30.06.1996 - Şeytan, Takvim

30.06.1996 - Şeytan, Takvim
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnneş şemse tatluu muakanniş şeytan feiza talaha feiza talaakkareneha feiza tefeat farekaha sümmes sevet kareneha feiza zalet farekaha veiza tetellet bilgurubi kareneha feiza garabet farekaha fela tusallu hazihil evgahis selas
Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
Okuduğumuz hadîs-i şerîfler Ramuzul E-hadisin 101.sayfasındadır. 4. hadîs-i şerîfin Arapça metnini mübarek metnini okuduk.
Hadîs-i şerîfi Ahmet İbni Hambel, İbni Mace ve daha başka kaynaklar rivayet etmişler. Meali şöyle; “İnneş şemse” hiç şüphe yok ki güneş “tatluu muakanniş şeytan” şeytanın boynuzu ile beraber doğar şeytan veyahut şeytan ile beraber doğar. Şeytanın yakınlığı ile beraber doğar. “Feiza falaat” güneş doğduğu zaman, “kareneha” ona yaklaşır, onunla beraber olur. “Feizettefeat” doğuş yerinden yükseldiği zaman, “farekaha” şeytan ondan, güneşten ayrılır. “Sümmes sevet” öğleyin -vakti istiva- derler. Yani günün tam orta yeri, iki tarafı müsavi olduğu zamana, vakti istiva diyorlar. Saati istiva, o istiva zamanına, yani öğlenden önceki zamana geldiği zaman, “kareneha” şeytan tekrar güneşe yaklaşır. “Feizazalet” artık tam o orta yerden, biraz daha kaydımı, batıya doğru, yani yarıyı biraz geçtimi “farekaha” gene şeytan ondan ayrılır. “Feiza tedelletbil gurup” batmak üzere, aşağı ufka doğru sarktı mı, “kareneha” tekrar ona mukarin olur, yakın olur, yakınlaşır, “feizadarabet” battığı zaman, “farekaha” gene ayrılır. Demek ki, üç vakitte, şeytan güneşe yaklaşıyor, güneşle beraber oluyor. Doğarken, ta tepedeyken, batarken.
“Fela tusallu hazihil evgahis selas” bu üç zamanda, namaz kılmayın. Bu üç vakitte namaz kılmayın, diyor, Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz. Fıkıh kitaplarına, böylece Peygamber Efendimizin bu vakitlerde namaz kılmayın dediği zamanlar, evkat-ı mekruhe, yani namazın kılınmadığı, efendim, kerahet vakitleri diye geçmiştir.
Diyelim ki, bir insan uyuya kaldı da veya bayıldı, hastalandı da, güneşin doğması sırasına kadar, namazı kılamadı, sabah namazını. Hani ezanlar okundu filan, ama fecir attığı sabahın vakti girdi, ama kılamadı. Tam güneş doğarken, kılacak durumu oldu. Hani bin bir çeşit hal olabilir, uyuya kalmış olur, hasta olur, baygın olur, bayılmış olur, tam o sırada ayılır. Ay namazım geçiyor, kalkayım, kılayım filan dediği zaman, o vakitte kılar mı? Kılamaz neden? Mekruh vakittir. Güneş doğacak, biraz vakit geçecek. Ne kadar vakit geçecek? Yirmi beş - otuz dakika kadar, bir vaktin geçmesi gerekiyor. Efendim, o zaman, kerahet vakti çıkıyor.
Bir de güneş tam öğle vakti, yukarıya tepeye dikildiği zaman, gene kerahet vaktidir. O vakitte de, namaz kılamaz insan. Hani abdest alayım da, duha namazımı kılayım. Kılsaydın, ama daha önceden kılsaydın, şimdi duha namazının artık kılınmayacağı zaman geldi. Vakti istiva oldu, bu vakitte Peygamber Efendimiz, namaz kılmayın dedi, kılınmaz.
Akşam güneş batarken gene, efendim, nafile namaz kılınmaz. Ama ikindiyi kılmamışsa, farzı kılmamışsa, kılınır. İkindiyi kılmışta, onun arkasından bir namaz kılayım filan, kılınmaz. O vakitte kılınmaz. Bu üç vakte, kerahet vakitleri denilir. Namazın kılınmadığı vakitler. Bunları Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz böyle buyuruyor.
Güneş, şeytanın yaklaşmış olduğu bir şekilde doğar, doğarken. Doğdu mu, şeytan onunla yakın olur, bitişir. Yukarıda bitişir, batarken bitişir, diyor. Tabi şeytan nasıl bir mahlûktur? Efendim, şekli nasıldır? Güneşle nasıl beraber olur? Bu bir esrarengiz iş.
Nasıl bir şey? Bilmiyoruz ki, biz bu âlemin esrarengiz birçok tarafı var. Bu dünyanın, bu kâinatın, evrenin, efendim, olayların bilmediğimiz tarafları var. İnsanın ruhu var, insanın içinde şeytan var, dışında şeytan var. Şeytan, insanın damarları içinde dolaşabiliyor, kanın dolaştığı gibi. Aklına giriyor, vesvese veriyor. Böyle bir efendim, mahlûk öğreneceğiz. Bu üç vakitte namaz kılınmaz, kılınmaması gerekiyor, bunu görmüş olduk, bu hadîs-i şerîfle.
5. hadîs-i şerîf sayfanın.
“İnne şehre tekünü tizaten veişrineyevme”
Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz buyurmuş ki; kamerî ay, kamerî ay, efendim, 29 gün olur diyor. Şimdi biliyorsunuz, bizim ay dediğimiz, bir zaman birimi var. Yıl, on iki aydır, diyoruz. Ay, iki çeşittir. Bir, şemsî takvime göre, güneşe göre ay. İşte bunların şimdiki isimleri, Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık diye gidiyor. Bundan evvel başka isimleri vardı. Efendim, teşrîn-i evvel, teşrîn-i sânî, kânûn-ı evvel, kânûn-ı sânî filan gibi isimler vardı. Onlar biraz değişikliğe uğramış. Bunlara şemsî aylar denir, yani güneşle ilgili aylar. Bunlar gayri muntazam. Şubat 28 oluyor, Mart 31 oluyor, Nisan 30 oluyor, Mayıs 31 oluyor. Haziran oluyor, 30 oluyor. Temmuz 31 oluyor, Ağustos‘da 31 oluyor. Peş peşe giderken, değişerek, orda da değişmiyor. 28 oluyor, 4 yılda birde, 29 oluyor Şubat. Çok gayri muntazamlıklar var, yani şeyle şemsî aylarda. Eh artık bunların cetvelleri yapılmış, bizi bu gayrı muntazamlıklar, değişiklikler ilgilendirmiyor, takvimi alıyoruz, bakıyoruz. Bu gün ayın kaçı ve saire işimizi öyle hallediyoruz. Ama insanlar bu ayları tespitte, eskiten beri, çok usuller ortaya koymuşlar, çeşitli takvimler ortaya çıkarmışlar. Biz şimdi şemsî takvimi kullanıyoruz. Amma Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz ve bizim şemsî takvimi kullanmaya başladığımız yakın zamana kadar, bütün Müslüman ecdadımız ve İslâm âleminin çok geniş bir bölümü, hep kamerî takvim diye, bir takvim kullanır. Bunun esası da, aydır. Kamerdir.
Kamerî takvimin bir ayı, nasıl tamam olur? Güneşin battığı tarafa bak, evinden. Eline kâğıdı kalemi al, bak. Bugün bir şey gördün mü? Görmedim. Yarın gördün mü, görmedim. Bir gün orda, incecik hilali göreceksin, güneş battığı zaman. Hah, hilali ilk gördüğü zaman, güneşin battığı yerde, o gün ayın biridir, bir. Yeni bir kamerî ay başladı. O gittikçe büyür. Ertesi gün baktığın zaman, ince olmaz, biraz daha kalın olur. Daha ertesi gün, bir misli daha kalın olur, yani ilkinin bir misli daha kalın olur. Daha ertesi gün, ilki kadar daha eklenir, daha kalın olur. Yedi günde, yarım olur. Yarım daire olur. Yani bir daireyi kessen, nasıl olur yarım? Şeyi ekmeği, ikiye kesiyorsun, yarım ekmek gibi olur. On dört günde, on dört buçuk günde, ne olur yedi yedi on dört, birazda küsuratı var, o zamanda dolunay olur. Yusyuvarlak tam olur. Üç haftada, gene yarım olur ama bu tarafta olur bu sefer yarım. İlk yarım sağdadır, öteki yarım soldadır. Ondan sonrada, gene incelir, incelir, kaybolur. İnceldiği zamanlar, sabah görünmeye başlar. Sabah namazına giden insan, hava berraksa, bakarsa, aa hilal, bak kalınca havada görüyorum. Ertesi gün biraz daha ince, ertesi gün biraz daha ince, nihayet bir gün görünmez. İşte o görünmediği günün, ertesi günü filan, artık güneşin battığı yere gelip bakarsan, akşamüstü bakarsan, sabahleyin görünmez olduğu zaman, o zaman hilal o günlerde görünecek, gözle görürsün. Kamerî takvimin esası, hilali güneşin battığı yerde görmektir. İlk gördüğü zaman, ertesi gün ayın biridir, bir daha gördüğü zaman, o ay bitmiştir, öbür ayın biridir.
Gelelim astronomi ilmi heyet hesaplarına. İlmi heyet hesaplarına göre, dünyanın etrafında ay, dönüyor, ondan oluyor, bu hilal durumu. Ayın evreleri dediğimiz hilal, yarım ay, dolunay, yarımay, tekrar hilal, tekrar kaybolma, tekrar görülme, buna ayın evreleri deniliyor. Devreleri diyebilirsiniz, evre diyebilirsiniz. Çünkü, adım adım değişiyor, kalınlaşıyor filan. Doğduğu zamanda değişiyor. Battığı zamanda değişiyor. Bunların hesapları var, cetvelleri var. Ayın evreleri, neden oluyor? Hesaplar var, cetvelleri var. Ayın evreleri neden oluyor? Ay dünyanın etrafında, dönüyor da, orda olduğu zaman, ince görünüyor. Böyle geldiği zaman, yarım görünüyor, böyle geldiği zaman, güneş burada olduğundan, tam aydınlık tarafını görüyorsun, tam görünüyor. Bu tarafa geldiği zaman gene yarım görüyor, bu tarafa doğru geldiği zaman, gene hilal görünüyor, tam buraya geldiği zamanda, sen baktığın zaman, hiçbir şey göremiyorsun, çünkü karanlık tarafa bakıyorsun. İşin aslı bu. İlmi heyet, astronomi, gök bilimi bakımından da, durum bu. Ne kadarda döner ay, dünyanın etrafında? Yirmi dokuz gün, küsuratı var. On iki saat, bilmem kaç dakika ve bilmem kaç saniyede dönüşünü tamamlar ama otuz olmaz, yirmi dokuz gün.
İşte burada da Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz buyuruyor ki; “İnne şehre tekünü tizaten veişrineyevme” bir kamerî ay, yirmi dokuz gün olur.
Onun arkasında bir hadîs-i şerîf daha var, Taberaniden rivayet edilmiş.
“İnne şehrel layukemmilu felesine leyle” kamerî ay, otuz güne tamamlanmaz. Eksiktir, yani yirmi dokuz gün küsurdur. Tabi Peygamber Efendimiz gök bilimci değil ama Peygamber Efendimiz Allah’ın peygamberi. Allah ona her şeyi, efendim, inceden inceye bildiriyor. Efendim, o da bize bildirmiş, birçok hususlarda. Nice bilmediğimiz şeyleri, o ümmî peygamberden öğreniyoruz. Ümmî, yani birisi hoca olup ta, ona bir şey öğretmemiş, dünyadan bir insan buna hocalık etmemiş, eline kalem aldırıp, yazı yazdırtmamış, oku bakalım diye, yetiştirmemiş ama “eddebeni rabbi veahsene teyyibe” Allah yetiştirmiş, Allah öğretmiş, her şeyi biliyor. Eski ümmetlerin, ihtilaflı meselelerini biliyor. Yahudiler soru soruyorlar, Yahudilerin sorularının, cevaplarını söylüyor. Tamam, doğru. Tabi doğru, hak peygamber de, ondan doğru. Onlar imtihan için soruyorlar, bakalım hakiki peygamber mi, yoksa iddiacı birisi mi diye? E doğrusunu söylüyor. Neden? Allah bildiriyor, Allah celle celalühü, hak peygamber olduğundan, her şeyi bildiriyor. Onun için, o zamandan, o asırdan, buyurmuş ki; “ay yirmi dokuz gündür, otuza tamamlanmaz” tamam. Cümle cihan halkı artık biliyor ki, ay otuz gün olmaz.
Niye bunu söylemiş Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz? Bir ayetin iniş sebebine, sebeb-i nüzul derler. Ayet neden nazil oldu? Falanca adam şöyle yaptı da, onun üzerine, Peygamber Efendimize ayet indi. Şu şöyle oldu da, ayet indi diyoruz. Buna sebebi nüzulü ayet derler, ayetin iniş sebebi. Bir sebeple, bir olay olmuştur da, onun için ayet inmiştir. Hadîs-i şerîfleri de Peygamber Efendimiz söylerken, bir sebep olmuştur da, bir olay sebep olmuştur, ondan dolayı, o söz söylenmiştir. Ona da sebeb-i vuridi hadis derler. Hadisin varid olmasının sebebi. Hadisin söylenmesine sebep olan olay. Bu olay ne? Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz, hanımlarının yanına bir ay gelmeyeceğim, demiş. O bir ay, 29 gün olduğunu, onun için böyle beyan ediyor. Biz de tabi, bunu bilmemiz lazım. Biz de bu konuyu bilmeliyiz. Neden? Dini ibadetlerimiz, kamerî ayların başlangıçlarıyla ilgilidir. Ramazan geldi mi, gelmedi mi? Acaba Ramazan hilali göründü mü, görünmedi mi? Acaba bayram yarın olacak mı, yoksa Ramazanı otuz gün mü tutacağız? Efendim, bunlar hep Ramazan’da önemli. ‘Kurban’da önemli. Kurban ayının hangi gün girdiğini bileceğiz. Zilhiccenin 8’inde Mina’ya gideceğiz, 9’unda Arafat’a çıkacağız, Arafat’ta vakfeyi yapacağız da, hac olacak. Gün çok önemli. Onun için, şeylere dikkat ederiz, ayın durumlarına, evrelerine, değişik şekillerine, biz çok dikkat ederiz.
Tabi, yemin etmiştir, efendim, bilmem kefaret orucu vardır, iki ay “şehdeyni mütedayni ayni tevbeten minallah” iki ay oruç tutması lazım. İki ay nedir? Bunların bilinmesi gerektiği için, bu ayın durumları, fıkıh alimlerini ilgilendirmiştir, yazmışlardır, bilirler. Eh biz de öğrenmeliyiz, biz de takip etmeliyiz. İbadetimizi muntazam yapmak için, hilali gözlememiz lazım. Yüksek tepelere çıkıp, böyle bakalım, Ramazan hilali geliyor mu, bayram hilali geliyor mu? Filan diye, bu işlerle ilgilenmemiz lazım. Bugün hangi aydayız? Bilmek lazım. Ayın kaçındayız? Bilmek lazım. Çünkü kamerî ayların ortasına, eyyamu bizz derler. Eyyâm-u bizz ne demek? Nurlu, ak pak günler demek. Neden nurlu oluyor? Geceleri, mehtaplı olduğu için. 13-14-15 ine, Eyyâm-u biz derler. Peygamber Efendimiz Eyyâm-u bizi hep oruçlu geçirmiş. Eyyâm-u bizz oldu mu, hep oruç tutmuş. E bilmemiz lazım. Bende, Peygamber Efendimizin tuttuğu güzel oruçları tutmak istiyorum. Resûlullah’ın adım adım izinden gitmek istiyorum. Tamam, Eyyâm-u bizz, E görüyorsunuz hep ilgili.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
30.06.1996 -
Yemek Adabı, Çocuk
30.06.1996 -
Çarşı Pazar, Namaz,
