30.06.1996 - Yemek Adabı, Çocuk Terbiyesi

30.06.1996 - Yemek Adabı, Çocuk Terbiyesi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnneşşeytane yahduru ehadeküm inde külli şeyin minşenihi hatta yehdurahu inde taanihi feize feiza sakatah minahadukum minlokmatu felyumid makane biha min ezem sümmel yekulha vela yedaha lişşeytani feiza seraga felyel ak esabiahu feinnehu layedrifi eyyiteamihi tekunubereketü
Cabir radiyallahu anhdan, İmam Müslimin ve diğer kaynakların rivayet ettiği bir Hadis-i Şerif. Bu da şeytanla ilgili.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki “inneşşeytane” hiç şüphesiz ki, muhakkak ki, şeytan “yahduru ehadeküm inde külli şeyin minşenihi” her işinde, sizin her işinizde, şeytan, sizin yanınıza gelir, hazır bulunur, orada biter yani. Her işinizde sizin yanınıza gelir. “Yahduru” hazır olmak demek. Hazır ol,ur gelir. Nerde olsanız, hangi işi yapsanız, yanınıza şeytan gelir, hemen hazır olur orda. “Hay Allah, sen nerden geldin gene buraya!” Görsen böyle dersin yani. Hemen gelir, oraya her işte “minşenihi” her işinde şeytan insanın yanına gelir. “Hatta yahdurahu inde tahanihi” yemek yerken bile gelir yanına. Sofraya oturdun, yemek yiyorsun, o zaman bile gelir. “Feiza sakatah minahadukum minlokma” sizden birinizin elinden lokma yere düşse, “felyumid makene biha minezem” lokmaya yapışmış şeyleri silkelesin, yani eza veren, uygun olmayan şeyleri, yapışmış olan şeyleri, izale etsin, temizlesin, ondan sonra “sümmel yekulha” yesin onu, yere düştü diye bırakmasın, yesin onu. “Vela yedaha lişşeytan” şeytana bırakmasın. Yemedi mi, bıraktı mı şeytanın lokması olur o. Şeytan yer, şeytan beslenir ondan. Şeytana bırakmasın o lokmayı. “Feiza serega” yemek yemesini bitirdiği zaman “felyelak vesabihu” parmaklarını yalasın.Elle yiyor ya, parmaklarını yalasın. “Feinnehu” çünkü “layedrifi eyyiteahamihi tekunu bereke” yemeğin bereketinin, yemeğin neresinde olduğunu bilemez ki, belki parmağında, parmağındaki kısmındadır. Yalasın da, berekete nail olsun. Onu silip, yemeyip, bereketten mahrum kalmasın diyor. Şimdi tabi Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimizin tavsiyesi, sofraya otururken tavsiyeleri var. Rahmetli annem Mecma-ül âdab okuturdu bize, Mecma-ül âdab ne demek? Her bir şeyin, nasıl yapılmasını gösteren, âdabı anlatan, âdab-ı muâşeret kitabı, dini âdab-ı muâşeret kitabı. Çok güzel. Allah razı olsun, Çarşamba müftüsü ,Osmanlılar zamanında ki bir mübarek müftü, böyle bir kitap yazmış Allah razı olsun.
Yemek nasıl yenilecek? Yemekten evvel elini yıkayacaksın, ne güzel tertemiz. Yıkadın, tertemiz tamam. En güzel temizlik malzemelerini Müslümanlar bulmuş. Avrupalılar sabunu filan bilmediği zamanlarda, Müslümanlar sabunu[kullanmışlar], sabun güzel bir şey. Şöyle bir şey yapıyorsun, köpürüyor, bütün kirleri simsiyah akıyor, elin tertemiz oluyor. Çok güzel bir malzeme yani. Tabi sonradan Müslümanlardan öğrenmişler, şimdi kullanıyorlar ama, ilk bulan tabi Müslümanlar. Temiz her şeyi temiz müslümanın. Şimdi elini yıkayacak, sofraya oturacak, besmeleyle başlayacak, efendim, tuz almakta, Efendimizin sünneti, lokmayı önünden yiyecek sofrada, başkasının eline bakmayacak. Ne kadar yedi bu, neresine aldı? Filan diye, böyle bakmayacak, önünden yiyecek, lokmayı çok çiğneyecek, böyle lup lup yutmayacak. Ölçülü alacak, karnı tam doymadan, yemekten kendini çekecek. Midesinin üçte biri yemek, üçte biri su, üçte biri boş kalacak, tıklım tıklım doldurmak yok. Tavsiye öyle değil, bitirdiği zaman, dua edecek. İşte elleri yağlanmışsa, yemek alırken, onları yalayacak. Yere bir şey düşerse, bu düştü diye, mütekebbirlik yapıp , onu almazlık etmeyecek, alacak. Öyle tavsiye ediyor, Peygamber Efendimiz, şeytana bırakmasın diye. Bitirdiği zaman, dua edecek, gafletle yemek yemeyecek. Bu yemeği verenin Allah-u Zülcelâl olduğunu, bu nimetleri kendisine onun gönderdiğini, bu kendisinin karşısındaki nimetlere sahip olmayan, dünyada nice nice insanlar olduğunu düşünecek, açları, yoksulları, fakirleri, kıtlık diyarlarını, Afrika’yı ve saireyi düşünecek, Allah’a hamd içinde şükür içinde, şuurlu, yemeğini yiyecek.
Bunlar çeşitli âdab, işte bunları öğrenmesi lazım, her Müslüman’ın çoluk çocuğuna da, öğretmesi lazım, küçükten öğretmesi lazım. Küçücükken çocuk öğrenmeli. Ağzında sakızı var, bu sakızı istiyorum diyor kıyameti kopartıyor, tepiniyor, kız başkasının ağzından, sakız alınır mı? İstiyor.Yani onu öyle başkasının elindeki, ağzındaki şeyi istemeyecek şekilde, terbiye etmek lazım, terbiye çok mühim. Anne terbiyesi. Terbiye anneden başlamıyor da, taa çok öncelerden başlıyor. Allah razı olsun, bizim Kemal Çakmaklı kardeşimiz var, Prof. diyor ki; “Terbiye sekiz bölümdür, çocuk ınga dediği zaman, doğupta ınga dediği zaman, sekizden beş bölümü geçmiş ola, bitmiştir” diyor. “Üçü kalmıştır” diyor. Önceden başlıyor, çocuğun terbiyesi. Ana karnından değil, anası ile babasının nikâhlanmasından başlıyor. Çok ince işler, yani kötü bir kadın alırsan, çocuğunu iyi terbiye eder mi? Eş seçiminden başlıyor, nikâhın sahih olmasından başlıyor, sonra annenin babanın helal kazanç kazanmasından, helal lokma yiyip, bebeği öyle beslemesinden, geçiyor ve saire ve saire. Sonra annesinin babasının annesinin alışkanlığını, çocuk annesinin karnındayken alırmış. Annesinin düzenli hayatı, ona müspet tesir edermiş, düzensiz hayatı huyunu bozarmış çocuğun. E bunların hepsi ispat edilmiş, ilmi şeyler, hakikatler. İnce işler, bunları öğretmek lazım, öğretmemiz lazım. Evde işimiz ne? Anne konuşmaz, baba konuşmaz, televizyondan başka bir şey yok mu ya evlerde? Gazeteden, televizyondan başka bir şey yok mu, eğlenceden başka? Çocuklar var ya. Allah rahmet eylesin, kabri nur olsun, ne kadar seviyorum, Yunus Emre’nin sözünü, diyor ki; “Dervişe ne güzel eğlencedir, seher vaktinde zikrullah”. E anne babaya ne güzel eğlencedir, çocuğunu terbiye etmek. Hep televizyon eğlencesi mi olacak? Hep gazete, mecmua mı okuması olacak işi yani annenin, babanın? Çocuğunu terbiye etsin, “gel evladım, otur bakayım karşıma, hadi benim cici yavrum, ah benim gül yanaklım, tatlım”. “Bak, hadi bakalım, sağ elini yap bakayım, sen böyle yaparsan, ben sana şunu alacağım bunu vereceğim, şuraya götüreceğim, buraya götüreceğim. Uslu durursan, şunu yapacağım, bunu yapacağım”. “Peki, babacığım, peki anneciğim”. Çocuk bir şeyler öğrenecek. Öğretmek işte sevap, ibadet. Çocuğunu İslâm’a göre terbiye etmek, çok güzel şey! E bunları yapmıyor, herkes televizyonun başında, çocuk geliyor bir şey söylüyor. “Şimdi git başımdan!”. Çocuk terbiye almıyor.Çocuk; sokakta öğle şeyler öğreniyor ki, on gün sokağa çıkarmazsın çocuğu, bir gün sokağa götürürsün, bir laf duyar, en garibine giden, en kötü lafı, hafızasında en iyi korur çocuk, pattadak söyler. Hiii kulaklarına kadar kızarırsın, “ya ben bu çocuğa bu lafı öğretmedim, sokaktan kapmış”, falancaya söylerken veyahut falanca filancayla konuşurken, ayıp bir sözü kapmış, pattadak söyler çocuk bilmez. Bilmeden söyler, onun için koruyacaksın. Kötü insanlarla düşüp kalkmasını engelleyeceksin, iyi insanlara dost edeceksin, kendin iyi insanlarla dost olacaksın.
Ben Ankara’da Profesörlüğümü yapacağım zaman, evimden kaçtım. İzimi kaybettirdim, polis bile bulamaz efendim, saklandım bir yere Profesörlüğümü öyle hazırlayabildim. Allah razı olsun, dostlarımız kıyamet gibi, gecem gündüzüm misafirlerle, yapamıyorum, başka bir mahalleye kaçtım, modern bir mahalleye, bizim mahallede moderndi ama bahçeliydi, burası apartman ve kaloriferli apartman dairesine kaçtım, perdeleri de kapattım. Perdeler kapalı, kapı kapalı, içerde Profesörlük çalışması yapıyorum. Dışarıdan çocukların sesleri geliyor, kulaklarıma inanamadım, yüzüm kızardı, küçücük çocukların oyunda söylendiklerinden, yüzüm kızardı muhterem kardeşlerim. Bak mahalleye, bak çocuklar neler öğreniyorlar, küçükken. Tevafukan, bir iki gün sonra, bizim Öz Elif sitesine gittim, Öz Elif sitesinde vaaz vereceğim, oraya gittim, bahçeli, şimdi orda vaaza gidiyorum , balkonda çocuklar oynuyorlar, o da kulağıma geldi. Çocuk ezan okuyarak oynuyor, “Allahu ekbey Allahu ekbey” o da öyle oynuyor. Öbür taraftaki söyleyemem. Kulaklarıma inanamadım yüzüm kıpkırmızı olmuştu, öbür tarafta çocukların oyunundan. Öteki mahallede. Demek ki, iyi muhitte olacak çocuklar, iyi kimselerle komşu olacaksın, iyi kimselerle çocuğun arkadaşlık edecek, birde terbiye edeceksin, çocuğu karşına alacaksın. “A benim canım evladım” diyeceksin, “Allah şunu seviyor, şöyle yap” diyeceksin. “Bunu böyle yaparsan, mükâfat vereceğim sana” diyeceksin ve vereceksin sözünde duracaksın, söz verip de tutmazsan, çocuk sana inanmaz. “Yalan söylüyorsun baba” der. “Yapmıyorsun” der, sözünü tutacaksın. Sözünü tutacaksın terbiye edeceksin.
Bir hadîs daha okuyalım bitirelim.
İnneşşeytane yuhibbul humrete veiyakum velhumreh vekülle sehvin zişühre
Bu hadîs-i şerîf 101.sayfanın 9.hadîs-i şerîfi oldu.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki, şeytan kırmızıyı sever, kırmızıdan kaçının, bir de şöhretli elbise giymekten sakının. Şöhretli elbise ne demek? Gösterişli, şatafatlı, böyle başkasına caka yapmak, fiyaka satmak için giyilen, böyle alımlı elbise demek. Mütevazı olacak efendim, böyle İslâm Müslüman elbisesi.
10. hadîs-i şerîfi de okuyuverelim.
İnneşşeytane ye’ti ehadüküm fisalatihi feyüllebis aleyhi hatta layedi kemsalla feiaza vecele zalike ehadüküm felyüccühseccedeyni vehüvecülisun kable enyüssellime sümme yüsellim
Tirmizi’nin rivayeti hasen ,sahih hadîs-i şerîf, Ebu Hureyre radiyallahu anhdan sayfanın son hadîs-i şerîfi.
Şeytan size, sizden birinize, namazında gelir. Namazında, namaz kılarken sizden biriniz, namazında şeytan gelir sizin yanınıza. “Feyülebbis aleyhi” ve onun kafasını karıştırır, “hatta layedrikemsalla” kaç rekât kıldığını bilmeyecek şekilde, kafasını karıştırır. Aklına işte bir şeyler getirir, usta ya, aldatır ve kaç rekât kıldığını karıştırır. “Feiaza vedede zalike ehadüküm” bu duruma sizden biriniz düşerse “felyescud secdeteyni vehüve calisun” son secde oturuşta, oturduktan sonra, “kable enyüsellime” iki secde yapsın, selam vermeden önce, sonra selam versin, diye buyuruyor Peygamber sav. Efendimiz. Secdeyi sehiv yapmayı tavsiye ediyor, namazın rekâtlarını karıştırdığı zaman. Tabi ne yapacak, bir insan; üç mü kıldı beş mi kıldı bilemedi, zanlı galibine göre, namazı tamamlayacak. Herhalde galiba dört kılmıştım. Tereddütlü ama o daha kuvvetli, tamam dört kıldığına kaniiyse, dört kılacak, üç olduğuna kaniiyse, bir rekât ekleyecek filan, tamamlayacak namazı, ondan sonra Sehiv secdesi yapacak. Burada diyor ki “felyescüd secdeteyni vehüvecülisun kable enyüssellime” selam vermeden önce, iki defa secde yapsın. Buna secde-i sehiv derler. Namazda, yanılma secdesi derler. Ne yapar insan? İmam, esselamu aleyküm der allahuekber allahuekber der, imamla cemaatle olmuşsa. Biz kendimiz olduğumuz zaman ne yaparız? Essalamu aleyküm verahmetullah Essalamu aleyküm verahmetullah allahuekber allahuekber yeniden tahiyyatı ve şeyleri okuruz, salât-u selamları. Secde-i sehvin, mezheplere göre şeyleri var, yapılış şekli, zamanı ve secde-i sehivde okunanlar hakkında, farklı görüşler var. Yani sehiv secdesi yapılmasını, Peygamber Efendimiz tavsiye buyurmuş, böyle bir durum olduğu zaman.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi, sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp, cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
04.05.1997 -
Akra, Alevilik, Vizyon,
30.06.1996 -
Şeytan, Takvim
