçak verdi;

“Buyurun, meyve ikram ediyorum. Soyun, yiyin.” dedi.

Elma kıymetli bir meyvedir. O zaman da öyleydi.

Elmayı soyarken Yusuf Yusuf aleyhisselam’ı çağırdı: Gel şunların yanına dedi.

Ve kâleti’hruc aleyhinne. Şu kadınların yanına çıkıver bakalım perdenin arkasından.

Yusuf aleyhisselam çıkıverince perdeden… Tabii boyu güzel, yüzü güzel, huyu güzel, kalbi güzel Peygamber! Yusuf aleyhisselam.. Kerim oğlu, kerim oğlu, kerim oğlu, kerim… Hem soyu, hem yüzü, hem hali, hem kalbi, hem inancı güzel… Geliverince, kadınlar bir afalladılar, şaşırdılar; elmayı soyacakken ellerini doğradılar.

Ve katta’ne eydiyehünne.Elleri kan revan içinde kaldı. Neden?

Onu görünce şaşırdılar, tutuldular, afalladılar.

Dediler ki;

Elma filan gitti akıllarından. Kadınlar Yusuf aleyhisselam’ı, güzelliğini görünce elma yerine ellerini kestiler. Katta’ne, tef’il babından, “parça parça ettiler, çok kestiler” demek. Az değil yani, birazcık “Ay!” filan değil. O kadar yani, akılları başlarından gitmiş.

Ve kulne hâşe li’llâhi mâ hâzâ beşeren, Haşa bu olamaz,bu insan değil.

İn hâzâ illâ melekün kerîm “Bu yeryüzüne inmiş bir melek! Bu insan değil bu melek dediler. 

Eee dedi Aziz’in hanımı: 

“İşte beni kınadığınız kişi bu! ‘Gönlünü kaptırmış!’ diye bana dedikodu yaptığınız kişi bu! İşte ben buna gönlümü kaptırdım. Hadi bakalım, siz kaptırmayın da göreyim. Bakın, görün ne kadar güzel!” dedi.

Hepsinin kafası, niyeti bozuldu ama Yusuf aleyhisselam dua etti:

“Yâ Rabbi! Bunlar bana bir şeyler yaptırmak istiyorlar ama ben hapse girmeye razıyım.” dedi.

Onlara muhalefet etti, sert çıktı, karşı çıktı. Rûhî bir takım kaideler vardır, sevgi tatmin olmazsa, şiddetli nefrete dönüşür. “Hayır” deyince bu sefer sinirlendiler, inatlaştılar, kızdılar ve bunu hapse tıktırdılar. Yusuf aleyhisselam hapsi boyladı. Arada haber de gönderiyorlardı:

“Uslandın mı, fikrini değiştirdin mi?” diye…

Felebise fi’s-sicni bid’a sinîn “Senelerce zindanda kaldı.”

“Hayır! İstemiyorum, yapmayacağım.” dedi, zindanda kaldı, zindanı tercih etti. Onu anlatıyor Peygamber sallallahu aleyhi vesellem.

Sonra Lût aleyhisselam’a da Allah’ın rahmeti olsun. “Ah! Kuvvetli bir sığınak bulsaydım, ona dayanırdım, sizin elinizden ona sığınırdım.” diye Kavmi kötülük yapmak ve misafirlerine tasallut etmek için geldiği zaman temennide bulundu.

Lev enne lî biküm kuvveten, ev âvî ilâ rüknin şedîd “Ah! Elimde güç kuvvet olsaydı da size haddinizi bildirebilseydim, canınıza okusaydım veyahut da dayanabileceğim kuvvetli bir sığınak, bir direk, bir arka bulsaydım.” dedi. Desteksiz olduğuna şikâyetlendi.

Tabi Lût kavminin tasallut etmek istedikleri, Lût aleyhisselam’a gelmiş meleklerdi. Meleklerin o kadar güzel olduğunu görünce Lût kavminin, lûtîlik arzuları galeyana geldi. Onları Lût aleyhisselam’ın elinden kaçırmak istediler. Onlar dediler ki:

“Yâ Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Korkma, onlar bize bir şey yapamazlar.” dedilerde ondan sonra diyor Peygamber Efendimiz;

Femâ beasa’llâhu ba’dehû nebiyyen illâ fî zirvetin min kavmihî. “Bundan sonra Allah, peygamberleri bu âciz duruma düşürmedi. Artık kavimlerinin hâkimi, önderi, yüksek şahsiyetler olarak gönderdi.”

Hani Yusuf aleyhisselam zindana atıldı. Lût aleyhisselam’ın kavmi misafirleri kaçırmak, yağmalamak, onlara tasallut etmek için O durumlar artık olmadı, diye Peygamber sallallahu aleyhi vessllem bildiriyor.

Buradan benim çıkarttığım ibretler, duygular şunlar:

Elhamdü lillah, biz ne kadarsa Peygamberlerin adedi, hepsine inanmışız. Amentü bi’llâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rüsulihî… Peygamberlerin hepsine inanmışız, biz rahatız, elhamdü lillâh… Allah’ın hak peygamberlerine, sevgili, mübarek, evliyâ kullarına inanmayıp da onlara hasım olanlar dertlerine cayır cayır yansınlar. Saçlarını, başlarını yolsunlar. Biz hepsine sevgi ve saygı duyuyoruz, aleyhisselam diyoruz. Bir onu çıkartıyorum. 

Bir de Peygamber Efendimiz’in Yusuf aleyhisselam’ı sevdiğini çıkartıyorum.Bir şey hatırladım.Yusuf aleyhisselam çok güzeldi ama Peygamber Efendimiz ondan daha güzeldi. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz’in her şeyi çok güzel! Cesareti güzeldi, cömertliği güzeldi, vücudunun yapısı güzeldi, omuzları genişti, dişlerinden etrafa ışık saçılırdı, sözü güzeldi ve konuşması güzeldi… Her şeyi güzeldi.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz nedir?

Seyyidü’l-enbiyâi ve’l-mürselîn “Bütün peygamberlerin serveri, seyyidi, önderi peygamber-i zişanımız…”

Tabii Peygamber Efendimiz’in silsilesi İbrahim aleyhisselam’a varıyor; hepimizin dedesi, benim de sizin de dediniz.… O da çok mübarek bir şahsiyet. Onların hayatlarını öğrenin, muhterem kardeşlerim!

İbrahim aleyhisselam’ın yaptığı şeyi olur olmaz insanlar yapamaz. Nedir yaptığı şeylerin, birkaç tanesini hatırlayalım:

Bir. Kavminin bütün yanlış inançlarının karşısına tek başına çıktı; “Bu putlara tapmayın. Ben sizin bu putlarınızı parça parça parçalayacağım.” dedi, parçaladı. Koca bir kavme, koca bir devlete hakkı söylemek babında boyun eğmedi, hakkı söyledi. Büyük cesaret!

“Ateşe atacağız, yakacağız!” dediler, ondan da korkmadı.Ölmekten de korkmadı. Ateşi yaktılar, içine mancınıkla attılar ama Allah korudu, bir şey olmadı. Bu mühim bir şey! 

Sonra rüyada oğlunu kesmesi emredildi kendisine, kesmeye kalkıştı. Yapamayız, yapamazsınız; koyun kendinizi... Peygamberlerin rüyaları sıradan rüyalar değildir, vahyin bir çeşididir. Onlar boş rüya görmezler. Çok seviyor, bekliyor, bir evlat istiyordu. Hani sevilmeyen, sakat bir evlat filan değil; çok güzel bir evlâdı kesmeye kalktı. Bu fedakârlığı kimse yapamaz. Amma bu fedakârlıktan ibret alın, öteki cesaretten ibret alın.

Allah için hakkı söylemekten korkmayın, korkmayalım. “Ben böyle yüksek yere çıkmışım. Yüksek mertebeden korkmayayım. Önce kendime nasihat edeyim. Hakkı söylemekten korkmayayım.” Bir de Allah rızası için fedakârlıklardan kaçmayalım. Evlat kesmek yapılacak bir şey değil.

Tam keseceği sırada, Allah koç gönderdi ama kesmeye teşebbüs etti yani.

İbrahim aleyhisselam yalnız başına hiç yemek yememiş. Gidermiş, etraftan insan arar bulurmuş; hep misafirle yemek yemiş. İbrahim aleyhisselam çok cömertmiş, ibret almak lazım!

Başka nelerinden ibret almak lazım gerektiğini anlamak için peygamberlerin hayatlarını öğrenmek lazım!

Güzel yazılmış kısas-ı enbiyâ kitaplarından peygamberlerin hayatını öğrenin. Yusuf aleyhisselam’ı, Yakup aleyhisselam’ı, İshak aleyhisselam’ı öğrenin. Allah onları niçin sevmiş anlayın! Güzel huylarını öğrenin, onları yapın.

İnne’llezî emşâhüm alâ ercülihim fi’d-dünyâ, kâdirün alâ en yümşiyehüm alâ vücûhihim yevme’l-kıyâmeti.

Enes radıyallahu anh’den.

Şimdi kıyamet gününde Allah celle celalühü yüz üstü düşürecek mücrimleri,yüzleri üstü mutibbel alâ vücûhihim. yüzleri üzeri gidecekler. Yüzleri perişan olacak, parça parça olacak. Tabi nasıl olacak?

“İnsanlar ayaklarıyla yürürken yüz üstü nasıl olacak, yüz üzere nasıl gider?”

Peygamber efendimiz diyor ki; Yer yüzünde onları ayakları üzerine yürütmeye kâdir olan Allah dünyada, buna kadir olan Allah, ahirette de cezaları dolayısıyla yüzleri üzere süründüre süründüre yürütmeye kâdirdir.

Allah her şeye kâdirdir.

Muhterem kardeşlerim!

Akıllı olan insan, Allah’a iyi kul olmaya çalışır, Allah’ın sevgisini kazanmaya çalışır.Allah’ın sevdiği işleri yapmaya çalışır, Allah’ın sevdiği kullarla beraber olmaya çalışın!

Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA