İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

28.07.1996 - Şeytan

28.07.1996 - Şeytan
Hadisler Deryası

28.07.1996 - Şeytan

13.03.2021
22 dk 6 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ  âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İnne’ş-şeytâne yühimmu bi’l-vâhid ve yühimmu bi’l-isneyn fe-izâ kânû selâseten lem yehim bi-him.

Sadaka Rasulullâh fî-mâ-kâl ev kemâ kâl.

Aziz ve mübarek ve muhterem kardeşlerim;

Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizden razı olsun. Dünya ve âhiretin her türlü hayırlarına, muradlarınıza, dileklerinize nâil eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Ümmet-i Muhammed kardeşlerimize de, umumî olarak, rahmeylesin. Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlularımıza eda nasip eylesin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinin mübarek hadîs-i şerîflerini okuyacağız. Allah nasip ettiği kadar, izah edeceğiz.

Râmûzü’l-Ehâdîs kitabımızın 103. Sayfasının birinci hadîs-i şerîfi

Râvîler birinci hadîs-i şerîfi Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlar ki;

İnne’ş-şeytâne yühimmu bi’l-vâhid. “Şeytan bir kişiyi gördü mü karşısında tek bir insan, ona kasteder.” Ona bir gözü keser. Ona bir saldırmak ister. Bir kişi çünkü. Tek kişi gördü mü ona bir heveslenir, kasteder. Saldıracak, zarar verecek. Gözü keser. ve yehimmu bi’l-isneyn. “İki kişiye de gözü keser. O iki kişiye de kastetmek ister. “Bu iki kişi, bunlar çok değil. Ben bunların hakkından gelirim, bunları aldatırım, kandırırım, zarara sokarım.” diye iki kişiye de kasteder. Fe-izâ kânû selâseten. “Ama topluluk ikiden fazla olursa, üç kişi oldu mu” Lem yühim bi-him. Artık o üç kişiye gözü kesmez, onlara saldırmaz, onlara kastedemez.

Bu neyi gösteriyor?

Müslümanların cemaat halinde olmasının faidesini gösteriyor. Yalnız oldu mu şeytanın hücumuna mâruz, tehlike altında, topun ucunda. Ama üç kişi olabildiler mi bir araya geldiler mi bu tehlike kalkıyor, şeytan o zaman korkuyor. Üç müslüman bir araya geldi mi o cemaate saldırmaya cesaret edemiyor. Demek ki en aşağı grup olarak üç kişi olmak lazım. Mümkün olduğu kadar kalabalık olmak iyidir. Tek durmamaya çalışmak lazım. İki kişi durmamaya çalışmak lazım. Mümkünse en aşağı üç kişilik bir grup olması lazım.

Müslümanların kuvvetli olması lazım.

Müslümanların tanışma yeri neresidir? En kolayı nedir? Ben bir mahalleye gittim, orada Müslüman arıyorum. Ne yapacağım? Camiye gidersin. Bir vakit namazını camide kılarsın, etrafına bakınırsın, “Esselâmü ‘aleyküm ve rahmetullah” dersin. İmam efendiyle tanışırsın. “Hocam, benim şöyle arzum var, niyetim var, bu mahalleye yerleşmek istiyorum.” dersin; imam efendi sana yardımcı olur, müezzin efendi yardımcı olur, cemaatten birileri yardımcı olur.

Seyahat ettiğimiz sırada bir namaz vakit gelince diyoruz ki; “Şurada bir minare görülüyor. Hadi gidelim.” Gidiyoruz, namaz kılmaya. Orada bize “Hoşgeldiniz. Buyrun çay içelim, yemek yiyelim. Bizim eve buyrun” diyorlar. Sen beni tanımıyorsun ki! Olsun. Camiye gelmiş ya, seviyor. Ben ona itimat ediyorum, o bana itimat ediyor. “Acaba bu hırsız mı, arsız mı, yüzsüz mü, bana zararı dokunur mu” demiyor. Camide bir görünce; bakıyor sakallı, bakıyor namaza gelmiş. Diyor ki; “Buyrun bizim eve gidelim.”“Ben seni tanımıyorum.” “Olsun, tanışırız. Muhabbet olur. Böyle başlar bu tanışma.” diyor. Hiçbir şey olmazsa insanlar camide buluşurlar. Yeni bir semte gittiniz, taşındınız.

Ne yapacaksınız?

Camisine gidersiniz. “Selamün aleyküm. Ben bu semte yeni taşındım, filanca sokaktayım, filanca apartmanın üçüncü katındayım.” Tamam. “Başka kimler var burada? Bize buyrun. Biz size gelelim. Siz bize gelin.” Bir muhabbet olur, tanışıklık olur.

Müslümanlar cemaat halinde yaşayacak. Cemaat rahmettir, sevaptır, bereketlidir, faydalıdır; ayrılık gayrılık fenadır, zararlıdır. Bu çok kesin. Çok kesin bir hakikat bu. Onun için her yerde topluluk olmaya çalışacağız.

Namazı insan yalnız kıldığı zaman bir sevap kazanıyor. Cemaatle kıldığı zaman, mahalle caminde kılarsa 27 kat sevap kazanıyor; Cuma namazı kılınan camide namaz kılarsa 50 kat sevap kazanıyor. Dağın başında namaz kılacağı zaman kendi başına namaz kılarsa bir sevap kazanıyor, ezan okuyup kamet getirir de namaz kılarsa – artık melekler mi geliyor, görünmeyen varlıklar, neler varsa, kurtlar, kuşlar, ağaçlar, taşlar, topraklar – o zaman sevabı 50 misli oluyor. Ne yapacak? Çıkacak bir kayanın üstüne, ezan okuyacak. Belki kimse yoktur ama olsun, okuyacak. Allah’ın görünmeyen varlıkları da vardır. Evliyâsı vardır, ricâlü’l-gayb vardır, melekler vardır, daha nice nice şeyler vardır. Ezanı okuyacak. Allahu ekber diyecek. Eşhedü enlâ ilâhe illallah diyecek. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah diyecek. Onun bereketi oluyor. Ve yalnız durmayacak.

“Burada üç kişiye şeytan saldıramaz.” dedi.  Başka hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz; “Beş aile bir yerde toplandı mı onların topluca namaz kılması, ezan okuması lazım, kamet getirmesi, cemaatle namaz kılması lazım. Aksi takdirde şeytan oraya hakim olur, orayı hükmü altına alır, istila eder.” diye bildiriyor. Demek ki beş kişi oldu mu namazı beraber kılacaklar, üç kişiden de aşağı düşmeyecekler.

“Seyahate gidiyoruz.” “Eh, hadi bakalım. Beraber gidelim.” Bizim eski, yaşlı ihvandan kimseler vardı. Hoşuma gider. Bir yere gidecek. Kendisine bir iki arkadaş bulur. “Ben Edirne’ye gidiyorum gelir misin? Hadi sen de gel. Şöyle bir beraber seyahat edelim.” Yalnız gitmez, arabasına binerler, beraber giderler.

Neden?

Üç kişi oldu mu bereket oluyor. Şeytan gayret edemiyor, saldıramıyor. Buna dikkat edin.

Bu olmazsa şeytanın saldırmayı gözlediği, gözüne kestirdiği, kastetmek istediği hedefler oluyorsunuz. Onun için Peygamber Efendimiz topluluğu tavsiye ediyor. Dinimiz böyle emrediyor.

Topluluğa gayret edin. Toplu olmaya gayret edin. Ne kadar çok toplu olursanız o kadar iyi olur. Ne kadar kalabalıkla namazı kılarsanız namazınızın sevabı o kadar çok olur. “Hocam ben bir camide namaz kıldım, yedi kişiyle kıldık.” Tamam. Cemaat namazı kıldınız, sevabınız var. Ama öteki arkadaş da diyor ki; “Yok ben de İstasyon Camii’ndeydim, en aşağı 250 kişiydik, namazı 250 kişiyle kıldım. Tamam. 250 kişiyle kılınan namaz, 7 kişiyle kılınan namazdan daha sevaplıdır. Kalabalık... Kalabalığın faydası var. Çoğaldıkça daha iyi.

Ama tabii kimler bir araya gelecek? Kimlerle bir araya geleceksiniz?

Takva ehli kimselerle bir araya geleceksiniz. Dindar kimselerle bir araya geleceksiniz. Mütedeyyin, ihlaslı, Allah’ın yolunda yürümeye çalışan, oturduğun, kalktığın, konuştuğun zaman sana faydası olacak, sana dinini hatırlatacak, ibadeti hatırlatacak, ibadeti yapmaya yardımcı olacak kimselerle ahbap olmak lazım.

Kötü bir insanla ahbap olsa insan onun zararı da olur.

İnsan arkadaşlık ederken, arkadaşını seçerken iyi insan seçmezse sonra kendisi çok zarara uğrayabilir, çok pişman olur. Dünyada da, âhirette de çok zararını görebilir. Zaten öyle kötü huylu arkadaşlar sonunda insana vefa da göstermezler.

El-ehillahu yevme izin ba‘duhum li-ba‘din adüvvün ile’l-müttakîn.

“Ancak müttakiler birbirleriyle arkadaşlıklarını sağlam devam ettirirler. Âhirette de birbirlerini ararlar.” “Benim bir kardeşim vardı hâli ne oldu?” diye orada da sorarlar. Âhiretteki ahbaplıklar hepsi yok olur gider de ancak müttakilerin ahbaplıkları devam eder. Onun için müttaki insanlardan, takvâ ehli insanlardan, mübarek insanlardan tanıdıklar edinip onlarla birlik ve beraberlik kurmak lazım. Mahalle kurmak lazım, kooperatif kurun, inşaatları beraber yapın...

İkinci hadîs-i şerîf.

İnne’s-sahrate’l-‘azîmete le-tulkâ min-şefiri cehenneme fe-tehvî fîha seb‘îne ‘âmen vema tüfdî ilâ karâriha.

Bu ikinci hadîs-i şerîfi Tirmizî rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz; “Büyük muazzam taş, kaya. Muazzam bir kaya. Cehennemin uçurumunun kenarından atılır. 70 yıl aşağı doğru gider, kaya. Aşağı doğru gidiyor. Bir saniye, iki saniye geçti, bir dakika, bir saat, bir gün geçti, bir ay geçti, bir yıl geçti, gidiyor. Kaya hala aşağı gidiyor. Kaya 70 yıl aşağı doğru gider, daha dibini bulamaz.” buyurmuş.

Bu neyi gösteriyor?

Cehennemin korkunçluğunu gösteriyor. Uçurumunlarının derinliğini gösteriyor. İnsana azabının ne kadar çok olacağını hissettiriyor. “Vay” dedirtiyor, “Eyvah” dedirtiyor, “Aman” dedirtiyor, “Ben bu cehenneme düşmeyeyim.” dedirtiyor.

Mahşer günü kullar Allah’ın divanında haşrolacaklar, toplanacaklar. Mahkeme-i kübrâ kurulacak. Kullar hesaba çağrılacak şahitler konuşacak. Kimler kimler, ne şahitlik ediyor? İnsanın âzâları, gözü, kulağı, etrafındaki eşyalar, ağaçlar, taşlar, duvarlar, yer gök, melekler nasıl şahitlik ediyor. Mahkeme-i kübrâ olacak. Cehennemlikler cehenneme sürüklenip atılacak; cennetlikler sıratı geçip cennete varacaklar. Tamam. Öyle bir şey ki zerre kadar hayır işleyen bu işlediği hayrın âhirette hesaba girdiğini görecek. Zerre kadar şer işleyen bu işlediği şerrin âhirette cezasını çekecek.

İnsanın bunların hepsini böyle düşünerek, aklını başına toplayıp cehenneme düşmemek için ne yapması gerektiğini hesaba katması lazım. Cenneti elden kaçırmamak için her türlü tedbiri burada alması lazım. Cennet var, elden kaçırılmaz. Kaçırılır mı? O fırsatlar, o nimetler, o devletler, o saadetler, o güzellikler kaçırılır mı? Kaçırılmaz.

Bir de cehennem var. İşte o mahşer gününde Allahu Teâlâ hazretleri cehennemlikleri cehenneme “atılsın” diyecek, atılacak; “atılsın” diyecek, atılacak; “atılsın” diyecek, atılacak… atılacak.Cihan Cihan yaratıldığı zamandan sonuna kadar nice nice insanlar geçti. Cehennemlikler atılacak. Kur’ân-ı Kerîm’de “Allahu Teâlâ hazretleri buyuracak ki” diyor.

Yevme nekûlu li-cehenneme hel ‘imtele’ti?

“Doldun mu ya cehennem, doldun mu? Tamam mı içerisi, izdiham var mı? Doldun mu?” diye soracak. hel ‘imtele’ti? Doldun mu, için tamam mı?

Ve tekûlu hel min-mezîd?

Cehennem de diyecek ki; “Daha var mı Yâ Rabbi? Varsa gönder.” Hepsini alacağı anlaşılıyor. Bir taş yuvarlanıyor da, 70 yıl aşağı doğru gidiyor da, hala dibini bulmuyor bir uçurumda. Hepsini alacağı anlaşılıyor.

Onun için Allahu Teâlâ hazretlerine sığınırız. Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi cehennemden korusun, cehenneme düşmekten korusun, cehennemden âzat etsin, cehenneme atmasın, ateşlere yakmasın. Cennetine dahil eylesin, rahmetine erdirsin, rızasına uygun yaşamayı nasip eylesin, âhiretin o tehlikelerinden uzak eylesin, dünyanın, âhiretin her türlü tehlikelerinden uzak eylesin.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bizi şu dünya hayatının olayları, insanları, görüntüleri, keyifleri, zevkleri aldatıyor, oyalıyor. Hadiseler oyalıyor. Küçük gayeler oyalıyor. “Dur çocuğumu evlendireceğim de, bilmem o bitsin de, ondan sonra da bilmem ne de.” vesaire... İş oyalıyor, eş oyalıyor. Hanımdı, şunuydu, bunuydu... Asıl gerçekleri göremiyoruz, asıl almamız gereken tedbirleri alamıyoruz, asıl yapmamız gereken işleri yapamıyoruz. İşin gerçeği bu. Onun için denilmiş ki E’n-nâsu niyâmun. “İnsanlar uyuyorlar, uykudalar.”

Yok hocam, konuşuyorlar, gözleri açık, geziyorlar. Olsun. Gerçekleri göremiyorsa uyuyor derler ona. Dersin ki sen birisine. Sen uyuyorsun senin haberin yok, senin tezgahtarın senin mallarını çalıyor, senin kasiyerin, kasadarın paraları aşırıyor, uyuyorsun sen. Uyumuyor adam ama farkında değilsin demek. Farkında olmuyoruz.

Cennetin kıymetini bilemiyoruz. Cennetin kıymetine uygun şekilde, onu kazanmak için aşk ile çalışmıyoruz. İnsanların genel yapısı böyle. Cehennemin tehlikesini anlayamıyor. Cehennemden de bütün imkanlarıyla, çok böyle titiz bir şekilde kaçınmıyor.

Has Müslümanlık nasıl? Nefsine de hoş gelmese, başkaları tarafına da hoş gelmese, ayıplansa da sevaplı işi yapacak; nefsine tatlı gelse de günahlı işi yapmayacak. Var mısın?

Yunus Emre’nin şiirlerini hatırlayalım. Öteki şairlerin yazdıkları şiirleri hatırlayalım.

Bu bir rıza lokmasıdır.

Yiyemezsin demedim mi?

Demedim mi, demedim mi?

Gönül sana söylemedim mi?

Hatırlamıyor musunuz böyle ilahiyi. “Yapamazsın bu işi!” Neden yapamaz? “Keyfinden fedakârlık edeceksin, yapamazsın. Yapamazsın bu işi.” Neden? Zahmetli, meşakkatli işleri yapmaya kendin kalkacaksın.

“Ben bu sabah çok zor kalktım.”

Neden?

Gece kandildi. Geç vakte kadar program vardı. Sabah namazına kalkılmadı. Bir insan sabah namazına kalkamamışsa...Kalktık da biraz zorlandık. Çok zor. Uykusu varken insanın kalkması zor. Bir insan sabah namazına kalkamayacağına keşke gece yatsıyı kılıp yatsaydı daha iyiydi. Uzun programa katılmasaydı keşke. Uykusunu alsaydı ama sabah namazını kaçırmasaydı. Zor oluyor. Uykuyu terk etmek zor oluyor. Az uyumuşken, geç yatmışken, iki buçukta, üçte yatmışken kalkmak zor oluyor. Yapacak ne yapalım...

“Evladım” derlermiş birisi gelip de; “Efendim beni de mürid olarak kabul eder misiniz? “Evladım bizim yolumuz biraz zorcadır. Demirden leblebi çiğnemek gibidir. Sen namazını kıl, ibadetlerini yap. Bizim yolumuzu yapamazsın.” derlermiş. İhtar ederlermiş önünden.

Neden?

Zor şey buyuracak. Hadi bakalım halka hizmet et. Hadi bakalım şunu yap, bunu yap. Hadi bakalım sırığa ciğerleri tak, ciğer sat bakalım. Bursa’nın baş kadısı Aziz Mahmud-u Hüdâyî şeyhine, Üftâde hazretlerine gidiyor; “Evladım zordur, yapamazsın. Sen kadılığa devam et. Bak konağın var, maaşın var, adamların var, itibarin var, ilmin var. Herkes sana Bursa şehrinin baş kadısı diye el pençe divan duruyor. Yapamazsın bu işi.” “Yapacağım Efendim.” “Tamam. O hâlde yapacaksan biraz Bursa sokaklarında ciğer sat bakalım.” Ciğer sat.

O zaman ciğer nasıl satılıyor? Mahalle arasında satılıyor. Eskiden yoğurtçular, her şey, sebzeciler filan dolaşırdı. Şimdi belediyeler mi yasakladı ne oldu duymuyoruz. Her şey... Seyyar satıcı derdik onlara. “Yoğurt!” diye bağırırdı; çağırırdın, yarım kilo yoğurt alırdın. “Süt!” diye bağırırdı, süt alırdın. Ciğerci geçerdi bağırırdı, sebzeci geçerdi bağırırdı, tatlıcı geçerdi bağırırdı.

Ciğer satacak. Ciğerleri çivilere takacak. Sırığı sırtına alacak. Bu tarafta beş tane ciğer sallanıyor, ucundan kan damlıyor; arka tarafta beş tane ciğer sallanıyor, ucundan kan damlıyor. Gözümün önüne öyle geliyor. Kediler, bize de bir şey düşer mi diye, miyav diye arkasından geliyorlar. Kadın çıkacak veya çocuk çıkacak: “Ciğerci amca bize yarım okka ciğer ver.” diyecek. “Peki” diyecek. “Ama zarını ayıklayıver.” diyecek. “Peki.” diyecek. Eline alacak. Vıcık vıcık elleri kan olacak. Ciğerin zarını soyacak, verecek filan. Yarım akçe, beş akçe, üç akçe para alacak.

Bundan çok daha fazla para alıyordu bu. Bursa kadısıydı. Niye yapsın bu işi? Zor! Utanır insan. Ben size söylesem şimdi: Hadi bakalım, falanca yerde seyyar satıcılık yapın. Zorlanır insan. Veya daha başka, böyle zorlanacak şey söyleyebilir. “Hadi yüz numaraları temizle!” Onu da demiş. O işi başarınca “Yüz numaraları temizle.” de demiş. Bak şu şeyhin işine! Onu da yapmış.

Bunları neden yaptırtıyor?

İnsan nefsini yenmeyi öğrenecek. Aklın, mantığın, dinin, imanın, irfanın emrettiği şey neyse onu da yapabilecek. İradesi de kuvvetli olacak. Nefsini yenebilecek. O zaman sağlam insan oluyor. O zaman namazında, niyazında, hakkı gözeten, hayırlı işi yapan insan oluyor. Dervişlik bu. Bunun için de uyanık olmamız lazım, dikkat etmemiz lazım. Tatlı da gelse bir şeyin tatlılığına takılmamak lazım, günahsa yapmayacağız. Acı da gelse bir şeyin acılığından yılmamamız lazım, sevapsa yapacağız. Bunu iyice yerleştirmemiz gerekiyor.

Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.

Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA