İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

23.06.1996 - İhtiyar Zinakar, Kötü Koku

23.06.1996 - İhtiyar Zinakar, Kötü Koku
Hadisler Deryası

23.06.1996 - İhtiyar Zinakar, Kötü Koku

09.12.2019
19 dk 16 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İnne’s-semâvâti’s-seb’a, ve’l-aradîne’s-seb’a, ve’l-cibâle, letel’anü şeyha’z-zâni; ve inne fürûce’z-zünâti, leyü’zi ehle’n-nâr; netnü rîhuhâ.

Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.

Aziz ve sevgili, kıymetli ve muhterem kardeşlerim.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz’in hadis-i şeriflerini müzakere etmek, okumak, anlatmak, dinlemek, tefeyyüz etmek üzere toplanmış bulunuyoruz.

Okuduğumuz hadis-i şerif, Râmûzü’l-Ehâdîs hadis kitabımızın 100. sayfasının 11. hadis-i şerifidir.

Bu hadis-i şerif, zinâ ile ilgili bir hadis-i şeriftir ki insanın gönlüne korku salıyor, dehşet veriyor.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz buyurmuşlar ki:

İnne’s-semâvâti’s-seb’a, ve’l-aradîne’s-seb’a, ve’l-cibâle, letel’anü şeyha’z-zâni; ve inne fürûce’z-zünâti, leyü’zi ehle’n-nâr; netnü rîhuhâ.

İnne’s-semâvâti’s-seb’a “Yedi kat semâ, yedi semâ, ve’l-aradîne’s-seb’a ve yedi kat yer…”

Yâni ayağımızın altındaki yedi kat yer, başımızın üstündeki yedi kat sema; ve’l-cibâle ve dağlar, letel’anü şeyha’z-zâni ihtiyar zinâkâra lanet ederler.”

Ve inne fürûce’z-zünâti. Zünât, rumât gibi zaniler demek. Cemi mükesser. “Zânîlerin tenasül cihazları, leyü’zî veyahut leyüezzi ehle’n-nâr cehennem ehlini kendi azaplarının üstünde ayrıca ezâlandırır. Netnü rîhuhâ Zanilerin tenasül uzuvlarındaki çirkin koku, cehennemdeki azap görmekte olan cehennemlikleri, pis kokusu ayrıca ezâlandırır. O kadar pis kokar bunların uzuvları, tenasül cihazları…”

Şimdi aziz ve muhterem kardeşlerim! Biraz izahat verelim:

Arapça’da genç insana şâbb derler. Elifli ve be harfi şeddeli; şâbbun. Genç demek. Çocuksa tıfl derler. Etfal çoğulu gelir. Tıfl, küçük çocuk, şâbb biraz büyümüş çocuk, delikanlı, genç demek. Yiğit diyoruz, Türkçesi yiğittir veya delikanlı demişler. Biraz duyguları coşkun olduğu için o ismi vermişler. Kanı biraz delişmen, şarıl şarıl damarlarında dolaşıyor, fıkır fıkır yerinde duramıyor filan.

Şabb genç demek, şeyh yaşlı demek. Şeyhûhet, yaşlılık demek. Araplar bugün gittiğiniz zaman Arabistan’a, yaşlı bir kimse ise yâ şeyh derler. Ey muhterem, yaşlı kimse falan demek. Birisine, böyle yaşlı kimselere hitap ederken yâ şeyh. Yâni adam tarikat şeyhi olduğundan, eli tesbihli olduğundan değil; yâni yaşlı demek. Manası şeyhin yaşlı demek.

Meselâ Kur’ân-ı Kerim’den ayeti hatırlayalım:

Musa aleyhisselam, Firavun’dan kaçıyor. Geliyor Şuayip aleyhisselam’ın diyarına. İlk geldi yabancı bir diyara. Bakıyor, yalakları falan olan bir çeşmeden çobanlar sürülerini suluyorlar. Sürüler geliyor, suları içiyorlar, gidiyorlar; öteki çobanın sürüsü geliyor, o içiyor, gidiyor filan… Arka tarafta iki tane böyle başörtülü, mübarek kızlar, şöyle utangaç duruyorlar. Musa aleyhisselam bakıyor, öteki çobanlar geliyor gidiyor, geliyor gidiyor, geliyor gidiyor… İnsaf edip de siz de koyunlarınızı sulayıverin diyen yok bu kadıncağızlara…

Acıyor, Musa aleyhisselam. Allah’ın peygamberi. Ama henüz daha peygamberlik o sırada gelmiş değil ama gene peygamberler masumdur. Yâni ne demek? Günahlardan korunmuş, Allah’ın hıfz-ı himayesinde olan yüksek şahsiyet.

Nerede yetişti Musa aleyhisselam? Sarayda yetişti, saraylı. Görgülü, terbiyeli, nazik, kibar bir insan. Dünya görgüsü var, sarayda yetişti. Her türlü adabı şei bilior. Yanlarına yanaştı:

Mâ hatbukümâ. Ve ebûnâ şeyhun kebîr “Sizin isteğiniz, dileğiniz nedir?” Niye bu kenarda duruyorsunuz diye onlara acıdı, sordu. Yardım etmek istiyor yâni.

Dediler ki: Lâ nuskî  Bizim hayvanlarımız var, onları sulayamıyoruz bu çeşmede; hattâ yusdire’r-riâu öteki çobanlar hepsi sulayıp işini bitirip gitmedikçe, biz buraya hayvanlarımızı sokup sulayamıyoruz. Bu kalabalığın içine giremiyoruz. Kenarda böyle bekliyoruz. Ve ebûnâ şeyhun kebîr babamız da büyük bir ihtiyardır.”

Şeyh, ihtiyar manasına yâni. Yâni kebir, yaşı çok bir ihtiyardır.

Ne yapıyor Musa aleyhisselam?

“Açılın bakalım, yol verin, durun, ayıptır, günahtır!” ne dedi bilmiyoruz ama gözümüzün önüne gelebilir.

Onların yerine hemen Şuayb aleyhisselam’ın sürüsünü sulayıveriyor. Şuayb aleyhisselam’ın sürüsü ev erken varıyor.

Şuayb aleyhisselam soruyor:

“Kızlarım, yavrularım. Siz bu sefer erken geldiniz, bu kadar erken gelmezdiniz. Öteki çobanlar size fırsat vermezdi. Bu sefer erken gelişinizin sebebi ne?”

Diyorlar ki:

“Bir kibar zat geldi, bize yardımcı oldu, bizim yerimize koyunlarımızı erkekçe, erkeklerin arasına girip işi becerdi, koyunlarımızı suladı.”

“Çağırın onu!” diyor.

Böylece bir peygamber olan Şuayb aleyhisselam’a, bir peygamber olacak olan Musa aleyhisselam geliyor. Nedir bunlar hepsi? Kaderin cilvesi. Allah celle celalühü, Firavun’dan kurtarıyor Musa aleyhisselam’ı. Kaçıyor Firavun’un yanından. Delikanlı, yakışıklı, boylu-poslu, kıvırcık saçlı, biraz asabi filan.

Birilerini ayırmak istemiş. Yardım istiyor birisi. Ayırırken bir tanesine bir yumruk vurmuş, ölmüş. Yâni yumrukta bir vuruşta öldürmüş. Güçlü kuvvetli… Öldürmek istemezdi de oldu işte böyle, kader.

Ondan sonra da kaçıyor Firavun’un diyarından. Allah kaçırtıyor. Nereye gidiyor? Firavun’un sarayında besleten Allah, şimdi manevi terbiye için bir yere götürüyor onu. Şuayb aleyhisselam ile buluşturuyor. Şuayb aleyhisselam ona bakıyor ki tabii kim bilir Allah’tan ne bilgiler geliyor. Kızıyla evlendiriyor. Damat alıyor kendisine. Damat olarak Musa aleyhisselam’ı yetiştiriyor. Bir peygamber, bir peygamber olacak insanı yetiştiriyor.

Sonra Musa aleyhisselam’a peygamberlik gelince, Allah emrediyor. Kaçtığın Firavun’a git bakalım şimdi. Cezalandıracak diye kaçtığın Firavun’a git bakalım, Allah’ın emirlerini tebliğ et! Seni görevlendirdim diyor.

Musa aleyhisselam diyor ki:

“Yâ Rabbi, benim dilim biraz kekemedir. Heyecanlandığım zaman biraz konuşmamda zorluk vardır, kardeşim benden daha güzel konuşur, fasih lisanlıdır. Onu da benim yanıma destekçi olarak gönderi misin ya Rabbi!” diye arz ediyor Mevlâsına.

Allah-u Teâlâ Hazretleri de Harun aleyhisselam’ı da Musa aleyhisselam ile beraber oraya gönderiyor. Firavun’a gidiyorlar. Firavun suçlu diye takip ettirdiği, kaçmış olan insanı bu sefer karşısında görüyor.

Onlar da diyorlar ki:

“Evet, biz böyle bir suç oldu, kaza oldu. Gitmiştik, şimdi de Allah bize peygamberlik verdi. Sana bildireceğimiz şeyler var. Allah’ın emirleri şunlardır, Allah’ın emrini tut!” diyor.

Firavun ile mücadeleleri oluyor. Sonunda biliyorsunuz, mucizeleri görünce Firavun’un sihirbazları filan hepsi Musa aleyhisselam’a, iman ediyorlar.

Ama ne diyor kızlar?

“Biz sürülerimizi sulayamıyoruz, bütün çobanlar işini bitirip ayrılmadıkça… Ve ebûnâ şeyhun kebîr Babamız ihtiyar bir kimse…” diyorlar. Şimdi buradaki şeyh kelimesini izah etmek için söylüyorum. Yâni şeyh demek, ihtiyar demek.

Yedi kat gökler ve yedi kat yer ve dağlar, letel’anü şeyha’z-zâni zina eden yaşlı kimseye lânet eder. Yâni buradaki şeyhi tarikat şeyhi anlamayın diye Kur’ân’dan ayetler getiriyorum, zamanımızdan misaller getiriyorum ki, aman ha böyle anlamayın, yanlışlık olmasın diye. Onun için bu bilgiyi veriyorum.

Şimdi zina günahtır. Tamam. Haramdır, büyük günahtır; ama yaşlının, yaşlanmışın zinası çok çok daha feci, çok çok daha fecaat, rezalet bir şeydir.

Neden? Çünkü artık bunun adam olması lazım! Bu yaşa geldi, aklını başına toplaması lazım bu herifin... mezarın kokusu gelmeye başlamış, ölümün işaretleri belirmiş; saçı-sakalı ağarmış… Sakalı varsa, yoksa, neyse… Ama halâ Allah’a isyanda, büyük günah işlemekte perva göstermiyor.

Amma, cehennemde tenasül uzuvlarından çıkan pis koku, öyle bir pis koku ki cehennem ehli ayrıca ondan rahatsız olacaklar. Cayır cayır yanıyor adamlar, türlü türlü azapla azap görüyor cehennem ahalisi... Bir de bunların kokularından mahvolacaklar.

Bilmiyorum, çirkin kokunun ne kadar fena bir şey olduğunu. Herhalde hayatınızda koklamışsınızdır. Adam Erzurum’dan yün çorabını giyiyor. İstanbul’a kadar çıkartmıyor. Simsiyah olmuş çorap, sırılsıklam ıslanmış çorap. Ayağının bütün suları akmış çoraba… Öyle bir kokuyor ki otobüstekiler duramıyorlar.Adam o kokulu çorabıyla geliyor camiye; lappada luppada, lappada luppada, lappada luppada… Allah-u ekber, namaza duruyor. Yanındakiler mahvoluyor. Arkasındaki daha çok mahvoluyor. Yandım Allah, öldüm Allah, sen sabır ver ya Rabbi!.. Burnunu direği kırılacak gibi oluyor. Camiden kaçacak, kaçamaz. Cami sevaplı bir yer. Amma adamın çorabı mahvediyor.

Doğru mu bu? Doğru değil!.. Neden?

Camide cemaati rahatsız edecek kokuyla camiye gelinmez.Sarımsak soğan yemişse bile gelmeyin diyor Peygamber Efendimiz. Bu kokulu nebatları, otları yediğiniz zaman camiye gelmeyin diyor. Neden? Sen yedin, afiyet olsun ama yanındaki rahatsız olur diye. E bir de şimdi bu çorabını kimse çalmaz ya, merak etme! O çorabı kim çalacak? Çıkar, dışarıdaki parmaklıklara… Yıka orada, su bol, şarıl şarıl. Su kıtlığı yok, as! Sen içeriden dışarı çıkıncaya kadar kurur o…

Yâni burada değil, her geldiğin yerde yapabilirsin bunu. Erzurum’dan buraya gelinceye kadar yün çorap çıkartılmaz olur mu, tertemiz olur. Sen de çıplak ayakla gel, ne olur? Daha iyi olur. Tertemiz, gıcır gıcır yıkarsa ayaklarını, tertemiz… Ondan sonra gelirsin, kimsenin burnunun direği kırılmaz, kimsenin hakkı geçmez. Kötü koku…

Teke mesela kötü kokar, teke. Çok kötü kokar, dayanılmaz. Bazı insanlar terler, teri çok fena kokar. Bazısının koltuk altı terlediği zaman çok çirkin kokar. Ne yapmak lazım? Kılları kazımak lazım, yıkamak lazım, temizlenmek lazım. İslam temizlik dini.

Şimdi muhterem kardeşlerim!.. Yâni yıllar geçmiş de ihtiyarlamış da uslanmamız. Bu daha fena, bunun cezası daha büyük oluyor. Tabii hepsinin cezası var. Gencin de cezası var, yaşlının da cezası var. Allah cümle Ümmet-i Muhammed’i ve evlâtlarını günahların her çeşidinden ve bu günahtan korusun.

Şimdi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vssellem’in bir hadisi daha var muhterem kardeşlerim!

Yâni ne yapacağız?

İslâmi adetleri yürüteceğiz. Kelimeleri bile kullanmayacağız. Aksiyon, istasyon, atmasyon bilmem ne. Bir sürü yabancı kelime dilimize girmiş, onları da kullanmak hoşa gidiyor.

Yâni adam gururlanıyor.

“Bak ben Avrupa kelimelerini çok kullanıyorum…”

“Bu işte avantaj var.” 

Avantaj ne demek? Faide… Niye faideyi kullanmıyorsun? Avantaj…

“Rant getiriyor!” Rant ne demek? Kâr demek. Niye kâr demiyorsun, rant diyorsun?..

“Koalisyon…” Koalisyon iş birliği, beraberce bir şeyi yürütmek demek. Yâni bütün kelimeleri sokmuşlar.

“Pekiyi bunlar masum bir olay mı?”

Değil!.. Bu olayın arkasında şeytanlık var, art niye var, maksat var. Adam yavaş yavaş, yavaş yavaş; seni, beni kültürümüzden koparmak, kendi kültürüne katmak istiyor, eritmek istiyor. Entegrasyon diyorlar buna. Asimilasyon diyorlar. Gene yabancı kelimeler. Asimilasyon ne demek? Eritmek demek. Entegrasyon: uydurmak demek, kendisine uydurmak.

Müslüman kafire uyar mı ya hu? Müslüman, müslümana uyar. Müslüman, Peygamber Efendimiz’e uyar. Neden biz burada hadis kitapları okuyoruz size? Rasûlüllah’ın örfünü, adetini öğrenin, ona göre yaşayın diye.

…Kim bir kavmi severse, bir kavmin örfünü, adetini severse, ona göre ceza yer. Ne yapacağız hocam? İslam’a sarılacağız. Kur’ân-ı Kerim’e sarılacağız. Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesine sarılacağız. Gayr-i müslim ve gayr-i dinî, gayr-i ahlaki örfü, adeti; bulaşmışsa, farkına varınca terk edeceğiz.

Dedelerimiz şöyle mezardan kalksalar, görseler, ne yaparlar bize?

“Allah Allah!.. Bu ne hal? İstanbul ne olmuş yâ, İzmir ne olmuş?” diye nasıl üzülürler.

Üzülüyorlar zaten, zaten üzülüyorlar. Evlatların yaptığı günahlardan, kabirde anneler, babalar, dedeler üzülür, ezalanır, hadis-i şerifte böyle bildiriyor.

Yabancı kelime kullanmayacağız. Tamam mı?.. Benim oturmam böyledir, kalkmam böyledir, adetim böyledir, yemek yemem böyledir, evlenmemiz böyledir. 

Her şeyimize dikkat edeceğiz aziz ve muhterem kardeşlerim!

İnsanları zinaya sürükleyen duygu çok kuvvetli bir duygudur. Kendisini tutamaz insan. Kendisini tutamaz… Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri diyor ki:

“Arif, gözüne ve sözüne esir olmayan insandır. Yâni gözü harama bakmayan, dili haramı söylemeyen insandır. Evliyalık öyle olur. Harama baktı mı feyiz gider, sevap gider, bereket gider, günaha girer insan, ariflik gider, takva gider.”

Onun için ne yapacak?

Gözü yerde olacak? Nazar ber kadem: Gözü ayağında olmak prensibi. Bu ne demek? Gözünü haramdan korumak demek. İnsan etrafına baktı mı, o zaman harama gözü takılabilir. Ne yapacak? Pabucunun ucuna bakacak, gelin kız gibi, utangaç, terbiyeli bir Müslüman kız gibi; müslüman erkek ayağının ucuna bakarak, gözü yerde öyle yürüyüp gidecek.

Etrafa bakmayacak.

Kul li’l-mü’minîne yeğuddù min ebsârihim ve yahfezù furûcehüm “Mü’minlere söyle gözlerini kapatsınlar  namuslarını korusunlar. Allah emrediyor.

Kadınlara da emrediyor;

Ve kul li’l-mü’minâti yağdudne ebsârihinne ve yahfazne furûcehünne “Kadınlara  da söyle Resulüm , onlar da gözlerine sahip olsunlar, harama bakmasınlar, namuslarını korusunlar, günaha girmesinler diye Allah emrediyor. Bakmamak Allah’ın emri…

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA