24.11.1996 - Cennetteki Huriler, Edeb, Peygamber Efendimizin Akıcı Dili

24.11.1996 - Cennetteki Huriler, Edeb, Peygamber Efendimizin Akıcı Dili
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'l-mer'ete min nisâi ehli'l-cenneti le-yürâ beyâdu sâkihâ min verâi seb'îne hulleten hattâ yerâ muhâ ve zâlike bi-ennellâhe teâlâ yekûlü: "Ke-enne hünne'l-yâkûtü ve'l mercân." Fe-emme'l-yâkûtü fe-innehû hacerun lev edhalte fîhi silken sümme's-taytehû le-raeytehû min verâihî.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Aziz ve sevgili ve mübarek kardeşlerim, salih kardeşlerim!
Allah cümlenizden razı olsun. Allah cümlenizi iki cihanda taltif eylesin, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Peygamber-i zîşânımız Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine komşu eylesin.
Metnini, mübarek kelimelerini az önce okuduğumuz hadis-i şerif Râmûzü'l-ehâdîs'in 107. sayfasının sekizinci hadisidir. İbn Mes'ûd radıyallahu anh'dten Tirmizî rivayet eylemiştir, sahih hadis buyurmuş bu mübarek alim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadis-i şerifte cennetteki hurileri anlatıyor.
Biliyorsunuz Kur'ân-ı Kerîm'de;
Hûrun maksûrâtun fi'l-hıyâm. "Gelin çadırlarında huri kızları var." [Buyuruluyor. Hadis-i şerif de] onların bir vasfını anlatıyor. Allah-u Teâlâ hazretleri mü'min kullarına huri kızlarını zevce olarak ihsan edecek.
İnne'l-mer'ete min nisâi ehli'l-cenneti. "Cennet ehli, cenneti kazanmış, cennete girmeye ermiş, o devlete, o saadete vasıl olmuş olan kimselerin, cennet ehlinin hanımlarından bir kadın." Yani hurilerden bir huri. Le-yürâ beyâdu sâkihâ. "Ayağının, bacağının beyazlığı muhakkak ki görülür." Min verâi seb'îne hulleten. "Yetmiş cennet elbisesinin altından, arkasından ayağının beyazlığı görülür." Hattâ yerâ muhâ. "Ayağının cildi değil kemiğinin iliği görülür."
Hani insanın ayağı var, deri var üstünde. Derinin altında kasları, adaleleri var, adalelerinin altında ayağının kemiği var, uyluk kemiği, baldır kemiği, kaval kemiği dediğimiz kemik yapısına ait kemikleri var, kemiğin de iliği var, iliği görülür, iliği!
Ve zâlike bi-ennellâhe teâlâ yekûlü. "Bu şuradan da anlaşılır, şundandır ki Allah-u Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor." Ke-enne hünne'l-yâkûtü ve'l mercân. "O cennetteki huri kızları sanki yakut mücevheri gibi mercan gibidir." diyor Kur'ân-ı Kerîm'de. Yakut gibidir, mercan gibidir. Ke-enne hünne. "Sanki o kadınlar." el-Yâkûtü ve'l mercân. "Sanki yakut gibidir, mercan gibidir." Fe-emme'l-yâkûtü. "Yakut denilen kıymetli mücevher taş." Fe-innehû hacerun. "Bir kıymetli taştır." Lev edhalte fîhi silken. "Sen onun içine deliğinden ipekten kıvrılmış bir ipi geçirsen." Hani şöyle gerdanlık merdanlık filan takılacağı zaman düşmesin diye geçiriliyor ya. İçinden öyle bir ipek iplik geçirsen... Sümme's-taytehû. "Sonra onu geçirip ta dibine kadar götürsen." Le-raeytehû min verâihî. "Dıştan görürsün." İşte bak iplik şuraya geldi, geçiyor filan diye. Yakut şeffaftır ya, şeffaflığından görürsün, diyor.
Muhterem kardeşlerim! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ashabıyla otururdu, sohbet ederlerdi, doyulmazdı sohbetine... Ashâb-ı kiram, başlarının üstüne kuş konmuş da kaçacakmış gibi dinlerlerdi Resûlullah Efendimiz' i. Kıpırdamazlardı; ayak değiştireyim, uzatayım, bilmem ne yapayım, yok... Böyle başının üstüne kuş konmuş gibi... Edep var! Edep!.. Terbiye var! Terbiye çok mühim bir şey...
Edep bir manevi taçtır. Allah o manevî tacı Müslümanların hepsinin başına nasip etsin!..
Öyle dinlerlerdi doyamazlardı ama Peygamber Efendimiz çok uzun konuşmayı istemezdi. Çünkü uzun konuşsa da birisi yahu bitirse dese; çünkü hastası var... Mesela şeker hastaları biraz oturdular mı ihtiyaç beliriyor, hasta adamcağız ne yapsın. Soruyor, "Kardeşim bir yüznumara filan var mı burada? diye araştırmaya başlıyor.
Neden?
Hasta zavallı, sıkıştırıyor, duramıyor, patlayacak gibi oluyor. E öksürük olur, midesi bozulmuş olan olur, hani vesaire... Yahu bitirse dese mahvolur! Öyle şey olur mu? [Konuşan] Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem! Mahvolur... Efendimiz onları güç durumda bırakmazdı, kısa keserdi. "Bir insanın konuşmasının, hutbesinin kısalığı ama namazının uzunluğu onun dini iyi bildiğine, dinde o adamın iyice bir fakih olduğunu gösterir." buyururdu.
Neden?
E bakana kısa kesiyor konuşmayı. Kısa kesiyor, halkın ihtiyacını düşünüyor, halkı müşkül durumda bırakmıyor, halkı nefret ettirmiyor.
Beşşirû ve lâ tüneffirû. "Yahu sevindirin milleti, neşelendirin, müjdeleyin, nefret ettirtmeyin!"
Ne yapacağız?
Sevdireceğiz, anlatacağız... Sevdireceğiz yeni tanıyan, "Yahu İslâm ne güzelmiş! Yahu şu Müslümanlar ne mübarek ne kadar iyi insanlar! Allah Allah! Şunlara bak! Yahu ben de ömrümde dünyanın birçok ülkesini dolaştım bu kadar hoş insanlar görmedim!" diyecek. İkram edeceksin, iltifat edeceksin, yardım edeceksin, gönül alacaksın, duasını alacaksın... Gönül yapmak Kâbe yapmak gibi sevap.
Müjdeleyin nefret ettirmeyin, onun için kısa kesmek lazım. Ama sen kendin namaz kılıyorsun, buyur sultanım, buyur aslanım! Sen aslansın, paşasın, paşalar paşasısın, sultansın... Buyur, evinde istediğin kadar kıl! Müsaade sana, haydi bakalım yatsı namazından sonra gece yarısına kadar kıl, gece yarısından sonra sabaha kadar kıl. Senin kendi özel şahsî durumun. Kıl o zaman! Ama başkalarıyla ilgili olduğu zaman onları da düşün; işi var gücü var, onu da düşünmek lazım.
Efendimiz tatlı tatlı anlatırdı umumiyetle kısa keserdi, bazen de o kadar tatlı olurdu ki ne Resûlullah Efendimiz konuşmayı keserdi ne de dinleyenler kesilmesini isterdi, Peygamber Efendimiz' in mescid-i saadetinde sabahladıkları olurdu. Ashâb-ı suffe toplanmışlar Resûlullah konuşuyor, haydi sabah vakti oluvermiş!
Zamanın nasıl geçtiği anlaşılamamış, neden?
Tatlı vakit çabuk geçer de ondan, nasıl geçtiği anlaşılmaz. Acı vakit zor geçer. Adamın ağrısı var hastanede kıvranıyor, aah doktor gelse de bu derdimi söylesem! Aahh! Eyvaah! Ahh sancıdı, bilmem ne sabah olmaz, olmaz ya! Saate bakar üçü iki geçiyor, biraz sabreder bilmem ne, kaç oldu acaba diye bakar üçü dört geçiyor. Hay Allah, iki dakika geçmiş. Biraz sonra yine bakar üçü yedi geçiyor. Yahu dönmüyor saatin akrebi yelkovanı, tembelleşti!
Neden?
Acı vakit geçmez, uzunmuş gibi gelir, tatlı vaktin de nasıl geçtiği anlaşılmaz. Bitiverdi hay Allah! Ne tatlıydı sohbet bitiverdi, olur.
Peygamber Efendimiz bazen soru soranlardı cevap verirdi, bazen de kendiliğinden anlatırdı. Cennet şöyle olacak, cennette şunlar olacak; kıyamet şöyle olacak, kıyametin kopmasından önce millet böyle olacak…Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' i böyle canla aşkla şevkle dinlerlerdi.
Peygamber Efendimiz çok şeyler anlattı, ciltlerle hazineler bıraktı. Anlattı bize, çok şeyler anlattı, cart cart bitirmemişiz, Resûlullah Efendimiz hadislerini yutmamışız... O ciltler kütüphanede duruyor, Resûlullah'ın sözleri! Biz de Allah Allah! Şunu okuyoruz bunu okuyoruz, vakti öyle geçiriyoruz böyle geçiriyoruz. Resûlullah'ın hazineleri orada! Sübhanallah!.. Nasıl Müslümanız, nasıl zayıfız! Pilimiz mi bitiyor ne oluyor, akü mü zayıfladı, şarj mı olmuyor, bozukluk mu var, kondansatör mü bozuk, hatlarda mı bir şey var, kutup başları mı küflendi? Ne oldu bize ki bir aşk bir şevk bir heyecan bir şey yok...
Böyle dinlerlerdi, kelimesi kelimesine ezberlerdi. Bak, "Peygamber Efendimiz şöyle dedi." diye söylüyor. İnsan aşkla ile dinledi mi ezberler. Böyle, aşk ile candan dinledi mi [ezberler...]
"Bugün gibi gözümün önünde hocamız şöyle demişti, aynen şöyle demişti." [Diyoruz mesela.]
Neden?
Aşk ile şevk ile dinledi. İnsanın aklında başka bir şeyler varken aklına öbür bilgiler girmez. Girmek ister, aklında başka şeyler var. Girecek, itiyor itiyor [giremiyor...] Dolmuş beyler zorlamayın!.. Otobüs gibi, halk otobüsü gibi, ucuz otobüsü gibi doldu içerisi. E bilgi girecek giremiyor. Haydi bir dahaki otobüse, bir dahaki adama kaldı. Her türlü bilgi var bizde. Bizim bilgilerimizi, hani şu kadar kilobayt diyorlar, her basışına bir bayt deniliyor. Bir bilgisayarın hacmi ne kadar şey, [kilobayt bilgi] aldığı [ile ölçülüyor.] Şu kadar kilo bayt... Vayy! Demek o kadar ha! Her bastığın harf bir bilgi oluyor oraya giriyor.
O halde insan kafasını da boş şeylerle doldurmamalı, hafızasını boş şeylere harcamamalı, hayırlı şeylere harcamalı, hadisleri ayetleri öğrenmeye çalışmalı, kafasını da korumalı. Adam mesela yatağını ipe sarmış sucuk gibi, otobüse gireceğim [diye] işaret ediyor, otobüs diyor ki;
Yoo! Olmaz!
Neye?
E bu yatak bu buraya girerse ötekisi iki kişi yatak getirdi mi yolcu giremez. Olmaz diyor, boş otobüsü doldurmuyor.
Bizim otobüs şoförü kadar kafamıza acımamız yok mu?
Eeh, ne oluyor?
O öyle demiş de bu böyle demiş de ötekisi böyle demiş de falanca bilmem ne yapmış da o ona şöyle demiş de...
Ne olacak?
Aziz ömür, aziz ömrün zamanı boşa gidiyor, kafa saman çuvallarıyla doluyor, mücevherat dışarıda... Mücevherat alacak, saman çuvalları dolu olduğundan içeri girmiyor...
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Cennet ehlinin kadınlarından bir kadının ayağının beyazlığı 70 kat elbisesinin, cennet elbisesinin altından görünür."
Tabii bu sadece bir anlatım... Cennette köşkler var da ırmaklar var da nehirler sütten, baldan, cennet şaraplarından, vesaireden... Ağaçlar var da meyveler var da [meyveler] sarkıyor da hulleler, elbiseler var, vesaire vesaire... cennetin nimetleri, manzaraları saymakla bitmez. Ben bile epeyce sayarım; akşam namazı okunur, yatsı okunur, sabah okunur yani... Çok şeyler, çok bilgiler var ama eh biraz biraz, azıcık azıcık anlatmak lazım.
Cennette huriler var, huriler de böyle güzel. Böyle güzel! O kadar güzel!
Neye bunları anlatıyor?
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Huri kızlarından bir tanesi serçe parmağını dünyaya gösterse, cennetteki huri kızı şu serçe parmağını dünyaya gösterse bütün dünya nura gark olurdu." Işıl ışıl, öyle nurlu öyle güzel... Allah'ın orada gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insanların hayal bile edemediği kadar çok nimetleri var kullarına, mü'min kullarına! Mü'min kullarına ikramı olarak çok nimetleri var. Bir nimetin bir bölümünün birkaç cümleyle anlatımı bu, o kadarcık! Nimetler çok!...
Aman hocam, aman! Biraz yüreğim hoplamaya başladı, zıplamaya başladı içeride şimdi. Bu cennete acaba ben de girebilir miyim?
Allah celle celaluhû cennete hepinizi, hepimizi çağırıyor...
Nereden bildin hoca, yüksek perdeden yüksek yerden konuşuyorsun?
Bismillahirrahmanirrahim.
Vallâhu yed'û ilâ dâri's-selâm. Ne demek?
Yed'û ne demek? De'â, yed'û, da'veten. "Davet eder!" Allah-u Teâlâ hazretleri davet ediyor; Vallâhu yed'û ilâ dâri's-selâm. "Selam yurdu olan cennete davet ediyor." Hepinizi davet ediyor, bütün insanları, herkesi çağırıyor, bir de peygamber göndermiş...
Peygamber ne demek? Haber getiren demek.
Nebi ne demek?
Nebe', o da haber demek, o da haber getiren demek. Peygamber Farsçası, nebi Arapçası. Nebi, çok haber bilip çok haber getiren demek. Peygamber Efendimiz çok şeyler biliyor, haber getiriyor bize. Ahiretten haber getiriyor, olacaktan, istikbalden haber getiriyor, cenneti şimdiden anlatıyor.
E neye anlatıyor şimdiden? Neye anlatıyor?
Cennet için çalışın diye, aşkınız şevkiniz coşsun diye, ona heves edin diye...
Cehennemi de anlatıyor, e niye anlatıyor cehennemi?
Oraya düşmemeniz, oradan korunmanız için. Herkesi Allah cennete çağırıyor, peygamber göndermiş, elçi göndermiş. Resul, elçi demek, gönderilen kişi demek. Bir kimsenin bir kimseye gönderdiği aracıya resul derler. Allah resul göndermiş, onun göndermesi dolayısıyla gönderilen kişi mânasına "resul" diye adlandırılıyor, haber getirmesi dolayısıyla "nebi" deniyor. Haber getiriyor ahiretten, Allah'tan, Allah'ın emirlerinden yasaklarından haber getiriyor.
Biz de dinlemiyoruz, dinlediklerimizi de uygulayalım inşallah, uygulamıyoruz demeyeyim. Allah uygulamak nasip etsin.
Çok güzel, çok güzel şeyleri verecek Allah, kimlere?
Mü'min kullarına, ibadet, itaat eden kullarına, emirlerini tutan kullarına.
Ne emrediyor Allah?
Hırsızlık yapmayın diyor, faiz yemeyin, içki içmeyin, zulüm yapmayın, cana kıymayın, sıralıyor...
Başka ne diyor?
Kibirlilik yapmayın, vefasızlık yapmayın, ahdinizi bozmayın, gıybet etmeyin... O da emir bu da emir, hepsi emir.
Gıybet yapıyor muyuz? Tonlarla, binlerle...
E ne oldu Allah'ın emri?
Allah'ın emirlerini tutmalıyız, yasaklarını yasak bilip onlardan uzak durmalıyız, kaçınmalıyız, bu kadar kolay.
Allah'ın emirleri de belli yasakları da belli, bu kadar kolay ama insanlar bu mantığa yanaşmıyorlar. Bu bir bilgilenme meselesi, önce bilecek. Ben şimdi size anlatıyorum sizde biliyorsunuz, yüzde yüz kanisiniz, tamam, hoca doğru söylüyor diyorsunuz, hakkı söylüyor hoca diyorsunuz, doğru söylüyor diyorsunuz. Tamam, ilk önce duyacak, aklı yatacak... Kimisi bunu duymuyor, bilmiyor onun için karşı çıkıyor.
Neyse... Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allah-u Teâlâ hazretleri cennetin nimetlerini anlatıyor ki bilin, Allah yolunda gitmezseniz neler kaçıracağınızı, elinizden neler gideceğini bilin! Allah yolunda yürürseniz ne nimetlere nail olacağınızı bilin! [Bu anlatılanlar] onların bir kısa ikazı ve ihtarıdır.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
25.08.1996 -
Eşkiyadan Evliya Olabilir,
23.06.1996 -
İhtiyar Zinakar, Kötü
