İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

26.05.1996 - Cennetlikler

26.05.1996 - Cennetlikler
Hadisler Deryası

26.05.1996 - Cennetlikler

30.08.2022
25 dk

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İnne'r-racüle fi'l-cenneti le-yettekiu seb'îne seneten kable en yetehavvel sümme te'tîhi'mretehu fe tadribu alâ menkibeyhi fe yenzuru vechuhû fî haddihâ asfâ mine'l-mir'âti ve inne ednâ lu'lietin aleyhâ tudîumâ beyne'l-meşrıkı ve'l-mağrib. Fe tüsellimu aleyhi, fe yerüddü's-selâm ve yes'eluhâ men enti? Fe tekûlu ene mine'l-mezîd. Ve innehû le yekûnu aleyhâ seb'îne sevben ednâhâ misle'n-nu'man min tûbâ fe yenfuzuhâ basaruhû hattâ yerâ vuhha sâkiha min verâihi zâlike ve inne aleyhi't-ticâne inne ednâ lu'lietin minhâ tudîu mâ beyne'l-meşrıkı ve'l-mağrib.

Bayılacağınız bir hadis-i şerif.

Ebu Said el-Hudrî hazretlerinden; Ahmed b. Hanbel hazretleri, Hanbelî mezhebinin imamı, aynı zamanda büyük hadis alimi; İbn Abdilber, İbn Hibban ve diğer kaynaklarda rivayet edilmiş.

Cenneti anlatan bir hadis, cennet nasılmış, görelim Mevlâ cennette neler ikram ediyormuş:

Allah hepimizi cennetlik etsin. Oturup tatlı tatlı dinleyelim bakalım cennete ne oluyormuş.

İnne'r-racüle fi'l-cenneti le-yettekiu seb'îne seneten kable en yetehavvel. "Cennette hiç şüphe yok ki bir adam sağa sola dönmeden önce yetmiş sene yaslanır." Gel keyfim gel.

Adam da kadın da "adam" demek "kişi" demek.

Keyfince yaslanıyor, öyle rahat öyle keyif öyle sefa var ki... "Saat dokuz oldu, efendi, kalk! İşe geç kalacaksın…" Ya uykusuzum…" Böyle şey yok. Yetmiş sene yaslandı.

Sonra?

Sümme te'tîhi'mretehû. "Sonra hanımı gelir."

Hanımı kim?

Dünyadaki hanımı cennetlikse ahirette de hanımıdır. Dünyadaki hanımı cehennemlikse, cadalozsa huri kızıdır. Hanımı gelir. Hangisiyse; cennetlikse cennette de hanımı olacak, gelir.

Fe tadribu alâ menkibeyhi. "İki omzuna vurur."

Hanımı efendiye vuruyor. Hani arkadan gelip "merhaba" der gibi herhalde, gözünüzü kapatın tahayyül edin.

Fe yenzuru vechuhû fî haddihâ. "Dönüp bakar. Hanımının yanağından yüzünü seyreder, cennetlik." O gelen hanımının yanağından kendi yüzünü seyreder.

Asfâ mine'l-mir'ât. "Hanımın yüzü aynadan daha pırıl pırıl, daha safî de ondan!"

Hanımın yüzü öyle güzel ki ayine gibi! Öyle pırıl pırıl ki şöyle omuzuna vurunca cennetlik baktığı zaman huri veya huri gibi olan hanımının yanağına baktığı zaman yanağında yüzünü görür. İsterse "Nasılım?" filan diye saçını tarasın.

Ve inne ednâ lu'lietin aleyhâ tudîumâ beyne'l-meşrıkı ve'l-mağrib. "Hanımının üzerindeki en küçük inci doğu ile batının arasını aydınlatır, öyle ışık saçar!"

Bir tanecik inci, en küçük, en aşağı incisi etrafı aydınlatır. Hanımın üstü ışıl ışıl mücevher dolu, inciler, yakutlar mücevherat dolu. "Doğuyla batının arasını aydınlatır."

Fe tüsellimu aleyhi fe yerüddü's-selâm. "Hanımı efendisine selam verir. O da selamı alır, selama karşılık verir."

Bu tarafında iş biraz aydınlandı, buradan bu huri kızı olduğu çıktı.

Ve yes'eluhâ men enti? "Efendi sorar: 'Kimsin sen?'"

Geldi, iki omzuna vurdu. Döndü pırıl pırıl yanaklı bir hatun, üstündeki bir inci doğuyla batının arasını aydınlatıyor, yanağına baktığı zaman kendi yüzünü görecek kadar pırıl pırıl, şahane bir güzellik…

"Sen kimsin?" diye soruyor. Demek ki tanımadı. Yanına ilk defa geliyor, demek huri kızı. Kendi hanımı olsaydı tanırdı. "Sen kimsin?"

Fe tekûlu ene mine'l-mezîd. "Ben mezîd cümlesindenim, mezîd grubundanım!"

Bu ne demek?

Kur'an'ı bilmeyen bunu anlayamaz. Kur'ân-ı Kerîm'de cennet nimetlerini Allah anlatıyor:

Ve ledeynâ mezîd, buyuruyor.

"Saydığım nimetler de var, yanımızda daha niceleri var, daha fazlalıkları var!"

Mezîd ne demek?

Ziyade demek. Daha ziyadeleri de var. Bu sayılanlardan, söylenenlerden daha ziyadeleri de var ve saire gibi. Hem onlar var hem de daha çokları.

"Sen kimsin?" diyor.

Ene mine'l-mezîd. "Ben o daha fazlalardan, hani Allah ayette; 'Daha nice mükâfatlar var…' demişti ya, işte ben onlardanım!" diyor. Yeni ikram.

Huri kızı diye [küçük görmeyin]. Peygamber Efendimiz "Bir huri kızı serçe parmağı gökyüzünden dünyaya gösterse serçe parmağının nurundan yedi kat sema, dünya aydınlanırdı!"

"Sen kimsin?" diye soruyor. Demek ki tanımadı. Yanına ilk defa geliyor, demek huri kızı. Kendi hanımı olsaydı tanırdı. "Sen kimsin?"

Fe tekûlu ene mine'l-mezîd. "Ben mezîd cümlesindenim, mezîd grubundanım!"

"Ben ziyade grubundanım, mezîd grubundanım ve saire grubundanım. Allah'ın verdiği çok çok nimetler var ve sairelerden birisi de benim." Ene mine'l-mezîd. "Ben o ziyadelerden, ilave ikramlardanım!" diyecek kadıncağız, huri kızı.

Ve innehû le yekûnu aleyhâ seb'îne sevben. "O huri kızının üzerinde yetmiş elbise olacak!" Ednâhâ misle'n-nu'man min tûbâ. "En aşağısı gelincik gibi!"

Üstünde yetmiş kat elbise olacak, en aşağısı gelincik çiçeği gibi.

Min tûbâ. "Nereden?"

Tuba ağacından. Konfeksiyon mağazasından değil!

Cennetteki elbiseler nereden geliyor?

Cennet elbiseleri Tuba ağacından bitiyor, geliyor. Üzerindeki elbiseler Tuba ağacından, üstündeki elbisenin en aşağısı gelincik çiçeği gibi.

Fe-yenfuzuhâ basaruhû hattâ yerâ vuhha sâkihâ. "Cennetlik zatın bakışı yetmiş kat elbiseye nüfuz eder, yetmiş kat elbiseyi geçer de ayağının iliğini görür!"

Yetmiş kat elbisenin altından huri kızının ayağının iliğini görür. Demek ki elbiseler şeffaf. Yetmiş kat ama gelin gibi. En aşağısı gelincik çiçeği gibi, kat kat yetmiş kat elbise!

Neden bilmem, aklıma bizim köyün baklavaları geldi; kırk-elli kat kap koyarlarmış, baklavayı öyle yaparlarmış. Altmış-yetmiş tane kabı koyuyorlar, o kadar ince açıyorlar ki… Tadına da doyum olmaz.

Yetmiş kat elbise ama bu zât-ı muhteremin bakışı yetmiş kat [elbiseyi] geçer de oraya nüfuz eder. Yetmiş kat elbiseyi geçer de ayağının iliğini görür.

Verâe zâlike. "Yetmiş kat elbisenin arkasındaki ayağının iliğini bile görür." Ve inne aleyhi't-ticân. "Bu hurinin başında taçlar vardır." Min ednâ lu'lietin minhâ tudîu mâ beyne'l-meşrıkı ve'l-mağrib. "Bu taşların üstündeki en aşağı, en küçük inci yine maşrık ile mağribin arasını aydınlatacak kadar ışıl ışıldır!"

Bir sahne. Efendimiz cennetteki sahnelerden bir sahneyi böyle tasvir buyurmuş. Varın ötesini siz kıyas edin! Cennet için çalışmak mı lazım, sevap işlemek mi lazım, nefse mi uymak, şeytana mı uymak lazım, günaha mı, dünyaya mı dalmak lazım, iyi Müslüman mı olmak lazım, gafletle mi ömür geçirmek lazım?.. Kararınızı siz verin, karar sizin! Alâ keyfek, "Nasıl istersen!" Zaten herkes istediğini yapıyor. Sen söylesen de söylemesen de istediğini yapıyor.

Akıllı olanlar cenneti kazanmaya, ahireti kazanmaya çalışıyorlar; akılsız olanlar dünyayı kazanmaya çalışıyor. Ebedî hayatı bırakıyor, fâni hayatı tercih ediyor. Ona bakacak olursan, o da diyor ki; "Ben akıllıyım." diyor.

Niye?

"Ahiret ya var ya yok!" diyor İmansız! İmansız olduğundan! "Ben gördüğümü bilirim." diyor, Halkın arasından da böyle çıkıyor.

Bizim köyden birisi; "Ben öldükten sonra beni dereye atıverin, ne olacak ister namaz kılın ister yıkayın ister kefenleyin ister dereye atın. Önemli değil, ben öldükten sonra ne olacak!.." demiş.

İnançsız…

Ama köyün içine bu küfür nasıl girdi?

Biz ilmi irfanı öğretemiyoruz, kâfirler küfrü bunlara nasıl öğrettiler? Önemli bir şey değil mi? Ama nereden öğrendi?

Küfrü nasıl öğrenmiş bak. İnanmıyor: "Ben öldükten sonra beni yıkamayın, kefenlemeyin, tabuta, mezara koymayın, dereye atıverin; ne olacak, nasıl olsa öldüm..." diyor.

[Bunu diyen] nasıl ölmüş?

İbret, bunları söyleyeyim de ibret alın! Kahvede demiş ki:

"Benim ayaklarım ağrıyor, ben bunlara çok güzel çare buldum."

"Ne yaptın?" Demiş ki:

"Ben, bir bidonu su dolduruyorum, altına ocağı yakıyorum, su yavaş yavaş ısınıyor; ayağımı suyun içine sokuyorum. Ooh... Gittikçe sıcak, gittikçe daha sıcak oluyor; romatizmalarıma çok iyi geliyor… İcat ettim."

Yalova'daki, Bursa'daki termal banyolar gibi. Ev usulü romatizma tedavisi…

Aradan günler geçmiş, bu adam kahveye çıkmıyor. Nerede [diye] merak etmişler, şüphelenmişler. Evine gitmişler, açmışlar ki adam; dediği gibi bidonun içine su doldurmuş, altına ocağı hafif açmış, içine girmiş ama eceli orada gelmiş, onu yakalamış.

Neden yakaladı?

Bilmiyoruz, ne oldu, zehirli gazlardan mı bayıldı, kalbine mi bir şey oldu ne olduysa bidonun içinde Azrail onu yakalamış, canını almış. Sonra da bidonun içinde öyle pişmiş ki tüp bitinceye kadar üç-dört gün altı yanıyor. Bidonun içinde, romatizma tedavisi için su ısıttığı suyun içinde duran insan, kaç gün kaynamış, ilikleri kemikleri hepsi birbirinden ayrılmış!..

Bu ibret değil mi?

Muazzam ibret! Allah'ın ahkâmı hafife alınırsa, Allah'ın emri hiçe sayılırsa, pervasız korkusuz kabadayı küstah olursa Allah da ona göre cezasını verir.

Kâdir mi? Kâdir-i mutlak, mutlak olarak kâdir. Her şeyi yapar, yapamayacağı bir şey yok!

Hakîm mi? Hakîm.

Hakîm ne demek?

Her şeyi yerli yerinde yapar! Öyle bir yapar, öyle bir cevap olur, kulun kulluğuna öyle bir karşılık olur ki; tam. Sen misin öyle yapan, hah işte böyle! Allah-u Teâlâ hazretleri Aziz, Züntikâm'dır; mutlaka galip gelir, intikamını alır. Hakîm'dir, her şeyi yerli yerince yapar. Suçun cinsine göre cezayı da öyle verir ki cümle âleme cihan boyu ibret olur.

Kur'ân-ı Kerîm'den cihan boyu ibret olan olaylar bilmiyor muyuz?

Firavun ne demiş?

Ene rabbukümü'l-a'lâ. "Ben sizin en yüksek tanrınızım!" demiş.

Başka tanrılar da var: Hav hav tanrısı, köpek tanrısı, timsah tanrısı…

Köpek tanrısı var, Ozis var, Oziris var, Horus var... Bunların hepsi tanrı. Kartal başlı tanrı, timsah kafalı tanrı, köpek kafalı tanrı... Köpek kafalı putları ölüm tanrısı! Köpek şeklinde, o ölüm tanrısı.

Kartal başlısı, Mısır Havayolları'nın amblemi.

Firavun ne dedi? Ene rabbukümü'l-a'lâ.

"Öteki tanrılar filan da var ama ben en kocamanıyım, en kodamanıyım; ben sizin en yüksek tanrınızım!" dedi. Bu lafı dedi.

Kâle leini't-tehazte ilâhen gayrî le ec'alenneke mine'l-mescûnîn.

"Eğer benden gayri tanrı edinirsen asarım, keserim, hapsederim; ayaklarınızı ellerinizi keserim, hurma dallarına asarım!"

Bunları dedi mi? Dedi.

Yeryüzünde büyüklendi mi, istikbâr etti mi?

Büyüklendi, kibirlendi, ucuplandı, gururlandı. O saltanat bitmeyecek sandı. "Ben sizin tanrınızım!" diye o milleti aldattı.

Sonra ne oldu? Allah-u Teâlâ hazretleri onu denizde ne yaptı?

Boğdu. Denizde gark etti. Denize gark oldu, mahvoldu. Tam boğulduğu sırada da dedi ki;

Lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû İsrâil. "Benî İsrail'in inandığı Allah'ın birliğine ben de inanıyorum!"

Geçmiş ola! Geçti. Öleceği zamanki iman fayda vermez çünkü öleceğini anladı! Perdeler kalktı, o zaman lâ ilâhe illallah dedi. Fayda vermez.

Dünyadayken "tanrı" dedi, Allah onu denizde boğdu. Nemrut tanrılık iddiasında bulundu, belasını buldu. Hangi kavim ne türlü isyan etmişse Allah ona o çeşitte cezasını verdi.

Neden?

Hakîm; hikmeti var, hikmetiyle edepsizliğine uygun cezayı verdi, hor ve zelil olarak cezalandırdı. Aziz-ü Züntikâm olduğu için intikamını da bırakmaz, yakasını bırakmaz.

İnnâ mine'l-mücrimîne muntakimûn.

Arapça bildi mi bu ayetleri okuyunca insanın tüyleri diken diken olur.

Allah; "Biz mücrimlerden intikam alacağız." diyor. Allah celle celâlüh intikam sözü söylüyor: "Biz Azîmüşşan, mücrimlerden intikam alacağız. İntikam alacağım!" diyor.

Türkçede azamet kelimesi "ben" demektir, "Ben, ben, ben..."

Arapçada azamet kelimesi, "biz" diye söylenir. Allah tek olduğu halde, lâ ilâhe illallah olduğunu, hüvallâhu'l-vâhidu'l-kahhâr, bir tek olduğunu birçok ayetlerde söylediği hâlde, azamet ifadesi için "biz" diye buyurur. "Biz, mücrimlerden intikam alacağız."

Bu ne demek?

"Ben Azîmüşşan mücrimlerden intikamı mutlaka alacağım!" demek. Allah intikam alacak.

İnsan nasıl cürüm işler? Allah intikam alacağım diye tehdit ederken Allah'tan korkmaz mı? İntikam alacak olan Allah'a karşı nasıl mücrim olur, nasıl cürüm işler?

İmansızlık çok büyük bir bela!

En sağlam yol mü'min olmak, en sağlam yol güzel ahlâklı olmak, Kur'ân-ı Kerîm'e sarılmak, Peygamber Efendimiz' in sünnetine sarılmak Muhterem kardeşlerim!

İnne'r-racüle leturfau derecetuhû fi'l-cenneti. Fe yekûlu yâ rab, ennâ lî hâzâ. Fe yukâlu istiğfâri veledike leke.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunmuş. Hanbelî mezhebinin alimi, hadis alimi Ahmed b. Hanbel hazretlerinin kitabından alınmış. Bu hadis-i şerif İbn Mâce'de, Beyhakî'de de var.

Peygamber Efendimiz Buyuruyor ki;

Çok önemli üç hadis. Hepsi önemlidir de bunlar çok kuvvetli kararlar almamıza sebep olacak hadisler.

İnne'r-racüle leturfau derecetuhû fi'l-cenneh. "Hiç şüphe yok ki, muhakkak ki bir adamın cennette derecesi yükseltilir, yükseltilecek."

Cennete bir dereceyle girecek, cennette derecesi yükseltilecek, cennette adamın derecesi yükseltilir. Diyelim ki yüzbaşı olarak girdi, albay olacak; albay olarak girdi, general olacak… Girişi öyle değildi ya; girişi, derecesi daha aşağıdaydı, derecesi yükselecek.

"Adamın cennette derecesi yükseltilir, muhakkak yükseltilir, yükseltilecek, bu olay olacak!"

Biz şimdi, dünyadayız, görenler cennette görecek. Allah hepimizi cennetlik etsin, göreceğiz. Derecesi yükselince sevinecek, memnun olacak:

Fe-yekûl yâ rabbi, ennâ lî hâzâ. "Diyecek ki; 'Yâ Rabbi, bu derece bana nereden geldi?'"

Cennete girdi, bir derecesi var; cennette derecesi yükseldi. Kendisi de merak edecek, soracak. Hesap görüldü, cennette derecesi yine yükseltiliyor! Bilemiyor, soruyor, diyor ki; "Yâ Rabbi, nereden bu bana bu iltifat, bu derece yükselmesi, terfî-i derece nereden oldu?"

Fe-yukâlu bi-stiğfâri veledike leke. "Kendisine denilecek ki; 'Dünyadaki oğlunun, evladının sana tevbe istiğfar edivermesinden yükseldi!'"

Allah-u Ekber!

Bir arkadaş geldi, Allah razı olsun, kendisi mebus. Çocuklarını hep hafız yetiştirmiş. Hafız yetiştirmek, mü'min yetiştirmek mi iyi namazsız niyazsız, duasız, edepsiz, inançsız mı yetiştirmek iyi; buyur gör! Cennete girmiş adamın derecesini, evladı dünyada yükseltiyor.

Bundan ne faydalar çıkıyor?

Benim aklıma gelen ilk fayda: Evladımızı aman böyle yetiştirelim ki bize tevbe istiğfar etsin. Bu bizim kendi menfaatimize. Evladımızı hayırlı evlat yetiştirmek kendi menfaatimize kardeşlerim!

Kabirde de öyle!

Bak bunun gibi bir başka hadis-i şerifi sana hatırlatayım:

Bir adam kabre günahkâr girer, kıyamet koptuğu zaman kabirden günahsız kalkar. Bil bakalım dinî bilmeceyi!

Kabre günahlı gömüldü de kabirden günahsız nasıl kalkar?

Evladının kendisine yaptığı hayır hasenattan, duadan! Kabirde de faydasını görür, cennetlik olduğu anlaşılsa cennete girse bile cennetteki derecesi yükseltilir, cennette bile faydasını görür.

Ne yapmamız lazım?

Evlatlarımızı bize dua edecek vefalı evlat, hayırlı, Müslüman, dindar, namazlı niyazlı evlat yetiştirmemiz lazım.

İkinci fayda da vefat etmiş annelerimize babalarımıza tevbe istiğfar edelim.

"Öldü, ben ona ne yapabilirim?.."

Ne yapacaksın; hiçbir şey yapamazsan tevbe istiğfar et. " Affet benim annemi, affet benim babamı yâ Rabbi, affet benim dedemi…" diye dua et, ağla, yalvar. Allah senin yalvarmandan onu affediyor. Bu da bir fayda değil mi? Bu da hadisin öbür tarafı değil mi? Bu da işin öbür tarafı!

Bizim vefat etmiş kimselere yapacağımız en büyük hayırlı iş, faaliyet ne?

Onlara tevbe etmek, istiğfar etmek, onların namına hacca gidivermek, onların namına kurban kesivermek, çeşme yaptırıvermek, sadaka verivermek... Onları yaptın mı hem onlar kurtuluyor hem de sen yine sevap kazanıyorsun, sen de mahrum kalmıyorsun. Allah'ın lütfu böyle!

Diyelim ki sen rahmetli annenin sevabı artsın diye onun için hacca gittin. Annen hacca gitmişti, sen de gitmiştin: "Ama bu seferki haccımda annemin ruhuna hediye edeceğim haccı, onun için gidiyorum." dedin.

Sevap anneye gider mi? Gider.

Sana?

Sana da aynı sevap verilir. Hem sana hac sevabı verilir hem annene hac sevabı verilir. Peygamber Efendimiz teşvik ediyor: "Bir evlat ne olur böyle yapsın; hem ölmüşüne, geçmişine faydası olur hem kendisine faydası olur." buyuruyor.

Onun için buradan bir ders daha çıkıyor: Bizim Müslüman olmamız; kendi zatımız, şahsımız için önemli olduğu kadar ana babalarımız, dedelerimiz, geçmişlerimiz için de önemli. Kendimiz için önemli olduğu kadar geçmişlerimiz için de önemli, buradan o kaide çıkıyor. O hâlde ben hem kendim cennetlik olayım diye çalışacağım hem de ana-babama, dedeme, ecdadıma faydam olsun diye iyi Müslüman olacağım. Çünkü faydam olacak.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bütün kapılar aynı şeye çıkıyor, bütün aynı avluya açılıyor, bütün yollar bizi aynı noktaya götürüyor: İyi Müslüman olacağız, başka çaresi yok! Dünyada ahirette aziz, muhterem ve bahtiyar olmamız için hem bizim hem ana babamızın hem yakınlarımızın, herkesin iyiliklere ermesi için Müslüman olacağız. Müslümanlık çok büyük nimet! Bu nimeti kaçırmayalım. İyi Müslüman olalım.

Bu sene artık geçen seneler gibi olmasın, iyi Müslüman olalım diyeceğiz, iyi Müslüman olacağız. Yememiz, içmemiz, kazancımız, harcamamız, hayrımız hasenatımız, okuduğumuz, yazdığımız, işimiz, gücümüz İslamca olacak. Adı Müslüman olmayacak!

Peygamber Efendimiz; "Öyle bir zaman gelecek ki Kur'an'ın sadece yazısı kalacak, Müslümanlığın sadece adı kalacak! İnsanların başına öyle bir zaman gelecek ki, Kur'ân-ı Kerîm'den yazıdan başka bir şey kalmayacak." diyor Uygulama yok. Kimse Kur'an'ı tatbik etmiyor, yaşamıyor, uygulamıyor.

Kur'an'ın ahkâmı uygulanmıyor. Duvarlarda, mushaflarda yazısı var; hayatta yok, uygulama yok. Bu çok acı, çok tehlikeli bir durum!

Allah bizi gafletten uyarsın. Sevdiği kul eylesin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.

Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.

Bir Sonraki

26.10.1996 -

Kabir

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA