16.06.1996 - Sabah Namazından Sonra İbadet Etmek

16.06.1996 - Sabah Namazından Sonra İbadet Etmek
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne’s-saîde lemen cünnibe fiten, inne’s-saîde lemen cünnibe fiten, inne’s-saîde lemen cünnibe fiten; ve lemen übtüliye fesabera fevâhâ.
Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
Çok aziz ve çok muhterem kardeşlerim!
Allah-u Teâlâ Hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi dünyanın ve ahiretin her türlü hayırlarına erdirsin. İki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
Peygamber-i Zîşânımızın mübarek ehâdis-i şerîfesini okumak, dinlemek, taallüm ve tezekkür etmek üzere toplanmış oluyoruz.
Tahkik ve takip etmek isteyenler için okuduğumuz hadis-i şerifin yerini beyan ediyorum: Râmûzü’l-Ehâdîs kitabımızın 100. sayfasının 6. hadis-i şerifin izahına geçeceğiz.
Bu hadis-i şerifi Ebû Dâvud ve Taberânî el-Miktad ibn-i Esved radıyallahuanh’dan rivayet etmiş.
Bu hadis-i şerif de buyuruyor ki;
İnne’s-saîde lemen cünnibe fiten. “Mutlu insan, saîd insan, bahtiyar insan fitnelerden uzak tutulmuş insandır. Fitnelerden korunmuş insandır.”
Bu cümleyi üç defa tekrar etmiş Efendimiz:
İnne’s-saîde lemen cünnibe fiten, inne’s-saîde lemen cünnibe fiten, inne’s-saîde lemen cünnibe fiten.
Üç defa tekrar etmesi, herkesin kulağına iyice girsin, herkes iyice bilsin, yanlış anlamadığını anlasın, bu işin ehemmiyetini kavrasın diyedir. Üç defa söylüyor Efendimiz.
Böyle üç defa söylediği güzel, müjdeli hadislerden birisi de nedir?
“Kim sabah namazından sonra camide oturur. Zikrullahla, ibadetle, Kur’ânla meşgul olur da kerahat vakti çıkınca kalkıp iki rekât da namaz kılarsa tam bir hac ve umre sevabı alır, tam bir hac ve umre sevabı alır, tam bir hac ve umre sevabı alır.”
Tereddüt etmeyin demek yâni, orada üç defa söylemiş. Efendimiz ümmetini yetiştiren en yüce terbiyeci olduğu için terbiyenin, eğitimin en güzel usüllerini ondan öğreneceğiz.
Efendimiz tane tane konuşurmuş. Harfler, kelimeler sayılacak gibi konuşurmuş. Neden? Anlaşılması lazım. Allah onu peygamber gönderdi. Sözünü herkesin anlaması lazım. Çok fasih konuşurmuş. Fasih konuşmak ne demek? Lisanın kavaidine uygun güzel konuşmak demek. Çok özlü konuşurmuş. Ne demek? Lüzumsuz söz söylemeden, manayı tam ifade edecek en kısa yoldan konuşurmuş. Neden? Çünkü herkesin işi var, gücü var.
Peygamber Efendimiz özlü konuşurdu. Öyle özlü konuşurdu ki, cihan dolusu mânâyı bir cümlede ifade ederdi. Kısa… Hem de herkes anlardı. Avam da anlardı, havas da anlardı. Aşağıdakiler de anlardı, cahiller; yukarıdakiler, arifler, alimler, onlar da anlardı. Onun için üç defa söylemiş:
“Said insan, mutlu insan, fitnelerden korunmuş insandır. Said insan, mutlu insan, şüphelerden korunmuş insandır. Said insan, fitnelerden korunmuş insandır.”
Velemenübtüliye ve sabera. Bir de fitneden korunmuyor, maalesef fitneni içinde buluyor kendisini. Fitnenin içinde. Übtüliye fitneye mübtela olmuş. Maalesef olayın içine girmiş, karışmış. Ne yapsın? Übtüliye diyor, meçhul sigasıyla. Yâni kader… Onu o olayın içine sokan Allah. Lemen cünnibel fiten. Cünnibe de meçhul sigasıyla. Yâni meçhul sigası ne demek? Fiilin edilgen şekli demek yeni tabirle. Korunmuş olmak. Koruyor kim? Allah… Mukadderatı, insanın alın levhasına yazan Allah. Bu şu kadar yaşayacak, rızkı şöyle olacak, başına şu haller gelecek.
Kadere bakın, otobüse biniyor adam. Otobüs çarpışıyor tankerle. Benzin tutuşturuyor otobüsü. Cayır cayır içinde yanıp kebap oluyor, kül oluyor. Kadere bak. O kadar tesir etti ki bana. Düşündüm, yâhu bu otobüse adımını atanlar, bu işin farkındalar mıydı başında?.. Hiç farkında değildi. Ecel nasıl yakalıyor insanı.
Ama bir tanker, bir ateş, bir kıvılcım… Cayır cayır hepsi yanıyor, seyirciler seyrediyor, kurtaramıyor, ne yapsın? Kader… Ecel pençesine aldı mı bir insanı, ecelin pençesinden kimse kurtaramaz. Aslanın pençesinden kurtarırsın da ecelin pençesinden kurtaramazsın. Neden? Allah öyle yazmış.
Fitnelerden korunmuş olan mutludur. Koruyan kim? Allah. E korumamış, fitneye mübtela olmuş.
Ve lemen übtüliye fesabera onun da vazifesi ne? Fitneye uğramayan insanın vazifesi:
“Çok şükür ya Rabbi! Elhamdülillâh beni fitnelere bulaştırmadın!” diye.
Allah’a hamd ü senalar olsun, yolunda olmanın kârı başka şeyle ölçülür mü? Finans kurumlarını verseler, bu kadar kârlı olamaz insan, elhamdülillâh…
Nimet içinde oldu mu insan ne yapacak? Şükredecek. Şükretti mi kazanır. Müslüman nimete erdi mi, şükreder, kazanır.
Pekiyi, nimete mazhar olmaz da mübtelâ olursa, başına belâ çatarsa, gelirse?.. O da olur. Hem de en sevgili kullara en çok gelir.
Belâ, musibet en sevgili kullara en çok gelir. Peygamberlerin hayatları ibret... Evliyaullahın hayatları ibret... Sahabe-i kirâmın hayatları ibret… Onlar bizim gördüğümüz konforun yüz binde birini görmediler. Evlerinde su yoktu, sırtlarında kumaş yoktu, sofralarında türlü türlü nimet yoktu. Hastalıklarının tedavisine ilaç yoktu, hastane yoktu, doktor yoktu. Sıcaktan korunacak imkânları yoktu, soğuktan korunacak imkânları yoktu. Bir hurmayı birisi ağzında biraz emerdi, azıcık tad alırdı. Yanındaki arkadaşına verirdi, azıcık tad alırdı.
“Ayy! İğrenirim ben başkasının ağzından çıkan şeyi yemeye…”
Bir kere müslümanın ağzı, o ayrı. İkincisi emmese ne yapacak, ölecek adam. Azıcık enerji alıyor, aç. Yok… Yakın zamana kadar böyleymiş. Şimdi her şey bollaştı. Şimdi bolluktan imtihan var. Eskiler kıtlıktan imtihan olmuşlar, biz de bolluktan imtihan oluyoruz. Bakalım şükür mü edeceğiz, küfran-ı nimette mi bulunacağız?.. Bakalım Allah’ın verdiği bu nimetlerin kadrini, kıymetini bilecek miyiz, yoksa farkında olmadan geçip gidecek miyiz?..
Fitnelerden kurtulan, saîddir. Saîd demek, saadet ehli demektir. Ama saadet, evlenen insanın saadeti demek değil. Onlar çok saadete erdiler, evlendiler. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım tavan arasına. Niye tavan arasına çıkıyorsun ya hu? İşte sana da Allah köşk versin, sen de çıkma bir kötü yere, neyse…
Yâni saadet sadece evlilik demek değil. Türkçede öyle sanılıyor. Saadet deyince evlenen iki kimsenin düğününü düşünüyor millet. Saadet aslında Allah’ın sevdiği halde ve yolda olmak demektir. Cennete gidecek yolda, cennete gidecek durumda olmak demektir.
İnsanlar ikiye ayrılır: Saîdler, şakîler… Veya saîdin çoğulu süedâ, şakînin çoğulu eşkiyâ… Ya süedâdır ya eşkiyâdır insan. Birisi Allah yolundadır süedâ, saidler. Ötekisi Allah’ın yolunun zıddında, dışında, aykırı yoldadır; o da eşkiyâ veyahut şakî derler ona da.
Fitnelerden korunan insana ne mutlu. O mutlu bir insandır, bahtiyar bir insandır. Neden? Fitne içindeki davranışında yanlış tarafta olursa, vebal getirecek… Ahirette hesabı olacak.
Sahabe-i kiram çok sıkıntı çektiler. Hurmayı emdiler, aç yattılar, Peygamber Efendimiz’in evinde aylarca ocak tütmedi, yemek pişmedi. Ama o sahabe-i kiram her birisi fütuhattan sonra bir şehire vali oldu. Bu sefer de Allah izzet ve itibar verdi, imkân verdi. Ama değişmediler. Kıyafetini bile değiştirmedi. Yemek yiyişini bile değiştirmedi. Tevazuunu bırakmadı, sadeliğini bırakmadı. Allah’tan korktu. Beytülmâl-i müslimînin bir akçesini boşa harcamadı. Ümmet-i Muhammed’in hizmetine verdi.
Çok kahraman insanlar, çok muazzam insanlar. Onların menakıbını okuyup öğrenmek lazım. Gözyaşlarıyla okumak lazım.Gönlüne yerleştirmek lazım.
Fitneye bulaşmamak çok güzel bir şey.
Sonra müslümanların arasında da gruplaşmalar oldu. Yanlış tarafı tutanlar oldu, doğru tarafı tutanlar oldu. Hz. Ali Efendimiz’in karşısına çıkanlar oldu. Hz. Osman Efendimiz’in konağını muhasara edip öldürenler oldu, şehid edenler oldu. Al sana fitne… Bir şeyler söylüyorlar tabii kendilerini haklı göstermek için bir laflar söylüyordu. Mısır’dan geldiler, Hz. Osman’a karşı Medîne’yi doldurdular. Medîne ahalisinin gücü Hz. Osman radıyallahuanh’ı korumaya yetmedi. Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendimiz kapısında nöbet tuttular yapmayın, etmeyin diye. Ama azgın bir kalabalık şehid etti. Hz. Osman radıyallahuanh’ı, Kur’ân-ı Kerim okurken, kanları Kur’ân sayfasının üstüne sıçrayacak şekilde şehid ettiler. Al sana bir fitne işte.
Kafir gelmedi Medîne’ye muhterem kardeşlerim. Mısır’dan o zamanın müslümanları geldi. Halifeye muhalifler geldi. Muhalif gruptan insanlar geldi.
Hz. Ali Efendimiz’i de muhalifler şehid etti, Haricîler, Haricî denilen insanlar. Yâni Peygamber Efendimiz’in damadı, emîrü’l-mü’minîn, halîfe-i rasûlillah. Ona itaat etmediler, ona karşı çıktılar. Anlattı, karşılarına geçti haksızlıklarının anlattı. Al sana bir fitne. Demek ki müslümanların arasında da olabilir. Fitne çıktı mı, işin içinde olan çok tehlikede. Yanlış tarafı tutmuşsa çok vebal yüklenir.
Eski ümmetlerden ateşe atmışlar bazılarını. Sen misin inanan? İnanıp da bizim atalarımızın dinini bırakan küstah! Gel bakalım, işte burada cayır cayır, hendekte ateşler, odunlar yanıyor. Ya hak dini bırakırsın, bizim batıl dinimize gelir, putlara taparsın; ya da seni ateşe atacağız. Al sana bir fitne. Bak nasıl imtihan. Öyle derse imanı gidecek, doğru derse ateşe atılacak. Sen olsan hangisini yaparsın? İşte fitnenin içinde. Ayıkla pirincin taşını.
Bir kadını getirmişler, mü’min kadını. Kucağındaki yavrusuyla ateşin başına kadar.
“Dinini değiştir! Eski dine dön! Hakiki imanı bırak, batıl yola gel!”
Kadıncağız çocuğuna bakmış, anne çocuğuna dayanamaz. Çocuğu için kendisini feda eder.
Tavuk köpeğin üstüne saldırır, civcive yanaştığı zaman. Neden? Annelik duygusu var. Çocuğunun yüzüne baktı, gül yanaklı bir bebek düşünün. Kucağınızda, kendi evladınız. Şurada cayır cayır yanan ateşten sıcaklığı yüzünü yakıyor. Dinini değiştir diyor birileri. Dedi ki:
“Bu adamların dediği şeyi söyleyeyim de şu çocuk kurtulsun, yazık. Benim imanımdan dolayı bunu da atacaklar benimle beraber ateşe!..”
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem buyuruyor ki: Çocuk dile geldi:
“Anne, imanını değiştirme!” dedi.
Çocuk dile geldi… Üç kişi bebekken konuştu diyor Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde. Birisi de bu…
Demek ki insan ölse de kalsa da imanı bırakmayacak. Onu anlıyoruz. Ama bu fitne işte. İnsan böyle bir duruma geldi mi bir fitnedir. Bir karışıklıkta hangi tarafı tutacak, doğru tarafı seçmek zor olduğu her olay fitnedir.
Hocam eski zamanlardaki fitneleri bırak ta bu devirde bu devirde fitneler var mı? Evet bu devirde de her yerde fitne vardır. Her yerde fitne vardır. Müslüman gözünü açacak, elini vicdanına koyacak, Kur’an’a göre hareket edecek. Sünnete seniyeyi nebeviyyeye göre hareket edecek. Fıkha göre hareket edecek, vicdanının sesini dinleyecek öyle hareket edecek.
Ne mutlu fitnelerden korunmuş olana. Allah’ın fitneye maruz bırakmadığı, böyle bir imtihana tabi tutmadığı insana ne mutlu. Ben dua ediyorum sevgili kardeşlerim. Ya Rabbi, ben zavallı, zayıf bir müslümanım. Benim zorlu fitnelere, imtihanlara uğratma diyorum. Zordur, kolay değil.
Ne mutlu fitnelerden korunmuş olanlara. Tamam, bu bir bahtiyarlık.
Peki uğrarsa, fitnenin içine girerse ne olacak?
Ve nübtüliye fesabere. “Fitneye uğradığı zaman da sabredip, tahammül gösterip, hak yolda durana ne mutlu!” Fitnenin içindeyse o zaman da sabır gerekiyor, sabr u tahammül gerekiyor.
Sonra?
Fevâhan, sümme vâhan. Bundan sonrası fitneden uzak değil, fitneye uğrayıp da Allah’ın istediği tarafı seçmiş olan, sabreden değil. “Ötekilere ne yazık, ne yazık onlara! Vay hallerine, vay hallerine ötekilerin!” diye Peygamber Efendimiz bildiriyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!..
Allah celle celalühü bu dünyayı imtihan dünyası olarak yarattığı için herkesin başına imtihan gelir. İmtihan her an devam eder. İslam’ın imtihanı her gün, her saat, her dakika imtihandayız muhterem kardeşim!
“Ne zaman bitecek bu imtihan?”
Bu imtihan, Eşhedü en lâ ilâhe illa’llah, ve eşhedü enne muhammmeden abduhû ve rasûluhû diye ruhunu teslim ettiğin zaman Allah’a, o zaman bitecek. O zamana kadar devam ediyor.
“Ne yapacağım hocam?”
Allah’ın emirlerini, yasaklarını bileceksin. Her işte Allah’ın rızasını gözeteceksin. Tercihini Allah’ın rızası istikametinde yapacaksın muhterem kardeşim! Çeşitli olaylar gelir karşına.
Mutlaka Allah dünyada da verir. Dünyada da komaz. İntikamını dünyada da alır, ahirette de alır. Çare yok.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
16.10.1996 -
Münafıklık Alameti, Yalan
15.09.1996 -
Fitne, İman, İlim,
