İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

16.02.1997 - Peygamber Sıfatları 2

16.02.1997 - Peygamber Sıfatları 2
Hadisler Deryası

16.02.1997 - Peygamber Sıfatları 2

25.09.2022
19 dk 56 sn

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İnne’l-hedye’s-sâliha, ve’s-semte’s-sâliha, ve’l-iktisâde, cüz’ün min hamsetin ve ışrîne cüz’en mine’n-nübüvveti)

Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.

Aziz ve sevgili kardeşlerim!..

Allah  yaptığınız ibadetlerinizi, hayırlarınızı kabul eylesin... Sizleri rahmetine erdirdiği kullarından eylesin... Nice  makbul, güzel ibadetler yapmanızı nasib eylesin... Rızasını kazanmanızı nasib eylesin...

Ahirette hesabı geçip, cehennemden kurtulup cennete girmek suretiyle, asıl bayramları, en büyük bayramı da kazanmayı nasib eylesin... Her gününüz mutlu olsun, saîd olsun, bayram olsun... İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz’in hadis-i şeriflerinden bir demet, o gül bahçesinden bir deste size sunmak üzere konuşmaya başlıyoruz.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem Efendimiz, Taberânî’nin ve Ahmed ibn-i Hanbel, Beyhakî gibi kaynakların; İbn-i Abbas radıyallahu anhuma’dan ve diğer kırk beş ravinin şeyinden rivâyet ettiğine göre, bu hadis-i şerifte buyurmuş ki Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem:

“Şunlar şunlar şunlar şunlar peygamberliğin yirmi beş bölüğünden bir bölüktür.” Peygamberlik makamı yirmi beş şube ise; yirmi beş şubeden bunlar bir bölüktür diye buyurmuş. Şu sayılan şeyler. Peygamberliğin vasıfların güzîdelerinden olduğunu beyan etmiş oluyor, mühim şeyler olduğunu beyan etmiş oluyor.

Yâni bir peygamber hangi sıfatlara sahiptir? Peygamberlik dendiği zaman o makama sahip olan insanın ne gibi halleri vardır? Ne gibi ahlakı vardır? Bu mühim... Peygamber, Allah’ın vazifeli kulu, Allah’ın emirlerini kullara getiren bir kul, olağanüstü kıymetli bir insan... E, bunun sıfatları nasıl olmalı, onlar nasıl insanlardı, nasıl güzel ahlâka sahiplerdi, nasıl güzel sıfatlara sahiplerdi? İşte şunlar, şunlar, şunlar... Burada üç tanesi sayılıyor, Peygamberliğin yirmi beş bölüğünden bir bölüktür. Yirmi beşte biridir. Neymiş bunları şimdi anlayalım. Üç şey sayıyor Efendimiz: 

İnne’l-hedye’s-sâlih “Birisi hedy-i sâlih.”

“Bir şey anlamadım hocam!” diyeceksiniz...

Doğru, anlatacağım. Hedye’s-sâlih; bir...

Ve’s-semte’s-sâlih “Semt-i sâlih; iki...

Ve’l-iktisâd. İktisad; bu da üç... Bu üçü peygamberliğin yirmi beşte birinden biriymiş.

Peygamberliğin neden meydana geldiğini bildiren başka hadis-i şeriflerde, Efendimiz buyuruyor ki meselâ:

Sâlih rüya. Sâlih rüya da Peygamberliğin şu kadar cüzünden bir cüzdür, bir bölümüdür diye bildiriyor.

Yâni, peygamberler rüya gördüler mi, onların rüyaları öyle sıradan bir şey değildir, onların rüyalarında gerçek vardır. Allah’ın rüya yoluyla, rüya âleminde onlara gerçek emri vardır. Rüyaları kıymetlidir. Rüyaları sıradan insanların rüyaları gibi değildir demek.

Peygamber Efendimiz de hangi rüyayı görse, gün ışığı gibi, gün aydını gibi, olduğu gibi rüyası çıkardı ertesi gün. Akşamdan görürdü, sabahleyin olduğu gibi çıkardı. Yâni, bir ilâhi haberleşme vasıtası oluyor rüya. Rüyada Allah söylüyor.

Ben aciz, naçiz kardeşiniz de kendi hayatımdan bazı misaller biliyorum, siz de biliyorsunuzdur. Yâni, sizin de bazen akşam bir rüya görüp de —belki içinizde böyleleri vardır— sabahleyin o olur, olmuştur, karşınıza gelmiştir. 

“Allah Allah, dün akşam ben bu rüyayı gördüm, bak bu sabah böyle oldu...” diye, bazen böyle şeyle karşılaşmış olabilirsiniz. 

Ben karşılaştım hem de çok aşikâr, aynı, tıpatıp, aynen öyle şeylerle karşılaştığım oldu. Talebeyken daha hani böyle hocalık mocalık, sarık, cübbe, kavuk filan yokken, daha öğrenciyken olabiliyor yâni böyle şeyler.

Demek ki rüya da boş değil. Yâni, insanın zihnine bir şeylerin gelmesi... E, bu nereden geliyor? Geliş yeri önemli... Şeytandan gelebilir, nefisten gelebilir, meleklerden gelebilir, Allah-u Teâlâ Hazretleri gelebilir... Geliş yeri önemli. Yâni, bana bir şey geliyor; ama hangi kanaldan geliyor? Ekranda bir şey var, hangi kanal, nereden geliyor? Nereden yayınlamışlar da ekrana aksetmiş. Rüya ekranımız bizim, zihnimiz; ama oraya nereden geldiği önemli. Onun için, sâlih rüya da peygamberliğin bölüklerinden bir bölüktür.

Bunlar da, burada sayılan üç şey de peygamberliğin bölüklerinden bir bölüktür.

“E, bize ne?” diyebiliriz değil mi... 

Şimdi akıl yürütüyoruz kendi kendimize: Bize ne? Yâni, bunlar güzel şey, bunları edinmeye çalışalım! Bak peygamberler bu vasıflara sahip; biz de aklımızı başımıza toplayalım, böyle hallere sahip olmaya çalışalım! Çünkü peygamberler bu vasıftaymış.

Allah peygamberleri niçin gönderiyor dünyaya? Elle tutulur, gözle görülür misal olsun diye, nümune olsun diye.

“İşte bak bu peygamber, öp elini, eteğini öp, ayağını öp; işte bu peygamber. Bak bunu hareketine, nasıl hareket ettiğine bak, ne söylediğine dikkat et!.. Bak bunun yolundan yürü, bunun izini takip et, emrini tut!..”

Nümune-i imtisâl diyoruz, üsve-i hasene diyoruz; Allah onları bize nümune insan olarak gönderiyor, 

“Ey kullarım, uzun tarife lüzum yok, ben böyle insan istiyorum. Böyle insan olmaya çalışın! Böyle mükemmel olmaya çalışın, böyle güzel olmaya çalışın, böyle salih olmaya çalışın!” diyor, bu güzel...

Kolaydır yâni, böyle bir öğretme yolu kolaydır. Misali ortaya koyarsınız, öğrenmek isteyenler o misale bakarlar, kendilerini ona benzetmeye çalışırlar. Demek ki bu üç sıfat, değerli sıfatlar. Şimdi bunları anlamaya çalışalım:

İnne’l-hedye’s-sâlih. Sâlih, iyi demek. İzahını yapacağım, iyi bir tavır, hal... Bu hadis-i şeriflerin okunmasına geçmeden önce de ne diyoruz? Fa’lemû Efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ muhammedin salla’llâhu aleyhi ve sellem) “Hal ve gidişin en güzeli, Peygamber Efendimiz’in hal ve gidişidir.” diyoruz ya. Hadis’i okumaya geçmeden önce, size bir ön konuşma yaptığımız zaman, ne diyoruz?

“Sözlerin en güzeli Allah’ın kelâmıdır. Hal ve gidişin en güzeli de, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vessellem’in hal ve gidişidir.” diyoruz.

Onun Arapçası ne? Hedy... Aslında hedy kelime olarak nereden geliyor? Hedâ-yehdî; yol gitmek ve yol göstermek demek. Yolu gösteren kimseye hâdî derler bu kökten...Hâdî, yol gösteren. Kendisine doğru yol gösterilmiş de, doğru yoldan gidene de, mehdî derler. Kendisine klavuzluk yapılmış da doğru yolda gidiyor mânâsına... Peygamber Efendimiz hem hâdîdir, hem mehdîdir. Yâni hem kendisi doğru yola kılavuzluk yapıyor, hem de kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilmiş de, o yoldan giden bir insan. Her yaptığı güzel...

Hedy de işte böyle hal ve gidiş diye tercüme ediyoruz, uygun. Hal ve gidiş sözü uygun, hal ve gidiş uygun düşüyor. Zaten hedy de biraz gitmekle ilgili. Kur’an-ı Kerim’de de Fatiha Sûresi’nde de ne diyoruz?

İhdina’s-sırâta’l-müstakîm. “Bizi doğru yola götür. Yâni, oraya kılavuzluk et bizi ya Rabbi, sevk et!” diyoruz.

Oradan da anlıyoruz. İhdina’s-sırâta’l-müstakîm. “Bizi doğru yola sevk et, oraya götür! Oraya gitmemizi sağla...” demiş oluyoruz. Hedy böylece hal ve gidiş demek. 

Sâlih de uygun demek. Raculün sâlih; uygun, iyi insan demek. Hedyün salih; iyi bir hal ve gidiş, uygun, uyumlu demek yâni... Eskiler kullanırlar da, belki yeniler bilmezler,

“Bu işe bu sâlihtir.” yâni, uygundur demek.

Uyan, tamam bu işi bu yapabilir, bu işi falanca adam yapabilir, o adam bu işe sâlihtir.

Hatta salih olmaya, uygun olmaya da ne diyoruz, salâhiyet diyoruz; salâhiyet...

“Bu adam bu konu da salâhiyetlidir.”

Ne demek? Yâni, uygunluğu vardır bu adamın bu işe; bu işi yapabilir demek. Uygunluk demek yâni, onun da tam tercümesinin karşılığını bulmuş olduk. 

Uygun hal ve gidiş... Uygunsuz değil yâni. Uygunsuz adam, uygunsuz kadın, uygunsuz vaziyet, uygunsuz söz... Yâni bunları biliyoruz, kullanıyoruz dilimizde... Uygun mu? Bir uygun var, bir uygunsuz var. Sözün bir uygunu var, bir de uygunsuzu var. Vaziyetin bir uygunu var, bir de uygunsuzu var. 

“Uygunsuz vaziyette yakalandı! Polis götürdü...”

Ama burada uygun. El-hedyü’s-sâlih. “İyi, uygun bir gidiş.” Tabii, bu uygunluk nereye uygunluk olacak? Salihlik, salahiyet, uygun oluş... Nereye uygunluk olacak? Allah’ın emrine uygunluk olacak, Allah’ın rızasına uygunluk olacak. Allah’ın seveceği olacak. Demek ki, dine, kitaba, Kur’an-ı Kerim’e, şeriata uygun bir hal ve tavır; denmiş oluyor.

“E, hocam, kelime kısa da, anlamı şimdi kocaman oldu. Yâni, ben üç nasihat tutacaktım; ama şimdi ben bunun neresinden tutayım? Yâni çok büyüdü iş, genişledi...”

Doğru. Zaten İslâm küçücük bir şey değildir. Hayat nizamıdır. Bizim her şeyimiz başka türlüdür, İslâmcadır, mü’mincedir. Başkasının da başka türlüdür meselâ, Avrupalı’lar başka türlü düşünüyor. Amerikalılar’ın hali başka türlü...

İnsanı insan yapan nedir? Eğitimdir, bilgilerdir, terbiyesidir.

İslâm her şeyi kendine mahsustur. İslâm’ı başkasıyla tarif etseniz, doğru tarif edemezsiniz, tarif edemezsiniz... Meselâ, leylak’ın rengi ne renktir? Leylak, leylak rengidir... Çünkü ne diyeceksin, işte biraz kırmızı, biraz mor, mavi karıştırdığın zaman işte şu... Canım işte, leylak rengi. Yâni gök rengi filan... Hani böyle renkleri bazen anlatıyoruz ya; ancak kendisiyle anlatıyoruz. İslâm da kendisi İslam’dır...

Önemli, önde gelen mühim maddeleri? Farzlardır. Farzları öğreneceksiniz. Beş vakit namaz kılacaksınız...

“Hocam, beş tane olmasa da üç tane olmaz mı?”

Tenzilat hakkımız yok... Tenzilat hakkımız yok, Allah böyle emretmiş. Elli vakit sevabı veriyor, beş vakit namaz.

“Namazı öyle kılmasam da, böyle kılsam olur mu?”

Olmaz, olmaz... Çünkü Peygamber Efendimiz namazın nasıl kılınacağını tarif buyurmuş, vs. Yâni, İslâm’ın…Bunları öğreneceğiz, farzları öğreneceğiz. Farzlar gibi, bir de olumsuz farzlar var. Olumlu emirlere farz diyoruz; namaz kıl, oruç tut, hacca git, malından zekât ver ve şunu yap ve bunu yap... Bunlar olumlu emirler, farz...

Bir de olumsuz emirler var, yâni yasak... Şunu yapma... Yalan, söyleme. Haram... Sonra, içki içme, haram... Onlar da emir aslında, ama yasak diyoruz. Bu çeşit olumsuz emirlere yasak adını veriyoruz. Emirler ve yasaklar. Bunları öğreneceksiniz.

“Hocam, ben daha öğrenmedim bunları.”

Olmaz, çok geç kalmışsın! Bunları ne zaman öğrenecektin biliyor musun? Bunların hepsini ezbere bilecektin. Ne zaman? Sorumluluk yaşına girmeden önce... Sorumluluk yaşına yani, meleklerin senin sevaplarını günahlarını kaydetmeye başladığı yaştan önce bunları öğrenecektin ki, günah işlemeyip, defterine günah yazdırtmayacaktın. Sevapları kaçırmayıp, günah yazdırmayacaktın. Sevapları yapıp, sevap kazanacaktın.

Ne zaman yâni? Buluğ çağına ermeden önce öğretecektin. Demek ki, İslâm nizamında çocuk daha buluğa ermeden öğretmek varmış.

Çocuklara oyunla bir şeyler öğretiyorlar, belli yaşa kadar bir şeyler öğretmiyorlar. İlkokul çağı masum bir çağ olarak kabul ediliyor vs. filan... İslâm’da öyle değil. İlkokulun son sınıfında veya ortaokulun başlarında çocuk buluğa eriyor. Yâni, sorumluluk başlıyor. Demek ki, ilkokulda çok mühim şeyleri öğrenmesi lâzım...

“Hocam, bu kadar ağır şeyleri çocuk nasıl öğrenir?”

Buna terbiye ilmi derler. Çocuk terbiyesi ilmi, pedagoji derler. Bunun usulü vardır. Gene o farzları o yasakları o çocuğa onun anlayacağı şekilde öğretebilirsin. Büyüklere öğretim tarzı başka türlü olur, küçüklere başka türlü olur. Basit öğretirsin, ama gene öğretirsin. Öğretilebilir. Sade bir misalle kolayca öğretirsin. Öğretmen lâzım...

Böylece bir güzel hal ve gidişi olur insanın, bilir. Gıybet etmek günah diye bilir, iftira etmek günah diye bilir, dedikodu yapmamak lâzım diye bilir, yalan söylememek gerekir diye bilir; böylece bir hal ve gidişi ortaya çıkar kişinin... Hal ve gidiş. Nasıl hal ve gidiş? Güzel bir hal ve gidiş ortaya çıkar. Tamam, böyle bir hal ve gidişe sahip olması lâzım bir müslümanın.

El-hedyü’s-sâlih. Şöyle bir güzel, uygun hal ve gidiş. Ahlâklı, edepli, sakin, terbiyeli hal ve gidiş. Yâni adam taşkın değil, azgın değil, saldırgan değil, küstah değil, hedy-i sâlihe sahip yâni, iyi bir hal ve gidişi var; bu bir... Peygamberler böyleydi. Saygın kimselerdi... Fazla komik, faza şakacı, fazla gayr-i ciddi, fazla zalim, fazla sert filan değildi. Yâni, hedy-i salih’i vardı, şöyle; sevimli, güzel, ciddi bir hal ve gidişi vardı. Birisi bu; hedy-i salih.

E, bu nasıl teşekkül eder, bu nelerle tahakkuk eder? Bu küçük şeylerden teşekkül eder. Nasıl bir televizyonun ekranındaki görüntü küçük noktalardan teşekkül ediyorsan, vericideki her nokta bu tarafta gelip uygun ışığı sana getiriyorsa, o ışıkların birleşmesinden televizyondaki şekil meydana geliyorsa; nasıl bir halı iplik ilmiklerinden meydana geliyorsa; sen halıyı şey görüyorsun ama, halı düğümlerden meydana gelmiş. Düğüm, düğüm, düğüm, düğüm; halı olmuş. Onun gibi...

Sonra, hatta kendimizi düşünelim, kendimiz hücrelerden meydana gelmişiz. Hücre hücre, hücre hücre, biz olmuşuz. Köy köy, kasaba kasaba, bilmem ne Türkiye olmuş; gibi... Yâni, küçük cüzlerden meydana gelmişiz.

İnsanın hedyi de, hal ve gidişi de küçük parçalardan meydana gelir. Bu parçalar nedir? Bir eğitim sürecinde kazanılmış güzel meziyetlerdir. Doğru sözlülüktür, sakinliktir, sabırdır, merhamettir, vesairedir; bunlardan bir İslâmî karakter oluşur, bir güzel hal ve gidiş oluşur, aşırılıklardan uzak bir şeydir yâni. Güzel vasıflar grubudur.

Onun için çok okuyun! Dinî kitapları, yayınları, konuşmaları takip edin!

Sonra güleç güzlü olacaksınız, heyetiniz, görünümünüz güzel olacak. Bu da önemli... Kaşınıza, gözünüze, bıyığınıza, sakalınıza, kokunuza, temizliğinize, giyiminizin şöyle rahat olmasına dikkat edeceksiniz; önemli...

Yüz güleçliğine, herkesi böyle güleç yüzle, beşaşetle karşılamaya dikkat edeceğiz. 

Bir de aşırılıktan kaçınıp itidalli bir yolda yürüyeceğiz. Müsrif olmayacağız, cimri olmayacağız. İbadete aşırı düşkün olup, vazifelerimizi ihmal etmeyeceğiz; ibadetten aşırı kaçıp, ibadet kusurlu olmayacağız... vs. Her şeyimizi böyle ölçülü yapmaya gayret edeceğiz.

Allah bize güzel ahlâkı nasib eylesin... Hocamızın Tasavvufî Ahlâk kitabını lütfen okuyun. Hocamız ahir ömründe o Tasavvufî Ahlâk’ı ömrünün tecrübelerini size aktarmak için yazdı. O güzel kitabı okuyun, oradaki güzel huyları benimsemeye çalışın, kötü huylardan kurtulmaya gayret edin... 

Allah sizi peygamberlerin sahip olduğu güzel huylara sahip olanlardan eylesin... İki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin... Cennetiyle, cemaliyle cümlenizi müşerref eylesin...

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
06.05.1990 - Bayram Eğlenceleri, Cumanın Önemi, Horoz Besleme
28.05.202627 dk 34 sn
03.04.1983 - Güzel Ahlak, Müminlerin Vasıfları
05.08.202623 dk 31 sn
01.06.1980 - Peygamber Efendimizin Uykusu,Namaz,Cuma Namazı, Peygamberimizin Son Sözleri
29.08.202619 dk 58 sn
12.06.1983 - Namaz, İman Galip Gelecek, Ramazan Hürmetine
03.03.202629 dk 46 sn
07.06.1981 - Kıyamet Alametleri, Yaz Gününde Oruç Tutmak, Sabretmek, Soğukta Abdest
04.01.202612 dk 47 sn
01.12.1984 - Dilencilik, Allahın Yardımı
25.07.202018 dk 36 sn
30.09.1990 - Mevlid Kandili, Peygamber Efendimizin Son Peygamber Oluşu, Peygamber Sevgisi
03.09.202539 dk 43 sn
29.08.1982 - Lut Kavmi, Şehitlik
28.11.202321 dk 3 sn
28.12.1980 - Kabenin İçine Girmek, Cennetin Derecesi
24.05.202614 dk 44 sn
28.11.1982 - Şehitlik, Yemeğe Şükretmek
28.11.202318 dk 58 sn
26.12.1982 - Ümmetin İhtilafı
28.11.202320 dk 14 sn
25.07.1982 - Allahı Zikretmek
21.05.202616 dk 17 sn
25.07.1982 - Allahın Kızdığı Şeyler, Acıkmadan Yemek, Allahu Ekber Tesbihi, Sigara
28.11.202331 dk 7 sn
25.04.1982 - Musa (AS) Rivayet, Şükür
19.06.202623 dk 30 sn
24.01.1982 - Alimin Abide Üstünlüğü, Alimin Önemi, Müslümanın Heybeti
28.11.202329 dk 40 sn
21.11.1982 - La İlahe İllallah, Namaz, İmam, Müezzin
15.06.202628 dk 50 sn
21.11.1982 - Kuran Kıraatı, Vera, Sabır
13.06.202616 dk 49 sn
21.07.1985 - Peygamber Efendimizin Tavsiye Ettiği Tesbihler
31.12.202526 dk 23 sn
20.05.1984 - Allahın Adını Anarak İstemek, Yüzü Ve İsmi Güzel Olanlar
10.06.202618 dk 20 sn
19.12.1982 - Hz. Ömer, Müslüman
28.11.202318 dk 51 sn
AKRA