13.05.1997 - Aile içi İlişkiler, Evlilik

13.05.1997 - Aile içi İlişkiler, Evlilik
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Min ekmeli'l-mü'minîne imânen ahsenühüm hulükan ve eltafühüm bi-ehlihim.
Hz. Âişe anamız radıyallahu anhâ'dan rivayet edilmiş. Hâkim Müstedrek'inde rivayet etmiş.
"Mü'minlerin imanca en olgunları; huyca en güzel olanları ve ailelerine en latifeci en lütufkâr davrananlarıdır."
İmanın kâmil olması, olgun olması çok önemli; tam imanlı olmak çok önemli!
En olgun imanlı olanlar, imanca en kâmil olanlar kimlermiş? Huyları en güzel olanlarmış.
O halde ne yapacağız? Hepimiz huylarımıza bakacağız:
Ben nasıl bir insanım? Acaba ben nasıl bir insanım? Birilerine sorduralım:
"Al sen şu kadar parayı, seni sivil hafiye olarak görevlendiriyorum. Benim namıma insanlar arasında bir araştırma yap bakalım. Onlara göre ben nasıl bir insanım?"
Gidecek, soracak; "Bu adam nasıl?"
"Aman yâ Rabbi! Hiç sorma. Sinirlidir, barut gibidir, kızgındır, asabidir, vesairedir."
Veyahut diyecektir ki:
"Melek gibidir, çok tatlıdır, tadına doyum olmayan bir arkadaştır, bir tanedir, herkesin sevdiği bir insandır."
Bakalım ne diyecekler? Bir insanın huyunun güzel olması öteki insanlardan sorulur. Bakalım öteki insanlar onu nasıl görüyor?
Öteki mü'minler nasıl görüyor?
Asıl doğru düzgün insanlar bunun hakkında ne diyorlar bakalım:
"İyidir, Allah selamet versin, iyi arkadaştır, melek gibidir."
Mesela Adapazarı'nda birisi öldü. Hanımı demiş ki:
"Elli altmış yıl beraber yaşadık, bir defa bile birbirimizi incitmedik. Sabah benden önce kalkardı, suyu ısıtırdı. 'Hanım su sıcak, hadi soğukta üşüme, abdestini alıver, ben camiye gidiyorum, sen namazını kıl, belki kalkamazsın.' derdi."
Birbirlerini hiç incitmemişler. Ne güzel, huyların güzel olması çok önemli. Efendimiz bir de ne ekliyor?
Ve eltafühüm bi-ehlihim. "Ailesinin fertlerine karşı en lütufkâr, latifeci, yumuşak, tatlı davranmak." Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ailesi arasında özel hayatında latifeciymiş, öyle çatık kaşlı, somurtuk soğuk değilmiş, latifeciymiş.
Bunu unutmayalım. Biraz tatlı dilli, güleç yüzlü, latifeci olmaya dikkat edelim. Bir insanın,
"Falanca adamın hanımı bu mu?
Veyahut hanımından sorulur: "Bu Bey nasıl?"
Bizim aksakallı bir arkadaş var. "Çok iyi arkadaş" dedik, "çok halim selim" dedik, "çok iyiliksever" dedik. Hiç unutmuyorum hanımı dedi ki:
"Ah hocam, bir de onu bana sor!"
Vallahi üzüldüm. Dıştan bize karşı çok iyi. Hanımı diyor ki; "Bir de bana sor hocam, ne çektim ben, barut gibidir."
Onun için aile halkına lütufkâr, latifeci, tatlı, sevimli davranmak lazımdır; bu da önemli bir husus!
Çocuklara karşı da öyle... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in çocuklar hakkında bir tavsiyesi var. Ben ilk okuduğum zaman çok etkilenmiştim:
"Çocuklarınıza soylu insan muamelesi yapın." diyor.
Soylu insan ne demek?
Padişahın şehzadesi soylu insan, vezirin oğlu soylu insan.
Değer verin çocuğunuza. Azarlamayın. Böyle çocuk sakin olur, gerilimsiz olur. Azarlanan çocuk haşarı olur, dövüldükçe daha haşarı olur.
Eltafühüm bi-ehlihim.
Ailesine, hanımı ve çocuklarına karşı lütufkâr olmak. Babası koç bıyıklı, bu kadar; eve geliyor. Kapıdan çocuklar bir tarafa kaçıyor, sıvışıyor. Hanım mutfağa gidiyor.
Neden? Bu adam barut gibi. Evde herkes korkuyor, titriyor.
Olmadı!
Herkes memnun olacak; "Hoş geldin!" diyecek, sevinecek, evde bir muhabbet olacak. Bu, büyük ölçüde babaya düşer. Babanın aile ehline, ailedeki her kişiye lütufkâr davranmasına bağlıdır, işte böyle olursa imanca en kuvvetli olmuş oluyor.
Biz bunu sağlamaya çalışıyoruz, vaazlarımızda çok söylüyoruz çünkü maalesef bizim Anadolu'da bunun aksi yapılabiliyor, çoktur. Hatta bir kızcağızın mektubunu hiç unutamam. Açtım, okudum yüreğim parçalandı:
"Hocam, ben müritlerinizden birisiyim. Namazımı kılarım, elimden geldiğince dini görevlerimi yapmaya çalışırım. Kocam çok sinirlidir, beni çok kere döver. Dövdüğü zaman evin duvarları kan içinde kalır." diyor. Çok acıdım.
Bu kızcağızı kim kurtaracak? Allah yardımcısı olsun. Namazlı kızcağız ama dayak yerken kocası bunun kafasını duvara vururmuş, duvarlar kan içinde kalırmış.
"Tamam, kadın senden zayıf, sen onu pataklayabiliyorsun. Erkeksen gel de beni patakla. Ben bir doksan boyundayım, şampiyonum, gel beni patakla. O zayıfı buldun, pataklıyorsun!" derler adama.
Allah mazlumun yardımcısıdır, mazlumun ahını zalimden alır.
Ahir zamanda bir gün gelir, o adam onun hesabını verir
Yevme yefirrü'l-mer'ü min ehîhi ve ümmihî ve ebîhi ve sâhibetihî ve benîh. "O günde kişi kardeşinden kaçacak. Anasından babasından, hanımından, çocuklarından kaçacak."
Niye?
İyi kocalık yapmadı, onlara zulmetti. "Şimdi hesap soracaklar, hak isteyecekler." diye kaçıyor ama kaçamaz, hesabı vermek zorunda, cezayı çekmek zorunda.
Onun için insanların, mü'minlerin imanca en olgunu, huyu en güzel olandır ve özellikle aile fertlerine en lütufkâr davranandır.
Hz. Âişe annemizden rivayet edilmiş, Peygamber Efendimiz bunu buyurmuş:
"Hanımlarınıza, çoluk çocuğunuza mülayim davranmaya, lütufkâr davranmaya dikkat edin."
Min efdali'ş-şefâati en yuşeffea beyne'l-isneyni fi'n-nikâhi.
İbn Mace rahmetullahi aleyh rivayet etmiş.
Biliyorsunuz insanlar arasında bazı kimseler aracı ve ricacı olur. "Sen şuna yardımcı ol." diye rica ederler; Arapçada buna "şefaat etmek" denir.
Şefaat aslında şef' kelimesinden geliyor. "Adam tek kalmıyor, onun yanında çift oluyor, karşı tarafa söylüyor gibi." anlamalar geliyor.
Mesela bir adama dersin ki; "Bu çocuk yetimdir, işsizdir, sen buna bir iş ver. Ağasın, işin çok, bunu işe alıver."
Çocuk müracaat etmiştir de patron belki onu işe alamayacak, sen gidiyorsun ricacı oluyorsun. "Ben bunun babasını tanırım, ailesi muhtaç, al şu çocuğu." diyorsun.
İşte bu şefaattir. "Müracaat eden kişinin işi olsun." diye rica ediyorsun. Çeşitli şefaatler olabilir, böyle ricalar olabilir.
Bu şefaatler içinde en üstün, en sevaplı, en faziletli şefaat; iki kişi arasında nikâh konusundadır:
Birisi gidiyor, birisinin kızını istiyor. "Allah'ın emriyle, peygamberin kavliyle senin kızını almak istiyorum, kızını ver." diyor.
Adam da ya verecek ya vermeyecek; belli değil. Birisi diyor ki:
"Ben bunları tanırım. Kızını ver, iyidir, ben uygun görüyorum, memnun olursun." diye şefaat ediyor.
"Şefaatlerin en sevaplısı nikâh konusunda yapılan aracılık ve şefaattir." diyor, Peygamber Efendimiz.
Bu neden dolayı?
Nikâhlanmak İslâm'da çok sevaptır. Millet bunu bilmiyor. Evlenmek, nikâhlanmak İslâm'da çok sevaptır.
Evlinin namazları niyazları bekârlardan daha çok sevaplıdır, daha çok kıymetlidir. Bekâr bir namaz kıldığı zaman bir sevap alır, evli namaz kıldığı zaman onun kaç kat fazlası -unuttum yetmiş mi, seksen mi- daha sevaplıdır.
Sonra evine getirdiği içecek ve yiyeceğin mükâfatı yedi yüz mislidir. Allah rızası için çocuk büyütmek, büyütürken sıkıntısını çekmek, çocuğun hastalığına tahammül etmek, onun büyümesi için masraf yapmak, vesaire hepsinin mükâfatı çoktur.
"Allah rızası için, hayırlı evlada sahip olmak için, Resûlullah'ın sünnetine uygun olsun." diye Peygamber Efendimiz;
"Evlenin, çoğalın, ben sizin çokluğunuzla kıyamet gününde iftihar edeceğim." buyurmuş.
Onun için evlilik güzel bir şeydir. Allah evlatlarımıza hayırlı eşler nasip etsin, onları iyi kimselerle evlendirmeyi bize nasip etsin, mutlu olduklarını görmeyi bize nasip etsin. Bir de "Başkalarının kızları ve oğulları da iyi insanlarla nikâh yapsınlar, evlensinler." diye aracı olmak da çok sevap olduğu için bu hadis-i şeriften anlaşıldığı üzere, ona da gayret gösterelim.
Bazen melek gibi kız evde kalır. Neden evde kalır?
Anası babası her isteyene vermez. Bunların istediği de gelip istemez. İsteyenleri bunlar beğenmezler. Sonunda bakarsın çok güzel bir kız ama yaşı geçmiş. Yaşı geçince de hem kızda hem anne babada bir telaş başlar, ruhsal sıkıntılar başlar.
Onun için nikâh konusunda özel gayret göstermemiz lazım. İyi kızların evlenmesi için yuva kurması için aracı olmamız lazım; "İyi arkadaşlar, eşler bulsunlar." diye gayret göstermemiz lazım geliyor.
Allah hepinizden razı olsun. Güzel şeyler öğrendik. Allah bizi Resûlullah'ın sevgisine, şefaatine, iltifatına, rızasına, teveccühüne nail eylesin. Gül cemalini rüyalarda görmek nasip ettiği gibi ahirette de köşkünün yanına komşu olmayı nasip etsin. Cennetiyle, cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin, iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
16.02.1997 -
Peygamber Sıfatları 2
12.01.1997 -
İskenderpaşa Vizyonu
